Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

15 Temmuz sonrasındaki geçici kaostan istifade ile saldıran bu örgütlerin Suriye iç savaşı bitmedikçe fırsat kollayacakları malumumuz. Ancak bugün üçlü terör tehdidi ile mücadelede dört imkânımız var.
1- FETÖ'nün tasfiyesi ile güvenlik ve adalet başta devlet kurumlarının etkin işleyişi için reform, yeniden yapılanmaya gidilmesi. Generallerin yarısının darbeci çıkması ve 17 Aralık sürecinde 81 emniyet müdüründen 74'ünün bu gizli örgütten olduğunun fark edilmesi işin vahametini gösteren örnekler. Virüsün sağlıklı hücrelerin yerine geçtiği bir organizmanın tümüyle çökmemiş olması Türkiye'nin şansıdır.
2- Milletimizin Temmuz 2015'ten itibaren terörle mücadeleye verdiği moral destek ve darbe girişiminden sonra sergilediği vatanseverlik duygusu siyasetin elini güçlendirmekte. "Bu ülkenin Suriye ya da Mısır olmasını istemeyen" kahraman insanımızın vatanseverliği kurumlarda reform yapılması için gerekli meşruiyeti ziyadesiyle sağlamakta. 15 Temmuz'dan sonra üç terör örgütü de milletimizin gözünde özdeş ve birlikte lanetlenmekte. Türkiye'nin bütünlüğüne ve geleceğine kast eden gayri milli, vatan düşmanı örgütler.
3- Siyasi partilerimizin tehdit algılarının ortaklaşması da büyük bir imkân. Hem Türkiye karşıtı uluslararası kampanyaya karşı koymak için. Hem de Yeni Türkiye'nin inşasına başlayabilmek için.
4- Rusya ve İsrail'le normalleşmenin Suriye dosyasında yeni hamlelere açtığı alan terörle mücadeleyi kolaylaştırmakta.
DAİŞ'in Kuzey Suriye'deki varlığı ortadan kaldırılırken Gaziantep saldırısı türü terör eylemlerini beklemek lazım. Ancak asıl zorlu dönem YPG'ye ilişkin olacak. Türkiye YPG'yi sıkıştıran eylemlere yöneldikçe PKK'nın içeride DAİŞ'ten öğrendiği yeni vahşet türlerine yönelmesini öngörmeliyiz.

Burhanettin Duran/Sabah

  • 2
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Koalisyon çözümü, Türkiye'nin bütün büyük altyapı yatırımlarını askıya alacak, savunma sanayi gibi temel stratejik alanlarda filizlenmeye başlayan üst teknoloji arayışları da ortadan kaldırılacaktı.

Bunun ötesinde Türkiye'nin Erdoğan'la birlikte merkeze aldığı bütün enerji hamleleri de Batı'nın yeniden inisiyatifine geçecekti. Bugün ortaya çıkıyor ki, FETÖ Türkiye ekonomisini bir kanserli ur gibi sarmış, bu örgütün denetlediği şirketlerin Türkiye ekonomisindeki ağırlığı TUSKON gibi yarı mafya örgütlerle artırılmış ve FETÖ'den izin alınmadan piyasaya giriş ve çıkışlar neredeyse kilitlenme aşamasına gelmişti.

17/25 Aralık'tan sonra bu terör yapısını finanse eden şirketlere CMK'nın 133. Maddesine göre kayyum atanmasına bağımsız yargı karar vermişti ama bu yaklaşımın, açıkça söylemek gerekirse, Cumhurbaşkanı ve yakın ekibi dışında politik olarak doğrudan doğru olduğunu söyleyen yoktu.

Tam aksine, bu terör yapısının şirketlerini -hele en büyük iktisadi çevrimi elinde tutan Ankaramerkezli bir grubu- korumak için kimlerin devreye girdiğini de artık bu toplum bilmelidir. Mısırdarbesi olduğu zaman Mısır darbesini yapan ordu, Mısır ekonomisinin yüzde 60'ından fazlasını denetler durumdaydı ve bu, darbenin başarılı olması kadar, darbe sonrası politik meşruiyetinin temel gücüydü.

Bakın şunu çok açık söylüyorum, artık söylemek zorundayım çünkü bu 15 Temmuz gecesi şehit olan kardeşlerime borcumdur: Eğer bağımsız yargı, bu terör örgütünün ekonomik gücünü, 15 Temmuz'a giden süreçte, CMK 133'e göre, kesmesiydi, 15 Temmuz'un ekonomik meşruiyetini biz teslim etmiş olurduk ve 15 Temmuz'un başarılı olma şansı, 15 Temmuz sonrasında bile söz konusu olabilirdi. Bu terör örgütünün temel finans gücünü o günlerde korumaya çalışanlar kimlerdi, sanıyorum bunu bu Türkiye'nin namuslu gazetecileri yazacaktır.

Cemil Ertem/Milliyet

  • 3
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Malum, son yıllarda Abdülhamid Han üzerindeki resmi ideoloji perdesi kalktı da sık sık konuşup tartışmaya başladık. Ben bugün başka bir talihsiz padişahı; Abdülaziz'i hatırlatmak istedim. İbret alınacak gerçeklerle dolu bir dönem çünkü. Şimdilik girişte anlattığım olaya bakmakla yetinelim. Bir padişahın saltanatının ikinci yılında birtakım devlet erkânını derhal huzursuzluğa iten şey ne olabilir? Soruya verilecek en hızlı ve doğru cevap şudur: Abdülaziz tahta çıktığı anda kendine hedef olarak askeri bakımdan toparlanmayı seçmişti.
Ne yaptı mesela?Hemen donanma için İngiltere'ye ağır zırhlılar sipariş etti. (Zaman içinde 180 parçalık bir donanmamız oldu) Tabii İngilizler gemileri yaptılar fakat kendilerine bağlı paşaları da tetikte tutmayı ihmal etmediler.
Zaten sefarethanelerin devletteki etkisi çok yüksekti. Birkaçı hariç vezirler "Padişah Avrupa'dan korkmazsa, idaresi güçleşir" fikrini açıkça seslendirebiliyorlardı.
Abdülaziz'in erkenden Batı'yı sarsan girişimi ise Yavuz Sultan Selim'in fethetmesindenuzun yıllar sonra Mısır'ı ziyaret eden ilk Osmanlı padişahı olmasıydı.
Mesaj açıktı: İstanbul, Mısır'ı unutmamıştı. Tam Süveyş'in tarih sahnesine çıktığı bir zamanda Mısırlılar da Padişah'ın yoluna güller dökerek onu unutmadığını göstermişti. Bu Batı için affedilir iş değildi!

Uzun, hüzünlü ve ibretlik olaylarla dolu bir hikâye bu. İsterim ki, merak edip Abdülaziz'in serencamını detaylarıyla öğrenin. Son notum da şu... Okullarımızda göklere çıkartılan Mithat Paşa hikâyesini de bir kenara atalım artık.Cumhuriyet'in ona kazandırdığı itibarı hak etmeyen bir adam, bunu bilelim.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 4
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bu millet FETÖ mensubu terörist hainleri asla affetmeyecektir. Bu terör örgütüne 1 Ocak 2014'ten sonra destek çıkanları, yardım ve yataklık yapanları da affetmeyecektir. Devlete meydan okuyan, "asıl biz sizi inlerinize sokacağız" diye yırtınanları, ayakta alkışlayanları da affetmeyecektir. Dinimizi kullanarak, hüsnü zannımızla, yardımlaşa hasletimizle oynayarak bizim çocuklarımızı çaldılar, ailelerimizi parçaladılar, üst aklın kölesi olarak her türlü ihaneti, kalleşliği, canavarlığı yaptılar. Jandarma, MİT, emniyet, yargı ve TSK içindeki FETÖ hainlerinin artık DAEŞ'e de, PKK'ya da, yabancı istihbarat örgütlerine de yardım ve yataklık yaptığını biliyoruz.

On gündür FETÖ-PKK işbirliğinin akıl almaz ihanet örnekleri anlatılıyor. Dünkü gazete haberleri arasında şu vardı: Geçtiğimiz yıl Ağustos ayı sonlarında Munzur ve Pülümür vadisi ile merkez Çiçekli Köyü yakınlarında 150 PKK'lının kaldığı tespit edilen PKK kamp ve sığınaklarının imha edilmesine yönelik hava harekâtında, hedeflerin tamamını es geçen, bombalamayan pilotların FETÖ/PDY soruşturması kapsamında gözaltına alınarak tutuklandığı ortaya çıktı.

Cizre, Yüksekova, Sur ile Nusaybin'deki hendeklerin 2. Ordu'ya bağlı tankların önünde kazıldığı, el yapımı bombaların döşendiği bilinen sokaklara Mehmetçiğin göz göre göre gönderildiği, Kilis kent merkezine DAEŞ mevzilerinden atılan roketlere koordinatların, kahraman Astsubay Ömer Halisdemir tarafından alnından vurularak öldürülen hain Tuğgeneral Semih Terzi tarafından verildiği ortaya çıktı.

Türkiye'nin acz içinde olduğu, yönetilemediği algısı için kaos çıkararak, ülkemizi iç savaşa sürüklemek isteyerek sürdürülen ihaneti milletçe önleyeceğiz. Onlara tankların önüne dikilen bu milletin yüreğini, cesaretini, azmini her defasında göstereceğiz; el birliği, gönül birliği ile...

Hüseyin Gülerce/Star

  • 5
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

İçişleri Bakanı Efkan Ala, göreve geldiğinde emniyette daire başkanlığı seviyesinde 7 bin istihbarat elemanının 6500'ünün FETÖ'ye bağlı olduğunu, ayrıca 81 ilin 74'ünün emniyet müdürünün de FETÖ'cü olduğunu belirtip görevden alındıklarını söylemiş. Söz konusutasfiye rakamlarının yüksekliği, FETÖ'nün sızma başarısının yüksekliği ile doğru orantılı. Bununla birlikte Türkiye'de istihbarat zafiyeti hâlâ oldukça büyük.
Cumhurbaşkanı'nın bile darbe istihbaratını 'eniştesi'nden aldığı bir ülkede yaşadığımızı unutmayalım.
Bu zafiyet ortada olmasına rağmen, hâlen istihbarat yapıları arasında sağlıklı bir bilgi akışı var mı, emin değilim.
Örneğin FETÖ'nün eski 'Emniyet İmamı' olan Kemalettin Özdemir, geçtiğimiz gün verdiği röportajda, darbe girişimi sırasında Akıncı Üssü'nden çıkan ilahiyatçı Adil Öksüz'ün 'Hava Kuvvetleri İmamı' olduğunu 2012 ve 2013'te devlete bildirdiğini söylemişti. Bunun üzerine İstanbul Emniyeti'ndeki kaynaklarıma bu bilginin kendilerine gelip gelmediğini sordum ve Öksüz'ün ismini de örgüt şemasındaki konumunu da darbe günü öğrendikleribilgisini aldım.
Bu vahameti ortadan kaldırmak için, hazır istihbarat kurumlarımız yeniden şekillenirken, aralarındaki kurumsal işbirliğine de baştan çekidüzen vermek gerektiği kanaatindeyim. Zira karşımızda toplumun ve devletin her katmanından aldığı bilgileri aynı istihbarî havuzda toplayıp çıkarlarına göre kullanan bir yapılanma var. Bununla mücadele etmenin kurumlar arası dayanışmayı güçlendirmekten öte bir yolu olduğunu sanmıyorum.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 6
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Uzun lafın kısası, Türkiye, Fetullah'ın iadesi için ne kadar kararlıysa, ABD de Fetullah'ı vermemek konusunda o kadar kararlı. İmdi, şu soruyu sormanın tam vaktidir: Türkiye Cumhuriyeti en üst düzeyde, "Ya Fetullah, ya biz" diye rest çektiği halde, ABD neden kulağının üstüne yatıyor hâlâ? Fetullah'ı, Türkiye'den daha vazgeçilmez kılan ne?

Başka bir ifadeyle, Fetullah ile Türkiye'de daha ne yapmayı planlıyorlar? Deşifre olmuş bir örgüt olarak FETÖ'nün son kullanma tarihi bitmedi mi yoksa? Demek ki, bitmedi. Baksanıza; Türkiye ve Fetullah arasında tercih yapmak zorunda hissetmiyorlar kendilerini. Bunun gerçekçi bir nedeni olmalı değil mi?

Fakire soracak olursanız, FETÖ varlığını sürdürdüğü sürece Türkiye'yi kaybetmeyeceklerini düşünüyorlar. Yoksa, 2- 3 günlük ilaç verirler, Fetullah'ı paket yapıp gönderirlerdi. Buraya geldiğinde de ilk sorgusunda "eleman" ölürdü; "Türkiye Gülen'i işkenceyle öldürdü" diye de yaygarayı basarlardı. Yani, ölüsünden de istifade ederlerdi. Hiçbirini yapmadıklarına göre son kullanım tarihi bitmedi demek ki.

O halde her zamankinden daha çok dikkatli olmak zorundayız. Bu sefer sonuç alıcı "darbeyi" vurmaya çalışacaklardır. Tüm tartışmaları askıya almak zorundayız. Ve, direniş hatlarını daha da tahkim etmeliyiz. Gördünüz işte; 2013'ten beri polis atılıyor hala temizlenemedi. Dün itibariyle, aralarında emniyet müdürü ve amirlerin de bulunduğu 95 polis daha İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden uzaklaştırıldı.

Esas yuvalandıkları TSK ne olacak peki? Malumunuz, 15 Temmuz'dan sonra tasfiye yapılmaya başlandı; emniyetteki temizlikten yaklaşık 3 yıl sonra. Üstelik, ifadeler kafa karıştırıcı. Emekli Albay Hasan Atilla Uğur'un dediği gibi çok da iyi takıyye yapıyorlar; rakı dersen rakı, Atatürk desen Atatürk; her kamuflajı yapıyorlar.

FETÖ'nün darbe girişiminin ardından Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan astsubay okulları öğrencileri dün, "Jandarma Marşı" eşliğinde Anıtkabir'e yürüdü. Bilmiyorum artık ne anlama geliyor veya neyin startı bu? İsrail de Türkiye Rusya yakınlaşmasından felaket rahatsız. Meşhur Debkafiles haber sitesi, Suriye'nin kuzeyinde "İsrail koridoru" açılmaması konusunda Rusya, İran ve Türkiye'nin uzlaştığını ihsas ediyor.

Suriye Hava Kuvvetleri'ne ait SU-24 savaş uçaklarının PYD'ye yönelik hava taarruzunun Rusya, Türkiye ve İran arasında gelişen ittifakın temel taşı olduğu söylenmeye başlandı. İndependent gazetesinin Ortadoğu uzmanı Robert Fisk de "Erdoğan, Esad ile barışmaya hazırlanıyor" yazısında tevekkeli tehditler de savurmuyor. Demek ki doğru yoldayız.

Salih Tuna/Yeni Şafak