Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 13
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Adnan Menderes o gece Eskişehir'deydi, Tayyip Erdoğan'ın Marmaris'te olduğu gibi... Fakat Menderes'in uçağa atlayıp başkente dönecek, halka seslenip onu sokağa dökecek hali yoktu. Bir kere, kendi uçağı yoktu. (CHP çevreleri cumhurbaşkanına ve başbakana uçak tahsis edilmiş olmasına niçin kıllanırlar sanırsınız?)
Yapabildiği, arabaya atlayıp kaçmaya çalışmak oldu.
Oysa "Tahkikat Komisyonu'nu dağıttığını" 26 Mayıs akşamı açıklamıştı ama bunu kitlelereduyuramamıştı...
Bize yıllarca Eskişehir'deki merasim kıtasının Menderes'e "arkasını döndüğünü" söylediler, biz de bunu yuttuk.
Yıllar sonra öğrendik ki, "merhaba asker" selamı üzerine merasim kıtası Menderes'e hepbirlikte "el hareketi" yapmış!
Bunu sineye çekti! Bu rezalet üzerine hemen uçağa tekrar atlayıp gerisin geri Ankara'ya dönebilseydi... Hemen o akşam bir radyo konuşması... Acaba cunta durup bir kere daha düşünmek zorunda kalır mıydı?
Sanmam. Çoktan kararlıydılar. Beş yıldır buna hazırlanıyorlardı. 27 Mayıs'ta olmaz da 27 Haziran'da olur, yeni bir kulp bulurlardı.
Ama Menderes hemen o akşam "erken seçime gideceğini" açıklasa, seçim tarihini de eylül ya da ekim olarak verse... Çok gerilmiş olan ülkede tansiyon birdenbire düşerdi, o ortamda da darbe yapmaya bu sefer büzük isterdi.
Menderes'in basireti bağlanmıştı bir kere... Bir ay kadar önce istifa etmeye kalkmış, Bayar bırakmamıştı. Dinlemeseydi, istifasını kamuoyuna açıklasaydı Bayar karşı koyamazdı. O zaman da darbe yapılamazdı.
Bilemedi. Haklıydı, kendi kendini haksız duruma düşürdü. Ona da yazık oldu Türkiye'ye de.

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 13
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Gelelim İngiliz Büyükelçi'ye; güzelim ülkemizi gezip görmesi, Türkçenin yanı sıra Kürtçe de öğrenmesi kültürel açlığıyla ilgili midir bilinmez . Büyükelçi Moore'un doğu ziyaretinin arkasında illa bir bit yeniği aramak gerekir mi? Gerekmeyebilir ama gerçeği görmek zorundayız; İngilizler yüzyıl önce Ortadoğu'nun siyasi sınırlarını şekillendirirken Kürtçeyi görmezden geldiler; Ortadoğu haritasında Kürtlerin olmamasının sebebi İngilizlerin Kürtçeyi bugünkü gibi öğrenmeye değer görmemeleridir. Kürtçeyi bugün görmeye, öğrenmeye ve konuşmaya başladılarsa, bu demektir ki yeni Ortadoğu'da Kürtçeye de bir devletçik kuruluyor! İngilizler öğrenmeye değer gördükleri dili devlet haline de getirir.

İngilizlerin Kürtlerle, Kürtçeyle ilgili bir sorununun olmasını elbette temenni etmeyiz; tabii kullanışlı terör örgütlerini Kürtlerin, Kürtçenin temsilcisi haline getirmedikleri sürece. Hatta PKK ve PYD'nin gerçekleştirdiği Kürt katliamlarını bizzat Kürtlerden Kürtçe dinleyip öğrenirlerse ziyadesiyle isabetli olur. İngilizler Kürtçeyi Türkleri tehdit etmek için mi öğrenmek istiyorlar? Böyle düşünmekte pek haksız sayılmaysak gerek; zira tarihte İngilizlerin sebep olduğu acıların hatırası hâlâ canlılığını koruyor. "Böl, parçala ve yönet" politikasıyla bu topraklara sadece kan ve gözyaşı getirdiler. Ortadoğu'da akan kanın sorumluları Sykes-Picot'nun altında imzası olan devletler değil mi? Türkler İngilizlerin Arapçayı neden öğrendiğini gayet iyi biliyor; aynı filmi baştan tekrar izlemek istemiyoruz, hepsi bu kadar!

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 3
  • 13
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

ABD Büyükelçisi Bass daha ilginç bir figür. CHP Genel Başkanı'na yaptığı manidar ziyaretin ve teröre yataklıkla suçlanan belediyelere kayyım atanmasına resmi açıklamayla tepki göstermesinin hemen ardından... Kalk, gezmek için Artvin'e git! HES bölgelerini gez, görüşmeler yap!
Öyle tatildir, herhangi bir zamandır demeyin. Bayram ertesi, yani bugün Rize idare mahkemesinde Artvin HES'leriyle ilgili karar duruşmasının yapılmayacağını bilmeyen yok!
Medyadaki haberlere toplu halde bakınca insan ister istemez acaba John Bass daha geniş çerçeveli bir bunalım stratejisinin parçası mı diye düşünüyor.
Bu stratejinin ilk adımı Bass'ın zorla kendini "istenmeyen adam" (persona non grata) aşamasına doğru sürüklemesi olabilir mi? Sonuçları ABD yönetimi ile ciddi ve kalıcı bir diplomatik anlaşmazlık olabilecek bir adım.

Tamam, diyelim ki... Bizdeki elçiler istedikleri yere gitsinler, gezsinler; istedikleriyle görüşsünler, istedikleri tepkiyi göstersinler. Ama gel de merak etme! Mesela ABD'de Ferguson olayları patladığında bizim Washington elçimiz niye hemen oralarda gezmeye gitmez?
Dışişlerimizin aklına neden böyle şeyler gelmez? Yoksa izin vermezler miydi? Haydi buyrun, cevaplayın!
Ah, bir de bizim ruhu ecnebi gençlerimiz var ki, ayrı hikâye!
Büyükelçi Moore'a cevap yazmışlar Twitter'da: "Tipik Türk insanı işte! Siz keyfinizi bozmayın, gördüğünüz yerleri anlatın. Tabii, varsa vatandaşlığınız alırım." Herhalde Moore'un göğsü kabarmıştır.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 4
  • 13
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

İşin içinde bir "üst akıl yönlendirmesi" yoksa, bu saldırıları sadece "talepler" çerçevesinde mi okumalıyız? Talepler karşısındaki idraksizliğimiz ve duyarsızlığımız mı bu sonucu üretiyor, ikide bir darbelere ve terör saldırılarına maruz kalıyoruz?

Türkiye'ye karşı açık savaş başlatmış örgütlerden biri olan FETÖ, 15 Temmuz'da bir "darbe girişimi"nde bulundu.

Bir dönem sosyalist muhalefet tarafından sloganlaştırılmış ve belki de bu yüzden etki gücü azal(tıl)mış (ezber) kavramlara başvurmadan bu darbenin nedenini anlayabilir miyiz?

Hangi "yerel ihtiyaç"tan kaynaklandı bu darbe?

Erdoğan'ı devirmeyi ve "paralel örgüt"ü "belirleyici tek güç" olarak devlete monte etmeyi (CIA'nin kolladığı cemaati devletleştirmeyi) hedeflemiş bu darbe, hangi demokratik talep ve beklentiler üzerinden şekillenecekti, kendisini nasıl meşrulaştıracaktı?

"Emperyalizm" ve "küresel aktörler" demeden, 15 Temmuz'u anlayabilir miyiz?

"Üst akıl" kavramlaştırmasını dışarıda tutarak, bu darbenin yönünü tayin edebilir miyiz?

Değil miydi?

15 Temmuz, bir "üst akıl" darbesi değil miydi? Arkasında birtakım gizli servisler bulunmuyor muydu? Batı tarafından alkışlanmamış mıydı?

Darbede "sağ çıkma" başarısı gösteren Erdoğan, ölmediği ve darbeyi akamete uğrattığı için, Batı tarafından yeniden hedefe konulmamış mıydı?

Merakımı mucip olan soru şudur: "Üst akıl yoktur" diyerek ve Erdoğan'a ait söylemlerin altını boşaltarak, kime alan açmak istiyorsunuz? "Bilgili" addettiğiniz kişilere mi?

"Bilgili" addettiklerinizin bozduğunu, "eğitim şart" sözüyle aşağıladığınız Erdoğan ve Yıldırım tamir ediyor. Bölgede yeniden aktör haline geldiysek, bunu biraz da "bilgili" siyasetçilerin devre dışı bırakılmasına borçluyuz. Erdoğan'a küfredecekseniz, bunu açıktan yapın. "Üst akıl da nedir ki?" türünden gevşek ve düşmanca lafların arkasına sığınmayın. Net olun!

Ahmet Kekeç/Star

  • 5
  • 13
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Tarık Akan'ın ölümünün ardından da "ölünün arkasından kötü konuşulmaz" ilkesi tartışılıyor.
Bütün inançların ve insanlığın binlerce yıllık ortak birikimi olan değerlerin bir yansıması olan, büyüklerimizin de hep salık verdiği bu basit ve vicdani kuralda istisnalar aranıyor.
Niye mi? İnanın ben de bilmiyorum. Herhalde içimizde çok fazla kin birikti, kimilerimiz de bunu akıtacağı mecraları kaybetmenin derdinde.
Günlerdir köşelerde ve sosyal medyada "Hiç mi kötü konuşamayız", "Ne zamana kadar", "Klişe bunlar klişe hocam" tiratları atılıyor.
Buyurun, meydan sizin.
İstediğiniz kadar saygısızlık edin, kötü konuşun, nefretinizi nefretimize armağan edin.
Ama ortak aklımızı, vicdanımızı, yaptığınızın "aslında doğru" olduğuna ikna etmeye çabalamanız, telaşınız komik kaçıyor artık.
Merak etmeyin, asgari saygıyı bile zül sayıp tartışacak insanların, ölünün arkasından kötü konuşmalarını kimse yadırgamaz zaten.
Korkak alıştırmayın dilinizi.
Ama Gandi'nin dediği gibi kininiz yüzünden değil bizzat kininiz tarafındancezalandırılacaksınız bunu asla unutmayın.

Melih Altınok/Sabah

  • 6
  • 13
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bakmayın siz, Biden'ın gelip gerdan kırmasına, bizden daha dostunu bulamazsınız demesine, tepki göstermekte keşke bu kadar gecikmeseydik diye yazıklanmasına… Gördünüz; değişen hiçbir şey olmadı. Biz Fetullah'ı iade edin derken, onlar kalktılar ABD Kongresi'ndefirari bir FETÖ'cünün propaganda yapmasına izin verdiler.

El - Kaide veya DAEŞ mensubu birinin TBMM'de konuşma yaptığını düşünebiliyor musunuz?! Merkez üssü ABD olan küresel güçlerin Almanya ayağı da ABD'den pek farklı değil. Türk asıllı Alman vatandaşlarının evlerine Türk bayrağa asmaları yasak ama PKK gösterileri serbest… Avrupa, Hollanda'dan Belçika'ya kadar hep aynı…

İngiltere derseniz, her zamanki gibi; en son olarak terörü bahane ederek işi elçilik kapatmaya kadar vardırdı. Batı haktan haklıdan yana değil, güçlüden yanadır her zaman. Tek putları var: menfaat. Türkiye'nin tek vatan, tek bayrak, tek millet, tek devlet olarak devam etmesi ABD'nin menfaatine uymuyor.

Bu artık kesin, bunu tartışamayız. Ekonomik krizden suikastlara kadar her yolu deneyecekler. Şunu gayet iyi biliyorlar ki Erdoğan'ın güçlü ve kuşatıcı liderliği sürdüğü müddetçe Türkiye'yi teslim alamayacaklar. Şükür ki şükür, onca yıldır oluşturmaya çalıştıkları algı faaliyetleri ellerinde patladı. En çok güvendikleri 17- 25 Aralık yolsuzluk susturuculu darbe girişimine de artık herkes uyanmaya başladı.

Geçen gün Soner Yalçın, 17-25 Aralık 2013'ün iktidara karşı örtülü bir darbe kalkışması olduğunu söyledi.

Dün de Ahmet Hakan, "17-25 ARALIK FETÖ'nün 'yolsuzluk' gerekçesine yaslanmaya çalıştığı pusucu bir darbe girişimiydi..." şeklinde yazdı.

Sözcü gazetesi yazarı Oray Eğin de liberal maskeli çakalların Erdoğan nefreti üzerinden FETÖ işbirlikçiliği yaptıklarını anlattığı yazısında şunu dedi: "Bu sesi çok gür çıkan ama niteliği sivrisinek büyüklüğündeki düşük liberal koronun son yarattığı düşünce terörü kendilerinden olmayanı 'Tayyip'çi' diye damgalamak. Ortada seçilmiş bir iktidar ve gizli kapaklı işler çeviren bir suç şebekesi varsa ve illa bunlardan biri seçilecekse çok tereddüde lüzum yok…" Demem o ki, herkes büyük oyunu gördü, ve kumpas çöktü. Sıra geldi gerçek dindarlarla gerçek Atatürkçüler arasındaki duvarları yıkmaya.

Salih Tuna/Yeni Şafak