Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Cumhurbaşkanımız Erdoğan BM Genel Kurul'unda çarpıcı bir konuşma yaptı, biliyorsunuz. Haklı olarak, konuşmanın "dünya beşten büyüktür" bölümüne ve FETÖ konusundaki uyarılara odaklanıldı. Fakat ben takılıp kaldım, biliyor musunuz Nerede "İşte budur!" dedim? Ne zaman içimi bir ferahlık kapladı? "Çünkü biz insanız" demişti Cumhurbaşkanı.
Nihayetinde üç kelimeden ibaret bir cümleydi ama büyük dünya meseleleri ve siyaset alanında "insan olmak" konusu ancak böylesine elle tutulur bir yalınlıkta tanımlanabilirdi.
Batı'nın ve bizdeki Batıcıların; "evrensel insan" kavramının arkasına sığınmalarındaki iki yüzlülük ancak böyle berrak biçimde yüzlerine vurulabilirdi.
Konuşmanın o bölümü tam olarak şöyleydi: "Suriye'deki insani kriz 6. yılına girdi. Vatanlarını terk etmek zorunda kalan Suriyelileri evimizde misafir ediyoruz. Bu insanlara karşı insani ve vicdani görevimizi yapacağız. Dünya ve Batı almayabilir ama biz alacağız.Çünkü biz insanız."

Hümanizm doğdu, insanlık öldü. "Aydınlanma" denilen ve aklı yücelten çağ insanın çıplak acısını kararttı. Demokrasi, özgürlük, ilerleme gibi kavramlar da öyle!
Bu kavramların gelişmesini önemsedikçe etiyle, kanıyla, canıyla somut insanın ezilip büzülmesini önemseyen kalmadı. Oysa bu kadar çıplak bir gerçek işte!
Gündelik hayatın tam göbeğinde... Korunmaya muhtaç olanı korumak kadar; kendinden alıp ihtiyacı olana vermek kadar net bir gerçek. Ya böyle insansın ya da kocaman bir palavrasın!

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 2
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Diplomatlarımız ülkemizi gerçekten temsil edebilecek niteliklere sahip olmalı ve yurt dışındaki vatandaşlarımıza aktif biçimde sahip çıkabilmeli.

Hep söylüyoruz. Dışişleri Bakanlığının yurt dışı temsilcilikleri FETÖ'cü kaynıyor. Ama bir yandan da Avrupa'daki Türkler için her geçen gün daha da zor hâle geliyor. Geçtiğimiz gün aralarında Berlin Büyükelçisi Hüseyin Avni Karslıoğlu'nun da bulunduğu birkaç diplomat merkeze alındı.

Almanya'da Jugendamt(Gençlik Dairesi)vatandaşlarımızı inim inim inletirken Hüseyin Avni Karslıoğlu elçilik çatısında sebze ve çiçek yetiştirip Alman medyasına imaj çalışması yapıyordu. Yazdım bunu defalarca, "Uzun lepiska saçlar ve küpelerle değil, vatandaşına sahip çıkarak itibar kazanılır"diye. Dışişleri Bakan Müsteşarı Naci Koru da beni arayarak "Siz öyle uzun saçlı filan yazmışsınız ama Hüseyin Avni Bey Yozgatlı ve halis Anadolu çocuğudur" hatırlatması yaptı.

Sanki ben... Tövbe estağfurullah!

Neyse, Haşmet Babaoğlu'nun geçenlerde çok güzel ifade ettiği gibi bize Batı'yı değil Türkiye'yi temsil edecek elçiler gerek.

Dış işleri laf üretmek yerine iş üretmek zorunda.

Sayın Bakan geçen gün John Bass olayından yola çıkarak "Büyükelçiler adam gibi görev yapacak" dedi ya, çok doğru, bunu bizimkilere de adapte edip rahatlıkla söylebiliriz.

Fuat Uğur/Türkiye

  • 3
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Ama hazret sallıyor. Sallaması kimsenin de umurunda değil ama o yılmıyor. (Amigolardan biri, hazretin Karadeniz kasabalarında verdiği "Cumhuriyet Meydanı'nın ismi değiştirilmesin" temalı meydan nutuklarını kimsenin iplemediğini, bunun halkta heyecan uyandırmadığını itiraf etti.) Sonra bildik zırvalarından birini gene tekrarlamış:
"Eğer cumhuriyet olmasaydı Tunceli'nin kuş uçmaz kervan geçmez bir köyünde büyüyenben de CHP Genel Başkanı olamazdım!" Yok yahu, biz senin "Fetö'nün Deniz Baykal kaseti" sayesinde ve CHP medyasının ittirmesiyle genel başkan olduğunu sanıyorduk...
Cumhuriyet olmasaydı elbette bir Cumhuriyet Halk Partisi de olmazdı, onun bir başkanı da. Aristo mantığı, diyalektik mantık, asker mantığı, Kılıçdaroğlu mantığı... Okullarda okutunuz.
O arada iktidara da "rüşvet-i kelam" vermiş: "Cumhuriyet olmasaydı, Toroslar'ın bir dağ köyünde büyüyen Ahmet Davutoğlu,Erzincan'ın bir köyünde büyüyen Binali Yıldırım başbakan olamazdı."
Peki, Kırcaali'nin Çepelce köyünde doğmuş, alt tarafı Selanik Postanesi'nin telgrafmemuru Talat koca bir imparatorluğa nasıl sadrazam olmuş Kemal Beyciğim? Selanikli memur çocuklarının aynı imparatorlukta general olabildikleri gibi... Amigoların son günlerde Nutuk'u yeniden okuduğunu yazarak sana puan toplamaya çalışıyorlar, vakit bulursan otur da Osmanlı vezirlerinin kökenlerini araştır. Bak bakalım kim nerenin hangi köyünden kimin çocuğuymuş?

Engin Ardıç/Sabah

  • 4
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Sayın Demirtaş "ateşkes çağrısı" yapmadan önce bu önemli gerçeği görmeli ve ona göre bir konum almalıdır. Ateşkes demek kolay. Ateşkes herkesin arzusu. Peki ama kiminle? Devlet, Esad ile mi ateşkes yapacak? İran'la mı ateşkes yapacak, Rusya ya da ABD ile mi ateşkes yapacak? Kiminle. Bu sorunun cevabı netleşmedikçe ateşkes önerisi kötü bir demagoji örneği olmaktan öteye geçemez. Çünkü orta da PKK ve Kandil'in net bir iradesi yok.

Ateşkesin net somut bir koşulu orta yerde bir cenaze gibi duruyor: Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde silaha ve silahlı mücadeleye veda etmek. Herkesi ikna edecek bir kararlılık ve herkesin 'evet' diyeceği bir özeleştiri ile silahları gömmek ve üstüne beton dökmek. Bir kez daha soruyorum Sayın Demirtaş; bu kararlılığı gösterecek bir irade var mı PKK ve Kandil'de? Böyle bir kararlılık yoksa siz kime ve hangi amaçla ateşkes çağrısı yapıyorsunuz?

Bir hatırlatmada bulunayım izin verirseniz; 15 Temmuz'da size karşı bir darbe yapılmadı. Tam aksine 2013 yılında İmralı görüşmelerinin mimarı olan Sayın Erdoğan'a karşı yapıldı. Bunun ne anlama geldiğini belli ki idrak etmekte güçlük çekiyorsunuz? Ben anlatayım: 1923 yılında kurulan bu devletin eski sahipleri yani, vesayetçi diktatörlük heveslileri 15 Temmuz'da silahla açıkça Cumhurbaşkanı'na "bu sistem içinde sana yer yok" dediler. Kürtlerin 90 yıllık yeminli düşmanları 15 Temmuz'la bu sistem içinde sadece Kürtlerin yeri olmadığını bir kez daha söylemekle kalmadılar, aynı zamanda "çözüm süreci" diyen Erdoğan ve partisine de "yerin yok" dediler. Bu bakımdan, Erdoğan karşıtları hiç kuşku yok ki, esastan ve temelden Kürt karşıtlarıdır. Bu böyle bilinsin.

Türkiye'de işler kolay yürümüyor. Demokrasi ve Kürt düşmanları her kılıkta, her yerde cirit atıyor. Bir darbe felaketi yaşamış bir hükümete sanki bütün bunlar olmamış gibi silah doğrultmak, her gün sokaklarını kan gölü haline çevirmek, masum sivil insanları çocuklarının gözleri önünde öldürmek hangi uzlaşma ahlakı ile tanımlanıp kabul görecek?

Biraz ahlak, biraz erdem, biraz basiret Sayın Demirtaş; bir kez olsun melezliği elinin tersi ile kenara itin. Kürtlüğüne, Kürt kimliğine geri dönün ve ona sıkıca sarılın Ateşkes istiyorsan önce ateşkes yapabilecek iradenin şekillenmesine katkı sunun. Ama'sız, fakat'sız tok bir sesle, Türkiye sınırları içinde silahların gömülmesi gerektiğini ilan edin. Belki o zaman bir umut ve bir şans elde etme imkanınız olur.

İlhami Işık/Star

  • 5
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu yıl da BM Genel Kurulu'na katıldı. Ve bu yıl da aynı mesajı tekrarladı: Dünya Beşten Büyüktür! BM Güvenlik Konseyi'nin bugünün uluslararası alanı içinde bir karşılığı olmadığını, kimsenin dünyayı beş ülkeye mahkûm hale getirmeye hakkı olmadığını vurguladı. Erdoğan ısrarla adil temsilin altını çizdi ve "tüm dünyanın temsil edilmediği BM Güvenlik Konseyi, adaleti tesis edemez" diye vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, insanlığın yaşadığı niceliksel büyümeye rağmen halen küresel alanda büyük acıların yaşandığını belirterek başladı konuşmasına. Suriye ve Irak başta olmak üzere terörün kıskacında inleyen birçok ülkede kadınların, çocukların, gençlerin öldürülmeye devam ettiğini söyledi. Erdoğan bir yandan küresel alanda terörizmle mücadeledeki yetersizliğe ve ikiyüzlülüğe dikkat çekerken, öte yandan savaştan kaçan mültecilere Batı ülkelerinin sorumsuzluğuna vurgu yaptı. Türkiye'nin Suriye krizine yaklaşımını, terör örgütleriyle mücadele ve mülteciler başta olmak üzere savaştan olumsuz etkilenen kesimlerin rehabilitasyonu çerçevesinde değerlendirdi. Suriye krizinin vakit kaybetmeden siyasi çözüme kavuşturulması için gayret edilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, BM'nin ve Güvenlik Konseyi'nin Suriye rejimine daha fazla müsamaha göstermemesi gerektiğini söyledi.
Erdoğan konuşmasında "umutsuzluğun hâkim olduğu bir bölgede istikrarın, huzurun ve dengenin sağlanması için kritik bir öneme sahip" olduğunu düşündüğü Fırat Kalkanı Harekâtına da değindi. "Suriye Suriyelilerindir" diyen Erdoğan, bu sözle Suriye'de yıllarca vekalet savaşı yürüten ülkelere de önemli bir mesaj vermiş oldu.
Hiç kuşkusuz Erdoğan'ın konuşmasında Türkiye'nin 15 Temmuz destanı da önemli bir yer tutuyordu. Bu bağlamda FETÖ ile mücadeleye de değinen Erdoğan çok önemli bir noktanın daha altını çizdi. FETÖ tehdidinin sadece Türkiye'ye has bir tehdit olmadığını, BM'de temsil edilen ülkelerin çoğunun bu yapının tehdidi altında olduğunu ve mücadele etmesi gerektiğini belirtti. Madem karşımızda küresel alanda faaliyet gösteren bir terör şebekesi var, o takdirde bütün ülkelerin buna karşı mücadele etmesi gerekir.

Fahrettin Altun/Sabah

  • 6
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kürsüye çıktı, aynen bu ifadeyi kullandı. Dünya liderlerine "omurgalı olun" dedi. Bu çok önemli! BM'de konuşan her lider, genellikle kendi ve bölgesindeki sorunlara değinir. Erdoğan öyle yapmadı. Çok daha büyük bir pencere açtı. Sorunlara küresel baktı. Dünyayı kucaklayan bir konuşma yaptı. Erdoğan, 15 Temmuz'da gerçekleşen Türkiye'deki darbe girişimini bile küresel bir boyuta oturttu. Mesajlarını çok daha geniş bir açıdan verdi. "Benim canım yanıyor" demedi. Milletini yüceltti, o gece milletin gösterdiği direnişten bahsetti. Kendisini dinleyenlere "Sizin de canınız yanmasın" mesajını gönderdi. Tabii anlayana!
Biliyorsunuz, 2005 Yılı'nda İtalya bir kıvılcım çaktı. BM'nin adaletsiz yapısının düzeltilmesi gerektiğini ortaya koydu. İtalya bu kıvılcımı çaktı ama ateşi yakan Türkiye oldu. O günden bu yana meşaleyi biz taşıyoruz. Cumhurbaşkanı, katıldığı bütün uluslararası toplantıda aynı sözleri tekrarlıyor:
-Dünya beşten büyüktür.
BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bunu bir defa daha söyledi. Çünkü koskoca BM'de, bütün iş Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere çevresinde şekilleniyor. Bunların veto hakları var. "Hayır" dediler mi mesele kapanıyor. Oysa BM'nin 200'e yakın üyesi var. Bu 5 Güvenlik Konseyi üyesi ülkenin dışındakiler seyirci gibi, adeta etkisiz eleman!
İşte bu yüzden biz diyoruz ki…
1)Bütün kıtaların,
2)Bütün dinlerin temsil edildiği eşitlikçi ve adil bir BM oluşsun.
Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi'nin en az 25 üyesi bulunsun. Veto hakkı gibi bir saçmalık ortadan kalksın. BM'deki kararlar da nitelikli çoğunlukla alınsın, tezini savunuyoruz. Hak, hukuk ve adalet çerçevesinde kim "hayır" diyebilir bunlara? Papua Yeni Gine'deki bir Afrikalı da ABD'de yaşayan orta direk bir Amerikalı da rahatsız olmaz, olamaz. Ama 2005'ten bu yana tekrarlanmasına rağmen, olmuyor işte. Türkiye ile birlikte 120 ülke aynı tezi savunsa da adaletsiz uygulama devam edip gidiyor… Bu noktada küresel toplumun vicdanını temsil eden ise, Türkiye! İşte bu yüzden, BM Genel Kurulu'nda Erdoğan'ın yaptığı konuşma çok önemli!

Emin Pazarcı/Akşam