Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Düşünün... Bir buçuk hafta önce Kılıçdaroğlu'nun otuz araçlık konvoyla yol alırken terör saldırısına uğradığı bir bölgede John Bass (bana anlatılanlara göre) biri Amarok kamyonet olmak üzere sadece iki araçla güvenliğinden emin biçimde dolaşabiliyor. Ha, diyeceksiniz ki... Bass'ın durumu anormal sayılmamalı! Haklısınız. Kılıçdaroğlu'nun başına geleni anormal saymalıyız. İyi de, neden çarçabuk geçiştirdik o saldırı olayını? Oysa belli ki, Kılıçdaroğlu "geçiştiremedi" ve sanki olayın hemen sonrasında hem tavrı, hem de politikası değişiverdi.
Haksız mıyım?

Yine aynı yazımda sordum... Bizim Batı ülkelerindeki büyükelçilerimiz niye sadece resmi organizasyonlardagörünüyorlar? Dedim ki... Onlar da gezsinler, dolaşsınlar... Görev yaptıkları ülkelerin kritik bölgelerine gidip yerel halkla temas kursunlar... Madem öyle, işte böyle! Fakat Dışişleri hafiften sitem etti. Neden? Çünkü şu kadar sayıda elçimiz, konsolosumuz, diplomatik görevlimiz 15 Temmuz'dan bu yana ülkemizde olup bitenleri bulundukları ülkelerde anlatmaya çabalıyormuş.

Güzel! İyi! Ancak dediğim o değil. Can kulağıyla dinleyen yoksa, anlatmak neye yarar? Nihayetinde Batı medyası Fetö'cülerle can ciğer kuzu sarması olmuş. O yüzden de resmi görevlilerin anlattıkları propaganda sayılıyor. Fakat hele bir tavrınızı değiştirin, aksiyona geçin...
Hollanda'da ırkçılarla Müslümanların sürekli karşı karşıya geldiği mahallelerde, ABD'de siyahların huzursuz olduğu kasabalarda sık sık dolaşmaya başlayın... Bakın o zaman anlattıklarınıza nasıl kulak kabartacaklar!

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 2
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

ABD'deki iş dünyası, Avrupa pazarının ve Kafkasya büyük pazarının güçlü bir Türkiye ekonomisiyle anlam kazanacağını ve bu iki büyük pazarda olabilmek için mutlaka Türkiye'de güçlü olmaları gerektiğini çok iyi biliyor. Akdeniz enerji kaynakları, Pasifik'ten gelen ticari koridorlar, Avrupa ve Kafkasya pazarları dışında Afrika pazarlarına da ulaşım ve bu pazarların kontrolü artık Türkiye'den ve Türkiye'nin istikrarından geçiyor. Ama en önemlisi de Türkiye'nin elinde tuttuğu yüksek iş yapma kabiliyetine sahip beşeri sermayesi yani insan gücü...
Bu alanda yani eğitimde Türkiye'nin çok ciddi reformlar yapması özellikle üniversite sistemini baştan aşağıya yenilemesi gerekiyor ama şu halde bile bu büyük potansiyeli ABD'deki küresel iş çevrelerinin çok dikkatle izlediğini söylemek isterim.
Bundan dolayı Erdoğan onlar için bir istikrar unsuru ve bu anlamda en büyük güvence...
Çok şaşıracaksınız ama buradaki toplantılarda Türkiye'nin para ve maliye politikalarında, eskiyi aşacak -daha doğrusu ABD ve İngiltere merkezli ortodoks ekonomi politikalarını aşacak- çok ciddi reformlar yapması gerektiğini söyleyen bir iş ve akademi çevresi de var. Türkiye'nin gelir dağılımını düzelten, teknolojiyi yalnız alıp uygulayan değil, üreterek ihraç eden yeni bir büyüme anlayışını geliştirmesi gerektiğini New York'ta, açıkçası biz anlatmadık bunu bize -özellikle Cumhurbaşkanı'nın şimdiye değin söylediklerini doğrularcasına- birçok şirket yöneticisi ve dürüst akademisyen anlattı. Dürüst akademisyen diyorum, bu bir totoloji gibi gelmesin -yani suyun ıslak olduğunu söylemek gibi- "Akademisyen zaten dürüst olduğu için akademisyendir" çok geçerli ve evrensel bir önermedir ancak son yıllarda bu önermenin biz Türkiye'de yanlışlandığını izledik.
Akademi, çoğunlukla, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere dayatılan neoliberal ezberleri tekrar etti durdu. Şimdi bu ezberlerin geçerli olamayacağı ABD'de de söyleniyor.
Çünkü öncelikle bu politikaların artık ABD için bile geçerli olamayacağını, krizi derinleştireceğini yaşayarak gördüler.
Sonuç olarak, ABD'den yeni dönemi anlatan olumlu izlenimlere dönüyoruz. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye'nin yaptığı ve yapacağı reformlar burada iş çevrelerince destekleniyor ve bu reformların Türkiye'ye yönelik yatırımları hızla artıracağından burada kimsenin kuşkusu yok.
Bu anlamda Erdoğan, maksatlı bir siyaset çevresi aksi yönde kara propaganda yapsa da iş dünyası için bir güven ve istikrar unsuru hatta bunu yalnız Türkiye için değil, Avrupa ve Ortadoğu-Kafkasya coğrafyası için de söyleyebiliriz.

Cemil Ertem/Milliyet

  • 3
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Hep de öyle olurdu maşallah, hep bir kriz çıkar ve sonunda bir uzlaşma sağlanırdı... Fahri Korutürk için de bu böyle olmuş, alakasız bir emekli amiral üzerinde uzlaşılmıştı. 1980'de bunu beceremediler, darbeye yol açıldı. Ecevit solcu, devrimci falandı ya, bu meselede ufku Çankaya'ya "emekli asker bürokrat yerine emekli sivil bürokrat bulmaktan" öteye gidemiyordu! Cumhurbaşkanını halkın seçmesi "halkçı Ecevit"in aklından bile geçemiyordu.
Eh, bu da bir ilerleme sayılırdı canım o Eski Türkiye için... Ahmet Necdet Sezer çıktı orada yedi sene oturdu. Şimdi Gölbaşı'nda oturuyormuş.
Elinde filesiyle Gima'dan alışveriş yapması, kasa önünde kuyruğa girmesi, kırmızı ışıkta beklemesi falan, o dönemin medyası tarafından "ne büyük adam" havasıyla pazarlanmıştı. (Aynı çakallar Demirel'in yeni bir ceket giymesini de "Baba çok değişti" sloganıyla pazarlamışlardı, Özal'ın partisini iktidardan düşürmek ve 1991 seçimini Demirel'e kazandırmak için...)
Bürokrasinin ve bürokrat gazetelerinin mümtaz bir temsilcisi. Başka da dikkate değer bir özelliği yoktu.
Başkanlığının ilk yıllarında Türkiye'yi Bülent Ecevit değil perde arkasından Hüsamettin Özkan idare ediyordu, onunla kapıştı ve elbirliğiyle Türkiye'yi berbat bir ekonomik krize sürüklediler. Geri kalan yılları da AKP hükümetini baltalamaya, icraatına "takoz koymaya" çalışmakla geçti. Hepsi budur.
Yani şimdi "konuşsa" ne olacak? Emel Sayın'ı çıkar programa, merhum Tarık Akan'la yaşadığı aşkı anlatsın, daha çok "reyting" alırsın. Ahmet Necdet Sezer'i konuşturmak isteyenlere siz de şu soruyu sorunuz: Ne demesini istiyorsun? "Cumhurbaşkanı ve hükümet Anayasa'nın verdiği yetkileri kullanmasınlar" dese hoşuna gidecek mi?

Engin Ardıç/Sabah

  • 4
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Öksüz'ün yakalanması geciktiği için bir yığın spekülasyon ortada dolaşmaya başladı. Bunların en yaygın olanı, A. Öksüz'ün yakalandığı ve devletin elinde olduğu iddiasıdır. Bu iddia ile ilgili maalesef hükümetten net bir açıklama gelmediğinden, şimdilerde bir kısım yazar komploda sınır tanımıyor. Yok, Öksüz aynı zamanda CIA ajanıymış, çift taraflı çalışmış, kendisini ABD kolluyormuş... Yok, darbe ertesinde Genelkurmay Başkanının serbest bırakılması için pazarlık unsuru yapılmış, kaçmasına onun için göz yumulmuş... Kimine göre hala Türkiye içindeymiş, kimine göre çoktan yurt dışına kaçmış.

Bütün bu spekülasyonları, hükümetin acilen yapacağı bir açıklama ile bitirmek gerekir. Adil Öksüz devletin elinde mi, değil mi? 15 Temmuz darbesinin başındaki sivil kişi olduğuna kesin gözüyle baktığımız A. Öksüz'ün, 16 Temmuz sabahı yakalandığı halde emniyet, jandarma ve yargı içindeki FETÖ'cüler tarafından kaçmasına göz yumulduğu şüphesi milleti derinden üzmektedir.

Daha önce de yazdım. Adil Öksüz vakası, FETÖ ile ilgili devlet zaafının en çarpıcı örneğidir. Öksüz, biri 15 Temmuz'dan üç hafta önce, diğeri de 3 gün önce olmak üzere iki defa Pensilvanya'ya gidip gelen kişidir. Son gidişinden önce Ankara'da Çukurambar'daki darbe toplantısına başkanlık ettiği ve bu toplantının sonucunu Pensilvanya'ya götüreceğini söylediği, o toplantıda bulunanların itirafları arasındadır.

Kaldı ki, Adil Öksüz'ün, F. Gülen'in Türkiye'deki örgüt lideri M. Özcan'a bağlı olarak çalıştığı, devletin bilgisi dâhilindeydi. Ankara Terörle Mücadele şubesinde 14.01.2015 tarihinde 75 sayfa ifade veren Ç.A'nın: "Öksüz, Fetullah Gülen ABD'ye gittikten sonra Mustafa Özcan'ın Türkiye imamlığına geçmesiyle Hava Kuvvetlerinden sorumlu imam oldu" sözleri kayda geçmişti.

Yine Prof. Dr. Kemalettin Özdemir, "Adil Öksüz'ü çok iyi tanıyorum, Hava imamı olduğuyla alakalı olarak hem Terörle Mücadele'ye hem Milli İstihbarat'a, hem savcılığa bu konuda beyan verdim. 2012 yılında verdim bu beyanımı ben, 2013 yılında da verdim" dedi...

Adil Öksüz'ün kaçmasında ihmal yok, kasıt var. Emniyetin, yargının ve jandarmanın suçu birbirinin üzerine atması, toplumu ilgilendirmiyor. FETÖ'nün devlet kurumlarını kılcal damarlarına kadar nasıl ele geçirdiğini artık biliyoruz. Toplumu ilgilendiren, Öksüz muammasına son verilmelidir. Adil Öksüz'ün yakalanması artık devletin onuru meselesidir. Ayrıca, bu FETÖ elebaşısı yakalanmadığı sürece, Fetullahçı Terör Örgütü ile mücadele zaafla malul olacaktır. Hâlbuki bu mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi, sulandırılmaması hayati önemdedir.

Hüseyin Gülerce/Star

  • 5
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Fetullahçıların şahı hatta şahbazı Tuncay Opçin geçtiğimiz günlerde sıkışan örgüt mensuplarına Twitter hesabından şu tavsiyede bulundu:
"Uğradığımız, uğradığınız mağduriyetler için Sezgin Tanrıkulu ve Mahmut Tanal hesaplarını takip edebilirsiniz.
Bilgilendirici tweetleri var."
Ne bilgilendirici tweet ama!
Merak ediyorum, Fetullahçı Opçin'in kefil olduğu vekillere CHP'li seçmen ne kadar güveniyor?

Melih Altınok/Sabah

  • 6
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

ABD hava saldırısıyla 'oyunda ben de varım' mesajını hem rejime hem de Rusya'ya gönderdi. O günden bugüne ise savrulmaları ve çelişkileri devam ediyor. Belli ki çatışmaların durdurulması mutabakatına Rusya ve rejimin uymaması ABD'yi oldukça kızdırmış. Tabii ki sorun hayatını kaybeden Suriyeliler değil. ABD'nin en basit çatışmaların durdurulması mutabakatına uyulması konusunda bile ciddiye alınmıyorsa ABD için bir problem var demektir. ABD beş sene boyunca kaybettiği caydırıcılığının maliyetini şimdi ödüyor.

BMGK toplantısında Kerry, muhaliflerin olduğu bölgelerde Esed uçaklarının uçmasının yasaklanmasını istedi. Yanlış duymadınız; ABD'nin son beş senedir şiddetle karşı çıktığı 'uçuşa yasak bölge' tarzı bir teklifte bulundu Kerry. Daha bundan birkaç hafta önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın uçuşa yasak bölge çağrılarına kulak tıkayan ABD Yönetimi, şimdi Rusya'ya uçuşa yasak bölge konusunda yalvarır duruma geldi.

ABD Suriye'de hiçbir zaman güvenilir bir paydaş olmadı. Daha doğrusu hiçbir zaman paydaş olmadı. Şimdi ise zemin kaybetmenin verdiği tüm hırçınlıkla, beraberinde hareket edenlere maliyet ödetecek bir çıkmaza girmiş durumda. PKK üzerinden Kuzey Suriye'yi şekillendirme planları Fırat Kalkanı ile tehlikeye girerken ABD hemen kriz yönetme moduna girdi. Sahadaki ajanlarının ve özel kuvvetlerinin tüm çabası Washington'a 'her şey kontrolümüz altında' mesajını yollamak. Bunun için PKK'ya şimdiye kadar hülle yoluyla silah verirken artık doğrudan silah verme hazırlığı yapıyor. Fırat Kalkanı'na yancı olarak girdi. Muhalefet üzerinde hâlâ bölücü ve yıkıcı rolüne devam ediyor. Harekâtımızı mümkün olduğunca sekteye uğratma ve kendi elleriyle yarattığı ırkçı YPG-PKK projesini hayata geçirme hülyalarında.

ABD Suriye'de önümüzdeki günlerde oyun değiştirici hamleler yapma gayreti içerisinde. Oyun değiştirmeden kasıt Suriyelilerin acısını dindirme değil tabi ki. Kaybettiği zemini yeniden kazanma adına PKK terör örgütünü destekleme yanlışına daha da sarılacağının işaretleri var. Belki de Türkiye henüz Kuzey Suriye'de PKK'ya yönelik kapsamlı operasyona henüz başlamamışken YPG-PKK'yı savunmaya hazırlama gayretinde.

Ufuk Ulutaş/Akşam