Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Yenikapı mitingine Kılıçdaroğlu katılmak istememiş, "Erdoğan'a puan kazandırmış olurum" diye düşünmüştü... Basın amigoları "enayilik etme, asıl gitmezsen çok puan kaybedersin" diye onu iteklediler. Bahçeli de daveti hemen kabul ederek onu ofsayta düşürdü. Sonra ne olduysa oldu, ne değiştiyse değişti, Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanına ve hükümete öteden beri edegeldiği "siyasi uyuzluğu" kaldığı yerden sürdürmeye koyuldu. Tabii basın amigoları da. Etsinler. Muhalefettir alt tarafı.
Lakin kendi kendileriyle "tutarlı" olsunlar. Tutarlılık, Kılıçdaroğlu'nun uzağından bile geçmiş bir erdem değildir. Hazret, sabah ak dediğine akşam kara demesiyle ünlüdür.
Meydan nutku düzeyinde kaldığı sürece zarar yok ama bu yalpalar "parti politikasına" dönüşünce ortaya hazin bir manzara çıkıyor. İmdi... CHP iki aydır OHAL'e ve KHK'lara karşıdır. Bulmaca gibi olmasın, Olağanüstü Hal Kanunu ve de bu kanunun imkân verdiği Kanun Hükmünde Kararnameler... Niçin karşı çıkıyor? Muhalefet olsun için. Kış kışlığını yapsın, kuş da kuşluğunu.
"Biz iktidarda olsaydık darbe girişiminden sonra şöyle şöyle şöyle hesap sorardık" diyemiyorlar, onun yerine "daha fazla demokrasi" gibi gene içi boş balonlar üfürüyorlar. Herhalde Fetullah'a daha fazla özgürlük sağlansaydı herifçioğlu darbeye kalkışmayacaktı! CHP kafası böyle çalışıyor. Askeri mahkemelerle, Yüksek Askeri Şura'yla, jandarmayla, sahil güvenlikle "oynanmasını" istemiyorlar.
Ona da peki. CHP'dir, esas olarak bürokrasiyi korumak ve kollamakla yükümlüdür. Fakat şimdi gazetelerden, hem de muhalif gazetelerden şu satırları okuyalım: "Ak Parti, CHP ve MHP arasında 'darbe rötuşu' diye nitelenen anayasa değişikliğigörüşmelerinde yedi maddede uzlaşıldı. Uzlaşılan maddeler arasında askeri yargının kaldırılması ve İçişleri Bakanlığı'na bağlanan Jandarma Genel Komutanlığı'nın Milli Güvenlik Kurulu'ndan çıkarılması da var." Şimdi bu perhiz midir oruç mu, lahana turşusu mudur hıyar turşusu mu? Komisyonda uzlaşacaksan niçin halkın önünde kıllık ediyorsun?

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Yaptığı her açıklamada ülkeyi felakete sürüklemekle suçladığı seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi'yi, istifaya davet ediyordu. Mursi'nin gitmesi halinde Mısır'ı çok parlak bir geleceğin beklediğini savunuyordu. Bu müthiş öngörüsü ve cesareti (!) nedeniyle medya da Baradey'i demokrasi havarisi bir kahraman olarak pazarlıyordu.

Sonunda Baradey'in de Bassem'in de hayali gerçek oldu. Mursi'yi deviren ordu, binlerce demokrasi taraftarını katletmek suretiyle yönetime el koyarken,Baradey de cuntanın cumhurbaşkanı yardımcısı olma şerefine erişti. Başına taktığı liberal demokrat şapkasıyla darbeye meşruiyet kazandırmaya çalışmakta hiçbir beis görmedi.

Meselenin hazin yanına, Doğu'nun zihni Batı'nın çıkarlarına göre kodlanmış bu iki demokrat kaltabanın akıbetine gelelim şimdi de... Darbenin ardından cunta, Mısır'da demokrasi adına ne varsa hepsinin üzerinden bir buldozer gibi geçti.

Baradey de ya misyonunu tamamladığı ya da bu kanlı filmi seyretmeye doyduğu için gemiyi terk etme kararı aldı. Neylersin ki bunu bile bir vatansevere yakışacak şerefle yapamadı. Ne yaptı biliyor musuniz? Bir gece vakti kimseye haber vermeden uçakla Viyana'ya kaçtı. Viyana'ya indiğinde halen Mısır'ın cumhurbaşkanı yardımcısıydı. Başına geleceklerden korktuğu için istifasını Kahire'de değil, Viyana'da açıklamayı tercih etti. Bildiğim kadarıyla bir daha da Mısır'a dönmedi.

Zihnini ve aklını Batı'ya teslim etmiş ikinci Mısırlı demokratımız Bassem'e gelelim şimdi de... Hatırlarsanız Bassem, Mursi iktidardayken Mübarek'in diktatörlüğünü özler hale geldiğini söylemişti. Onun bu hasretini darbeyle sona erdirerek iktidarı ele alan General Sisi, Bassem'e bir iyilik daha yaptı ve televizyona çıkmasını yasakladı. Eh hal böyle olunca, Bassem'e de yurdundan kaçıp ABD'ye yerleşmekten başka çare kalmadı.

Bu iki ibret hikâyesini şimdi ne diye anlattığımı merak etmiş olabilirsiniz. İçimizde Türkiye'nin Baradey ve Bassem'leri olmaya teşne bazı demokratlar var ya!.. İşte onlara, 15 Temmuz'da kendilerinin de sonu vatansızlaşmaya varacak kadar büyük bir tehlike atlattıklarını hatırlatmak istedim sadece.

Özcan Tikit/Habertürk

  • 3
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bizde Ölüm Emri adıyla gösterilmiş 2015 yapımı "Eye in the Sky" filmi. Geçen gece izledim. Bir kez daha kafamı sert bir duvara dank diye vurmuş gibi oldum.
Bizimle böyle dalga geçiliyor işte! Böyle uyutuluyoruz. Kim bilir kaç kişi bu filmi izlerken o dijital uydu görüntülerinin "büyü"süne kendini kaptırmıştır.
Bu türden tonla film var. Mesela "Eagle Eye" diye bir filmi hatırlıyorum. Bombardıman yapacakları noktada bir cenaze törenine rastlayınca kumanda merkezindeki Amerikalıların durumun "Cenevre sözleşmesi"ne uymadığı gerekçesiyle tereddüde düşmelerini anlatıyordu. Gülsen olmaz, ağlasan faydasız bir yalan rüzgârı!

Aslında film falan anlatacak değildim. İki gündür, Halep'ten korkunç haberler, yıkıcı görüntüler geliyor. Ağır bombardıman altında kan revan içindeki bebecikler...
Hani dünya, dünya deyip duruyorlar ya... Onu soracaktım: Halep nerede peki? Hani insan hakları diyorlar, savaş hukuku diyorlar falan...
Halepli bebeciklerin zerre hakkı, hukuku yok mu? Ama filmlerde pek hassas fakat gerçekler karşısında kayıtsız bir dünyaya böyle sorular sormak ne kadar boş, nasıl anlamsız!

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 4
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Kibir abidesi olduğu için, tartışmaya girdiklerinin ismini zikretmez (tartıştıkları da bunu hak ederlerdi gerçi), kendisine bir tam yazıyla sataşanlara da yine aynı "kibir tarifesini" uygulayarak dipnotla cevap verirdi.

Kaç zamandır, "üst akıl" diyenlerle dalga geçen ve bu türden cahilce yaklaşımlara karşı eğitimi ("eğitim şart" bile dedi yahu) referans almamız gerektiğini belirten "uzman yazıları" yazıyor.

En son, "Üst akıl yoktur. Üst akıl diye bir şey olsaydı, kredi notumuz düşürülürdü" demeye getiren bir yazı yazdı.

Bunu dediği gün, hangi siyasal odaklarla içli dışlı olduğu belli bir "kredi değerlendirme kuruluşu", ortada fol yok yumurta yokken (çünkü darbe girişimine rağmen Türkiye büyümesini sürdürmüştü) kredi notumuzu düşürdü.

Haliyle, Melih Altınok'a ve bu satırların yazarına "dipnot" oldu.

Rahmetli babam, "Ne olursa olsun, insan kendini bu kadar düşürmemeli" derdi.

Ahmet Kekeç/Star

  • 5
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

15 Temmuz sonrası başlayan "vesayetçi unsurlardan arınma," demokratikleşme ve sivilleşme sürecinde "yanan yaşlar" olduğuna şüphe yok. Bu haksızlıklar karşısında mağdurların haklarını aramak, onların sesi olmak da görevimiz.
Ne var ki bu "istisnaları", devletin ülkeyi işgale açık hale getirmek için yapılan bir askeri darbe girişimine karşı kullandığı meşru müdafaa hakkının "esasına" eşitlemeye çalışmak "iyi niyetle" bağdaşmıyor.
Öyle ki bazen bu bağlamdaki eleştiriler, demokratlık ve insan hakları savunuculuğu sınırlarını aşıp, emperyalistlerin ve darbecilerin korunup kollanmasına hizmet ediyor.
Elbette, Türk devletini yıkıp 79 milyonu esarete mahkûm etmeye çalışanlara, 250 canımızı alıp Meclis'imizi bile vuranlara hukuk ve hakkaniyet sınırları içinde ciddi bir bedel ödeteceğiz.
Bu, uluslararası hukukun bizlere tanıdığı bir hak olduğu gibi, gelecek kuşaklara karşı imtina edemeyeceğimiz sorumluluğumuz da...

Melih Altınok/Sabah

  • 6
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Fitch, Türkiye'nin notunu 2012 yılında yatırım yapılabilir seviyesine çıkartmış, Moody's de 2013 yılında yatırım yapılabilir değerlendirmesini açıklamıştı. Ancak 2013 ila 2016 arasındaki dönemde Türkiye'de faiz iki misline çıkınca ve borsa da önemli ölçüde düşünce bugünkü noktaya geldik. Borsada yabancıların payı bugün yüzde 61 kadar.Tabii 2016 yılının son demlerinde ABD Merkez bankası FED'in en geç aralık ayında faiz arttıracak olması, ve artan ABD faizinin de doları değerlendirecek olması, tahvil ve borsada negatif etki yapacak ve satışlara yol açacak.

Hem Standard and Poors, hem de Moody's, yani iki global reyting kuruluşunun ratingimizi yatırım yapılabilir düzeyinin altına indirmesinin, ülkemizden bir miktar yabancı kaçışı yaratması da olağan sayılmalı. Bir tek Fitch bizi hâlâ yatırım yapılabilir düzeyinde değerlendirdiğinden durumumuz kritik. Yabancılar çıkmaması tersine ülkemize sermaye getirmeleri hem büyüme hem de istihdam artışı sağlayabilmemiz için önemli. Çünkü son dönemde cari denge açığı çok olmasa da, biraz büyüdü. İstihdam artışı yaşanmadı, ama işsizlik artışı yaşandı ve de sanayi üretimi yavaşlarken de yüzde 4.5 civarında olan büyüme tahmini de aşağıya doğru revize edilecek. Tabii eksi değil, yüzde 3-3.5 gibi bir orana inecek. İç ve dış sorunlar da bundan sonra sıkıca kontrol edilmek zorunda.

Türkiye 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında gündeme getirmeye çalıştığı reform önlemlerini şimdi aynı hızla gündem almak ve uygulamak zorunda. Bu yapıldığı takdirde de reyting düşüşü pek soru olmayacağı gibi, tersine reyting zaman içinde yeniden yükselir. Ama tabii zaman gerekli. Tasarrufu düşük olan ülkeler (biz dahil) yabancıların sermaye yatırımı ve doğrudan yatırım hamlelerine muhtaçtır. Paniğe hiç gerekmiyor, ama akıllı hamleler gerekiyor. Mesela ilk iş olarak Fitch ile yakın ilişki kurmamız ve notumuzun değişmemesini sağlamamız gerekiyor.

Deniz Gökçe/Akşam