Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Ancak yine de Amerika'yı önemserken, ölçülü davranmakta da yarar vardır. Çünkü insanın olduğu gibi devletin de kafası karışabilir. Böyle durumlarda en güçlü devletler bile beklenmedik hatalar sonucu güvenilirliğini kaybedebilir.
Şu andaki Amerika böyle bir kafa karışıklığının tam ortasındaki bir görüntü vermektedir. Görev süresi sona ermekte olan Başkan Obama'nın söyledikleri ile Amerika'nın aldığı kararlar arasındaki çelişkiler, tam bir kafa karışıklığını göstermiyor mu?
Örneğin Obama her fırsatta İsrail'i kınamakta ve Netanyahu'nun izlediği politikanın barışı imkânsız kıldığını söylemektedir. Ve aynı anda Amerika İsrail'e 34 milyar dolarlık silah verme kararını açıklamaktadır. Örneğin Obama başka ülkelerin iç siyasetine karışmak konusunda hiç sakınca duymamakta ve sonuçta zor duruma düşmektedir. Buna bir örnek, Obama'nın İngiltere'ye gidip AB üyeliği konulu referandum kampanyasında Cameron'la birlikte "evet"çilerin yanında yer alması değil midir?
Aynı Amerika'da başkanlık seçimlerine kazara Rusya'nın etki yapması ihtimali karşısında ise çok sert tepkiler gösterilmektedir.
Amerika'nın kafa karışıklığını NATO müttefiki Türkiye ile terörist Kürt örgütleri arasında tercih yapamamasından, FETÖ'cülere kucak açmasından veya Irak'ta Musul'u kime peşkeş çekmeyi kararlaştıramamasından da görebiliriz. Yani işimiz zor... En büyük müttefikimize kızmak yerine ona yardım etmemiz gerekiyor. Çünkü bu ülkenin kafa karışıklığı yeni Başkan'ın seçiminden sonra da devam edebilir. Zıvanasından çıkmış seçim kampanyası bu ihtimalin fazla olduğunu gösteriyor.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 2
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Lavrov, CNN International'a verdiği mülakatta, toplantıya Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ın katılacağını açıklamış ve konuyu da Suriye krizinin çözümü için atılacak ek adımlar olarak özetlemiş. Sanki çok adım atılmış da, bunlara ek işler yapılacakmış gibi. Gayet tabi toplantı, esasen "iç çatışmaların devletleri karşı karşıya getirecek aşamaya taşınmaması için ne yapılmalı?" sorusu etrafında şekillenecek, muhtemelen bu soru gelip Suriye ve Irak'ın geleceği sorununa dayanacağından kavga çıkacak ve ateşkes imkanları düzeyinde de sonlanacaktır.

Bununla birlikte, her ne olursa olsun bu türden bir toplantının önemi yadsınamaz. Kim bilir belki Suriye tarihine de geçecek bir Lozan Konferansı söz konusu oluverir. Ancak toplantının katılımcıları Lavrov'un söyledikleriyle sınırlıysa, ortada açıklamaya muhtaç bir durum var demektir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar, Suriye ve hatta Irak'ta "Sünni" muhalifleri destekleyen tarafta görülüyor; iki ülkenin başkentlerindeki yönetimler tarafından istenmeyen ülkeler olarak ilan ediliyor ve ABD'nin de en anlaşamadığı müttefikleri listesinde bulunuyor. Eğer katılımcılar bunlarla sınırlıysa toplantının iki yönde gelişme ihtimali var demektir.

Kamuoyuna duyurulmayanlar

Birincisi, ABD ile adı geçen ülkeler arasındaki anlaşmazlık konularına Rusya'nın aracılık yapma olasılığıdır. İkincisi ise Rusya ve ABD'nin aynı safta yer alarak adı geçen ülkelerin faaliyet ve politikalarında geri adım atmalarını tavsiye etme olasılığıdır. Öte yandan eğer toplantıya bölge ülkesi İran davet edilmediyse, o zaman adı geçen ülkeler ile İran arasındaki anlaşmazlıkların iki süper güç tarafından çözülme girişimi söz konusu demektir.

Kabul etmek gerekir ki, İran ve hatta İsrail'in bulunmadığı bir Lozan Konferansı'ndan sorun çözecek bir sonuç beklenemez. Ancak hem adı geçen ülkeler hem de İran ve İsrail aynı masa etrafına oturunca da sonuç almak zor olur. Bu durumda belki de Lozan I, Türkiye-Suudi Arabistan-Katar katılımıyla yapılır, Lozan II ise İran ile. Eğer amaç bağcıyı kovmak değil de üzüm yemek ise bu bir yöntem olarak uygulanabilir.

Ancak bu yönteme gidilir ise Türkiye'nin her Lozan Konferansı'na katılmanın yolunu bulması gerekir. Zira tüm tarafların bir arada olduğu bir konferanstan hemen sonuç alınamasa da devletlerin rekabet eksenlerine ya da mezhep siyasetine göre sepetlere yerleştirilmesine engel olunabilir.

Beril Dedeoğlu/Star

  • 3
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Sözcüde bir telaş telaş...
Yok, gazete Sözcü'den bahsetmiyorum. Onlar şimdilik Yılmaz Özdil düzeyinde enerji boruhatlarıyla haşır neşirler...
Bu kez CHP'nin Aydın Doğan Sözcüsü'den bahsediyorum.
MHP lideri Devlet Bahçeli "Başkanlığı halka sorarız" diyerek demokrat bir çıkış yaptı ya. Sözcüleri bulduğu ilk mikrofondan anında hakaretler eşliğinde haykırdı:
"Zinhar!" Şaşırmıyoruz elbette.
Zira bu akıl ve söylem, halkın meşru ve demokratik yöntemlerle kendini nasıl yöneteceğini tartışmasından hep öcü gibi korktu.
Bu kez de statükoya "ce" yapan Devlet Bey'i cesaretinden dolayı bir kez daha tebrik ediyoruz.

Melih Altınok/Sabah

  • 4
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bahçeli'nin yaptığı açıklamanın üzerine AK Parti gerekli adımı attı. Başbakan Yıldırım da içindeBaşkanlık Sistemi'nin yer aldığı Anayasa Değişiklik Teklifi'nin Meclis'e sunulacağını söyledi. Ve ekledi:

-367 oyu bulsak da referanduma gideceğiz.

Demek ki kararı millet verecek. Bu da son derece önemli. Millet isterse Türkiye BaşkanlıkSistemi'ne geçecek. İstemezse, referandumdan "hayır" oyu çıkacak. Biz de zaten hep bunu savunuyorduk. Uzun süredir, kararın millete bırakılması gerektiğini söylüyorduk. Var mı itirazı olan? Olamaz, olsa da zaten hiçbir anlam ifade etmez. Demokrasiden bahsediyorsak eğer, yok milletin üzerinde hiçbir makam ve mevki!

Öyle görünüyor ki, milletin önüne Başkanlık Sistemi ile birlikte daha özgürlükçü bir anayasa geliyor… Yine anlaşılıyor ki, Meclis'te daha önce Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun üzerinde mutabık kaldığı 60 madde ile son mini anayasa paketindeki 7 madde birleştirilecek. Başkanlık Sistemiile ilgili düzenlemelerle birlikte milletin onayına sunulacak. Meclis'te ne olur, diye hiç düşünmüyorum. Çünkü AK Parti'nin 316 milletvekili var. MHP de Meclis'te 40 sandalyeye sahip. Ayrıca, Devlet Bahçeli anayasa oylamasında grubunu serbest bırakacağını açıkladı. MHP, yarı yarıya fire verse bile, düzenleme 336 oyla TBMM'den geçer.

Noktayı koymak da millete kalır. Hep söylüyorum, sandıktan Başkanlık Sistemi'ne "evet" çıkar. 15 Temmuz Darbe Girişimi'nin ardından, bunu çok daha rahat söyleyebilirim. Çünkü… 15 Temmuz'da halk, hem demokrasisine, hem de Cumhurbaşkanı'na, bir başka ifadeyleBaşkanına sahip çıktı. O gece canını ortaya koyduğu bu değerlere, sandık önüne geldiğinde mi karşı çıkacak? Olacak iş değil Kim ne derse desin, kim aksini iddia ederse etsin, bugün Türkiye'de fiilen Başkanlık ya da Yarı Başkanlık diyebileceğimiz bir sistem uygulanıyor. Tam olarak Parlamenter Sistem denilemez bugünkü uygulamaya.

Şimdi bakalım, fiilen başladığı herkesçe kabul edilen Başkanlık Sistemi'nde neler yaşandığına… Halk güçlü bir liderlik etrafında birleşti. 15 Temmuz Darbe Girişimi savuşturuldu. FETÖ gibi Türk tarihinin gördüğü çok farklı ve güçlü bir terör örgütü, büyük ölçüde çökertildi. Ülkeyi otuz küsur yıldır meşgul eden, on binlerce canımızla birlikte milyarlarca dolara mal olanPKK terör örgütüne büyük bir darbe vuruldu. Fırat Kalkanı Operasyonu başlatıldı. Türk Ordusu, Suriye'de koalisyon güçlerine parmak ısırtacak bir başarı yakaladı. İlerleme sürüyor. Hizmete giren dev eserleri saymıyorum.

Türkiye bağımsız ve milli bir dış politika izliyor. Artık, masaya ağırlığını koyup, "benim haklarım ne olacak" diyebiliyor. Hayaller gerçek oluyor. Peki, o eskinin çekişmelerle dolu Parlamenter Sistemi, bunların tek birini bile gerçekleştirebilir miydi; ya da gerçekleştirebildi mi? O yüzden hiç tereddüdüm yok. Rahatça söyleyebiliyorum: Halk, sandık önüne geldiğindeBaşkanlık Sistemi'ne destek verecek.

Emin Pazarcı/Akşam

  • 5
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Malum, 11 Eylül faciasında hayatını kaybedenlerin ailelerinin Suudi Arabistan yönetiminekarşı dava açmasına imkân tanıyan yasa Temsilciler Meclisi'nden geçti. Obama yarım ağızla itiraz eder gibi yapıyor ama gidişat ortada. Bin Ladin'in ülkesinin idari ve dini karakteriyle uyumsuzluğu Amerikan kamuoyunu başından beri ilgilendirmiyor ve bu durum birdenbire "Küresel fırıldaklar"ın işine gelmeye başladı. Oysa Suudi Arabistan yirminci yüzyılın ikinci yarısı boyunca ABD'nin bölgedeki en sağlam stratejik ortaklarındandı. Şimdilerdeyse Suudi Arabistan'dan çok İran ile iyi geçiniyor. Bu birkaç yıl önce kimsenin aklından bile geçmezdi.
Niye? Nasıl? Birçok nedeni var. Fakat insanın aklına ister istemez Bernard Lewis'in o eski sözü geliyor: "Suudi'lerin petrolü olmasaydı dünya başka bir yer olurdu." İşe bakın ki, ABD'nin artık Ortadoğu petrollerine ihtiyacı yok. On yıl öncesiyle bugün arasında petrol üretimi ve rezervleri açısından büyük bir paradigma değişimi yaşandı. Ortadoğu artık askeri ve ticari "geçiş yolu ve güç sahnesi"olarak önem taşıyor.

Peki ne olacak? Ülkenin Amerikan bankalarındaki yüzlerce milyar dolarına el konulursa cevap nasıl gelecek?
DAEŞ'in bir "İngiliz anahtarı" olarak gün gelip bu iş için kullanılabileceğini hiç düşündünüz mü? Ciddi bir Şii nüfusa sahip ve sınır komşusu Yemen'deki iç savaşa müdahil olan bir Vahabi monarşisi baskıya ne kadar direnebilir?
Daha özü şu... Suudiler yüz yıl önce açılan bir parantezdi, şimdi yavaş yavaş kapanacak mı? Dünya fokur fokur kaynıyor diyorum da, inanmak istemiyorsunuz.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 6
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bu sefer, bu gargara ibriklerinin hedefinde Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak var. Aslında yazmayacaktım lakin beyinleri lağım çanağı olmuşların yaptıkları arşivde bulunsun diye yazıyorum. Ola ki evlatlarımız geçmişte kanalizasyon sistemi kimlerce yürütülür sorusuna bir tıkla cevap bulmak isterlerse diye. 15 Temmuz sonrası gördük ki "Bu vatan badem bıyığında maklube artığı olan etekli köpeklerin elinde değil, bu vatan künyesini Allah'tan başka kimseye teslim etmeyecek olan cennet erlerinin elinde"!

Şimdi Türkiye'deki başarılı siyasetçiler, öncü şahsiyetler iftiraya uğruyorsa en son neyi başardıklarına bakacaksın ki bu yürüyen cerahat şarjörü Fetö'nün bize bıraktığı iftirayı anlamlandırma şekli. İçinde Fetö ve onun salyasıyla şarj olan köpeklerin olduğu her operasyonun , her iftiranın, her kalleşliğin altından bu soru çıkıyor. Bu iftiralar hangi başarının bedeli? Hangi iftiranın atıldığını yazmayacağım. Kendi şerefsizliklerini, alçaklıkta ne kadar yüksek yaptıklarını yazarak, bu kanalizasyon borularını sevindirmeyeceğim.

Bir iftiranın içinde Fetö'nün uluslararası ekran koruyucuları varsa, bir iftiranın içine bu ülkedeki vatansız it sürüleri çörekleniyorsa, o iftira büyük bir projenin, Türkiye'yi çok ileri götürecek bir hamlenin kudurtmuşluğu ve karın ağrısıdır. Çok uzağa değil üç dört gün öncesine gidip Türkiye'nin başarı hanesine en son ne eklenmiş bakalım. Bu kudurmuşluğun sebebi, Enerji ve Tabi kaynaklar Bakanı Berat Albayrak'ın liderlik ettiği 23.Dünya Enerji kongresi. Bu gerçek cebimizde. İlerleyelim peki hangi kararlar alındı?

_ Avrupa'nın enerji kaynağının Türkiye üzerinden sağlanacak olması. Türkiyenin enerji kaynakları için stratejik bir önem taşıyacak olması en önemlisi edilgen olmaktan çıkıp etken bir rol üstlenerek, Batıya bu kararlarla çektiği reddiye içimizdeki kanı, sütü, karakteri, bozukların kudurmuşluğuna sebep olabilir mi ? Yüksek sesle yazıyorum OLUR. Oldu da.

_ Ruslar, Avrupa'ya daha güvenilir bir yolla enerji kaynakları aktarmanın teminatı için Türkiye'yi seçti. Artık Türkiye'nin güvenli bir yer olması hem Rusya'nın hem de Avrupa'nın mecbur olduğu bir şey. Sizi kudurtan bu!

_ Türk Akımı projesinin imzalanması demek, Türkiye'yi terör ülkesiymiş gibi gammazlayan Avrupa'ya, özelikle 15 Temmuz sonrası hem demokrasi tokadı hem de Osmanlı Tokadıyla karışık enerji zaferi demek. Sizi kudurtan bu!

Bir zamanlar Dışa bağımlılığın karakter olduğu bu ülkede , artık karar veren ve uygulayan, eyvallahsız bir Türk yurdunun küllerinden doğduğuna şahit oldular. Bu yüzden ağızları gübre mağarası. 15 Temmuz'da diz çöktüreceklerini sanıyorlardı. En azından var olan projeler dursa takkeli tanrılarına şükür yelpazeleri sallayacaklardı. Salya çanakçılığı yapacaklardı. Lakin bu ülkeyi yedirmek, peçetesini yedirmeye benzemez. Kudurdukları bu. İtler korosunda ürüdüler lakin kervanı durduramadılar .Kudurdukları bu. Hani kanasaydı toprağın bir tarafı, akıllarınca köpek dişlerine geçireceklerdi, dalgalanan hilali. Bilmiyorlardı ki her şehadet erinin sırtında hilal kefen vatandan sonrası cennet. Kudurdukları bu. Şimdi anlaşıldı mı zafer nedir bedel ne? Aklıma Gezide müftü karısının o soytarı videosu kurmaca çıkınca, şalvar lastiğini şlapp diye kaportaya yiyen Yılmaz Özdil geldi. Köpeğini işetecek yer arayan tiki kızların atarından başlayıp, kuaförde maşa sırası beklerken yan masadan aldığı eksik dedikoduları leziz bir apaçi sunumuyla önümüze getiren Özdil Merak etme bu borular doğal gaz hattı borusu, kanalizasyon borusuna ihtiyaç duyulursa, zaten adın listede var biz sana döneriz.

Esra Elönü/Haber7