Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Türkiye'yi DEAŞ'a yardım etmekle suçladılar. Kimler? FETÖ'cüler, PKK'lılar ve Esadçılar. Bugün bile utanmadan bu yalana sarılıp uluslararası alanda propaganda yapıyorlar. Fakat bunun bir karşılığının olmadığını göremeyecek kadar da aptallar.
Ama yiğidi öldür hakkını yeme. Müthiş bir tespit yapmış bu Demirtaş. "Ortadoğu'yu kan gölüne çeviren temel hata, ırkçılık, mezhepçilik ve milliyetçiliktir"demiş. Eksiği var, fazlası yok. Eksiği şu. Bu kan gölünün ortaya çıkmasına, ırkçılığın, mezhepçiliğin körüklenmesine yol açan bir başka unsur var. O da sömürgecilik. Batı sömürgeciliği.
Ama bunu Demirtaş söyleyemez. Amerikancılıktan başka bir çıkar yolu olmadığını düşünüyor. Bir başka şeyi daha söyleyemez. "Bağlı bulunduğum örgüt, yani PKK Ortadoğu'da ırkçılığı körükleyen, toplumsal barışı alt üst eden bir terör örgütüdür" diyemez. Demirtaş aksine PKK'yı övmeye devam ediyor.
Hiç utanmadan, devleti bu ülkede on binlerce insanın kanını akıtmış, canını yakmış terör örgütü ile işbirliği yapmaya davet ediyor. İşbirliği yapmadığı için suçluyor. Evet hala bunu yapıyor.
Türkiye'nin Suriye'de "bir yanına PYD'yi, öbür yanına PKK'yı" alması gerektiğini söylüyor. Türkiye PKK'yla da, bağlı bütün bileşenleriyle de hem kendi sınırları içinde, hem de Suriye ve Irak sınırları içinde mücadele veriyor.
Vermeye de devam edecek.
Türkiye kendi sınır güvenliği ve ulusal barışı için Irak'ın da Suriye'nin de toprak bütünlüğünü savunuyor, insani krizlerin önlenmesi için canla başla çalışıyor. Meşru bir çerçeve içinde, haklı bir dava için mücadele ediyor. O yüzden sen sus Selahattin! Yine mal mal sus!

Fahrettin Altun/Sabah

  • 2
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Pasifik dışındaki ekonomik ve siyasi kontrol alanlarında "bazı" ülkelerden kaynaklı sorunlar vardı. Örneğin Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Kafkasya için Türkiye, Rusya'dan daha büyük bir sorun olmaya başlamıştı. Çünkü Rusya'nın Soğuk Savaş'tan kalma "sınırları" vardı.

ABD, Ortadoğu'da hatta Kafkasya'da Rusya'nın nerede duracağını kestirebiliyordu. Zaten İslamcoğrafyasında Rusya'nın gideceği alanlar belliydi. Ancak Türkiye'nin Erdoğan'la birlikte gelen yeni dönemi, tıpkı Latin Amerika'da Brezilya'nın önce Lula ile başlayan, sonra Dilma Rousseff ile devam eden dönemi gibi belirsizlikler taşıyordu. Bu arada Mısır'da Müslüman Kardeşler iktidarı ve bu iktidarın Erdoğan ile ilişkisi Türkiye ile ilgili belirsizliği artırıyordu.

Bunun için ABD, önce Türkiye ile Brezilya'nın öne çıkardığı İran'ın sisteme entegresini kendi kontrolüne aldı. Sonra Rusya'nın Ukrayna gibi hamlelerini görmezden geldi ve Esed konusunda Suriye'de Rusya'nın ve İran'ın politikasına örtülü destek verdi. Esed'in ömrünü, yalnız Türkiye'ye bir tehdit olmak üzere, uzattı. Sonra Mısır darbesi geldi; Mursi devrildi ve Mısır'ı yeniden bir askeri yönetim karanlığına gömdüler.

Tabii Brezilya'da da Dilma Rousseff, uzun uğraş ve komplolardan sonra, iktidardan uzaklaştırıldı. Türkiye için hem FETÖ hem PKK hem de DEAŞ kozunu artan terörle birlikte kullandılar.

17/25 Aralık ve daha önce yine FETÖ eliyle MİT'e yapılan operasyonlar, Erdoğan'a yakın çevresine, ailesine dönük algı operasyonları ve tabii bir final olarak 15 Temmuz alçaklığı bu sürecin parçasıdır. Bunun için çok geniş bir medya ağını kullandılar.
Açık söylemeliyim; yalnız müstemlekeci paçavra "solu" değil, geçmişte AK Parti'nin yanında olmuş sözüm ona bazı liberal görünümlü "muhafazakâr" gazeteci ve siyasetçiler de bu medya ağına dahil oldu.

Şimdi geldik Musul'a, yani tam 98 yıl önce başlayan kavgaya... Musul meselesi, öyle sıradan bir mesele değildir. Musul meselesi yeni Türkiye sistemiyle -yani başkanlık- doğrudan ilintili olduğu gibi, bütün bu bölgedeki terör ve yoksulluk bataklığını da temizleyecek bir meseledir. Ama bu meselenin çözümüne Türkiye'nin dahli olduğu takdirde...

Bundan sonra hiç kimse ABD'nin parasına bakarak ekonominin geleceğine dönük yorum yapmasın, ABD'nin şimdiye değin nasılsa bana döner diye -sorumsuzca- bastığı dolarlar artık ona dönmeyebilir. Bu paraların sahibi ABD'de olmayabilir, para su gibidir, boşluğu doldurur ve gerçek sahibini bulmaya çalışır. Tıpkı Musul gibi...

Cemil Ertem/Milliyet

  • 3
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı bu yeni anlayış sürecine yönlendiren olaylar dizisinin başlangıcını, "Barış Açılımı"nı Kandil bağımlısı Kürt siyasetçilerin istismar etmelerinde ve uzlaşma sürecini PKK'ya silah yığınağı yapmak için fırsat olarak değerlendirmelerinde bulabiliriz. Sonuçta "Yeni Güvenlik Anlayışı"nın somut örneklerini içeride PKK ile mücadelede ve dışarıda da "Fırat Kalkanı Harekâtı"nda görüyoruz. Devletin tüm kaynakları bu iki alandaki girişimlere açılmış ve kısa sürede kesin sonuçlar alınmaya başlanmıştır.
Sınırımızın Suriye tarafından Gaziantep'e ve Kilis'e yönelen roketli tehditler ve PYD'nin sınırımıza yerleşme hazırlıkları üzerine de Fırat Kalkanı Harekâtı başlatılmıştır. Bu şekilde uzun süredir seslendirdiğimiz "Güvenli Bölge"yi duymazdan gelenlere karşı, bu olay gerçekleştirilmiştir. Yeni Güvenlik Anlayışı'nda, eski anlayış dolayısıyla devletin alışık olduğu rehavete asla yer olmayacaktır. Diplomatlar da, güvenlik bürokrasisi de, yurttaki ve dünyadaki gelişmeleri, bunlarınTürkiye'nin güvenliğine tehdit oluşturup oluşturmamaları açısından her an değerlendireceklerdir. "Nasıl olsa bizim için de Amerika gerekeni yapar" anlayışı artık antika olmak durumundadır. Daha ötesi Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden bazı gelişmelerin Amerikan kaynaklı olabilecekleri de artık hesap edilmek durumundadır. "Yeni Güvenlik Anlayışı"na geçiş doğru alınmış bir karardır.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 4
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Halep'te süren çocuk katliamının, Grozni felaketinden sıyrılmak kadar kolay olmadığını Moskova -nihayet- anladı!.. Çeçenistan'ın başkenti Rusya Federasyonu içinde bir yerdi ve Rus ordusunun bu kenti 1999-2000'de yerle bir etmesine dünyanın da sesini çıkaracak hali yoktu. 2003 yılında yayınlanan resmi raporlar, 21 bin ama gerçekte 50 binin üzerinde sivilin öldürüldüğü Grozni'yi "gezegende insaneliyle yok edilmiş bir kent" olarak tanımlamıştı. Rus ordusu yaptı. Amacı, Çeçen ayrılıkçıları temizlemekti, bu arada bütün bir kent yok edildi, 2'nci Dünya Savaşı sonrasının en büyük etnik temizliklerinden biri yaşandı.

Halep, artık yeni bir Grozni'dirve Rus ordusu, bu kentteki direnişi aynı strateji ile etkisiz hale getirmektedir ama Halep, bir Rus kenti değildir, orada öldürülen çocukların hesabı Rusya için kabarmaktadır. Halep, Putin'i "Miloşeviçleşme"(yüzbinlerce Boşnak'ın ölümünden sorumlu Sırp diktatör) sürecine soktu, bir türlü geri dönemiyor. Bombardımanı geçici olarak durdurması, kentteki sivil halkın açılacak altı koridordan dışarı çıkarılması çabaları bu farkındalıktan, yarın, ortalık yatışır, işlenmiş savaş suçlarının hesabı kalır.

Amerika da zoru tercih etti

Musul Harekatı denilen askeri çabanın en zayıf yönünü baştan söyleyelim: Pokerde elinizdeki 5 benzemez ile blöf yaparak masadaki parayı kaldırabilirsiniz ama savaş, poker değildir, beş benzemez gücü bir araya getirip kazanamazsınız.

Çoğunluğu Şii personelli Irak ordusu, peşmerge, Sünni aşiret güçleri, Şii milisler, yerel Musul güçleri...

Birbirini sevmeyen, bırakın omuz omuza savaşmayı, karşılaştıkları anda silahlarına davranabilecek, "sıfır güven duygusu" ile hareket eden 5 farklı güç, arkasında ABD!..

Irak ordusunun 9. Tümeni, Şii askerlerden oluşuyordu, Musul'u asla "kendi toprağı"görmüyordu, 2014 Ağustos'ta DEAŞgeldi, bütün bir tümen arkasına bakmadan oraları terk edip gitti. Şimdi ne oldu? Aynı tümeni, aynı askeri kimlikle ileri sürdüler, birinci gün ağır kayıp verip geri çekildi, Musul Harekatı'nın 24'üncü saatinde durmasına neden oldu. Peşmerge'nin Irak ordusuna gösterdiği tepki, Sünni aşiretlerin ve Musul yerel güçlerinin yakınlarındaki Şii milisleri, DEAŞ'tan daha sıkı kontrol etme refleksi, ayrı konular...

Ardan Zentürk/Star

  • 5
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Darbe girişimini ve halkın direnişini dünyaya anlatmaya çalışıyoruz ya, Atatürkçü Düşünce Derneği de birşeyler anlatmaya heves etmiş. Bunların bir kurucu üyesi var, Özer Ozankaya. Kendisi profesör. Önümüzdeki yıl, "90. Yılında Söylev" başlıklı bir anlatma programı tasarlamış.
Bir kere, Nutuk değil Söylev. İkincisi, söylevi veren Atatürk olduğu için büyük harfle yazılıyor!
Başta CHP olmak üzere (elbette!) eğitim kurumları, kamu kuruluşları ve özel kuruluşlar"Atatürk'ün Gençliğe Seslenişi"ni herkese dağıtmalılarmış. "Aslını" değil, "Öz Türkçe"sini. Çünkü Atatürk'ün dilini gençlik ve "genel yurttaş çoğunluğu" anlamıyormuş. 2017 yılı, Söylev'in doksanıncı yıldönümüne denk gelmesi bakımından "uluslararası çapta" kutlanmalıymış. Hazırlıklara bugünden başlanmalıymış. ("Speech" kelimesinin Öz İngilizce'si nedir kardeşlik?) Başka hangi uluslar katılacaklar acaba?
Peki, nesini ve nasıl anlatacaksınız? Atatürk, adı büyük harfle yazılan o "kutsal" metninde, kurtuluş savaşını nasıl yönettiğini anlatır, sonra da kendisiyle ters düşen eski silah arkadaşı generallere en ağır ifadelerle saldırır. Bunu mu uluslararası ilgi alanı haline getireceksiniz? Size gülerler.
Ne kurtuluş savaşımızın ayrıntıları dünyada kimsenin umurundadır, ne de cumhuriyetimizin ilk yıllarında olup bitmiş "Ankara içi iktidar kavgaları"...
Tarihçiler bilirler, Ortadoğu uzmanı tarihçiler, onlara da ayrıca bir şey anlatmaya gerek yoktur. Nutuk'u, pardon, Söylev'i baştan sona okumamış olan Atatürk cahili Atatürkçüler, orada birtakım "gizli hikmetler" saklı olduğunu sanırlar. Hatta, "aradığınız her şeyi orada bulacaksınız" diyenler de vardır. Sanki şifalı otlar kitabı...

Engin Ardıç/Sabah

  • 6
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na seslendi:

-Kılıçdaroğlu, hemen gereğini yapmak zorunda. Gereğini yapmıyorsa, FETÖ ile mücadele etmiyor demektir.

Bir de uyarıda bulundu:

-FETÖ, AK Parti'den nefret ediyor da CHP'yi çok seviyor değil. Onun için bütün partiler araçtır. CHP'yi de bir araç olarak görüyor. CHP'lilerin bunu görmesi gerekir.

CHP'de neler olup bittiğini görebilmek ve konuya doğru teşhis koyabilmek için biraz gerilere gitmek gerekir. 672 Sayılı KHK ile üniversitelerindeki görevlerinden uzaklaştırılan ve kamu haklarından men edilen Keten ve Yenidünya, tesadüfen PM üyeliğine gelmiş, CHP'yi sızmış değiller. Kılıçdaroğlu tarafından özel korumayla getirildiler.

Normal şartlarda CHP'nin PM üyeliğine seçilemezlerdi. Tabanda güçleri yoktu. Bu yüzdenKemal Kılıçdaroğlu, onları Bilim Platformu listesinden yönetime taşıdı. Bir nevi kontenjan hakkını kullandı. Hatta bu tasarruf, "atama" olarak da değerlendirilebilir.

Bu isimlerin en belirgin özellikleri Fetullah Gülen'e yakınlıklarıydı. Kim bilir, belki de bunun için oraya taşındılar. Üstelik 672 Sayılı KHK'deki hükümler net. Sadece üniversitedeki görevlerinden alınmadılar; kamu haklarından mahrum edildiler. Buna rağmen, CHP'nin tepesinde oturmaya devam ediyorlar. Halen korunuyor ve kollanıyorlar. Böyle giderse, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçebilir. Bu isimlerle ilgili olarak, CHP'ye bir uyarı gönderebilir. Burada çok önemli bir ayrıntı daha var… Memnu haklardan mahrum edilen bu isimler gider ve PM'de boşalma olursa, yerlerine Berhan Şimşek ve Haluk Pekşen gelecek. Her ikisinin de bariz özellikleri, Kemal Kılıçdaroğlu ile aynı düşünmemeleri. Ulusalcı olmaları ve milli konularda daha hassas bir çizgiye sahip bulunmaları. Şimdi daha iyi anlaşılıyor sanırım, Kemal Kılıçdaroğlu'nun "FETÖ'cü" bu iki ismin neden istifalarını almadığı!

Emin Pazarcı/Akşam