Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

CHP-HDP ittifakı hız kesmeden devam ediyor. İttifakın 'şemsiye örgütü' işlevi görecek olan, CHP-HDP tabanını birleştirme projesi"Demokrasi İçin Birlik Hareketi" (DİB) geçtiğimiz günlerde toplanmış. CHP ve HDP'nin eski ve mevcut vekillerinin, SHP ve BDP'nin eski vekillerinin hazır bulunduğu toplantıda açılış konuşmasını eski CHP milletvekili Binnaz Toprak yapmış. Toprak, "milliyetçi- dinci" dediği halkın bir kesiminden şöyle dert yanmış:
"AKP ile bu milliyetçi, dinci kesimler daha da ortaya çıktı. AKP'nin gündeme getiremediğibaşkanlık sistemini bugün MHP hortlattı." Toprak, tam da milliyetçidinci diye aşağılayıp, âdeta bir haşere türünden bahseder gibi halkı ele aldığı için bulundukları yerde sayıkladıklarını hâlâ anlayamamış. DİB Divanı adına söz alan eski BDP milletvekili Akın Birdal, "Türkiye'nin en ağır dönemini yaşadığını" belirtirken, sanırım hedef gösterilip kurşunlandığı darbe dönemlerinin ne kadar özgür olduğunu ifade etmiş.
Eski CHP milletvekili Rıza Türmen ise, "Şimdi yere atılıp, üzerine hoyratça basılan, ayaklaraltına alınan demokrasiyi ayağa kaldırıp, toprağa dikmeye, sulamaya, kök salmasını sağlamaya gereksinim var. Bunun için buradayız" diyerek halkı 'kurtarılması gerekenzavallılar' olarak gördüklerini teyit etmiş. Hâlâ bu klişe sol jargondan mideniz bulanmadıysa, darbeden on gün önce yurtdışına kaçan Can Dündar'ın, yere kurşun sıkılırken arkasına saklandığı eşi Dilek Dündar'ın da "Sözün bittiği yerdeyiz. Artık bir şey yapalım" dediğini ekleyelim.
Kaçmak çare değil tabii... CHP'yi Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba ve HDP'yi Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen'in temsil ettiği toplantı divan üyelerini seçip dağılmış. Millet kanıyla bedel ödeyerek faşist askeri cuntayı püskürtürken ya ATM ya uçak bileti kuyruğunda olan solcularımız ise utanmadan halkı 'dinci-muhahafazakâr' diye aşağılayıp, kendilerini de onları kurtaracak süper kahramanlar olarak görmeyi başarıyor. Bırakın kaybedilen 241 candan söz edilmesini, 15 Temmuz'u sadece "diktatörlük başlangıcı" gibi konumlandıran bir kör haksızlık bu...

Hilal Kaplan/Sabah

  • 2
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Sömürgecilikle dünyanın dörtte üçüne hâkim olan Batı ve Hıristiyanlık, yükselen Sosyalizm karşısında 20. Yüzyılın başlarından itibaren ciddi bir sarsıntı geçirdiyse de Sovyetler Birliği, Çin gibi ülkelerde pratiğe geçen sosyalizmin demokrasi ayağının sakat kalması sayesinde geçen yüzyılı yine kazançlı kapattı. Üstelik "Amerika'daki yerli kâfirler" gibi yok etmeye çalışarak 5 milyonunu temerküz kamplarında sabun yaptığı Yahudilere bir devlet kurdurup onları gelecekteki düşmanlarının (Müslümanların) tam ortasına müstahkem mevki olarak yerleştirdi. Artık Benî İsrail onların bekçisi, onlar da hamisiydi. Çünkü bu coğrafya, yani Mezopotamya, ihtiyaçları olan petrollerin yüzde 70'ini ihtiva ediyordu topraklarının altında.

Daha 20 yıl önce olmayan kimyasal silahları gerekçe göstererek Irak'ı darmaduman edip 1,5 milyon insanı öldüren de onlardı. Bu katliam hiç yokmuş gibi davranan da yine onlar.

Bu yüzden son beş yıldır psikolojik Haçlı Seferi başlattılar Müslümanlara karşı. Kurdukları inorganik örgüt DAEŞ'in vahşeti ile Müslümanları ruhen yıpratmak, tüm dünyada, bu arada kendi ülkelerinde Müslümanlara sıcak yaklaşan insanların zihninde "Müslümanlar barbardır" algısını oluşturmak için her türlü senaryoyu yazdılar. Hatta stüdyolarda kelle kesme görüntülerine kadar vardırdılar işi.

Şimdi "Sünni DAEŞ"in hükmü biterken yerini "Şii Haşdi Şâbi" adlı örgüt alıyor.

Bu oyunu gören Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan boşuna "Ben ne Sünni, ne de Şiiyim. Ben Müslümanım" demiyor.

Batı Orta Doğu petrollerinden tabii ki vazgeçmeyecek. Bunun için oyun üstüne oyun kurup 50 koldan saldırıyor. Cumhurbaşkanı Fuad Masum'dan Başbakan İbadi'ye kadar kabinesi ve parlamentosunun yarısı İngiliz vatandaşı olan Irak'taki Kraliçe'nin adamları bir yanda; DAEŞ, PKK-PYD, Haşdi Şâbi öte yanda saldırıyor. ABD tavşana kaç tazıya tut siyasetiyle ekonomik darboğazdaki Barzani'yi köşeye sıkıştırmanın peşinde...

Dikkat! Çok zor bir sürecin içindeyiz ve kıvılcımı Türkiye'ye sıçratmamak için reaktif (iş işten geçtikten sonra önlem almak) değil, tam da Cumharbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi proaktif (Hedef için elini taşın altına sokma ve önceden hazırlıklı olup abc planları yapmış olma hâli) olunması gerekiyor.

Müzakere üst sınırdan başlayacak çünkü.

Fuat Uğur/Türkiye

  • 3
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Kendilerini toplumun kültür düzeyinin üzerinde gören ve seçilmişlerin iktidara sahip olmasını kabullenemeyen "Sözde seçkinler"in Tayyip Erdoğan'a kızıp Fethullah Gülen'in yandaşı olduklarını bile görmedik mi? İşin kötüsü bu tür tutarsızlıklar siyasetçiler tarafından da sergilenir. Örneği, muhalefetteyken söylenenlerin tam tersinin iktidar olunca yapılması değil midir? "Biz iktidar olursak Çekiç Güç'ün görev süresini uzatmayacağız" diyenlerin, bu görev süresini kaç kez uzattığını görmedik mi?
Muhalefetteyken "Amerika ile ipleri kopartalım" diyenlerin, iktidar olunca bu defa Amerika'nın kucağına oturduğunu da gördük. Aktif siyaset dışındaki bağımsız, bağlantısız ve özerk olmaları gereken düşünce odakları, her toplum için bir sanal deniz feneri gibidirler. Bu tür düşünce odakları ülkenin gerçek veya yapay krizlerle karartılmış siyaset ve düşünce yaşamına, doğrunun ve gerçeğin ışığını tutup yol gösterirler. Ama bu coğrafyada önyargısız, takıntısız ya da saplantısız olmak galiba pek mümkün değildir. "Barış Açılımı"nı bir Erdoğan Projesi olarak gördükleri için Kürtlere gidip "Öcalan sizi satıyor" diyenleri de görmedik mi?

Mehmet Barlas/Sabah

  • 4
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Sincar, Irak-Suriye sınırına 40 kilometre mesafede, Musul'un 130 km batısında, Nusaybin'in 80-90 kilometre güneyinde yer alıyor.

Bölgenin iki önemli özelliği var;

1- Irak'la Suriye'nin sınırında, Türkiye sınırı ile Erbil'e eşit mesafede 'tam orta yerde'olması.

2- Çevresini tamamen saran Şengal Dağları'nın doğal güvenlik sağlaması.

PKK, Sincar'a yerleşerek 5 önemli avantaj kazanacak:

1- Halen yuvalandığı Kandil Dağı'ndan 350 km daha batıya, Irak ve Suriye'nin kuzeyini kontrol edebileceği 'tam orta yere' taşınacak.

2- Türkiye'ye yönelik terörü sürdürebileceği mesafeyi koruyacak.

3- Hem Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin (Barzani) topraklarından çıkmış olacak, hem Suriye topraklarına girmeyecek.

4- Irak Merkezi Hükümeti'nin kontrolündeki bir bölgeye taşınmış olacak. (Musul'un Erbil'e değil Bağdat'a bağlanması da gündemde)

5- Bölgedeki tek dağlık bölge olan Şengal Dağları tarafından çevrelenen doğal bir korumaya sahip olacak.

Bu plan hayata geçerse gelecekte belki en çok konuşacağımız konu olacak.

Murat Çiçek/Star

  • 5
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Felluce, Sünnilerin hâkim olduğu ve yenik düşen Baas'çıların gizlendiği şehirdir. Dört Blackwater güvenlik görevlisinin öldürülmesini bahane ederek ABD güçlerine şehre girme emri verilir. 4 Nisan gecesi "yüksek ateş gücü"ne sahip iki bin asker şehri kuşatır ve hava desteğiyle harekât başlar. Çok değil, iki gün sonra, yani 6 Nisan'da ABD güçlerinin kurmay merkezi Felluce'nin tam anlamıyla denetim altına alınamayacağını kabullenir.
Bu uzun bir savaş olacaktır. İşte tam burada durup şuna dikkatinizi çekerim... Sünni Felluce direnişini, Şii lider Mukteda El Sadr'a bağlı Mehdi Ordusu da bütün gücüyle desteklemeye başlar ve ABD'ye ait hedeflere ciddi saldırılar düzenler. İşler işgalciler için sarpa sarmıştır. Peki sonra ne olur? Orası hikâyenin bize "unutturulan" kısmıdır. İşgalciler savaşta ısrar etmek yerine Şiiler ve Sünni kesimler arasına "sosyal/ kültürel dinamitler" yerleştirmeye başlarlar.
Olay şudur: Farklar, eğer derin ayrılıklara dönüşürse işgalcilerin eli rahatlayacaktır. Aynı anda Şii ve Sünni camilerine terör saldırıları başlar. Devreye Şii- Sünni direniş cephesini nefretle karşılayan Irak El- Kaidesi de girer. Sonuçta birkaç ay içinde geri dönüşsüz dağılma süreci başlatılmış, işin rengi değişivermiştir. Kasımda 2. Felluce direnişi başladığında Şiiler artık "seyirci"dir. Şiiler daha sonra bu tavırları nedeniyle "ödüllendirilecek" ve ülkenin yönetimi onlara geçecektir.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 6
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bayan Clinton, seçilirse PYD-PKK'yı destekleyeceğini açıklamıştı! Amerikan devleti, dünyanın her yerinde Terörün Mühendisi'dir… Katil Amerika'nın muhtemel başkanı, şimdiden başta PKK olmak üzere terör örgütlerinin "üzerine titreyeceğinin" garantisi verdi! FETÖ'yü de ne kadar çok sevdiği, kolladığı, pamuklara sardığı herkesin malumudur.

FETÖ ile sevgileri mi, karşılıklıdır! Hillary'nin başkanlık kampanyasına ABD'deki çok sayıda FETÖ mensubu hatırı sayılır bağışta bulundular. Darbe Kalkışması Gecesi'nin İmamı Adil Öksüz de "bağışçı" isimler arasındadır! Fetullah Gülen'in yönettiği Casusluk ve Terör Örgütü, o denli Hillary'ye bel bağlamış durumdaki; Bayan Clinton artık kimi FETÖ'cülerin rüyalarına bile giriyor! Tabanlarını etkilemek için itina ile uydurdukları rüyalarda şu sıra Hillary Clinton pek revaçta! Bayan Clinton, rüyada "Bu işin peşini bırakmayacağım; sizleri kurtaracağım" diye sesleniyormuş! FETÖ mensuplarına cep telefonunu verip "Ne zaman isterseniz arayın, ben ABD başkanıyım" diyormuş!

Hillary Clinton da, aynen Fetullah Gülen Locaefendi gibi İsrail'in "otoritesine" kalpten bağlıdır! Geçen yıl, Amerika'daki önde gelen Yahudi bağışçılarla buluştuğunda "İsrail açısından, Obama'dan daha iyi bir başkan olacağım" diyerek sinyali çakmıştı… Hillary, 2001'de New York eyaletinden senatör seçildiği vakit, "Benim soyumda da Yahudiler var" diye konuşmuştu.

Hillary Clinton'ın Dışişleri Bakanlığı döneminde, Wikileaks'in ABD'ye ait gizli diplomatik yazışmaları yayınlaması üzerine; Hillary'nin Julian Assange için "Bu adamı İnsansız Hava Aracı ile vuramaz mıyız?" dediği ortaya çıkmıştır! FETÖ'cülerin "yere göğe sığdıramadıkları" Hillary ablalarının, basın özgürlüğünden anladığı mı; işte bu örnekle deşifre olan "Vurun, öldürün!" tavrıdır! Wikileaks, Bayan Clinton'ın kampanya direktörü John Podesta'nın "potansiyel başkan yardımcısı adaylarına" yönelik e-postalarını geçenlerde yayınlayıverdi. Podesta'nın 17 Mart tarihli e-postasındaki otuz dokuz kişilik listede Coca Cola'nın CEO'su Muhtar Kent'in de ismi yer aldı!

Her ne kadar Hillary Clinton 'başkan yardımcısı adayı' olarak Tim Kaine'i seçmiş olsa da; bu seçimi yaparken değerlendirdiği isimler arasında Muhtar Kent'in de yer aldığı ve New York doğumlu Mister Kent'e "övgüler yağdırdığı" gün ışığına çıktı. Muhtar Kent'in babası Necdet Kent, bir zamanlar Türkiye'nin New York Başkonsolosu idi. İkinci Dünya Savaşı esnasında, Fransa'da konsolosluk görevi yaparken "80 Yahudi'yi kurtarmış birisi" olarak biliniyor, Necdet Kent! Oğlu Muhtar Kent'in "nereden koştuğunu" okuyabilmek için, sadece bu hadiseyi göz önünde bulundurmak bile yeterli olabilir! 2009 yılında Coca Cola'nın Atlanta'daki merkezinde yapılan seçimlerde Yönetim Kurulu Başkanlığı'na getirilen Muhtar Kent, 1999 ile 2005 yılları arasında Efes Pilsen'de çalışmıştı. Koch Ailesi'nin ve Doğan Medyası'ndaki önde gelen isimlerin çok yakın dostudur!

Tamer Korkmaz/Yeni Şafak