Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 15
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Aydın Doğan Bey bütün bu olup bitenlerden sonra gene de "günün birinde TayyipErdoğan'ı devirme" hayalleri mi kuruyor? Yoksa olmayacak duaya amin demekten vazgeçti de, "olabilecek dualarla" mı idare etmeye çalışıyor? Bu dualardan biri, Doğan'ın tetikçilerinin elbirliğiye "hapisten adam çıkarma" telaşına kapılmaları...
Ama etkili olamıyorlar. Çok zırladılar, tutturamıyorlar. "Anladık, bırakmayacaksınız, bari kitap verin de okusunlar" diye bunu kendileri de itiraf ettiler. Kitap yetmez. Ziyarete gitsinler, iç çamaşırı, sigara, yaş meyve falan götürsünler. İhmal etmesinler. Ve de müsterih olsunlar: Tutuklulara, "Fetullah kazansaydı bize yapacakları muamele" yapılmıyor.
Huyundan vazgeçmeyen huylular da var tabii. Bakın Aydın Doğan'ın has adamlarından biri ne yazdı: "Bir suç kanıtı olmadan gazeteci ve yazarları yazdıkları ve söylediklerine dayanaraktutuklamak ve yargılamayı uzatmak da doğru değil." Böyle bir durumda suç kanıtı nedir?
Eline silah almak mı, "Yurtta Sulh Cihanda Bilmemne" konseyine kayıt yaptırmak mı? Darbeyi göz göre göre desteklemek, darbe gerekliliğine dair uzun süre ısrarla yayın yapmak suç kanıtı sayılmıyor mu? "Destek" ne zamandan beri suç olmaktan çıktı? Ben onların yazdıklarını ve söylediklerini yazıp söylesem acaba tutuklanmaz mıyım? Televizyon programlarına katılıp bangır bangır bağırsam? Hadi 1 dolarlık banknotu geçelim, evimde toplantılar düzenlesem mesela?
İçleri rahat olsun: Darbeden birkaç gün önce bana hitaben "bu düzen yıkılır, sen de altında kalırsın" yazmış olan herif serbest. (Acaba ne demek istemişti, neyi nereden biliyordu?)
"Türkiye'ye en uygun antlaşma Sevr Antlaşması'dır" demiş olan profesörü üç aydır ara ki bulasın. Yer yarıldı içine girdi. Hasan Cemal'in, Murat Belge'nin kılına bile kimse dokunmadı.
Hilmi Yavuz'u şıp diye bıraktılar. Lale Kemal gibi azılı bir "Tayyip düşmanı" çıktı, Nuriye çıktı. Her Allah'ın günü Tayyip Erdoğan'a şakır şakır küfür eden gazeteler tıkır tıkır basılıyor ve satılıyor. Kapatılanlar örgütün yayın organları olduğu "fazla" ortaya çıkanlar. Gizli müttefikleri serbest... Bu ne biçim dikta, bu ne biçim zulüm be kardeşlik?

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 15
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Hürriyet muhabirinin, David Keynes adlı sahtekârı konuşturması büyük gürültü kopardı. Özellikle Keynes'in ağzından aktardığı şu bölüm (özetleyerek alıntılıyorum): "ByLock'u kullananların yüzde 10'u Fetullahçı değil. Programın kullanıldığı son tarih ise Ocak 2016'dır." Hürriyet muhabirini hedefe koyanlar, "yüzde 10" ve "Ocak 2016" ifadelerine takıldılar. Ben de takıldım.

Ne yapmaya çalışıyordu bu muhabir? Keynes'in manipülasyonuna gelerek, bazı ByLock kullanıcılarını mı kurtarmaya çalışıyordu? Ayrıca, yüzde 10'luk dilimin içinde kimler vardı? İkincisi, muhabir "ByLock darbede kullanılmadı" iddiasını niçin gündeme taşıma gereği duymuştu? ByLock darbede kullanıldı oysa. Darbe sonrasında da kullanıldı

Bu satırların yazarı, Sabah ve Star gazetesinde yayımlanan bir haberden yola çıkarak, ByLock kullanıcılarının yazışmalarını bu köşede deşifre etmişti. (23 Ağustos 2016.)

O yazıdan kısa bir bölüm aktarıyorum: Müridan (yani FETÖ'cü militanlar), özel mesaj kanallarını kullanarak, soruşturma safahatında nasıl bir tavır takınacaklarını anlatıyorlar birbirlerine: Biri diyor ki, "Oğlumuzun FETÖ'yle alakası yok desinler. Bir de, sen de FETÖ demekten çekinme."

Bir başkası şöyle diyor: "Küfür etmekten çekinme. Ne olursa olsun, geri adım atma. Etkin pişmanlık yasasından faydalan derler; öyle bir şey yok. Konuşmazsan 10 yatarsın filan derler. Yem atarlar. Blöf yapıyorlar, inanma." Biri de, söyleyeceği yalanlardan rahatsızlık duymuş olacak ki, karşı taraftan şöyle bir telkin alıyor: "Küfür et, hakaret et. Yoksa bu adamlar ("polis" demek istiyor) kolay kolay bırakmazlar yakanı." Beriki, "Kime küfredeceğim?" diye soruyor. Karşı taraftan aldığı cevap şu: "Feto'ya... FETÖ örgütüne... Böyle bir örgüt olduğunu adamlar söylüyor, biz kabul etmiyoruz ki problem olsun. Ammar bin Yasir gibi, dilinle söyleyeceksin."

Bu diyalogu okuyunca gülümsedim.

Şu günlerde ne çok tüketiliyor bu sözcük. Tavrından edasından şüphelendiğiniz ne çok insan, gözünüzün içine baka baka "FETÖ" diyor. Bir taraftan da üzüldüm tabii.

Biricik vasfı "gizlenmek" ve "kalleşçe arkadan iş çevirmek" olan Fetullah Gülen'in, "bağlılarını" düşürdüğü duruma üzüldüm... İnsanı (kerim kitabımızın "eşref-i mahlûkat" olarak tanımladığı insanı) düşürdüğü duruma üzüldüm. "İnsan"a reva gördüklerine üzüldüm...

Sabah ve Star gazetesi, "özel mesaj kanalları" ifadesini kullanmıştı. Ben de bu ifadeyi tekrar ettim. Meğer ByLock mesajlaşmalarından çıkmış bu diyaloglar.

Bilmeden ByLock'u deşifre etmişim. Bu durumda Keynes'in (ve tabii Hürriyet gazetesinin) "ByLock Ocak 2016'dan sonra kullanılmadı" iddiası çöküyor. Soru şu: Hürriyet gazetesi ne yapmaya çalışıyor? ByLock yazılımcılarını mı, yoksa deşifre olduklarında kamuoyunun şaşıracağı isimlerden oluşma yüzde 10'luk dilimi mi kurtarmaya çalışıyor?

Ahmet Kekeç/Star

  • 3
  • 15
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

FETÖ'nün Hava Kuvvetleri imamı Adil Öksüz Kazan'daki üste darbe gecesi gözaltına alındığı halde çıkarıldığı mahkemenin hâkimlerince serbest bırakılmıştı.
Hepimizi çileden çıkartan bu skandal üzerine HSYK bu hâkimler hakkında soruşturma başlattı. Dün de ortalığı birbirine katan Öksüz'ün yakalanmasına yardım edene 4 milyon TL ödül verileceği açıklandı! Şimdi talebimiz bu paranın Öksüz'ü sorgulayan ve serbest bırakan o hâkimlere rücu edilmesi. Dün Twitter'da yaptığım bu çağrıya rekor destek geldi. İlgililere duyurulur, vatandaş "FETÖ'cüler gibi parayı sokakta bulmadık" diyor.
Bu arada eğer Öksüz'ü ele veren bir FETÖ'cü olursa ödemenin birer dolarlık banknotlarlayapılması da fena fikir değil sanki.

Melih Altınok/Sabah

  • 4
  • 15
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Hatırlıyorsanız aynı dönemde Hürriyet, FETÖ'nün yasadışı dinleme tapelerini, üstelik montajlanmış hallerini sayfa sayfa haber diye yayınladı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 17-25 Aralık'ta Meclis grubunda FETÖ'nün tapelerini okuyarak darbeye omuz verdi; Hürriyet ise o günlerde FETÖ'cü polis ve savcılardan gelen sahte bilgi ve belgeleri nefes nefese baskıya yetiştirmekle meşguldü.

Hürriyet, 17-25 Aralık öncesi ve sonrasında zaten FETÖ'ye doğrudan "ByLock" hizmeti veren bir yayın grubuydu. MİT TIR'ları ihanetine karışan Hürriyet'in eski genel yayın müdürü CHP milletvekili yapılarak koruma altına alınmadı mı?

Doğan grubunun bugün yaptıkları 17-25 Aralık'tan farklı değil; bu kez ByLock'tan yakayı ele veren FETÖ'cüleri kurtarmanın çabası içindeler. ByLock üzerinden yürüyen soruşturmayı sulandırmak için buradan kalkıp ta New York'a kadar giderek haber yapmışlar, daha ne yapsınlar? ByLock'u gidip FETÖ'ye sormuşlar ve ByLock'un ne olup olmadığını da FETÖ'cülere anlattırıyorlar, az mı?

FETÖ'cüler 15 Temmuz darbe kalkışmasıyla ilgili yürütülen soruşturmayı itibarsızlaştırmak için gündeme "mağduriyet" tartışmasını sokuşturdular. Bu tartışmanın başını her zaman olduğu gibi yine CHP çekiyor; Kemal Kılıçdaroğlu grup konuşmalarında büyük bir mağduriyet ajitasyonu yaparak 15 Temmuz darbe soruşturmasına gölge düşürmeye çalışırken; Hürriyet de, ByLockçuları masum ve mağdur gösteren haberlerle dikkatleri FETÖ'den uzaklaştırarak kamuoyunu kısır bir tartışmanın içine çekmeye çalışıyor.

Unutmamak gerekir ki, 15 Temmuz ile ilgili yürüyen soruşturma ByLock'tan ibaret değil. 15 Temmuz soruşturması darbeye kalkışarak 240'tan fazla vatandaşımızı şehit eden FETÖ'cü hainlerin suçüstü yakalandığı somut bir soruşturmadır. Yani anlayacağınız soruşturulan ByLock uygulaması değil, darbedir darbe!

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 5
  • 15
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Aslında darbe başarılı olsaydı, FETÖ'cülerin benimsemesi kararlaştırılan söylemi en iyi ele veren kişi 'İsrail İmamı' Kerim Balcı oldu.
Darbe gecesi FETÖ'ye ait kanalda yapılan yayında, Cumhurbaşkanı'nın halkı darbeye karşı çıkmak için sokağa davet ettiği kendisine bildirildiğinde, Erdoğan'ın hayatta olduğuna inanamayan Balcı'nın yüzündeki şaşkınlık ifadesini ve sesi titreyerek, "Bu, bu, bizzatCumhurbaşkanlığı'nın sitesinden falan gelen bir şey mi?" diye soruşunu hatırlarsınız.
Ama Balcı'nın ele verdiği esas gerçek bundan fazlasıydı.
FETÖ'nün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ölü veya diri ele geçiremediğini anladığında, Balcı şunları diyecekti:
"Cumhurbaşkanı, bir darbe gecesinde, 'Cumhurbaşkanımız' ifadesini birkaç defa kullandırttı bana. Ama eğer bu ifade doğruysa sözlerimi geri alıyorum... Bizim insanımız nasıl siper alacağını bırakın, yerde yatmayı bilmez. Askerin karşısına halk değil, sen öncelikle bir pazarlıkla çıkarsın." Balcı'ya, darbe gecesi birkaç kez "Cumhurbaşkanım"dedirten FETÖ stratejisi, Erdoğan'ı ortadan kaldırdıktan sonra onun darbe kurbanı bir mağdur, hatalarına rağmen "efsanevi lider" olduğunu işlemek ve gerekirse arkasından birkaç damla gözyaşı bile dökmekti. Böylelikle hem Feto'nun merhameti tescillenecek hem de Ak Parti'nin ele geçiriliş sürecinde iki tarafın da ortaklaşabileceği bir söylemsel zemin oluşturulabilecekti. "Darbe yanlıştır ama olan oldu, artık Tayyip de yok, hadi barışalım" denebilecekti. Ama çok şükür bu millet var, "Tayyip" var ve FETÖ'ye yağmurlu havada su yok!

Hilal Kaplan/Sabah

  • 6
  • 15
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Ali Bulaç da bunlardan mıdır, bilmem. Benim bildiğim, akıl almaz bir körlüğe duçar olduğudur. Halbuki, 17 – 25 Arlık 2013'ün "yolsuzluk susturuculu" darbe girişimi olduğunu daha o vakit görmüştü. Hatta, Dumanlı Ekrem'in Zaman gazetesinde, "İsrail'e karşı çıkarsanız bunlar başınıza gelir" yollu reel politik yazılar döşenmişti. Bu da, takdir edersiniz ki, FETÖ'nün kimlerin taşeronu olduğuna işaret etmekti.

Sonra ne oldu nasıl olduysa, artık gözlerine kim kum attıysa, MİT TIR'larından, Türkiye'yi uluslararası toplum nezdinde "terörist ülke" gösterme ihanetine kadar kör oldu. Körlükten de öte, tutuklu yargılandığı için değinmek istemediğim çok sevimsiz yazılar dercederek, adeta herkesi körlüğe davet etti. İfadesinde, "15 Temmuz'da gözlerim açıldı" demeye getirdi ama onca şehid verdikten sonra neye yarar bilmem ki?!

Her şeye rağmen tutuklanmasına üzüldüm. Hele ters kelepçe vurularak götürülmesine içim cızz etti. Lakin, onca insanı katleden o darbenin psikolojik zeminine (istemeyerek de olsa) harç katanların arasında yer aldığı aklıma gelince yüreğim soğudu. Yine de tutuksuz yargılanmasını çok isterim. (Oldukça kritik sağlık sorunları olduğunu biliyorum.) Tefsir ve meal müellifidir.

Bir neslin yetişmesinde, tee 12 Eylül 1980 öncesi Düşünce Dergisi'nden "Çağdaş Kavramlar ve Düzenler" eserine kadar emek sahibidir. FETÖ'cü haysiyetsiz cellatların katlettikleri arasında, Ali Bulaç'ın yetişmesinde emek verdikleri de kuvvetle muhtemel vardır. Ahirette o şehitlerin yüzlerine nasıl bakacak? Hele o şehitlerin yetim ve öksüzlerinin! Dört duvar arasında bunları muhakkak düşünüyordur.

Hayır, o kahpe darbenin "liderine" ve "cemaatine" verdiği destek için pişmanlık duyması yetmez. Kafasını iki eli arasına alıp ben nasıl bu hale düştüm, bunca insan nelere nasıl inandırılarak bu zillete duçar oldu diye adamakıllı düşünüp deklarasyon çapında bir risale yayımlasın. Pensilvanya'daki "Baş Bel'am'ın" insanları nasıl bir "din" anlayışıyla mankurtlaştırdığını dile getirsin. Darbe girişimine yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kabul edilen iddianamesinde yer aldığı üzre, yüksek rütbeli FETÖ'cü bir subayın ağlayarak, "Artık sorulara cevap vermek istemiyorum. Hayatım mahvoldu. (Fethullah) Gülen'in bu ifadeleri duymasından korkuyorum. Beddua etmesiyle ahiret hayatımın da mahvolma ihtimali var…" diyecek hale nasıl ve neden düştüğünü anlatsın.

Öyle bir deklarasyon kaleme alsın ki, elden ele gönülden gönüle dolaşsın; "beyin yamyamı" Fetullah'ın tasallutundan hâlâ kurtulamayan zavallıları kurtarsın. En azından gayreti bu olsun, tevfik elbette Allah'tandır. Yazık ki yazık, bu saatten sonra Ali Bulaç'ın gayreti her daim bu olacağına, o tutmuş, CHP Milletvekili Bekaroğlu'na politik mavra için malzeme vermekten öteye geçememiş. Efendim, polisin teki ona gelip demiş ki, Star gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren gibi "The Cemaat'e" tavır koymadığın için bu yaşta buralarda sürünüyorsun, daha çok sürüneceksin…

Fetullah durur mu; mal bulmuş mağribi gibi bu sözlerin üzerine atlamış. Ali Bulaç'a rüşvet-i kelam etmeyi ihmal etmediği konuşmasında, "Göbekli adam" dediği Taşgetiren'e saydırmakla kalmamış bir de tekfir etmiş. Star yazarı da narin bir zat- muhterem olduğu için felaket incinmiş. Bence yanlış inciniyor. "Taşgetiren çok iyi Müslümandır, adamın önde gidenidir, muttakidir" deseydi asıl o zaman incinmesi gerekirdi.

O değil de, Fetullah'ın, "Ali Bulaç içeriye girmiş, SS'lerden bir tanesi gitmiş ona demiş ki…" şeklindeki ifadesi oldukça manidar. Demek ki, Türk polisi FETÖ'cü olmayınca SS olmuş oluyor? SS ha?! Görüyor musunuz "Baş Bel'am" kimlere kuyruk sallıyor! Ali Bulaç, Fetullah'a bu şekilde meze olacağını hesap etmemiştir herhalde.

Salih Tuna/Yeni Şafak