Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 21
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Mirasını kimlere emanet etmişsin Atatürk'üm... Senin "tek meşruluk kaynağı" olarak meclisi gördüğünü söyleyip o meclisi iki kere kapatanlara, dağıtanlara (1960 ve 1980), ayrıca iki kere de iradesini çiğneyenlere mi? (1971 ve 1997) Yoksa, seçimle gelmiş meşru hükümete karşı halkı "direniş hakkını"kullanmaya çağıranlara mı?
Anıtkabir'deki deftere gene yazılar yazacaklar, gece kalkıp okuman için... Atam, yakın zamana kadar senin ölüm yıldönümünde içki içmek yasaktı.
Sirozdan öldüğünü gözönünde bulundurarak acaba "siz Atatürk gibi yapmayın" demek mi istiyorlardı?
Sinema, tiyatro gibi "eğlence yerleri" de kapalıydı. Sinemaya ve tiyatroya "bar, pavyon, gazino" muamelesi yapılıyordu. O gün sinemalarda siyah-beyaz ve titrek "Atatürk filmleri" gösterilirdi, kimse de gitmezdi. (Sonra günün birinde, senin onayını almış ve beğenini kazanmış "Türkiye'nin Kalbi Ankara" filmini de yasakladılar.
Ruslar çektiği için... Filmde İsmet Paşa bir konuşma yapıyor ve Rus yönetmenle teknik ekibine teşekkür ediyordu.) Genelevler de kapalı mıydı, bilemiyorum.
Öyle olsa gerektir.
Senin ölüm yıldönümünde gülmek de yasaktı Atam. Biz hap kadar, el kadar çocuklar okul bahçesinde "üzgün üzgün" dolaşmakla yükümlüydük, koşmak oynamak da yasaktı.
10 Kasım töreninde güldüğüm için ceza almıştım Atam, altı yaşımdaydım. Neye uğradığımı anlayamamıştım. Beynimizi böyle ahmakça yıkamaya çalıştılar Atam.
Onun için senin adını kullanarak her türlü saçmalığı yapan bu sahtekârlara öteden beri "gıcığım var" Atam, sen sakın üstüne alınma... Onların hepsinden çok daha akıllı olduğun için sen beni anlarsın. Hırtlar anlamazlar.

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 21
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

ABD'de Trump'un kazanması sıradan bir Cumhuriyetçi Parti zaferi değildir, Demokrat Parti'nin, daha doğrusu Hillary Clinton'un üç cephede (Temsilciler Meclisi, Senato ve başkanlık) kesin yenilgisi esasında ikinci Obama döneminin de yenilgisidir. Obama, 2008 yılında seçildikten hemen sonra Nobel Barış ödülünü aldı. Aslında bu ödül siyahi ve Demokrat bir başkan olarak Obama'ya değil, dünya kamuoyunun Obama'dan beklentisine verilmişti. Bush'un yakıp yıktığı, krize sürüklediği bir dünya vardı ve bu dünyanın, kendi deyimleriyle, "sürdürülebilir" olmadığını sistemin eski sahipleri biliyorlardı. Ancak Obama ne eskiye ne de yeniye yaranabildi. İkisi arasında bocaladı ve bu anlamda Hillary Clinton'un yenilgisini de hazırladı. Aslında kaybedenin Clinton değil, Obama olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Peki Obama hiç bir şey yapmadı mı; hayır yaptı ama yapmaya çalıştığı ABD'nin artık tek başına ya da bitmekte olan AB'yi yedeğine alarak yapacağı "şeyler" değildi. Obama, Türkiye'yi yok sayarak AB ile Transatlantik Yatırım ve Ticaret Anlaşması'nı (TTIP) kotarmaya çalıştı. Asya tarafında ise Transpasifik Ortaklığı (TPP) ile ABD'nin ticari hegemonyasını pekiştireceğini sandı. Ancak ABD'nin anlaştım dediği Pasifik ülkeleri, biyoteknoloji, uzay teknolojisi, savunma sanayii, bilişim gibi yeni ekonomi alanlarında ABD'yi sollamaya başlamışlardı.

Nitekim, TPP müzakereleri tam da bu alanlarda tıkandı. Örneğin ABD'li ilaç üreticileri, bilgisayarcılar batacaklarını söyleyerek TPP'ye karşı çıktılar. Obama ise TPP için atılan adımları büyük başarı olarak anlatıyordu. Aynı durum TTIP için de vardı. Nitekim, TTIP'in hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini, bunun bir Obama-Clinton ham hayali olduğunu ABD'liler bile artık teslim etmişlerdi. Çünkü Çin'in tek kuşak projesi, başka bir deyimle Pasifik Asya'nın Avrupa ana karası ve Britanya ile bağlanması bitmekte olan AB ekonomisine dayanarak olmazdı.

Cemil Ertem/Milliyet

  • 3
  • 21
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Biz Türkler algı operasyonlarının her çeşidine hedef olmuş bir halk olduğumuz için, Amerikalıların beyinlerini karıştırmayı hedefleyen bu operasyonu uzaktan gülümseyerek izledik. Sonuç da bizi hiç şaşırtmadı. Ama Amerikalıların önemli bir bölümü için Trump'ın seçim zaferi bir kâbustan farksızdı. Benim görüştüğüm aklı başında Amerikalılardan bazılarının "Trump Başkan seçilirse ABD vatandaşlığından çıkarım" dediklerini hatırlıyorum. Nitekim şimdi Kanada'ya göç etmek isteyen Amerikalıların, Kanada'nın göçü düzenleyen internet sitesini kilitledikleri haberler arasında. Bakalım, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Bass da, Kanada yolcularına katılacak mı?
Bu tabloda en ayıp olan davranış ise galiba başkan Obama'nın eşinin Clinton mitinglerine katılarak Trump hakkında yakışıksız sözler söylemesiydi. Şimdi Obama Başkan seçilen Trump'ı bugün Beyaz Saray'a davet ettiğine göre, Obama'nın eşi herhalde bir odaya kapanıp, Trump'la yüz yüze gelmekten kaçınır.
Trump'ın seçim kampanyasında söylediklerini gerçekleştirmesi ne kadar mümkün olacak, bilemeyiz. Meksika sınırına duvar çekmek veya ABD'yi dış ticaret antlaşmalarındançıkartmak gibi söylemleri acaba gerçek olabilir mi? Ya da NATO üyesi Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırmaları için bunlara ne ölçüde zorlama yapılabilir?
Biz Trump'tan öncelikle Fethullah Gülen konusunda Obama'dan farklı bir tutum izlemesini bekliyoruz. Bunun yanında ABD'nin PYD/PKK oluşumuna verdiği desteğin kesilmesi beklentilerimiz arasında.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 4
  • 21
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Kim kazanırsa kazansın! Bunu, "iade korkusu" yaşayan Fetullah ve "haşhaşileri" düşünsün. Ben uyurken, Aydın Doğan'ın "Posta" gazetesi manşeti çakmıştı bile: "Clinton Başkan..."

Oysa bizim mahdum (Mehmet Hakan Kekeç), tek tek eyaletlerin durumunu aktararak, "Clinton'ın önde görünmesine bakma. Sabaha her şey değişir. Kesinlikle Trump kazanır" diyordu. Basit bir okumayla bile elde edilebilecek bu bilgiye (bu tahmine) rağmen, Posta gazetesi nasıl böyle bir hataya düşmüştü?

Durumu yumuşatmak için "hata" diyorum. "Kepazelik" demem gerekirdi aslında.

Clinton'ın kazandığını bildiren haberin alt başlığı ve spotları daha da içler acısıydı: "Anketler yanılmadı." Sorsan, "Hangi anketin ne sonuç verdiğini biliyor musun ki, konuşuyorsun? Bugüne kadar kaç anket gördün, hangilerinden okurlarını haberdar ettin?" Cevap veremeyecekler. Daha doğrusu, tavana bakacaklar.

Zafer, "beklendiği gibi" (herhalde "Aydın Doğan'ın beklediği gibi" demek istiyorlar) Clinton'ın olmuş. Anketler yanılmamış... Hillary Amerika'nın ilk kadın başkanı olarak tarihe geçmiş. Aynı zamanda "ilk eski başkan eşi" olarak da tarihte yerini alacakmış.

Bu "bilgi"yi aktaran Posta gazetesi, FETÖ ağzıyla bir de "kötü haber" veriyor: "Clinton, başkan Obama'nın 8 yıldır yürüttüğü Türkiye ve Ortadoğu politikalarını aynen devam ettireceğini seçim öncesinde duyurmuştu." Refikimiz haber vermiyor da, adeta "Ayağınızı denk alın" diyor. Yani, Clinton üzerinden Türkiye'yi ve yöneticilerini tehdit ediyor.

Fakat merakımı muciptir: Bu "birdenbire" depreşen Hillary Clinton sevgisi de neyin nesidir? Öyle bir sevgi ki, Aydın Doğan'a "inşaat ortağı" Donald Trump'ı bile sattırdı. Doğan Medya Grubu "Clinton" diyordu.

HDP'liler "Clinton" diyordu. PYD'sinden PKK'sına, FETÖ'sünden DEAŞ'ına, TAK'ından DHKP-C'sine, bütün şer odakları "Clinton" diyordu. John Bass'in "sohbet arkadaşı" Kılıçdaroğlu bile "Clinton" diyordu. İşte ben de buna bir anlam veremiyorum. Kim kazanırsa kazansın, Amerika'nın temel politikaları değişmeyeceğine ve sana yapılacak muamelede bir farklılık görülmeyeceğine göre, adaylardan birine oynamak ve buradan politik bir heyecan devşirmek de ne oluyor?

Efendim? FETÖ ona oynadığı için mi hepsi birden "Clinton kuyruğuna" girdiler? E, biz de yıllardır bunu söylüyoruz işte... Farklı etiketler ve tabelalar altında kendinizi gerçekleştirseniz de, aynı odak tarafından güdülüyorsunuz, aynı "Neo-Con ruhunu" taşıyorsunuz. Sadece kendinizi açık etmiş oldunuz!

Ahmet Kekeç/Star

  • 5
  • 21
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Önce şunu vurgulayayım... "ABD, başa kim gelirse gelsin aynı ABD'dir" diyenler derin devlet perspektifi ve jeopolitik çıkarlar açısından haklıdır. Ancak başka bir gerçek daha var:
Ciddi bir sosyal/siyasal dönüşümün ilk adımlarını yaşıyoruz. Geçen ilkbahardaki bir yazımda bu noktaya değinmiş ve başlığı şöyle atmıştım: "Trump'ın başarısı...
Günaydın!" O yazımda şu çatışmanın altını çizmiştim: Bir yanda "yalandan demokrasi" oyununu sürdürmek isteyen yerleşik düzen ve arkasındaki finans oligarşisi, öte yanda ise artık kitleleri seçkinlerin yerleşik düzenine karşı mobilize edebilen siyasi hareketlilikler...
Nitekim Trump da dün "bu sadece bir kampanya değil, bir hareket; daha yeni başlıyoruz" dedi. Trump'ın ırkçı, ulusalcı, İslamofobik söylemi aşikâr. Fakat dip dalgayı gözden kaçırmamalı!
O dalga çok yönlü, çok yüzlü. Unutmamalı ki, oligarşiye ciddi biçimde karşı Bernie Sanders, demokratların Başkan adayı olma şansını kıl payı farkla Clinton'a kaybetmişti.

Herkesin aklındaki soru malum: Ocak ayında Trump'ın Başkanlığı fiilen başladığında neler olacak; değişim hemen başlayacak mı? Malum, geleceğe yönelik siyasi iddiaların fena halde çuvalladığı bir dönemi yaşıyoruz. Neden? Çünkü yerleşik düzen sarsılıyor.
Sürecin henüz başındayız. Eğer küresel sermayenin el ve yer değiştirme süreci hızlanırsa, işler çok kızışıp karışacak demektir. Şimdilik ABD'de kurumlar arası çatışmanın hızlanacağını; FBI, Pentagon, CIA çekişmesinin ilginç sonuçlara yol açacağını söyleyebiliriz. Gerisini yaşayıp göreceğiz.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 6
  • 21
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Birkaç yüzyıldır, ancak son 60 yılda tahammülleri aşan şekilde dünya mühendislikle yönetiliyor. Demokrasiyi geliştirmesi gereken kurumlar ve özellikle medya, küreselleşmeyle birlikte sermayenin, yani üst aklın otoritesi bağlamında birer silaha dönüştü. Bu arada Ortadoğu bir cehennem olurken, ortaya 60 milyonluk yüzer gezer bir mülteci kitlesi çıktı. Ancak ABD ve AB'de de sıradan insanların kendi ülkeleri üzerinde etkileri neredeyse sıfıra indi. Gittikçe fakirleştiler. Ülkelerinin kendi istedikleri biçimde yönetilmediğini, seçtikleri hükümetlerin kendilerini ciddiye almadıklarını gördüler. Temsili demokrasi anlamını yitirdi. Dünyayı lobiler ve medya yönetmeye başladı.

Yani uzmanlığın, mühendisliğin, elitizmin demokrasinin altını oyduğu bir sanal gerçeklik Trump türünden gerçekliğin en grotesk haliyle yerle bir oldu. Bu durum Trump'ın iyi bir adam, iyi şeyler yapabilecek bir lider olmasından ziyade, müesses nizama duyulan tiksintinin bir sonucu. Dünyayı kaplayan bir örneklik, kibir, donukluk darbe aldı. Hatta şimdi bizim malum seçkin medya kanallarına/yorumcularına bakıyorum da, neredeyse Hillary kadar sonuca kahrolmuş gözüküyorlar. Gülen'in 15 Temmuz'dan sonra en kötü gecesini yaşadığı ortada. İran'ın da kötü bir gece geçirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu arada ABD'de bir darbe olabilir. Delegeler tarihte ilk kez Trump'a oy vermeyebilir. Senato ve Temsilciler Meclisi'nde Cumhuriyetçiler Trump'a kazan kaldırabilir. Trump çok ileri giderse Kennedy gibi ortadan da kaldırılabilir. Ancak, her halükarda sonucun Türkiye için Hillary'ye kıyasla daha iyi bir etki yaratacağını düşünüyorum. BM'nin, özellikle de NATO'nun sorgulanması, Trump'ın Putin'e bakışı bağlamında Türkiye'nin "Dünya beşten büyüktür" itirazına uygun fırsatlar çıkarabilecektir. Bu arada küresel sermayenin merkez bankalarını işgal ederek milli özelliklerini yok etmelerinin önü alınabilir. Trump ocaktan sonra muhtemelen FED Başkanı Yellen'ı görevden alacaktır.

İşin en kötüsü, ABD'deki siyahlar, hispanikler ve kadınlara Hillary'nin kurtarıcı olarak yutturulması. Boşuna üzülüyorlar. Obama kazandığında boşuna sevindikleri gibi…

Markar Esayan/Akşam