Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

YENİ DEVİREMEDİNİZ! BOŞUNA ÇABALIYORSUNUZ, TARİH BU ÜLKE İÇİN AKMAYA DEVAM EDİYOR

Gayrı milli muhalefetin bütün unsurlarının ağzında aynı terane var.
Sanki Türkiye bir gezegen adı, R. Tayyip Erdoğan da gezegenin efendisi!
Sanki dünyada bir kriz yaşanmıyor, küresel ekonomide bir dalgalanma yok!
Sanki Türkiye, 5 yıldır fanatizmin zirveye çıktığı, terör örgütlerinin cirit attığı, devletlerin çöktüğü, mezhep çatışmalarının nüksettiği bir coğrafyada ayakta kalma ve büyüme mücadelesi vermiyor!

Sanki Türkiye, bundan daha 4 ay önce orduya sızmış katiller sürüsünün terör saldırısına, işgal girişimine maruz kalmadı!

Sanki Türkiye birbiriyle mücadele halindeki terör örgütlerinin aralarındaki nizaları unutup ittifak halinde saldırdıkları bir ülke değil!
Sanki bütün dünyayı neo-liberal küreselleşme rüyasından Türkiye uyandırdı!
Sanki Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri sadece Türkiye'nin yönettiği, Erdoğan'ın bir parmak işaretiyle şekillenen bir ilişki!
Türkiye'yi hedefe oturtanlar elbette neyin ne olduğunu biliyorlar. Amaçladıkları şey, Türkiye'nin en önemli gücü konumundaki devlet -millet birliğini yerle yeksan etmek.
Bu amaç uğruna iki şey yapıyorlar. Bir, millete umutsuzluk aşılamaya, halkın arasına nifak tohumları serpmeye çalışıyorlar. İki, Türkiye'yi kendi doğal mecrasında yürütmek için mücadele veren siyasi iradeyi alaşağı etmek için çabalıyorlar. Bunu defalarca söyledim, yine söylüyorum.
Boşuna çabalıyorlar. Tarih bu ülke için akmaya devam ediyor.

Fahrettin Altun/Sabah

  • 2
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

ÇATI DAVASI BAŞLADI. FETÖ'DEN YİNE AYNI TAKTİK!

Çatı davası başlar başlamaz ortaya çıktı niyetleri. Kendileri de FETÖ'ye bulaşmışlar ama nasıl oluyorsa aslında masumlar. Savunmalarını üç ana eksen üzerine oturtuyorlar:

1-Öncelikle birtakım isimleri suçluyorlar ama tesadüfe bakın ki onların hepsi firarda olanlar. Zaten kendilerini de o kötü adamlar kandırdı. Yoksa zinhar darbeye filan karşılar. Başka da suçlanan yok.

2-İtirafçılar ve sanıklar isim vermek gerekirse hep tutuklu olanların adlarını veriyor.

3-Hükûmetteki isimler ile ilişkiler konusunda bol bol isim zikrediliyor. Amaç bilgi katılmış dedikoduları üreterek AK Parti mensuplarını içinde bulundukları bataklığa çekmek ve partiyi böldürmek.

İlk taktik kullanılmaya başlandı bile. Hem de iyi tanıdığınız bir isim tarafından. Nedim Şener'in dünkü yazısından öğrendik bunu. Nazlı Ilıcak bir mesaj göndermiş "Zekeriya Öz bana kumpas kurdu" diye. Zekeriya Öz de firari biliyorsunuz. Tesadüf işte. Yoksa niye kar topu oynasın Zekeriya beyle?

Yurt dışında firari olup zaten popoyu "kurtarmış" olanları suçlamakta sakınca olmadığı söylenmiş demek. Belli ki talimat o yönde. Firarileri suçlarsanız yırtarsınız mesajı verilmiş.

İkinci taktik sanıkların ve itirafçıların yalnızca zaten tutuklu olan FETÖ'cülerin adlarını vermesi. Dostlar alışverişte görsün. Böyle itirafçılık olmaz. Her itirafçının en az kripto ve ortaya çıkarılamamış 20 subay-asker ile 10 imamın adını vermesi şart. Bu bilinerek hareket edilirse itirafçı diye olur olmaz adamların elini kolunu sallayarak dışarı bırakılmasının önüne geçilmiş olur.

Üçüncü taktik ise içinde bulundukları bataklığa AK Partili siyasetçileri karıştırmak üzere talimat almış olmaları. Duruşmada "Fetullah Gülen'in örgüt lideri olduğunu düşünmüyorum" diyen ve Fetullah'ın vârislerinden biri olduğu söylenen eski milletvekili İlhan İşbilen'in "Davutoğlu Pensilvanya'da Gülen'in yanında 4,5 saat ailesiyle birlikte oturdu" demesi bunun örneği. Muhtemelen 6-7 yıl önceki ziyareti hatırlatmasının içeriğinde aynı zamanda tehdit var:

"Senin orada ne konuştuğunu biliyorum ve açıklayacağım..."

Ama aynı İşbilen, FETÖ'nün CHP'li Mahmut Tanal, Eren Erdem, Sezgin Tanrıkulu, Barış Yarkadaş gibi isimlerle ilişkilerini anlatmıyor doğal olarak. Kemal Kılıçdaroğlu'nu nasıl esir aldıklarını, Aydın Doğan'ın kriptosu olduğu söylenen Barbaros Muratoğlu'nun kendileriyle ne tür diyalog içinde olduğunu, Baykal'a kumpası nasıl yaptıklarını, büyük iş adamlarına hangi şantajlarla gittiklerini ve binlerce olayı.

Fuat Uğur/Türkiye

  • 3
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

SANKİ AB'YE TAM ÜYE OLUYORDUK…

Bu gibi durumları anlamak kolay değil. Çünkü insan beyninin kapasitesi sınırlıdır. Türkiye ile sözde müttefiklerinin ilişkilerindeki çarpıklıkları anlayabilmek için karınca beynine sahip olmak gerekir. Çünkü cüssesine kıyasla en büyük beyne sahip olan canlı karıncadır. Karıncanın beyni vücudunun toplam ağırlığının yüzde 6'sını oluştur. Bu yüzde insana uyarlanınca, kafamızın şu andakinden üç kat daha büyük olması gerekirmiş.
Bir başka gerçek de insanların beyinlerinin sadece yüzde 3'ünü kullandıklarına ilişkindir. Zaten aynı anda beyindeki nöronların yüzde 3'ünden fazlası kullanılırsa, bu kullanılan nöronları yeniden programlamak için, beynin karşılayabileceğinden daha fazla enerjiye ihtiyaç duyulurmuş.
Özetle biz karıncalara göre küçük olan beynimizdeki nöronların yüzde 3'ünü kullanarak,hem bizi almayan hem de sanki alacakmış da şimdi öfkelendiği için üyelik müzakerelerini durdurma kararı alan AB ile ilişkilerimizin niteliğini anlamaya çalışıyoruz. Bütün bu çarpık ilişkilerin merkezinde Almanya'nın olması ayrı bir mesele. Ama Alman tabiatındaki incelikleri bilince çok da şaşırmıyorsunuz. Kötü haberi alıştıra alıştıra vermek konusunda bambaşkadır Almanlar.
Er Hans'ın babası ölmüş... Albay, bölük komutanı olan Yüzbaşı Gerhard'ı çağırıp, er Hans'a babasının ölümünü alıştıra alıştıra söylemesi için emir vermiş. Yüzbaşı Gerhard er Hans'ın da aralarında bulunduğu bölüğü toplamış. "Hazır ol" komutu verdikten sonra "İçinizde son zamanda babası ölen var mı" diye sormuş. Kimseden ses çıkmayınca, "Er Hans, seni yalan söylemekten üç gün hapse mahkûm ediyorum" diye bağırmış.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 4
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

BİZ FETÖ'YE VURDUKÇA AVRUPA NEDEN ZIPLIYOR?

Yerlerde sürünen AB sürecini 12 yıl önce bu iktidar ayağa kaldırdı ve bütün iniş ve çıkışlara rağmen bu irade devam etti.

Bazen tempomuza ayak uyduramadıkları için bazı fasılları kendimiz açtık. Ama biz kapıyı ittikçe "asla giremezsiniz" anlamına gelen sun'i engeller çıkardılar. Her fasılda, "Peki Kıbrıs ne olacak" diye sormalarının başka bir izahı var mı?

Bize AB kapısı, Rumlar alındığı gün kapatıldı zaten. İlerleme raporlarına bir göz atın. Her biri birer teröre destek bildirisidir. Hatta yandaşları "Selo" ve avanesi içeri girince Meclis'i işgale kalkıştılar. Tıpkı milletin meclisini, milletin vekillerine mezar yapmaya kalkan darbeciler gibi… Bakan Çavuşoğlu anlatmıştı, o gece darbecilerin beceremediği anlaşılınca Avrupalı mevkidaşları arayıp "Darbecilere kötü davranmayın" demişler.

Zaten gördüğünüz gibi, Türkiye'de hainliğini ispatlayan herkesi çağırıp bağırlarına basıyorlar.

AP'deki öfke patlamasının gerekçesi olarak OHAL'i gösterdiler. Neden? Kendileri daha terörün ucunu görmeden OHAL'e giriyor ve bir daha çıkamıyor? Efendim, "Siviller zarar görüyor"muş… Hadi ya… Peki, kapınıza dayanan sivilleri içeri almamak için kat kat duvar ören, üzerine de dikenli teller geren kim acaba?

Ayrıca, Türkiye'deki OHAL'i, günlük hayatında hissettiğini söyleyen bir "sivil" bile yok. Benim bildiğim bu uygulamadan zarar görenler FETÖ hainleridir.

O halde, biz bu "işgalci taşeronları"na dokununca siz neden sinir uçlarınıza dokunulmuş gibi zıplıyorsunuz!.. Velhasıl, Avrupa'nın bu öfkesinin Kopenhag Kriterleriyle filan hiçbir ilgisi yoktur. Hatta hem çözümsüz hale getirip hem de her fasılda önümüze koydukları Kıbrıs meselesini çözsek (ki bunun için çok yoğun çaba sarf ediyoruz), hatta Rumlara versek bile problem bitmeyecek. Bu sefer de "1922'de aldığınız İzmir'i Yunanistan'a geri verin"diyecekler.

Nuh Albayrak/Star

  • 5
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

AVRUPA BU YAYGARAYI NEDEN KOPARIYOR!

Öyleyse niçin yaygara koparılıyor? Niçin "öldük, bittik, mahvolduk" edebiyatı yapılıyor? Niçin Türk insanına panik pompalanıyor? Niçin dalga dalga "karamsarlık" yayılmak isteniyor?
Niçin alt tarafı bir tavsiye kararı "çok ağır bir yaptırım" diye pazarlanıyor? Niçin Avrupa'nın eşek yüküyle ödüller yağdırdığı kaçak suçlu John Dündar "hürriyet kahramanı" havalarında göklere çıkarılıyorsa, ondan...
Niçin tek kitabını bile okumadan Aslı Erdoğan adında orta halli bir kızcağıza "büyük yazar" muamelesi çekiliyorsa, ondan... Niçin "günahları kadar sevmedikleri" Ahmet ile Mehmet Altan kardeşler için "Çetin ağabeyin mazlum kuzucukları" edebiyatı yapıyorlarsa, ondan...
İktidara vurmak için. Seçmenin bundan etkileneceğini sanıyorlar. Tövbe, aslında sanmıyorlar tabii, kavgayı çoktan kaybettiklerini ve hep kaybedeceklerini de biliyorlar.
Ama onca küfür ettikten sonra kolay kolay dönemezler. İçlerindeki "kaşarlanmış dönme uzmanları" bile zorlanıyor.
Sonuçta, gitti gider Elmadağ sırtlarına kurulacak Doğan Konakları'ndaki beleş ve de havuzlu villa! Bekle ki CHP iktidara gelsin ya da "zayıf bir koalisyon hükümeti" kurulsun da inşaat başlasın. Kıyamete kadar beklersin.

Engin Ardıç/Sabah

  • 6
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

TÜRKİYE AB'YE SIRTINI MI DÖNDÜ?

Sovyetler'den ayrılan ülkeler birkaç ayda AB üyesi yapılırken Türkiye'nin sonsuz bir bekleyişe mahkûm edilmesi elbette kabul edilemez; siyasi iradenin çıkıp Avrupalı muhataplarıyla ciddi ciddi konuşmalarının zamanı çoktan gelmişti.

Avrupa, üyelik sürecini bugüne değin hep Türkiye üzerinde vesayet oluşturma süreci olarak ele aldı. Üyelik şartları aslında örtülü bir şekilde Türkiye'nin yapısal olarak çözülmesini içeriyor. AB'nin yol haritası "Ne kadar vesayet, o kadar üyelik" biçiminde.

Buna son örneği, Terörle Mücadele Kanunu'nun değiştirilmesine dönük talepleri. Terörle Mücadele'nin sınırlarını Avrupa kendisi belirlemek istiyor; AB, PKK'ya dokunulmazlık sağlamak için hükümetten kanun çıkarmasını bekliyor ve bu gerçekleşmeyince de Türkiye "Üyelik şartlarını yerine getirmemiş" sayılıyor.

Avrupa, kendi tarihinden ve değerlerinden vazgeçmediği sürece Türkiye'yi birliğe almaya yanaşmaz. Mevcut ilişki düzeyi ise AB'nin Türkiye'ye olan ihtiyacı kadardır, fazlası değil. Avrupa için Türkiye "sınır bekçisi" olmaktan ileri değil; Türkiye'ye içeriden hâkim olmadıkları sürece de mevcut ilişki düzeyini değiştirmezler.

Türkiye'nin bu durumda bile Avrupa'ya sırtını döndüğü söylenemez; mevcut gerilim aslında AB'nin kendi değerlerine, hatta bir bütün olarak insani değerlere sırtını dönmesinden kaynaklanıyor. Milyonlarca mülteciyi Avrupa kapılarından döndürdükleri gün Batı zaten bitmişti. Mısır darbesine arka çıkarak demokrasiye olan az buçuk inancı da yerle bir ettiler. PKK terörünü ve darbeci FETÖ'yü açıktan destekleyerek Türkiye ile ilişkileri koparma noktasına taşıdılar.

Türkiye'nin bölünme projesini destekleyen Avrupa'yla hiçbir şey olmamış gibi yola devam etmek mümkün değil. Türkiye-AB geriliminin kaynağında işte kimsenin gözardı edemeyeceği bu gerçek yatıyor. Gerisi teferruattan ibarettir.

Kurtuluş Tayiz/Akşam