Günün öne çıkan yazarları 01.09.2016

  • 1
  • 12
Günün öne çıkan yazarları 01.09.2016
Günün öne çıkan yazarları 01.09.2016

Ve son bir örnek. Geçen hafta emniyet mensuplarına yönelik başörtüsü yasağının kaldırılması İslam düşmanlarını yerinden hoplattı.
Kimi açıktan saldırdı, kimi eveleyip geveleyerek kustu düşmanlığını. Misal, Hürriyet dün "Özel Koruma" diye bir manşet atmış.
Güya 30 Ağustos töreninde "özel harekât polislerinin elleri tetikte koruma yapması"nı haber yapmış.
Fakat ne hikmetse birinci sayfadaki en büyük fotoğraf bir kadın polise ait. O fotoğrafın altındaki başlıksa "Özel Koruma" manşetinin ne amaçla atıldığını ele veriyor.
"Saray'ın Türbanlı Koruması!" Evet Hürriyet, başörtüsü yasağının emniyet mensupları için de kaldırılmasından hiç de hoşnut olmamış.
Rahatsızlığını bu şekilde dile getirmiş. Sözcü gazetesi de aynı hattan ilerlemiş.
"FETÖ Ülkeyi İşte Bu Hale Getirdi" diye bir manşet atmış. Altına da "Poliste yeni dönem" diye bir haber başlığı koymuş. Ve o haber başlığının üstünde iki başörtülü emniyet mensubunun fotoğrafı yer alıyor. Birini, "Emniyet Müdürü", diğerini de "Erdoğan'ın koruması" diye işaretlemişler. Evet Sözcü de rahatsız. Ama millet de, devlet de halinden memnun. Millet devletin bugüne kadar sürdürdüğü yanlışlardan dönmesinden ve yeniden yapılanıyor oluşundan, devlet de milletin sinerjisi sayesinde oluşan yeni sosyo-politik zeminden memnun. Gerisi tiyatro!

  • 2
  • 12
Günün öne çıkan yazarları 01.09.2016
Günün öne çıkan yazarları 01.09.2016

Tabii böyle olunca Batı, mesela Türkiye'nin FETÖ ile mücadelesini ve bu mücadelenin, hem terörün finansmanına hem de yüz milyarlarca dolarlık küresel yolsuzluğa karşı olduğunu anlamadı ya da anlamak istemedi. Hiç şüphesiz ki, Türkiye'nin bugün terörün finansmanı ile mücadelesi bu alanda yeni nesil bir mücadeledir ve Türkiye FETÖ operasyonlarıyla burada büyük deneyim sahibi olmuştur. Bugün özellikle ABD, FETÖ'nün ABD siyaseti için dağıttığı milyarlarca dolarlık-ki bunlar çoğunlukla seçim kampanyası bağışı olarak yapılmaktadır- rüşveti gündeme getirmelidir. Türkiye, bunu G-20'de gündeme getirecek.
Bugün FETÖ, dünyanın azgelişmiş bölgelerinde, açtığı okullarla milyarlarca dolarlık bir kara para trafiğini ve rüşvet mekanizmasını idare etmektedir. Bu durum, siyaseti zehirlemekte ve buna bağlı olarak piyasa mekanizmasının işleyişini bozmaktadır. Türkiye, terörün finansmanı ve yolsuzluk başlıklarında FETÖ dolayımıyla yeni bir bakış açısını ve vizyonu gündeme getirecektir. Türkiye, Çin ve diğer gelişmekte olan ülkeler bu yıl da G-20'de Kissinger Doktrinin tarih olduğunu söyleyeceklerdir.
Şöyle diyor Henry Kissinger; "Birleşik Devletler, dünyadaki en iyi yönetim sistemine sahiptir ve insanlığın geri kalan bölümü, ancak geleneksel diplomasiyi terk edip, onun uluslararası hukuk ve demokrasiye olan saygısını kabul ederse, barış ve refaha kavuşabilir." Bu sözler çok açıktır, üzerinde yorum yapılmayacak kadar açıktır ve bu sözler aslında bir doktrin olarak, bütün bir yüzyıl dünyayı şekillendirmiştir.
Buna bağlı olarak, Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) şekillendirdiği dünya ticareti üst yapısı-hukuku- yalnız gelişmiş ülkeleri (Batı'yı) önceleyen bir ticari cycle (çevrim) idi. Bu, bugün itibariyle çökmüştür. Korumacılık ve dünya ticareti, para sisteminden, gümrük mevzuatına oradan banka sistemine kadar yeniden düzenlenecektir. G-20'nin bütün platformlarında ticari kurallar ve ticari standartlar, Kissinger Doktrini'nin ekonomik tarafı olarak, yani Amerika'nın şahsında, Batı öncelenerek belirlenmiştir. Sanayi Devrimi'ni Doğu'nun ıskalamasının temel nedenlerinden birisi budur.
Şimdi, tam şimdi, Türkiye'nin de içinde bulunduğu Doğu, ya da gelişmekte olan ülkeler, Bilgi Toplumu'na geçişi ıskalamamak istiyorlarsa, Bilgi Toplumu ticari çevrimini ve standartlarını belirlemede ortak olmalıdırlar. G-20 bunun en üst düzeyde mücadelesidir.

  • 3
  • 12
Günün öne çıkan yazarları 01.09.2016
Günün öne çıkan yazarları 01.09.2016

Bir kurum düşünün... Kuruluş amacı bilim iken 53 yıldan bu yana bilime ve teknolojiyedair neredeyse hiçbir şey üretmemiş olsun. Üstelik bu kurum üzerinden paralel devlet yapılanması finanse edilsin, FETÖ militanları beslensin... TÜBİTAK'tan söz ediyoruz.Hani şu bilimsel her projeyi adreslediğimiz, son 8 yılda 3.5 milyar $'ı laboratuvar önlüğü giymiş bilim teröristlerine aktardığımız kurum...
Başkanı Prof. Dr. Arif Ergin, her ne kadar "FETÖ'ye karşı sivil asimetrik harp veriyoruz" dese de kimin ne olduğunu anlamanın artık imkânsız hale geldiği bir yapıdan söz ediyoruz.
On yıllar içinde paralel yapı bu kurumu öylesine kaplamış ki kapıcısından tepe yönetimine dek temizleme imkânı pratikte mümkün değil.
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurumu ve bazı istihbarat raporlarına dayanan bilgiler ışığında ortaya çıkan gerçek TÜBİTAK'ın her tuğlasının FETÖ çetesince yönetildiğidir.
TÜBİTAK'ı bilimi geliştirsin diye kurduk.
Boğazımızdan kıstık, buraya aktardık ki bize ait teknolojileri yeşertsin, geliştirsin. Bilim insanlarımızı desteklesin ve "Made in Turkey" diyeceğimiz bilimsel değerleri oluştursun.
Savaşan ordumuzun ihtiyaç duyduğu teknolojilere kuluçka olsun. Heyhat, TÜBİTAK'takibilim miktarı, tahtakurusundaki tahta, Denizli'deki deniz kadarmış. FETÖ çetesinin bilimsel(!) soygunlarını daha sonra yazacağım.

  • 4
  • 12
Günün öne çıkan yazarları 01.09.2016
Günün öne çıkan yazarları 01.09.2016

Bütün mesele "bu zihniyet"se ve zihniyete karşı müseccel sembollerle savaş yürütmekse, neden sembolik değeri tartışılmaz "Pol Pot tişörtleri" giymiyorsunuz, yakalarınıza "Stalin rozetleri" takmıyorsunuz? Hepsi de "devrimin şanlı yolunda" kan dökmüş adamlar. Birinin daha az adam öldürmüş olması (düşük skorda kalması), neden onu diğerlerinden üstün kılsın?
Sakalı, purosu ve beresi olduğu için mi? Hem, Che'nin simgelediği değerlere bu kadar bağlısınız da, Stalin ve Pol Pot'un simgelediği değerlerden neden köşe bucak kaçıyorsunuz? Farklı değerler midir bunlar?
Hadi, canı sıkıldıkça devrimci geçmişini hatırlayan ve başkalarına hatırlatmaktan da geri durmayan Oya Baydar'ı anlıyoruz da, hangi müktesebattan geldiğini ve niçin devrimci olduğunu çözemediğimiz Hürriyet'in "Yozgat kökenli" yazarını anlayamıyoruz. Meğer Che aşkı onu da yakıp kavururmuş. İsmail Kahraman'ı "delikanlıca" özür dilemeye çağırıyor.
Niye? İsmail Kahraman, Che'nin adam öldürdüğünü söylemiş. Che'nin adam öldürdüğünü söylemek niye delikanlıca özrü gerektirsin? Öldürmemiş midir?
Bildiğimiz manada bir "katil" değil midir? Bu Yozgatlı ilginç çocuk, "Nişantaşı burjuvazisi ikiyüzlüdür" diyen Orhan Pamuk'a da (moda tabirle) "gider" yapmıştı. "Seni Nişantaşılılar hakkında böyle konuşmaktan men ediyorum" filan diye saçmalamıştı. Orhan Pamuk, oysa, Mehmet Paşa'ların, Fehim Paşa'ların, Süreyya Paşa'ların sülbünden gelenleri (onların torunlarını) kast etmişti. Yozgatlılarla ilgili bir şey söylememişti. Ama cevap, Nişantaşılılar değil, bu süzme Yozgat yiğidinden gelmişti. Niyeyse...
Madem "Che" ve "devrim" sevdasıyla yanıp tutuşuyor, bir dahaki sefere bir "Pol Pot bozlağı" bekliyoruz kendisinden. Şu ufunetli havada iyi gider!

  • 5
  • 12
Günün öne çıkan yazarları 01.09.2016
Günün öne çıkan yazarları 01.09.2016

Dünkü Hürriyet'in manşetine bakanların, "Hürriyet yine bir mesaj veriyor" dediğinden eminim. O tabloda yeni görev yapmaya başlayan "başörtülü polis" üzerinden bir yaklaşım sergilense, hadi neyse gazetecilik refleksi denir geçilirdi. Ama o manşet sadece ondan ibaret değil. Daha derin ve eski Türkiye'yi hatırlatan ve inceymiş gibi görünen "kaba" bir mesaj var. Fotoğrafa dikkatle bakın. Başörtülü kadın polise fokuslanmak bir yana, asıl vurgulanmak istenen, Özel Harekât Polisi'yle asker ilişkisi... Sadece yazıyla söylenmemiş, fotoğrafla anlatılmak istenen açıkça askere güvenilmemesi meselesi.
Oysa daha 15 Temmuz'un üzerinden iki ay bile geçmedi. Toplum askeriyle polisiyle derin travma yaşadı. Atlatmış da değil.
Cumhurbaşkanı'nın ölümün eşiğinden döndüğü, yaverinin ihanet ettiği, askerlerin apoletli teröriste dönüştüğü, F-16'larla tanklarla halkı bombaladığı günlerin sarsıntısı henüz geçmedi. Hayatın ve ilişkilerin normalleşmesi için çok zamana ihtiyaç var.
Böyle dramatik ve özellikle de Doğan medyasıyla siyasi iktidar arasında bahar rüzgârlarının estiği günlerde, eski askeri hassasiyetleri kaşıyan mesajlar vermek, polis-asker karşıtlığını dillendiren hem de özel işaretlerle dikkat çeken manşetler yapmak kimseye yarar getirmez. Büyük olasılıkla statükocu asker kafasının kapalı kapılar arkasında kulaklara fısıldadığı sitem, Hürriyet'çe manşete çekildi. Yıllar yılı askerler sivillerle hep böyle manşetler üzerinden konuştu. Yüz yüze konuşmadılar. Bunu da ağırlıkla Hürriyet üzerinden yaptılar. Eee... Artık yeter. Bu millet 15 Temmuz'da ölümüne ülkesine, demokrasiye, sivilleşmeye sahip çıktı.

  • 6
  • 12
Günün öne çıkan yazarları 01.09.2016
Günün öne çıkan yazarları 01.09.2016

ABD'nin Irak politikası İran'dakinden farklı sayılmaz. Ankara yıllarca ABD'ye Irak'ta desteklediği mezhepçi yönetimin dışlayıcı, baskıcı politikalarla ülkeyi felakete sürüklediğini haykırdı. Maliki yönetimine desteğin kesilmemesi halinde Irak'ın toparlanamayacak hale geleceğini söyledi. Lakin ABD, Türkiye'yi Irak'ta da dinlemedi. Sonunda Irak patladı ve ABD de Ankara'nın önerdiği adımları iş işten geçtikten sonra atıp Maliki'yi devirmek zorunda kaldı.
ABD'nin Türkiye'yi dinlemeyerek bölgede çizdiği zikzaklı siyasetin esas ibret vesikası da 2011'de başlayan Suriye krizidir. Türkiye, isyan daha protesto aşamasındayken siyasi çözümü savundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yine elini taşın altına koydu ve krizi çözmek için arabuluculuğa soyundu. Obama, aynı dönemde Suriye'yi bir Hollywood filmi misali izliyor ve Türkiye'nin uyarılarına rağmen "Esad derhal defolmalı!" türünden sert açıklamalar yapıyordu.Türkiye'nin barışçıl çözüm çabaları daha devam ederken de protestoculara CIA nezaretinde silahlar verildi. Suriye'deki barışçıl devrim yürüyüşü de böylece kanlı bir iç savaşa evrildi. Türkiye de katliamlara bigâne kalamadı ve Esad'la köprüleri yakmak zorunda kaldı. Ankara Şam'la köprüleri yakınca da müttefikimiz ABD bir"U dönüşüyle" Esad'ı devirme planından vazgeçti, dünyaya siyasi çözüm hikâyeleri anlatmaya başladı.
Hasılıkelam, ABD-Türkiye ilişkilerinin çok daha büyük kırılmalara sahne olmaması için en azından yakın tarihe insaflı bir gözle bakmak, teşhisi de buna göre yapmak gerekiyor. Yakın tarihten hareketle koyduğumuz bu teşhis ise tedavi için önce ABD'nin "Müttefikim" dediği Türkiye'yi samimiyetle dinlemeyi öğrenmesi gerektiğine işaret ediyor.