Günün öne çıkan yazarları (05.09.2016)

  • 1
  • 18
Günün öne çıkan yazarları (05.09.2016)
Günün öne çıkan yazarları (05.09.2016)

Geçen bir tv programında toplanmış beş altı kişi "nihayetinde Gülen bir şizofrendir" tezinde birleştiler. Üstüne heh heh diye gülüşüldü bile.
Olmaz! Olamaz! Bu yaklaşıma şiddetle karşı çıkıyorum.
Birincisi, şizofreni tanısı koyulmuş insanlara ayıp, günah!
İkincisi, böyle diyen kafalarla hiçbir şey aydınlatılmaz, ancak olup bitenlerin üstü kapanır.
Elbette "kült"lerin (uyduruk inanç gruplarının) liderlerinin birtakım ruhsal sapmaları, tuhaflıkları olur.
Fakat arkadaşlar gizemli bir tv dizisinden falan söz etmiyoruz ki...
Kırk yıllık bir örgütlenmeden söz ediyoruz. Nüfuz ticaretinden, muazzam bir servet birikiminden, soru çalma ve hırsızlık gibi işlerden, paralel devlet yapılanmasından ve ennihayetinde 15 Temmuz'a yol açan bir terör dalgasından söz ediyoruz.
Aman ha!İşin bu tarafını sakın gözden kaçırmayın!

  • 2
  • 18
Günün öne çıkan yazarları (05.09.2016)
Günün öne çıkan yazarları (05.09.2016)

Türkiye'nin 45 güne sığdırdığı iki adımla Ortadoğu'da yürütülen "küresel hesaplaşmanın" içine bıçak gibi girmesinin bir bedeli olur mu, olur. 15 Temmuz'un ülkeyi bölgede hareketsiz bırakma ve "kanton devletlerin" yolunu açma girişimi olduğunu biliyoruz, cevap, Fırat Kalkanı ile geldi. Almanya'nın Selahattin Demirtaş-Salih Müslim gösterisine Türkiye'nin tepkisini bilerek sahip çıkması, bölgeyi yeniden haritalandırmayı amaçlayan güçlerin kendi mevzilerinde durduklarını gösterdi. PKK'nın sıkıştığı bir ortamda dile getirilen "6-8 Kobani ayaklanması senaryosu" dikkate alınması gereken bir "kanlı şantaj"dır. PKK-HDP bu senaryonun Kürt nüfus zemininde işlemeyeceğini, Kürt halkının "barikat savaşı"ndan bu yana kendilerinden koptuklarını bilmiyorlar mı, biliyorlar, yine de deneyebilirler mi, evet. Çünkü Fırat Kalkanı ile başlayan sürecin, yalnız Suriye'de değil, Irak'ta da emperyalizmin "kanton devletler" stratejisini giderek rafa kaldırdığını görüyorlar.

  • 3
  • 18
Günün öne çıkan yazarları (05.09.2016)
Günün öne çıkan yazarları (05.09.2016)

Eski genelkurmay başkanlarımızdan İlker Başbuğ Hürriyet'e konuşmuş. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası orduda yaşananları değerlendiren paşa, "Tutuklananların hepsi FETÖ'cü mü" sorusu üzerine, "Ana iskelet bunlar, hiçbir tereddüt yok. Fiili hareketleri var" yanıtını veriyor.
FETÖ'cülerin 1970'ten beri orduya sızdığını söyleyen paşanın tespitleri önemli. Zira kendisi de o orduya bir dönem Genelkurmay Başkanlığı yaptı.
Ne var ki Başbuğ, 15 Temmuz'a kafa yorduğu kadar belli ki 27 Mayıs'ta, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta ve 27 Nisan'da "darbe üreten mekanizma" üzerine düşünmemiş.
Bu tespitin kanıtı ise Başbuğ'un röportajda sarf ettiği şu sözlerde gizli:
"Askeri vesayeti kaldıralım derken asker üzerinde 'sivil vesayet' mi kuruluyor?" Evet, Çınar Oskay da bizim gibi şaşırmış olmalı ki, bu amorf "sivil vesayet" tanımını soruyor Başbuğ'a:
"Sivil vesayet diye bir şey olur mu?"
Başbuğ'un verdiği yanıt, "Muz cumhuriyetlerinde kuvvetler ayrılığı 3 kurum tarafındandengelenir, hava, kara ve deniz kuvvetleri" ironisini akıllara getirir türden:
"Vesayet kendini yönetemeyen bir kuruma vasilik yapmaktır!" Yani diyor ki Paşa, askeriye, yasama, yürütme ve yargı gibi bağımsız hareket eden bir güçtür! Ordu'yu halkın seçtiği siyasi iradenin yönetmeye kalkması ise "dışarıdan" müdahale, "vesayet girişimi" anlamına gelir.
İşte size askeri darbelerden ibaret demokrasi tarihimizin formülü! Neyse ki Başbuğ'a bir röportajda açıkça söylenebilecek kadar "makul gelen bu askeri vesayet güzellemesi" halka artık eskisi gibi "normal" gelmiyor. Türkiye'deki sivil iradenin de, tıpkı Avrupa'daki hükümetler gibi, askeri politikaların belirlenmesi de dahil ordumuzu "gerçekten yöneteceği", darbesiz bir demokrasiye adım adım yürüyoruz.

  • 4
  • 18
Günün öne çıkan yazarları (05.09.2016)
Günün öne çıkan yazarları (05.09.2016)

Birçok kişinin dikkatinden kaçtı belki ama Cumhurbaşkanı Erdoğan G-20 zirvesine katılmak için Çin'e hareket ederken tarihi bir basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısı özellikle Fırat Kalkanı Harekâtı'nın kodlarını vermesi açısından oldukça önemliydi. Aslında Cumhurbaşkanı'nın her cümlesi harekâta dair kamuoyunda merak edilen noktalara ışık tutmaktaydı.
Malum bir süredir Pentagon, Beyaz Saray ve Dışişleri yetkilileri Fırat Kalkanı Harekâtı'ndan ziyade Türkiye'nin YPG'yi vurmasına dair açıklamalar yapıyorlar. Daha önce PKK ve YPG'yi iki farklı örgüt gibi resmetmeye çalışan ABD, şimdi de YPG Fırat'ın batısından çekildi iddialarıyla kamuoyunu etkilemeye çalışıyor. Gerçek şu ki YPG Fırat'ın doğusuna çekilmedi ve ABD "yardımı kesme" tehdidini ete kemiğe büründürmeden çekilmeyecek de… Basın toplantılarıyla dünyanın öteki ucundaki Menbiç'e ayar vermeye çalışan ABD'yi Cumhurbaşkanı bir basın toplantısıyla net bir şekilde uyardı: "YPG'nin Fırat'ın doğusuna geçip geçmediğinin ispatı bizim tespitimize bağlıdır". Yani dünyanın bir ucundan bizim yanı başımızdaki bir nokta ile alakalı ABD'nin bizi yönlendirme lüksü yok. Bu uyarı aslında ABD'ye bir meydan okuma niteliğindeydi ve harekâtın gidişatıyla alakalı çok merak edilen birkaç soruya da cevap oldu. Birincisi, Türkiye ABD'nin Suriye konusundaki yönlendirmelerini umursamıyor. İkincisi, ABD YPG'ye ne kadar yatırım yapmışsa da bunun Türkiye nezdinde hiçbir değeri yok. Üçüncüsü, Türkiye ABD'ye rağmen YPG'yi vurmaya devam edecek. Dördüncüsü ki buna da noktaları birleştirerek ulaşabiliriz, Türkiye eninde sonunda Menbiç'i de özgürleştirecek.

  • 5
  • 18
Günün öne çıkan yazarları (05.09.2016)
Günün öne çıkan yazarları (05.09.2016)

Akademi, FETÖ'nün ilk ve en rahat sızdığı alanların başında geliyor. Eski mensupların anlatımlarına göre, 1970'lerden bu yana ilk hedeflerden biri üniversiteler olmuş. O yüzden cesaretle eğilinmesi gereken alanların da başında geliyor. Son Kanun Hükmündeki Kararname'ye bakınca, yaklaşık yirmi üniversiteden hiç tasfiye olmadığı, örneğin ODTÜ ve Boğaziçi'nden bir kişinin bile atılmadığı, FETÖ'nün en önde gelen propaganda makinesi olan Mehmet Altan'ın kadrosunun İstanbul Üniversitesi'nde devam ettiği gibi veriler karşımıza çıkıyor. Öte yandan Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı'na katılmış olan tüm öğrencilerin FETÖ sepetine atılarak akademik hayatlarının bitirildiğini de görmek mümkün. Bu durumda, YÖK'ün 'büyük' üniversitelere ve 'ağırbaş' isimlere dokunmaktan çekindiği gibi bir izlenim edinmek yanlış mıdır?
Mevzuya şimdilik bu soruyla virgül koyup, başka bir meseleye de dikkat çekmek istiyorum.
AB'ye yönelik demokratikleşme rüzgârıyla, yabancı vakıflara üniversite kurma/ sahibi olma hakkı verildi. Yapılan düzenlemeye göre, vakıf kurucularının ve karar alma mercisinin yabancılardan oluşmasında bir beis yok. Sadece yönetim organlarında yer alanların Türkiye vatandaşı olması gerekiyor. Ki karar alıcılar ne derse, bir yerden sonra yönetimdekiler de onu uygulamak zorunda kalıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık iki yıl önce, bu uygulamanın kolejler seviyesinde uygulanmasının önüne geçilmesini sağladı. Ancak üniversiteler için durum sürekliliğini koruyor. Buna göre, örneğin Avrupalı veya Amerikalıların kurduğu bir vakıf üzerinden üniversite kurulabilir ya da mevcut bir üniversiteyi satın alarak istedikleri gibi yönetebilirler. Ülkemizin içinden geçtiği durumda, bunun sakıncalı bir hal arz ettiği kanaatindeyim. FETÖ ile işbirliği içinde olan veya başka türden yapıların rahatça akademiye sızması da engellenmelidir.

  • 6
  • 18
Günün öne çıkan yazarları (05.09.2016)
Günün öne çıkan yazarları (05.09.2016)

G20'nin Çin'deki zirvesinde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı temasların, Türkiye ve bölgemiz açısından oldukça önemli olduğu malum. Bunların detayları önümüzdeki birkaç günün önemli gündem konuları olacaktır.
Ancak Cumhurbaşkanımızın özellikle Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD Başkanı Barack Obama ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel'le yaptığı görüşmelerin özel önemleri olduğu biliniyor.
Türkiye ile Çin arasındaki münasebetlerin daha da geliştirilmesi için, öteden beri yürütülen faaliyetlerle alakalı olarak ciddi bazı adımlar atılması bekleniyor mesela.
Rusya ile 'uçak krizi' olayından sonra düzelen ilişkiler sonrası yüz yüze gerçekleşen ikinci görüşme, Türkiye- Rusya arasındaki ilişkilerin gelişmesi açısından büyük ehemmiyet taşıyor.
Suriye'de yaşananlarla alakalı olarak Türkiye ve Rusya'nın ne gibi kararlar alacağını nefesini tutmuş bekleyenlerin sayısı da epeyce yüksek.
Suriye meselesi ve FETÖ liderinin Türkiye'ye iadesi Türkiye, ABD ilişkilerinin iki önemli kriz noktası.
Barack Obama artık AB D'lilerin deyimiyle 'Topal Ördek' olduğu günleri yaşıyor olsa da, heyetler arası görüşmelerde bu konularda ciddi adımlar atılması bekleniyor.
ABD'nin Suriye'deki ikircikli tutumuna artık bir son vermesi ve F. Gülen'in iadesi ile ilgili işlemleri hızlandırması ülkemizin beklentisi. 15 Temmuz, Gülen konusunda ve son harekatlar da Suriye konusunda AB D'nin hareket alanını daraltmış ve tabii ki Türkiye'nin elini güçlendirmiş durumda...
Kısaca söylemek gerekirse: Türkiye'yi daha güzel, daha rahat günler bekliyor inşallah...