Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Günün öne çıkan yazarları (06.09.2016)

  • 1
  • 25
Günün öne çıkan yazarları (06.09.2016)
Günün öne çıkan yazarları (06.09.2016)

Bugünlerde Ankara'da en fazla kafa yorulan konuların başında FETÖ'nün, 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki olası hamleleri ve zamanlaması geliyor.
Esasen FETÖ'nün devletteki orta katman bürokratik yöneticilerinin büyük ölçüde deşifre ve tasfiye edildiği belirtiliyor. Mali kaynaklarının kurutulmakta olduğu, uluslararası arenada da kısmen farkındalık meydana getirildiği düşünülüyor.
Tabii, örgütü olduğundan büyük göstermemek ve örgüt liderinin ABD'den iadesi noktasında da stratejik hareket etmek gerekiyor.
Amerikan derin devletinin FETÖ'nün kurucusu ve yöneticisi Gülen'i iade etme pazarlıkları sırasında, küresel sistemde yedekten getirip, oyuna süreceği yeni oyuncuyu belirlemek için taktik hamleler yapabileceği varsayılıyor. Tabii bu vesile ile şu hususu da hatırlatmakta fayda var.
"Türkiye posta koydu, ABD Gülen'i iade etti", "Washington, Ankara'nın baskısı karşısında pes etti" tarzı algılar, iade için atılabilecek ileri adımları geciktirebilir. Yani... Süper güç olarak ABD, Ankara'nın racon kesmesine tahammül edemeyebilir. Buna karşın, darbede parmak izi bulunan ABD, Türkiye'de yerleşen Amerikan karşıtlığının yeni dünya düzeninde yeni işbirlikleri arayışının da farkında. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'ın, Türkiyetemasları sırasında bilhassa vurguladığı, "Türkiye'nin, ABD'den daha iyi dostu yok" ifadesini, "Konjonktürel, bölgesel yeni ittifaklara fazla bel bağlamayın; yarın, yine bize ihtiyacınız olur. ABD'yi, bir başka devletle ikame etmeye çalışmayın" mesajı olarak da okumak mümkün!

  • 2
  • 25
Günün öne çıkan yazarları (06.09.2016)
Günün öne çıkan yazarları (06.09.2016)

Bundan üç yıl önce, yani 2013 yılının yaz aylarında ABD'nin sanayi ve otomotiv üretim merkezlerinden biri olan Detroit kentinin yerel yönetimi iflas için mahkemeye başvurdu. Detroit, tipik bir Amerikan rüyası yani hızlı "batılılaşma" örneği idi. Detroit Yerel Yönetimi, otomobil fabrikalarının kurulmaya başlamasıyla akına uğrayan ve daha 1950'lerde 1.8 milyonu bulan kentin nüfusunun 700 bine düştüğünü ve buna bağlı olarak vergi gelirlerinin giderleri karşılamadığını iflas başvurusunda belirtmişti. Kent, güvenlik, aydınlanma, sağlık taleplerinin karşılanmaması gibi hayati sorunlar yaşamaya başlamıştı. Kentteki ambulansların üçte ikisi kullanılamaz durumaydı o tarihte. (Dikkat edin, kent ABD'nin otomotiv merkezi) sokak lambalarının yarısının yanmadığını da ilave edelim. Detroit'in bir kent olarak iflas ettiği günlerde Çin'in Şanghay, Hangzhou gibi sanayi ve ticaret kentleri bulundukları bölgede üretimi geometrik hızla artıracak alt yapı yatırımlarını yapıyorlardı.
Ama bu, Çin ile de sınırlı değildi. Türkiye dahil olmak üzere, çoğu gelişmekte olan ülke, ticaret, kültür ve turizm potansiyeli olan büyük metropolleri dünya merkezi yapacak yatırımları yapıyorlardı. İstanbul'da 3. Köprü, havaalanı, metro ağları bu zaman diliminde realize olmaya başladı. Şimdi Çin'in Hangzhou'da G-20 zirvesinde bir final olarak anlattığı "tek kuşak-tek yol" projesi, Şanghay limanlarını ve Hangzhou'nun üretim potansiyelini Türkiye'nin demiryolu ağları ile Avrupa'ya taşıyacak yeni İpek Yolu'ndan başka bir şey değildi.
Tam burada Çin'in ve bu bağlamda yeni doğu kalkınmasının çok önemli bir yanını anlatmak için bir parantez açmak istiyorum. Bütün G-20 zirvesi boyunca Çin yönetimi kentteki çoğu alışveriş merkezini, mağazayı kapatmıştı. Milyonlarca insanın yaşadığı, dünyadaki günlük ticaretin en yoğun olduğu bu kentten yaklaşık bir ay el ayak çekilmişti. Ancak Çin, bu ticari kaybı karşılıyor.
Tam burada yine 2013'te batan Detroit'e dönelim; o yıl Detroit yerel yönetiminin borçlarını Obama yönetimi federal bütçeden karşılık ayırarak üstlenmedi ve kenti kaderiyle baş başa bıraktı. Beyaz Saray sözcüsü Jay Cerney, yardım düşünmediklerini, sorunun Michigan Eyaleti, Detroit kenti ve alacaklılar arasında olduğunu ve böyle çözülmesi gerektiğini söyledi. Bunu "liberal" bakış açısıyla açıklayamayız. Aynı ABD, 2008 krizi sonrası batık finansal kurumlara milyarlarca dolar akıttı. Çöp olmuş varlıkları Fed bütün bu süreçte topladı ve sistemi ayakta tuttu. Ama Detroit hayvanat bahçesindeki hayvanların açlıktan ölmesini bırakın, 2008 krizinden beri, sayıları artarak, ABD'nin metropollerinde sokakta ölen üniversite muzunu, meslek sahibi evsizler ABD ekonomisi için bir istatistik bile değildir.

  • 3
  • 25
Günün öne çıkan yazarları (06.09.2016)
Günün öne çıkan yazarları (06.09.2016)

G20 zirvesindeki Suriye görüşmelerinden ve son gelişmelerden üç ana sonuç çıkarabiliriz:
1- Erdoğan liderlerle yaptığı görüşmelerde Türkiye'nin güney sınırı boyunca bir "terör koridoru" oluşturulmasına izin vermeyeceğinin altını çizerek Fırat Kalkanı operasyonunun çerçevesini genişletiyor. Operasyonun 12'nci gününde ÖSO güçleri Azez- Cerablus hattını birleştirdi. Böylece DAİŞ'in sınırımızla teması kalmadı. Bundan sonraki aşama bu hattın güneye doğru derinleştirilmesi. Ancak operasyonun amacı sadece Azez- Cerablus hattını DAİŞ'ten temizlemek ve PYD koridorunun kurulmasını engellemek değil. Tüm Suriye sınırını PKK dahil terör örgütlerinden arındırmak. PKK'nın son canlı bombalarının YGP- PYD kontrolündeki kantonlardan geldiği hatırlanırsa durumun ciddiyeti anlaşılır.
Türkiye YPG -PYD kontrolündeki bölgeye çeşitli formlarda operasyon yapmayı masada tutmaya devam edecek. Haseke'deki Esed rejim güçlerinin tümden ayrılmasından sonra kantonlardan sızan teröristlerin yuvalarının dağıtılması hızlanabilir. ABD, YPG -PYD'yi Fırat'ın doğusuna çekilmeye ikna edemezse Suriye demokratik Güçleri içindeki Arap -PYD kapışması büyüyebilir. Dahası ÖSO- PYD çatışması birçok cepheye yayılabilir.
2- Fırat Kalkanı operasyonu Suriye'de siyasi çözümün tekrar canlanmasının katalizörü oluyor. Önce cephedeki aktörler hareketlendi. Rusya- Esed güçleri Halep'in kent merkezini kuşatmaya aldı ve ağır bombardımana başladı. ÖSO Cerablus'un yanı sıra Hama'da da ilerliyor. YPG- PKK ise Türkiye'nin ilgisini içeri çevirebilmek için terör eylemlerini artırdı. HDP eş genel başkanı Demirtaş, Öcalan'ın sağlığı üzerinden kitleleri harekete geçirecek "sivil direniş" sözleri etmeye başladı.
ABD ve Rusya'nın ise Suriye'de tekrardan ateşkesi uygulamaya geçirmeye yakın olduğundan bahsediliyor. Suriye'nin DAİŞ'ten kurtarılma sürecinde yeni gelişmeler oldukça ülkenin geleceği için barış görüşmeleri ivme kazanacak. DAİŞ, Münbiç'den sonra El-Bab'ı da kaybederse Halep ile bağlantısı tümden kesilerek Rakka, Deyrizor ve Humus bölgesine sıkışacak. Bu da örgütün Suriye'den temizlenmesinin son düzlüğü demek.
3- Halep'in kaderi yeni Suriye'nin nasıl olacağını belirleyecek. Zira Halep'i ele geçiren DAİŞ'ten temizlenen Suriye'nin ortagüney kesimleri üzerinde hâkimiyet kurabilecek. Her ne kadar ABD YPG'yi Rakka'ya yönlendirse de o bölgede nihai kontrol ya Esed ya da ÖSO güçlerinde olacak. Bu da barış masasında Esed- muhalifler dengesini yeniden şekillendirebilecek bir durum.

  • 4
  • 25
Günün öne çıkan yazarları (06.09.2016)
Günün öne çıkan yazarları (06.09.2016)

"Bunlar hep KHK yüzünden" diye ahkâm kesmek kolay... Aydın sorumluluğu (varsa böyle bir sorumluluk), KHK'ya icbar eden olaylar hakkında da birkaç şey yazmayı gerektirir.
Siz meseleyi, "Bir avuç adam çıkmış, anayasal bir kurum olan OHAL'i kullanarak otoriter bir rejim kurmaya çalışıyor" düzeyinde tartışırsanız, hem kötü niyetli olduğunuzu ele verirsiniz, hem de hiçbir şey söylememiş olursunuz. OHAL'e karşı çıkan hangi aydın, PKK terörüyle arasına kategorik mesafe koydu?
FETÖ darbesiyle ilgili ne yazdı? Merak ediyorum: Bu aydınlar, bizi OHAL ve nihayetinde KHK gerçekliğiyle tanıştıran "zorunluluklar"ın hangisiyle ilgili itirazcı bir yaklaşım geliştirdi?
Darbelere karşı olduğunu tekrarlayıp duran aydınlarımızın 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili söyledikleri tek şey şu: "Sürek avı yapılıyor. Yapılmasın."
Yapılmasın, tamam da, Meclis'i bombalanmış, insanları öldürülmüş, ordusunun neredeyse yarısı darbeye seferber edilmiş bir ülkeden (bir devletten) nasıl bir tavır almasını bekliyorsunuz?
"Efendim Erdoğan..." Bu "efendim Erdoğan"ı, FETÖ'nün mazmunlaştırdığı bir dizi itiraz izleyecektir.
Bu itirazlar, artık ve sadece, kendilerine "liberal" süsü vermiş aydınlar tarafından dile getiriliyor; Vaktiyle Erdoğan'ı "büyük devrimci ve devlet adamı" ilan eden adamlar bunlar. Dört yıl öncesine kadar, Erdoğan'ın demokratik alanda gerçekleştirdiği dönüşümlere/düzenlemelere alkış tutuyorlardı. Darbelerle hesaplaştığını, Dersim'den dolayı özür dilediğini, "Andımız" rezaletine son verdiğini, "Kürtçe yasağı"nı ortadan kaldırdığını, 1915'le yüzleştiğini, Nazım'a vatandaşlığını iade ettiğini, gasp edilmiş azınlık mallarıyla ilgili tediye sürecini başlattığını, özgürlükler alanını genişlettiğini yazıyorlardı. "Onun kalibresinde bir siyasetçi gelmedi, gelmeyecek" diyorlardı.
Bir "şey" oldu. Bir "kırılma" yaşandı. Erdoğan, aynı Erdoğan'dı... AK Parti, aynı AK Parti'ydi...
Hocaları muhalefete (daha doğrusu "harekete") geçti. MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı tutuklatmaya kalktı, elinin altındaki gazetelere "Paşasının Başbakanı" şeklinde manşetler attırmaya başladı, ameliyat masasındaki Erdoğan'ı öldürtmeye çalıştı, nihayetinde (17/25 Aralık girişimiyle) bombasını patlattı.
İlginçtir, "Erdoğan'ın kalibresi" diye yazılar yazan, onu "çağın en büyük siyasetçisi", "demokratik dönüşümlerin kralı" ilan eden aydınlar da (eş zamanlı olarak) muhalefete geçtiler.
Aynı adamlar, şimdi de, KHK üzerinden hükümet pataklıyorlar.
Fetullah'ın darbe girişimiyle ilgili tek laf yok. Dahasını da söyleyeyim: Darbe ikliminin oluşturulmasında en büyük katkı, yine bu aydınlardan gelmiştir. 15 Temmuz'dan "geriye doğru" bir basın taraması yapın; bir darbeyi istedikleri ve özledikleri, "darbenin sivil ayağı" gibi çalıştıkları açıkça görülecektir.

  • 5
  • 25
Günün öne çıkan yazarları (06.09.2016)
Günün öne çıkan yazarları (06.09.2016)

Komplonun hedefindeki siyasetçi Deniz Baykal'ın daha ilk günden "Okyanus ötesi bu işin içinde değil" demesi kafaları karıştırsa da algıyı değiştirmedi. Onlara ilişkin güçlü şüphe vardı. O şüpheyi güçlendiren önemli bir veriyi de bizzat o komplodan yararlanan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sundu. Bakın, 27 Mart 2014'te hem de FETÖ'nün televizyonu Kanaltürk'te Kılıçdaroğlu ne diyordu: "Ben gözlerimle gördüm, gözlüğünü takıp kaseti izliyor. Gözlerimle gördüm. Bir değil birden fazla kaset izliyor."
Kılıçdaroğlu, bu açıklamasıyla dönemin Başbakanı Erdoğan'ın Baykal kasetini izlediğini ve izlerken de kayıt edildiğini söylüyordu. Yani kaseti izlediğine göre yaptıran da oydu demeye getiriyor. İnandırıcı olmadığı için bu iddia bumerang gibi kendisine döndü ve hep şu soruların cevabı arandı: "Nerede izledin ve bu kaseti size kim getirdi?"
Bu soruyu Kılıçdaroğlu'na biraz da sitem ederek Baykal da TV ekranından sordu: "Madem bu görüntüleri izlediğini söylüyorsun, çık nerede ve ne zaman izlediğini, Erdoğan'ın kayda alındığı bu görüntünün kimler tarafından sana getirildiğini açıkla." Kilit soru kimler tarafından getirildiğiydi. Ama ne yazık ki Kılıçdaroğlu buna açık bir cevap vermedi ve devlet sırrı muamelesi yapıp, "Ben onu açıklayamam..." dedi.
Neden acaba? Ülkenin başbakanına tuzak kuran, gizli kaydeden birileri neden korunur ki... Böylelerini saklamak etik mi? Kılıçdaroğlu bu görüntüleri kimin getirdiğini açıklamalı. Açıkladıktan sonra istediği siyasiyi suçlayabilir. CHP kulislerinde herkes o görüntüleri Kılıçdaroğlu'na getirenin bir polis olduğunu biliyor. Peki, böcek uzmanı olduğu söylenen bu polis daha önce ne yapmıştı şimdi nerede? Onu CHP Genel Merkezi'ne kim getirdi? Adı en çok geçen E.T. ve en yakın T. mi? Bu soruların cevabı aslında çok basit ama bir o kadar da sarsıcı. Çünkü verilecek cevaplarla sadece basit bir siyasi ilişki ortaya çıkmayacak, ülkeyi dizayn etmek için her yolu mubah sayan, herkesi kullanan kirli bir aklın siyasi oyunları ve siyasi ilişkileri açığa çıkarak sarsılacak.

  • 6
  • 25
Günün öne çıkan yazarları (06.09.2016)
Günün öne çıkan yazarları (06.09.2016)

PKK, en başından beri Türkiye'yi kontrol ve dizayn etme mekaniğininbir dişlisiydi. Hatta PKK'nın devlet kurmayı hedefleyen "bir orijinalliğe" sahip olduğunu dahi düşünmüyorum. Şu an tabii ki Suriye'de yapılmaya çalışılan şey budur; ancak PKK'nın varlığının amacı, PKK'nın karar verebileceği bir şey değildir. Meselenin sınırı, PKK'ya bir devlet hediye etmek olmaz.
Lakin Türkiye'nin güneyini kapatmak, Güneydoğu'yu koparmak, yani bu yolla Türkiye'yi dizayn etmek bağlamında sentetik bir devlet kurmak işlevsel olduğunda, PKK bu rolü üstlenir. Nihai amaç Türkiye ve hinterlandının dizayn edilmesidir. Zaten bu amaç için yaşatılmış ve semirtilmiştir. Tıpkı FETÖ ve diğer örgütler gibi.
PKK'nın gerçek işlevi, bir etnik kesimin geçmişteki sorunları ile kamufle edilmiştir. Bu yolla kısmen toplumsallaşmış, acılı bir hafızanın üzerinde güçlenmiştir. PKK gerçek rolünü Kürt sorununun içine gömmüş, orada gizlemiştir. Daha doğrusu onu yöneten üst akıl böyle bir taktik uygulamıştır. Bu sorunu, bu boyuta gelmeden mesela rahmetli Özal'a, Erbakan'a çözdürmemiş olmaları, zamanı geldiğinde (bugünlerde) uygulayacakları harita değişikliklerinde bir manivela olarak kullanmak istemelerindendi.
Bu nedenle PKK sorununu hâlâ Kürt sorunu olarak okumayı, bitiştirmeyi, hele hele bunu Kolombiya'nın FARC sorunu/çözümü ile bir tutmayı anlayabilmek mümkün değil. FARC çözümün mimarına darbe yapmayı denemedi, sürecin garantisi olan aktöre sorunun müsebbipleri ile bir olup saldırmadı. FARC, PKK gibi "sosyalistim, ezilen halkların koruyucusuyum, emparyalizmin düşmanıyım" derken, hegemonlara sivillerin kanını pazarlayıp, onlarla Kolombiya'nın bir içsavaşa sürüklenmesi adına düşüp kalkmadı. PKK organik bir örgüt olsaydı, FARC gibi doğal, eşyanın tabiatı ve hayatın akışına uygun yolu seçecek, Çözüm Süreci gibi tarihi bir fırsatı kaçırmayacaktı.