Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Günün öne çıkan yazarları (20.08.2016)

  • 1
  • 14
Günün öne çıkan yazarları (20.08.2016)
Günün öne çıkan yazarları (20.08.2016)

15 Temmuz'dan tam 4 ay önce, Cemil Bayık İngiliz Times gazetesine bir söyleşi vermişti. "Erdoğan'ı devirmek istiyoruz. Onun rüyalarının gerçeğe dönüşmesinin önündeki enbüyük engel biziz" demişti o terörist. Bu mesaj, bir yandan PKK'nın işlevini net biçimde ortaya koyuyordu. Öte yandan yine bundan bir yıl önce Bayık'ın "gizlice görüşüyoruz" dediği ABD'nin PKK'ya niçin destek verdiğini gözler önüne seriyordu.
FETÖ, bir adım öne çıkarak 15 Temmuz'da orduda yuvalanmış teröristlerini harekete geçirerek ülkenin yönetimine el koymaya kalktı. Başarılı olamadı. Ondan tam 4 gün sonra, 19 Temmuz'da PKK harekete geçti. PKK'nın hareketlendiğini gören Fetullah Gülen bir kez daha Batı'ya "bizden vazgeçmeyin, biz hâlâ kullanışlıyız" mesajını yineledi.
Ne var ki her seferinde efendileri bunlara "birlikte hareket edin" talimatını tekrarladı. Bundan dolayıdır ki geçmişte hep paslaştılar. FETÖ, PKK'ya istihbarat desteği sundu. Ulusal ve uluslararası siyasette yeni manevra alanları hediye etti. PKK ise FETÖ'ye darbe için gerekli ortamı sağlamaya çalıştı.
Evet bugün de bu iki yapı, harcanmamak yarına kalabilmek için birbirleriyle içten içe rekabet halindeler. Ancak öte yandan aldıkları talimat gereği paslaşmaya devam ediyorlar.
Özellikle FETÖ mensupları uluslararası alanda PKK'lıları özgürlük savaşçısı, HDP'yi deTürkiye'nin tek gerçek muhalefet partisi olarak pazarlamak için yoğun uğraş veriyor.
PKK da FETÖ'nün başaramadığını başarmak için kendisini iyice küçültmek pahasına terör eylemleri gerçekleştiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dediği gibi topu birden üzerimize geliyor. Geliyorlar gelmesine de biz bir yere gitmedikten, yerimizde sebat ettikten sonra bunların bu hain planları boşa çıkmaya devam edecek.

  • 2
  • 14
Günün öne çıkan yazarları (20.08.2016)
Günün öne çıkan yazarları (20.08.2016)

Bugün inkâr edilemez bu gerçekler dışında hala Kürt halkını istismar ederek, onların PKK terör örgütünün vesayetinden çıkartılmamasına çalışarak, sahte demokrasi oyunu oynamak, katlanılması mümkün olmayan bir hale gelmiştir. OHAL kapsamında PKK terör örgütünün yayın organı olarak görev üstelenen "Özgür Gündem" gazetesinin kapatılması üzerine, TBMM çatısında HDP milletvekillerinin söz konusu gazetenin "boyun eğmeyeceğiz" manşetiyle gösteri yapmaları; Türkiye'ye ve onun istiklaline, demokrasisine, millet iradesine, 15 Temmuz şanlı direnişine ve tarih yazan demokrasi ve istiklal ruhuna, dayanışmasına bomba atmaktır, sömürgeci güçlerin işgaline karşı direnişin simgesi Gazi Meclis'te 15 Temmuz gecesi yaşanan dayanışma ikliminin dinamitlemektir, 15 Temmuz sonrası yeniden doğan milli mücadele atmosferini, millet-devlet bütünleşmesini, Çanakkale ruhunu kurşunlamaktır.
Terör destekçisi bu zatların, sömürgeci efendilerinin son çabalarına yönelik son rolleri artık maskelenemiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden Türkiye'yi hedef alanlar, son kozlarını, oynuyor, tüm maşalarını sahaya sürüyor. Türkiye tüm unsurlarıyla, başı dik, onurlu halkıyla ve onunla bütünleşen yürekli lideriyle topyekûn yeniden İstiklal mücadelesi veriyor. Türkiye düşmanları bunun farkında ve telaşında. Yenilerini üretene dek son hamlelere hazırlanıyorlar. PKK/PYD- FETÖ ortak anatomisinin arkasında saf tutuyorlar. Ülkenin iç karşılıklarla bileğini bükmenin hesabını yapıyorlar.
Eski ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in ulusal güvenlik danışmanına "Erdoğan gibi bir sorunu nasıl çözersiniz?" başlıklı makale yazdırıyorlar. 15 Temmuz öncesi yayımlanan bu makale de açıkça Türkiye'yi tehdit ederek, "Erdoğan'ı durdurmak için AK Parti içinden doğabilecek yeni bir merkez sağ parti, Gezi parkı eylemlerine benzer eylemler ve askeri darbe olasılıklarını" planladıklarını açıkça ifade ediyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı, küresel baronlara yaltaklanmadığını, çelişkileri ve adaletsizlikleri yüzlerine vurduğunu bu yüzden de sevmediklerini pervasızca ifade ediyorlar. Bu millet de tıpkı ataları gibi açıkça ifade ediyor; "ya istiklal ya ölüm".

  • 3
  • 14
Günün öne çıkan yazarları (20.08.2016)
Günün öne çıkan yazarları (20.08.2016)

Çok bilinen Temel fıkrasını bir kez daha hatırlatayım... Konuk olduğu evde Temel'e taze incir ikram etmişler. Temel ilk kez yediği bu meyveyi çok beğenmiş, ama mahcup bir delikanlı olduğu için meyvenin adını sormaya utanmış. Aradan bir yıl geçmiş. Aynı eve konuk olmuş Temel. Ev sahibine "Bana geçen yıl ikram etiğiniz o lezzetli şeyden yine verebilir misiniz?" demiş. Ev sahibi "Nasıl bir şeydi o" diye sorunca Temel "Dışı mor ile yeşil arasıydı, kabuğunu soyunca beyaz bir zar vardı. İçi çekirdekliydi" diye tarif etmiş.
Ev sahibi bu tarife bakarak "Herhalde patlıcan ikram etmiştik" diye düşünmüş. Sonra da Temel'e bir tabağın içinde patlıcan ikram etmişler. Temel patlıcanı alıp ısırmış, ev sahibine dönmüş, öfkeyle "Siz bunu hem uzatmışsınız,hem de tadını kaçırmışsınız" demiş. Bizim toplumsal yaşamımızı düşündüğünüz zaman, uzatıldığı için tadı kaçan nicedurumun var olduğunu görürsünüz.
Bu durumlardan biri FETÖ fenomeni değil miydi? Zamanında olayın üzerine gidilmediği için şimdi uluslararası boyutu olan bir terör ve casusluk örgütü ile uğraşıyoruz.
Ama sonunda işin ciddiyetini acı bir deney yaşayarak gördüğümüz için, FETÖ 1 numaralı sorun oluverdi. Bir diğer terör örgütü olan PKK'ya karşı nedense, bugün FETÖ'nün üzerine gittiğimiz gibi gidemiyoruz. Ve terör saldırılarıyla olay hem uzatılıyor, hem de tadı iyice kaçıyor. Kısacası PKK'ya karşı en az FETÖ'ye yaklaştığımız gibi yaklaşıp, bu örgütün tüm uzantılarının üzerine gitmemizin zamanı gelmiştir.

  • 4
  • 14
Günün öne çıkan yazarları (20.08.2016)
Günün öne çıkan yazarları (20.08.2016)

Darbe karşıtlığı sadece kınamayla olmaz. Darbeyi yapan o terör örgütünün veya Türkiye'ye topyekûn savaş ilan etmiş olan terör örgütlerinin tüm uzantılarıyla veya iltisaklı unsurlarıyla kökünün kazınması operasyonuna destek vermeden salt darbe veya terör karşıtlığı iddiaları inandırıcılığını da samimiyetini de yitirir. Türkiye bugün topyekûn bir saldırı altındadır. Bu terör saldırılarının kaynağının asıl dışarısı olduğu biliniyor. Türkiye henüz bir darbe girişimini, arkasındaki dış güçlere rağmen milletinin imanı sayesinde püskürtmüş. Darbecilerin devlet ve toplum içindeki uzantıları hâlâ güçlerini koruyorlar.
Her Allah'ın günü ülkemizin bir veya birçok yerinde terör saldırıları oluyor. FETÖ'cülerin de içinde olduğu paralel PKK eylemlerinin nasıl bir iç çatışma senaryosuna yaslandığı herkesçe biliniyor. Tam da bu süreçte birilerinin kalkıp "darbecilerin işkence gördükleri iddiaları var!" veya "PKK'nın gazetesinin kapatılması demokrasiye aykırıdır. HDP'nin dışlanması kabul edilemez!" biçiminde söylemler eşliğinde siyasal bir muhalefet geliştirmesi doğrusu üzücüdür. Henüz tehdit bertaraf edilmemişken siyasetin bu eksene doğru kayması, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu "Yenikapı ruhu"na sırt çevirmek anlamına gelir.
Ha paralel PKK, ha PKK görünümlü FETÖ! Son terör eylemlerinin PKK tarafından yapıldığı doğrudur. Bu saldırıların arkasında FETÖ vardır. FETÖ'nün aklı ile PKK'nın gövdesi birleştirilmiştir. PKK kisveli FETÖ eylemleri veya FETÖ kılıklı PKK saldırıları sahiplerinden gelecek ikinci bir emre kadar devam edecektir. O yüzden diyorum ki; gün, FETÖ ve PKK gibi taşeron örgütlere karşı birlikte mücadele etme günüdür. "İşkence iddiaları" veya "diktacı yönelimler" tarzı gerçeklikle bağdaşmayan suçlamalar üzerinden geliştirilen söylemlerle o malum güç odaklarının algı operasyonlarına destek sunanlar tarihin de, milletin de gazabından kurtulamazlar.

  • 5
  • 14
Günün öne çıkan yazarları (20.08.2016)
Günün öne çıkan yazarları (20.08.2016)

Belki siz de izlemişsinizdir... Geçenlerde bir tv kanalında Fetullah'ın ağzını sildiği kâğıt peçetenin bağlılarınca küçük parçalara ayrılarak yutulduğunu öğrenince şaşıran sunucu hanım "aa, bir dakika bu çok önemli!" diye konuşmacıyı durdurmuştu. Uzun süre o peçeteyi parçalara ayırıp saklayanlar tartışıldı durdu. Onları izlerken FETÖ'nün daha birkaç gün önce alabildiğine gaddar bir darbe kalkışmasında bulunduğunu unuttuklarını sandım.
Program bittikten sonra da sosyal medyaya baktım. Malum "beyaz" hesaplar hemen peçete konusuna odaklanmışlardı. Tabii kendilerinin ciddi ciddi evrenden dilek tuttuklarını; sevdikleri şarkıcı veya artiste ait eşyayı kırk yıl sakladıklarını, içinde ne yazdığını bilmedikleri kâğıt parçalarını uğurdur diye ömürleri boyunca üstlerinde taşıdıklarını unutup "insanlar nelere inanıyor kardeşim" havasına geçmişlerdi.
Olayı biraz hızlı biçimde ama temelden ele almaya var mısınız? Malum, "Aydınlanma" ideolojisinin savunucuları aklın göklere çıkartılmasının insanı özgürleştireceğini sanıyorlardı.
Tersine, aptallaştırıldık ve köleleştik. Çoğumuz paraya tapınıyoruz. Kimisi iş hayatına "din" muamelesi yapıyor, kimisi uzaylıların gelmesini bekliyor.
Dinsel bir bağlam içinde adamın birine tapınırcasına bağlananlar da onlardan farklı değil! Bu sapkınlıkların hepsi Yaratıcı'nın gündelik hayat içindeki varlığını "unutmak"la başlıyor.
Biliyor musunuz? Putlarımıza ve putlaştırma çabamıza iyice yakından baksak... Orada insanın içini burkan hüzünlü bir boşlukla karşılaşacağız.

  • 6
  • 14
Günün öne çıkan yazarları (20.08.2016)
Günün öne çıkan yazarları (20.08.2016)

Gelgelelim, 15 Temmuz akşamı slogan dahil hiçbirine ihtiyaç yoktu. Kaldı ki o gece herkesin dilinde en güzel kelam, Allahu Ekber vardı. Evet, o gece slogana falan ihtiyaç yoktu; vatana kahpe bir saldırı söz konusuydu ve meydanlara çıkan herkes yüreğini ortaya koymuştu. Adeta "kendinden zuhur diyalektiği" gerçekleşmişti.

Benim de 3 oğlumun aralarında olduğu gençlerden Kazan'ın 70 yaşındaki delikanlılarına, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nde tanklara karşı duran o yiğit kadından, tankların altına yatan 44 yaşındaki Gümüşhaneli o işçi kardeşimize ve şehid Mustafa Cambaz'dan şehidAbdullah Tayyip Olçok'a kadar herkes "etrafına bakmadan ben varım" demişti. Ben "varım" diyenlerin yazdığı "15 Temmuz Destanını" tüm dünyaya anlatmak da hepimizin boynunun borcudur.

Bu duygularla, 15 Temmuz sonrası, 22 gün 22 gece süren nöbet günleri için bir TV kanalında söylediğim sözler yazık ki çarpıtıldı. Dahası, malumunuz, bir linç kampanyasına dönüştürüldü. Tekrara lüzum yok. "Bir yemin önerisi ve AK Partili Gençler için Not 2" (15 Ağustos 2016, Yeni Şafak) başlıklı yazımın sonunda yer alan "NOT 2" bölümünü okursanız meseleyi tastamam anlarsınız… Televizyonda fasılasız program yaptığımız o günlerde birçok kez, "sizin bu günlerde en önemli göreviniz nöbetteki insanlara hizmet vermektir" diye belediyelere çağrılar yapmıştık.

Her televizyon programının ardından da meydanlara çıkmıştık. Gerek Kısıklı'da konuşma yaparken gerek Esenyurt meydanından canlı yayın yaparken, gençlerimizin elinde, buldukları koliden bozma mukavvalara tükenmez kalemlerle yazılmış dövizler görünce, keşke meydanlarda nöbet tutan bu gençlerimize dövizler hazırlanıp verilseydi diye düşünmüştüm.

Hiçbir söz hiçbir slogan bulunmazsa, tüm şehitlerimizin isimleri teker teker yazılıp verilemez miydi? Mesela, bir dövizde "Ömer Halisdemir burada," bir diğerinde "Halil Kantarcı burada" yazardı. AK Parti gençlik teşkilatı başkanı kim, yöneticileri kimlerdir, inanın bilmiyordum. Hatta bir önceki gençlik başkanının adını verip, AK Parti gençlik başkanı budur, denilseydi, inanırdım. Çünkü değiştiğini bile bilmiyordum.

Demem o ki, hiçbir şahısla meselem yok. Zaten linçe meze edilen mezkur TV programında da bunu hassaten belirtmiştim. Mahut linç kampanyasından bir gün önce, Melih Ecertaş son derece saygılı ve seviyeli bir mesajla görüşmek isteğini dile getirdiğinde gençlik kolları genel başkanının kim olduğunu öğrendim. Kestirmeden konuşalım; ben bu gençliğin abilerindenim, 3 oğlum da aralarında olduğuna göre, çoğunun da babası yaşındayım, demektir.

İlk gençliği hatta çocukluğu 12 Eylül 1980 öncesi Akıncılar teşkilatında geçen bir abileri olarak onlarla benim aramda hiçbir mesele olamaz. Zira… Erdoğan'ın yanında ölümüne duran kim varsa o bendendir ben de ondanım. Nokta. Mesele kapanmıştır. Ne ki, "Erdoğan düşmanı AKP'li fırıldaklara" kötü bir haberim var; meselenin kapanmasıyla yetinmeyeceğiz. Allah'ın izniyle, AK Partili gençlik teşkilatıyla birlikte düşman da çatlatacağız.

Sanmasınlar ki, "siyaset hırsızlarının" yaptıkları yanlarına kâr kalacak. Sanmasınlar ki, TV'deki konuşmamdan 3 gün sonra linç kampanyasını kimlerin başlattığını bilmiyoruz. Çoğunun kimin damadı olduğunu bile biliyoruz. Kalını incesi, büyüğü küçüğü, kısası eziği zamanı gelince hepinizi deşifre edeceğiz.

Bizim de ellerimiz armut toplamıyor. Meydanı "Erdoğan düşmanı siyaset hırsızlarına" bırakmayacağız. Yakında nasıl bir inkılapla sarsılacağınızı göreceksiniz. Nuri Pakdil ustamın sözüyle bitirelim: Bu yazıyı da namluya sürün…