Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Seçim öncesini hatırlıyor musunuz? Hani "kutuplaşmanın iki tarafı"ndan söz etmekten hiç sıkılmayan muhafazakâr arkadaşlarımız uzlaşma çağrıları yapmışlardı.
Düşünsenize... Her şey onların beklediği gibi gelişseydi... Muazzam bir hızla hem FETÖ'cü hem Rusçu; hem Amerikancı, hem İrancı olabilen siyaset ve medya temsilcileriyle yarenlik ediyorduk şimdi. O günlerde uzlaşmamız istenen "beyaz kanaat önderleri"ne bakıyorum da...
Seçimin üzerinden bir ay geçmesini bile beklemediler. Eski havalarına dönüverdiler. Hatta bazıları Rus savaş uçaklarına pilot olmaya dünden hevesliymiş de haberimiz yokmuş! Neden bu meseleye döndüm? Şundan... Sert bir çağ geliyor. Hem dünyanın, hem içinde yer aldığımız bölgenin koşulları bizi zorlayacak, bunu kabul etmemiz gerek. Olsun! Farklılıkları yok saymadan, özgürlükleri çiğnemeden, demokrasiyi yedirmeden bu zor dönemi de aşarız. Türk, Kürt, Sünni, Alevi, solcu, muhafazakâr, gelenekçi, yenilikçi, çoğunluk, azınlık... İç içe, yan yana, bir arada adalet ve merhametimizi kaybetmeden yaşarız. Bundan zerre kadar kuşkum yok.
Ama artık kimse bizi olmayacak uzlaşılara zorlamasın!

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Kimden söz ettiğimi iyi kötü tahmin edebiliyorsunuzdur.İktisat profesörü olarak nam yapmış, "ikinci cumhuriyet fikriyatının babası" olarak düşünce dünyasında yer edinmiş ünlü bir akademisyenden, "hevesli" bir gazeteciden söz ediyorum. Bir dönem birlikte çalıştık. Bir dönem (kısa bir dönem) yayın yönetmenliğini yaptığım gazetenin başyazarlığını yürüttü

İyi bir çalışma dönem geçirdiğimizi söyleyemem. Sözüne güvenilen, aklına itimat edilen, ne söyleyecek diye ağzına bakılan bir isimdi... Saygındı. Söz aldığında bilirdik ki, söyleyeceği şeyler mutlaka ufkumuzu açacak, gerçeğin farklı bir yüzünü gösterecek, bizi "düşüncelerden düşüncelere" sürükleyecektir. Öyle biliyordum, öyle tanıyordum.

Burada zikretmemin uygun kaçmayacağı bazı tavırları (bitmek bilmez talepleri ve kaprisleri), bendeki imajını yerle bir etti. Sonra yollarımız ayrıldı.

Sonrasında olanları biliyorsunuz...Saygın iktisat profesörü olarak biriktirdiklerini, bir cemaat trolü olarak harcadı. Bir zamanlar aklına itimat edilen ve ne söyleyecek diye ağzına bakılan Profesör, birden savunduklarıyla ters düşen münkir bir militana dönüştü.. Dün, Tahir Elçi'nin arkasından yazdıklarını okudum. Neredeyse her satırına sinmiş bir nefret... Bir iktisat profesöründen cemaat trolü yaratan nefretin, insanları nasıl hazin, nasıl acıklı, nasıl pespaye bir ruh haletine sürüklediğini/sürükleyebildiğini gördüm ve elbette üzüldüm.

Ahmet Kekeç/Star

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Can Dündar ve Erdem Gül tutuklu. Dündar ve Gül'le ilgili olay, devleti yöneten kadrolarla ilgili takıntılarından kaynaklanıyor.
Onlar, devletin kendi kafalarına uygun birileri tarafından yönetilmesi gerektiğini düşündükleri için, mevcut halde yapılan her şeyi hatalı görüyorlardı. Dolayısıyla da yönettikleri gazeteyi, bu ülkede ve bu ülke için yayın yapan değil, bu ülkede ama bu ülkeye karşı yayın yapan bir mecra olarak kullanıyorlardı.
Tutuklamalar, hatta yargılamaya itiraz edenlerin, benzer bir durumda, yani devlet sırrı sayılan konuların ihlalinde ABD'de, Almanya'da, Fransa'da ve Rusya'da neler olabileceğisorusuna verebilecekleri bir cevap yok. Bütün ülkelerin, milli güvenlik söz konusu olduğu zaman tam bir canavar kesildiklerini hepsi biliyor.
Milli güvenlik söz konusu olduğunda Türkiye'nin reflekslerinin yumuşak bir şekilde çalışması bile canlarını sıkıyor.
Çünkü esas sıkıntıları, başta Suriye olmak üzere, bölgesel birçok konuda ülkemizin kendi adımlarını kendisinin belirliyor olması. Suriye ve başka bölgesel konularda, Türkiye'nin herhangi bir şey yapmadan, batılı ülkelerin yaptıklarını seyretmesini ve sonuçlarına da kuzu kuzu katlanmasını istiyor ve bunu bekliyorlar.
Yerli değiller, milli değiller. Bu topraklarda doğup büyümüş ve yaşıyor olsalar da, 'bizden' değiller yani. Türkiye ve bölgenin bütün ülkelerinin, dışarıda yazılan senaryolara uygun davranmasının en doğru hareket tarzı olduğuna inanmışlar bir kere. Türkiye'nin tecrit edilmeye ve geleceğinin ipotek altına alınmaya çalışıldığının; bunun için de çeşitli tezgahlar kurulduğunun, bal gibi farkındalar. Ama bulunduruldukları konum ve hayal ettikleri gelecek uğruna vatana ihaneti bile makul görebiliyorlar...
Basın özgürlüğü mü dediniz; o ihanetin kılıfı sadece...

Ekrem Kızıltaş/Takvim

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Elçi, devletten kaynaklı bir ihmal veya kasıt yüzünden değil, YDG-H'li teröristlerin ve Kandil'deki savaş baronlarının 'devrimci halk savaşı' saçmalığındaki ısrarı yüzünden hayatını kaybetmiştir.
Katile işaret ederken 'beyaz toros'lardan değil, 'kara tişörtlüler'den bahsetmek gerekir.
Cenazede HDP lideri Selahattin Demirtaş, "Tahir Elçi'yi öldüren devlet değil, devletsizliktir" demiş. Elçi'nin can verdiği o görüntülere bir daha bakmalı Demirtaş. Çünkü eğer bakarsa, Elçi'nin silahlı kara tişörtlülerin değil, silahlı T.C. polisinin arkasında durduğunu; canını koruması için onların arkasına sığındığını görecektir. Ki bu tablo bile başlı başına katili gizlemeye çalışan bu süslü sözlerin yaldızını dökmeye yetecektir...
Yine Demirtaş, "Tahir Elçi'nin mirasına ve açıklamalarına sahip çıkacağız" demiş. Beklediğimiz de budur, hem Demirtaş'tan hem de HDP'den.
Yine, ölmesine yakın günlerde, Elçi'nin, Diyarbekir Baro Başkanı olarak Mardin Barosu ile ortaklaşa yaptıkları açıklamaya sahip çıkılırsa çok şey değişir. Şöyle demişlerdi:
"Devlet operasyonu esnetsin, yasadışı silahlı gruplar ilçeden ayrılsın, hendekler kapatılsın (...) Bu operasyonun gerekçesi olan o bölgedeki yasadışı silahlı grupların, silahlı faaliyetleri ve çokça konuşulan hendek, barikat gibi uygulamalar bir an önce sona ermelidir."
İki pankart ve bir cenazenin bize anlattığı çok şey var.
Elçi'nin ölümü boşuna olmasın.
Gelin, bu mirasa sahip çıkalım.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Tahir Elçi'yi kim öldürdü? Devlet mi, PKK mı? Bu soruya herkes kendi meşrebine göre cevap verebilir mi? Peki bir cinayetin faili, ideolojik ve siyasi görüşlere göre değişebilir mi? Tahir Elçi'nin katledildiği görüntüleri izledikten sonra "Katil devlet" suçlamalarına rastlayınca Araf Suresi'ndeki şu ayet aklıma geldi: "Gözleri var görmez; kulakları var işitmez; kalpleri var kavramazlar."

Elçi'nin ardından yapılan yorumlar tam da bu ayetin anlatmak istediği insani bir zaafa karşılık geliyor. Siyaset ve medya dünyasında önemli bir kesim, gözlerimizin önünde cereyan eden, evimizden neredeyse canlı izlediğimiz bir cinayetin failini nedense bir türlü görmeye yanaşmıyor. Israrla "Katil devlet" sloganları atıyor, attırıyor. PKK ve HDP'yi anlamak zor değil, onlar gerçek katili gizlemenin derdinde; peki ya gazetecilere, yazarlara, sözde aydınlara ne oluyor? Görüp şahit olduklarına değil de işlerine gelene inanıyor ve halkı da inandırmaya çalışıyorlar. Gerçek katil, yanı başlarında dururken başka bir gücü işaret ediyorlar.

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Askeri vesayetin devleti bu "terörle mücadele" sürecinde Kürtlere karşı bu ahlaksız ve onursuz yöntemleri meşru gördü. Bunu bugün herkes kabul ediyor da 1984-2011 döneminde bu askeri vesayete karşı kaç Türk aydını sert ve net dille dimdik karşı durabildi? Numaradan yazılmış yankı uyandırmayan yazıları kimse örnek göstermesin. Mühim olan kitlesel etki yaratacak netlikte yazı ve konuşmalardır. Böyle tavırlar koyan ve kitlesel etki yaratan Türk aydını sayısı yok denecek kadar azdı... Kürt yurttaşların çoğunlukta olduğu coğrafyamızda askeri vesayetin devleti ayaklanmayı durdurmak için, PKK'nın belini kırmak için "ne gerekiyorsa" yaptı. Yasa, norm, kural, hukuk tanımadı. Ahlak, adalet, vicdan, insaniyet tanımadı. "Ne gerekiyorsa" söylemiyle yapılacak her zulmü yaptı. Bu ahlaksız politika PKK'yı daha da büyüttü.10 yaşında çocuktan 80 yaşındaki dedeye kadar Kürt halkı ile PKK arası özdeşlik duygusunu artırdı. PKK ile Kürt halkı arasında olan gönül bağları güçlendi. Olmayan bağlar oluştu. İşte şimdi 4 yıldır o enkazı kaldırmaya çalışıyoruz. Çözüm süreci o sebeple asrın projesiydi. Çok büyük bir siyasi hamleydi ve çok çok doğru bir işti. PKK'nın terör yöntemlerine de taviz vermeden yeniden çözüm sürecinin başlaması gerekiyor. Tahir Elçi'nin katli bence hepimize bu gerçeği yeniden hatırlattı...

Rasim Ozan Kütahyalı/Sabah

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Türkiye, sınırlarının ihlali sonucunda angajman gereği düşürülen uçak olayı, Putin'in kendi toplumuna hesap verme ölçüsünü artırdı.

Putin'in kibrinin ezilmesi söz konusu oldu. Putin esasında kibirli biridir ve bu olaya da şahsi değerlendirmeyle yanıt vermekte.

Ve elbette olayı bu kadar uzatmasının nedeni; yeni durumdan, yeni fayda ile çıkma hırsı. Suriye'ye; bu olayı bahane ederek, yeni askeri güç yerleştirme hevesini de anlamak mümkün.

İran'ın kılavuzluğunda hareket ettiğini de göz ardı etmemek lazım. Putin; acilen alternatif pazarlar bulunması gerekiyor. Yoksa savaş açacak, ekonomik manevralar yapacak güçte değil şu anda. Rusya'nın "zayıf halkaları" yeterince fazla! Bunu doğru tespit edip, ona göre strateji belirlemek gerekiyor. Rusya'da, aklı başında entelektüellerin varlığını da göz ardı etmemek lazım. Putin'den hesap sorma, giderek hızlanacak. Esasında Putin'in çılgın tavırlarının altında yatan budur. Bu dengesizlikten, kötülük beklemekte ve buna hazır olmakta yarar vardır. Savaş beklememiz doğru olmaz. Lakin Suriye'de Kürdistan kartını, Ermeni kozunu, PKK - YPG terörünü kullanacağını da beklemek lazım. Rusya'ya pabucunu ters giydirenleri, İRAN ve BATI'da aramak lazım...

Sevil Nuriyeva/Star