Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Geçen akşam karar verdim... Bundan sonra sözüne "Rusya'nın sıcak denizlere inme tutkusu" diye başlayan bir konuşmacı görünce hemen zaplayacağım.
Öyle bir kalıp olmuş ki bu laf, artık içinde taşıdığı doğruyu da dinleyene aktaramıyor. Düşünün, bu arzuyu binlerce yıl öncesine kadar götüren bir uzman(!) bile çıktı. Pes yani! Eh, ondan sonra bölgeyi yakan güncel ateşi irdelemek imkânsızlaşıyor. Bir de sanıyorum, tv konuşmacıları 1916'da İngiltere ve Fransa arasında Ortadoğu topraklarının paylaşılması üzerine yapılan Sykes-Picot Anlaşması'na atıfta bulunmazlarsa, ciddiye alınmayacaklarından korkuyorlar. Üstelik anlaşmanın adını doğru söyleyebilen yok gibi bir şey. Tablo şu... Ortadoğu giderek bir file, bizler de onu tarif etmeye çalışan körlere dönüşüyoruz. Demek ki, doğrudan "dokunarak" edindiğimiz bilgiler bile yakın bir gelecekte bize yetmeyecek. O halde hızlı ve basmakalıp iddialar yerine derin analizlere ihtiyacımız var. Belki daha az konuşmalı ama daha çok ders çalışmalıyız.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 2
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Paris saldırılarından sonra gerçekleşen Putin- Hollande görüşmesi Esed'in gitmesi noktasında Türkiye'ye yakın olan Fransa'yı politika değişikliğine götürme çabasını da içeriyor. Bu süreçte kullanılan başlıca söylemsel araç, "DAİŞ ile ortak mücadele." Peki Türkiye, bunlara nasıl cevap veriyor? Öncelikle DAİŞ ile mücadelede hava sahasını Fransa'ya açarak karşı hamle yapıyor. Bu da Türkiye'nin Avrupa ülkeleri ve ABD ile birlikte DAİŞ karşıtı gevşek ittifakın parçalanmasını engelleme gayreti. Diğer bir deyişle, Putin'in DAİŞ ile mücadele konusunda liderliği ele almasının önüne geçmek. Rusya, yine bölgesel denklemde Türkiye- İsrail ilişkilerinin toparlanması ihtimalini de bertaraf etmek istiyor. İsrail'in bölgenin daimi aktörü Türkiye ile mi yoksa bölgede güçlü nüfuz arayışındaki Rusya ile mi çalışmayı tercih edeceğini göreceğiz.
Tel Aviv'den her iki yönde de sesler geliyor. Rusya- İran- Esed-Hizbullah hattının Ortadoğu'da güçlenmesinden rahatsız olan İsrail'e Rusya'nın vereceği havuç Hizbullah konusunda olacaktır. Nitekim Rusya, geçtiğimiz günlerde İsrail'in Hizbullah'ın konvoyunu vurmasına sessiz kaldı. Rusya'nın İsrail'e vereceği güvencelerin İran'ı endişelendireceği de düşünülmeli. Putin'in karşı hamlesinin bir diğer ayağı da Türkiye'yi Yunanistan ve Kıbrıs üzerinden AB içinde baskılamak. Ancak ABTürkiye ilişkilerinin mülteciler üzerinden gelişen olumlu seyri Rusya'nın bu çabasını akamete uğratacak bir mahiyete sahip. Kuzey Irak Kürdistan yönetiminden gelen doğalgaz temini ile ilgili açıklama da Türkiye'nin bu oyunda elinin zayıf olmadığını gösteriyor.

Burhanettin Duran/Sabah

  • 3
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Hemen hemen aynı kişilerin, Rusya ile yaşanan uçak krizinde, "yanlış tarafı tutması" bana ilginç gelmedi. Önce mırıldanarak söyledikleri "Türkiye'nin Rusya'ya kafa tutmak ne haddine" yargısını, tırmanan gerilime bağlı olarak açıkça seslendirir oldular.
Ben bunları, başarısı(!) yılların gerisinden gelen sistematik algı operasyonlarınabağlıyorum. Oluşturdukları kayıtsız şartsız Batı hayranlığı, kendi insanını küçümsemeyiöyle noktaya vardırmış ki bir tür toplumsal aşağılık kompleksi inşa etmişler.
Dün, haydut gibi davranan Putin ve adamlarının Türkiye'ye yönelik yaptırımlarınıkonuştum insanlarla... Sorduğum soru "bizim, meşru misilleme için neler yapabileceğimiz" oldu.
İki tür saflaşma gördüm. Aklıselim insanlar, Türkiye'nin büyük devlet gibi davrandığını, ekonomik yaptırımlara karşılık vermesi gerektiğini söyledi. Toplumsal aşağılık kompleksinin ele geçirdikleri ise Putin'den özür dilenmesini önerecek kadar ileri gidebildi.

Şeref Oğuz/Sabah

  • 4
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Muvazzaf iki generalin tutuklanması, işin boyutunu şüphesiz değiştiriyor. Paralel Devlet Yapılanmasının, TSK içindeki varlığı, etkinliği ve gücünün sorgulanması için yeni bir dönem başlayabilir. Tuğgeneral H. Celepoğlu, TSK'ya kurulan bir kumpas olduğu giderek kesinlik kazanan Ergenekon-Balyoz davaları sürecinde, İstanbul İl Jandarma Komutanıdır. Aynı dönemde İstanbul'da Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürü Yurt Atayün ve İstihbarat Şube Müdürü de Ali Fuat Yılmazer'dir.

Bilindiği gibi MİT TIR'ları ile ilgili olarak iki yargılama devam ediyor. İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nde görülen davada tutuklu sanıklar, eski Adana Cumhuriyet Başsavcısı Süleyman Bağrıyanık, eski Adana İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Özkan Çokay, savcılar Aziz Takçı, Özcan Şişman ve Ahmet Karaca. Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada da 19'u tutuklu 33 muvazzaf asker yargılanıyor.

Ben, Can Dündar ve Erdem'in tutuklanmalarına karşıyım. İkisinin de kaçma şüphesi yok. Fakat ya hâkimler bize "ama Ekrem Dumanlı kaçtı" derseler... (Sahi, Dumanlı'nın kaçmasının Cumhuriyet, Sözcü ve Hürriyet gazeteleri için bir haber değeri yok mu? Dumanlı'nın kaçmasını hiç sorgulamadılar.)

Gazetecilik başka, gazetecilik mesleğini iktidar devirmek, Cumhurbaşkanı düşmanlığı yapmak için kullanmak başka... Bugün medyanın bağımsızlığını savunanlar, darbe dönemlerinde suspus idiler. 28 Şubat döneminde generallerden brifing alıyor, onları ayakta alkışlıyorlardı. Dündar, o dönemde Cumhuriyet'in yayın yönetmeni olsaydı, aynı manşeti atabilir miydi?

Hüseyin Gülerce/Star

  • 5
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Soruyu HDP cenahına ve onlarla birlikte PKK flaması altında saf tutanlara soruyorum:

- Katili gerçekten arıyor musunuz?

"Tabii ki arıyoruz, böyle soru mu olur?" gibi bir karşı tavır sergilemeyin.

Çünkü tavrınız daha çok timsah gözyaşı dökmeye benziyor. Tahir Elçi'nin öldürülmesinden dolayı en büyük huzursuzluğu Başbakan Davutoğlu'nun yaşadığından adım gibi eminim. Yerleşim yerlerini hendeklerden, barikatlardan, onların arkasına sığınıp halkı esir alan terör gruplarından kurtarmak için mücadele veriyorsunuz ve o arada, sinsi bir kurşun gelip adı "PKK terör örgütüdür - değildir" tartışması ile ünlenen bir Baro Başkanı'nı vuruyor. Gündem allak bullak oluyor. Diken üstünde yaşayan bölgede zihinler üzerinden geçen bir sinsi kurşun bu. Herkesin zihnini, kalbini vuran, yeniden "Acaba mı?"lara sürükleyen bir kurşun.

"Diyarbakır'ın Sur ilçesinde bir sinsi kurşun" dediğimizde akla kim gelir?

Bu soruya HDP'liler nasıl cevap verir? Silvan'da bir sinsi kurşun, Beytüşşebap'ta, Nusaybin'de bir sinsi kurşun kime ait olabilir? Hendekleri kim kazdı, kim barikatlarla sokakları teslim aldı, kim bu ilçelerde illegal sıkıyönetimler, olağanüstü haller ilan etti, polis-asker gelip sokağa çıkma yasağı ilan etmiş olmasaydı bile orada halkın her hali terör örgütü militanlarının gözaltında değil miydi? "Özyönetim" denen hadise tam da bu değil miydi? Onlar özyönetim ilan ederken tam da "Buraya devlet giremesin diye böyle bir karar alıyoruz" demiyorlar mıydı? Devletin giremediği yere terör örgütünün militanları ağır silahlarla, el yapımı patlayıcılarla el koymamış mıydı?

Ahmet Taşgetiren/Star

  • 6
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Diyarbakır'da 2 polisimizin şehit olduğu, Baro Başkanı Tahir Elçi'nin hayatını kaybettiği o acı olaydan sonra yine aynı 'ağızla' çıktılar kamuoyunun karşısına.

Yine devleti suçladılar, yine kin kustular, yine acılar üzerinden siyaset yapmaya çalıştılar.
Ama yok öyle yağma! Bu cinayetlerden öyle kolay sıyrılamazsınız! Diyarbakır'da o gün hayatını kaybeden Tahir Elçi, bu ülkenin en değerli projelerinden olan 'çözüm süreci'nin en büyük destekçilerindendi. Siz ve sizin gibilerin bitirdiği 'çözüm süreci'nin. Hiç kusura bakmayın, Diyarbakır'da yaşanan bu katliamda, çocukların babasız kalmasında, ocaklara ateş düşmesinde sizlerin de parmağı var. 7 Haziran'dan sonra masadan kalkan, çatışma ortamına zemin hazırlayan sizler değil misiniz? 'PYD'ye, YPG'ye sırtını dayayan', 'PKK isterse Türkiye'yi tükürüğüyle boğar' diyen, 'O Kalaşnikoflar size döner' tehdidinde bulunanlar bu katliamdan sorumlu değil mi? Aradan geçen 5 ay boyunca, bir kere olsun sırtınızı halka dayayıp, PKK terör örgütüne 'dur' diyemediniz. Şimdi çıkmış Tahir Elçi'nin cenazesi üzerinden siyaset devşiriyorsunuz. Öyle cenaze törenlerinde timsah gözyaşları dökmek sizleri kurtarmaz!

Murat Kelkitlioğlu/Akşam

  • 7
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Putin'e göre "Sovyetler Birliği'nin dağılması, 20. yüzyılın en büyük trajedisiydi". O yüzden, Sovyetler Birliği'nin eski gücünün, kalbi pille çalışan eski Politbüro üyeleri eliyle bu kadim topraklara geri gelmeyeceğini bildiğinden; Deli Petro'nun bedenine Stalin üniforması giydirilmiş "postmodern bir çar" olarak bizzat kendisinin bu işi başarabileceğine kendini inandırdı. İçeride oligarklarla anlaştı, mafyayı kendisine bağladı. Böylece dünyanın en büyük mafya lideri oldu.

Üstü çıplak fit vücuduyla atladı ülkenin sembolü boz ayının sırtına, daldı uçsuz bucaksız topraklara. Gürcistan'ı dize getirdi, Ukrayna'ya gününü gösterdi.

Sinsiydi. Yılana benziyordu. Yüzü sanki demir bir maskeyle perdelenmişti. Gözünü kırpmadan işkence yapabilecek gibi duruyordu. Silah taşısa avcı bıçağı yakışırdı eline. Dünyayı sadece kendi iktidarı ve kendi zaferleri için yaratılmış bir"er meydanı" sanıyordu. O yüzden narsistti, megalomandı. Kefir içiyordu. Aile hayatı yoktu, karısını boşamış, genç bir hanımla birlikteydi. Judoda siyah kuşak sahibiydi. En büyük merakı, çoban köpekleriydi. Eski karısı bir doğum günü hediyesi olarak Ömer Hayyam'ı hediye etmiş, boş zamanlarında Hayyamokuyordu. Beatles'ın "Yesterday"i favori parçasıydı. Enerji kaynaklarını kullanarak ülkesinin borçlarını bitirdi. Bu kaynakların sonsuz olduğunu sanıyor. Yeraltından çıkan gaz olmasa, "fosss" diye gazı kaçacak, ama bunu çok kişi bilmiyor.

Muhsin Kızılkaya/Habertürk