Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Mesela kadın hakları ve kadına şiddet konusunda. Ama nerede...
Yine başka bir şarkıcıdan bahsedeceğim. Hayko Cepkin'in bir kadını tekmelediği, bir başka kadına ise kafa attığı anların görüntüleri ortaya çıktı.
Kadına şiddet konusu gündeme geldiğinde mangalda kül bırakmayan çevrelerin sus pus hali ise skandaldan daha çarpıcıydı. Şu ana dek kadın derneklerinden, feminist çevrelerden, siyasilerden ve konuya duyarlı gazetecilerden, aydınlardan dişe dokunur bir tepki göremedik.
Hatta CNN Türk'ün sol omuz önde moderatörleri bile, haber arasında bir periscope bağlantısı yapıp "maçoluğa lanet" tiradı atma ihtiyacı dahi duymadılar.
Hürriyet vb. mecraların olayın duyulmasından itibaren yaptıkları tek şey, "hırsızın hiç mi suçu yok" mantığına sarılmak oldu. Cepkin'in dövdüğü kadınların kendisine "hakaret ettiği" ya da "arkadaşları" olduğu türünden akla ziyan bahanelerini meşrulaştırmakla meşguldüler. Çünkü onlar için kadına yönelik şiddet ancak politik hasımlarına çakmak için araçsallaştırılacak bir "ayrıntıydı" sadece. Muhatap "seküler bir karakterse" erkek egemen söylemin yansımaları sadece ve sadece bir teferruattı.
Bu büyük zavallılığın benzer mevzulardaki salvoları karşısında ezim ezim ezilip savunmaya geçenler hatta "nedamet manyağı" olanlar bahsettiğim örnekleri bir kenara not esinler.
Muhataplarınızın hal-i pürmelali budur.

Melih Altınok/Sabah

  • 2
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

İklim Zirvesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan ile geldiğimiz Paris'te bu kritik görüşmeler gerçekleştirilirken Türk heyetinden bazı isimlerle bir araya gelme imkânı buldum.

Hem yapılan görüşmeler hem de Türkiye'nin diğer ülke heyetlerine aktardığı bilgilerle ilgili konuştuğumuz yetkililer, Rusya'nın sınır ihlali yapma alışkanlığının yeni olmadığının altını çizdi.

Aldığım bilgilere göre, Rusya ilk olarak geçen yıl Samsun'da 15 dakika süren sınır ihlalinde bulundu.

Suriye'deki askeri etkinliğini artırmasının ardından güney sınırımızda da ihlaller başladı.

3-4 Ekim'de Suriye sınırında Rus uçaklarının yaptığı sınır ihlallerine Türkiye'nin tepkisi sert olunca, Putin'in Erdoğan'ı arayarak özür dilediğini öğrendik.

Buna rağmen ihlallerin sonlanmadığını da.

Radar kilitlemesi

Özre rağmen 5 Ekim'de Akdeniz'deki Rus savaş gemisinden sınırda görev yapan F-16'lara radar kilitlemesi yapıldı.

Türkiye buna da tepki gösterdi ancak Rusya'nın tutumu değişmedi.

29 Ekim'de yeniden sınır ihlali yapıldı.

Rusya, son 1 yıl içinde NATO ülkelerinin sınırlarını 400 kez ihlal etmiş.

Sınır ihlalini alışkanlık haline getirmiş bir Rusya'dan söz ediliyor.

Serpil Çevikcan/Milliyet

  • 3
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Mesela kadın hakları ve kadına şiddet konusunda. Ama nerede...
Yine başka bir şarkıcıdan bahsedeceğim. Hayko Cepkin'in bir kadını tekmelediği, bir başka kadına ise kafa attığı anların görüntüleri ortaya çıktı.
Kadına şiddet konusu gündeme geldiğinde mangalda kül bırakmayan çevrelerin sus pus hali ise skandaldan daha çarpıcıydı. Şu ana dek kadın derneklerinden, feminist çevrelerden, siyasilerden ve konuya duyarlı gazetecilerden, aydınlardan dişe dokunur bir tepki göremedik.
Hatta CNN Türk'ün sol omuz önde moderatörleri bile, haber arasında bir periscope bağlantısı yapıp "maçoluğa lanet" tiradı atma ihtiyacı dahi duymadılar.
Hürriyet vb. mecraların olayın duyulmasından itibaren yaptıkları tek şey, "hırsızın hiç mi suçu yok" mantığına sarılmak oldu. Cepkin'in dövdüğü kadınların kendisine "hakaret ettiği" ya da "arkadaşları" olduğu türünden akla ziyan bahanelerini meşrulaştırmakla meşguldüler. Çünkü onlar için kadına yönelik şiddet ancak politik hasımlarına çakmak için araçsallaştırılacak bir "ayrıntıydı" sadece. Muhatap "seküler bir karakterse" erkek egemen söylemin yansımaları sadece ve sadece bir teferruattı.
Bu büyük zavallılığın benzer mevzulardaki salvoları karşısında ezim ezim ezilip savunmaya geçenler hatta "nedamet manyağı" olanlar bahsettiğim örnekleri bir kenara not esinler.
Muhataplarınızın hal-i pürmelali budur.

Melih Altınok/Sabah

  • 4
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Atmamız gereken adımlar arasında şunlar da varmış... Türklerin biyometrik verili, fotoğraf ve parmak izi bulunan pasaportları taşımaları. Vize ve pasaport işlemlerinde istihdam edilen kişiler ile sınır muhafızlarının eğitilmeleri. Sınırlarda ve gümrük kapılarında elektronik, mobil, video izleme, kızılötesi kameralar ve diğer sensör sistemlerinin daha yoğun şekilde kullanılması. Bazı AB üyesi olmayan ülkelere, özellikle de AB'ye yüksek göç ve güvenlik riski teşkil eden ülkelere "Kapıda vize" uygulamasına son verilmesi. v.b.
Bu 79 adım arasında "Sığınmacıların ve mültecilerin onurlarını ve haklarını korumak ve düzgün bir karşılama sağlamak için gerekli altyapı ve etkin istihdamın sağlanması" maddesi de var... Ayrıca unutmamamız gereken siyasi gerçeklerden biri de 2017 yılındaki Almanya ve Fransa genel seçimlerinden önce, bu iki ülkenin kapılarını Türkiye'den gelecek yolculara vizesiz açmaları ihtimalinin pek mümkün olmadığıdır.
Ama yine de Brüksel'de varılan anlaşmayı olumlu karşılamamız gerekiyor. Atmamız gereken 79 adım, bizim bürokrasimizi eskisinden farklı bir tempoya itecektir. Ve bu sürecin sonunda Avrupa'ya vizesiz seyahat 2016'da gerçekleşmese de, mutlaka bir gün gerçek olacaktır. Bir de Kıbrıs "Sorun" olmaktan çıkarsa, bu vizesiz seyahatten daha önemli bir gelişme olacaktır.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 5
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bir kez daha anladım ki, bu Hasan Efendi'de utanma diye bir şey kalmamış.Diyarbakır'dan değil de, düşman işgali altındaki bir bölgeden bildiriyormuş gibi. Öyle benzetmeler yapmış, öyle metaforlar kullanmış ki; bir an kendinizi bilmediğiniz, tanımadığınız, "esaret altında"ki yabancı bir coğrafyada sanıyorsunuz. İzlenimlerin tümünden çıkan sonuç şu: Burada muazzam bir devlet baskısı var ve hayatı insanlara zindan ediyor. Bir de "edebiyat yapma"nın sığ örneği sayılabilecek, çarpıtılmış ve romantize edilmiş kent gerçekleri: Savaş mahallesi... Kapalı kepenkler... Genzi yakan biber gazı kokuları... Yerlerde boş mermi kovanları... Islak kaldırımlar... Sur içine doğru yapılan uzun yürüyüş... İnsansız sokaklar... Ve Hasan Efendi bu savaş artığı kentte (muhtemelen) yitirdiği gençliğini ve hayallerini arıyor. Bitmedi... Biraz önce yürüyüş eylediği sokak kum torbalarından oluşturulan bir mevzi tarafından kesilmiş durumda... Önünde oturacak bir yer ve bacalı bir sokak sobası, üstünde kaynayan "simsiyah çaydanlığı"yla... Bir taraftan da yağmur çiselemekte tabii... (Yağmursuz yapamıyor romantik yazarımız.) Hasan Efendi'nin "savaş artığı" kentten aktardığı izlenimler bu şekilde uzayıp gidiyor. Okuyorsunuz ve bu işgal görüntüsünü oluşturan devlete bir kez daha lanetler yağdırıyorsunuz. Fakat ilginçtir; korkusuzca savaş alanında dolaşan ve gördüğü her ayrıntıyı romantik-ağlak bir dille aktaran Hasan Efendi, kazılan hendekleri, yollara döşenen mayınları, roketatarlı çocukları, kimlik ve trafik denetlemesi yapan YDG-H'lileri, kalaşnikoflu devriyeleri görmüyor. "Bunlar da kim? Hayatı durdurma hakkını nerden alıyorlar?" diye sormuyor. Diyorum ya, Hasan Efendi'de hiç utanma kalmamış.

Ahmet Kekeç/Star

  • 6
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bir kapitalist kuyuya bir taş attı, kırk sosyalist çıkaramadı!
Adı sanı önemli değil, bir işadamımız kapitalizmin aleyhinde konuştu, "eşitsizlik yaratıyor" falan dedi, sosyalistler pek heyecanlandılar. …Eşitsizlik insan topluluklarının "fıtratında" vardır. Hiçbir toplumda tarihin hiçbir döneminde eşitlik görülmemiştir. "İlkel komünal toplumlarda" eşitlik olduğu safsatası da Marx'ın ve Engels'in bir varsayımından, bir temennisinden ibarettir. Tıpkı bunun gibi, o toplumun daha üst düzeyde yeniden üretimi, yani çağdaş komünizm de bir ütopyadır.
Haaa, kapitalist sistem, kendisine zarar verdiğini gördüğü zaman o eşitsizliği törpüler, yumuşatır tabii. Bunu kapitalist bireyler değil, sistemin kendisi yapar.
Çünkü "işçi sınıfının zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmazsa" kapitalistin ürettiği mal ve hizmetler ortada kalırlar, sistem çöker. Talep düşüklüğü demek, "deflasyon" ve korkulacak bir kriz demektir.
Siz ne diyorsunuz yahu, sırf "daha çok beyaz eşya, mobilya, otomobil vs. satabilmek" uğruna "büyük aile" çökertilmiş, toplum küçük küçük "çekirdek ailelere" dönüştürülmüştür.

Engin Ardıç/Sabah

  • 7
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Sokakları, dolayısıyla yerleşim yerlerini o silahlı gücün hakimiyetine terk etmek. Yani "Silvan, Beytüşşebap, Nusaybin, Sur ilçesi ve Cizre terör örgütünün olsun" demek. Bunu diyebilir mi Tahir Elçi? Diyemez ve demez. O zaman Tahir Elçi aslında terör örgütüne seslendi. Seslendi, seslendi ve son sesi, kurşunlarla kesildi. Demirtaş falan... Çıksın, yiğitse örgüte "Şu barikatları ve hendekleri kaldırın" desin. "Devlet yok diye bunlar oluyor" demiş. Sonra açmış sözünü "Yani Kürtlerin devleti yok" demiş. Sormak isterim, Diyarbakır'da "Kürt devleti" olsaydı, YDG-H'nın hendek kazmasına ve barikat kurmasına izin mi verecekti? Erbil'de, Süleymaniye'de hendek kazabiliyor mu PKK? Bunu söyleyen adam "Türkiyelileşme" temasıyla uyuttu bir cümle tatlı su solcusunu, aydınını. Bakın, oralarda o hendekler, o barikatlar, onların arkasında o maskeli vandallar olduğu sürece her türlü provokasyon muhtemeldir. Şu anda devleti yöneten kadro, devlet ya da derin yapılar adına her türlü provokasyonu önleme gayretindedir. Ama oradaki silahlı yapı, tam da provokasyonları maskeleyecek yapıdır. HDP eksenli Kürt siyasi yapısında azıcık samimiyet varsa, bu provokasyonların zeminini yok etmek için mevcut devlet kadrosu ile işbirliği içinde, oradaki silahlı yapının tasfiyesi için ne mümkünse yapar. "Silahlı yapı devam etsin, biz de siyaset yapalım, hatta onun gölgesinde siyaset yapalım" demek abesle iştigalin ötesinde, yılan ile yatağa girmekten farksızdır. Bence HDP, Tahir Elçi'ye sahip çıkmakla, PKK - YDG-H vesayeti arasında tercih yapmak gibi hayati bir seçim arefesinde bulunuyor. Hendeklere ses çıkarmamak Tahir Elçi'nin katilini ıslık çalarak aramaya benzer çünkü.

Ahmet Taşgetiren/Star