Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

Paris saldırılarından sonra Avrupa'da ortaya çıkan toplumsal psikoloji siyasetçilerin teröre dair fiyakalı uzlaşmasını yalanlıyor.
Ne yazık ki, terör nereden bakılırsa bakılsın "hah işte!" denerek tanınan bir zalimlik, global bir gerçeklik falan değil.
Bugün bir Parisli'nin gözünde terörist denen kişi "etnik ve dini kökeni farklı komşu" niteliği taşıyor. Bir örgütten değil, Müslüman komşudan korkuyor.
Avrupa medyasında artık şöyle yazılar çıkmaya başladı: "İyi vatandaş olmayı unuttuk; ailemizi korumak için mahallemizi gözleyip korumalıyız. Gürültülü ve kuşkulu davranışlar içindeki bir komşu sıradan bir arıza karakter olmayabilir."Şimdi bu yaklaşımın, bu korku ve tedirginliğin Türkiye'deki, Irak'taki, Rusya'daki, Pakistan'daki terör ve terörist algılarıyla ortak bir yanı var mı? Yok!
Bunları niye yazdım, anlatayım... Terör, deyince... Terörü kınayınca... Teröristten nefret edince... Bütün insanlığın el ele tutuşup teröre karşı direniş cephesi oluşturacağını sanmak hayalciliktir. Olmuyor zaten!
Terör kavramı üzerinden yürümek yerine adalet ve merhamet kavramlarını yeniden tedavüle sokmak gerekiyor. Burada, orada, dünyada, her yerde bunu yapmak zorundayız. Teröristin elindeki silahı almanın başka yolu yok!

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

Açık propaganda savaşının ilk hamlesi, iddiaların ciddi olduğu kanaati yaratılarak inandırıcılığının artırılması oldu. Ancak bir adım geri gidince, beyaz propaganda hamlelerinin arkasından bir dizi siyah ve gri propaganda bilgisi geldiği görülüyor. Oysa son üç yıldır Batı ve yerli medyada yer alan, IŞİD, petrol kaçakçılığı, yabancı terörist savaşçılara ilişkin söylemler amatörce birleştirilmiş. Rusya'nın Soğuk Savaş propaganda yeteneklerinin biraz zayıfladığı ortada.

Kampanyanın hedefinde Cumhur-başkanı Erdoğan ve ailesi var. Yani Türk iç politikasındaki tartışmalar ve kutuplaşmalar hedef seçiminde etkili olmuşa benziyor. Böylece Türk halkının yarısının verileri sorgulamadan, otomatik olarak doğru kabul edeceği varsayımına dayanıldığı çok açık. Nitekim sosyal medyada kısa bir turla, politik karşıtlığın, soru sorma yeteneğini ne denli kör ettiğini görmek mümkün.

Oysa basit coğrafya bilgisine sahip biri bile, kıyasıya iç savaşın devam ettiği bölünmüş bir ülkede, gösterilen rotalardan böylesine büyük hacimli petrol sevkiyatının mümkün olmadığını bilir. Türkiye'nin Kuzey Irak'tan aldığı petrolü IŞİD'den alıyor propagandasına malzeme yapmak Putin ve Rusya açısından anlaşılabilir bir çaba. Putin'e inanacak olursak, IŞİD petrolünü taşıyan binlerce tanker, PKK/PYD'nin, peşmergenin ve ABD'li askerlerin arasından geçerek Türkiye'ye geliyor. İşte bu Türk halkının en azından geri kalan yüzde ellisinin zekâsıyla alay etmek anlamına geliyor.

Nihat Ali Özcan/Milliyet

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

Putin'in "Erdoğan karşıtı" kampanyasının saklamaya çalıştığı gerçekler neler? Bazılarına değineyim. Putin'in en görünür amacı Viyana görüşmelerinin öngördüğü 1 Ocak süreci başlamadan Suriye ılımlı muhalefetini büyük ölçüde zayıflatmak. Ve bu gerçeğin dünya gündeminde ikincil konumda kalmasını sağlamak.
Dahası, Putin'in Suriye'deki emeli Esed rejimine ve İran'ın Şiici milislerini takviye etmekle sınırlı değil. Putin, askeri üslerden enerji kontrolüne kadar giden bir alanda ülkesinin "kalıcı ve uzun vadeli çıkarlarını" yeniden tanımlıyor. Hem Ortadoğu'da hem Doğu Akdeniz'de...
Ancak, bölgedeki yeni hamlelerini NATO'nun Rus yayılmacılığı olarak değerlendirmesini ve bir bütün olarak tepki vermesini de istemiyor. Bunun için de masadaki en iyi kartı ("DAİŞ ile mücadele") Türkiye'ye, Erdoğan'a karşı oynuyor. Washington'ın ve Avrupa başkentlerinin bu "Pravda" tarzı propagandaya inanmasını beklemiyoruz elbette.
ABD'nin DAİŞ suçlamaları ile ilgili Türkiye'ye verdiği destek yetersiz. Rusya'nın sadece petrol fiyatlarını kontrol ederek sınırlandırılamayacağı da ortada. Obama yönetiminin eski Pentagon yetkilisi Evelyn Farkas gibi bu uçak krizi ile "Rus yayılmacılığının NATO'nun kararlılığını test ettiği" yönünde uyarıda bulunanları ciddiye alması gerekir.
Türkiye'nin itidalini koruması yetmiyor. Rusya'nın tek taraflı olarak gerginliği yükseltmesi de Batı ittifakının geleceği için başlı başına büyük bir sorun.

Burhanettin Duran/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

2011 seçimlerinde, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde, 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde ve son olarak 7 Haziran ve yenilenen 1 Kasım seçimlerinde hep Erdoğan'ın ve AK Parti'nin önünü kesmek için çabaladılar. 7 Şubat MİT müsteşarının üzerinden Erdoğan'a ulaşma hamlesinden itibaren, Gezi Olaylarında, bilhassa 17/25 Aralık darbesiyle bir de bunlara Gülen medyası katıldı. Medyanın eleştiri yapmasına kimsenin bir şey diyeceği olamaz. Ama bunlarınki, bilhassa Doğan medyası ile Gülen medyasınınki eleştiri değil, nefret söylemi ile düşmanlığa varıyordu. İzahı gereken budur: Türkiye'nin Cumhurbaşkanına, Başbakanına, hükümetine neden düşmanlık yapıyorsunuz. Düşmanlık cephesinde sizin ne işiniz var?

Türkiye, 1 Kasım'daki AK Parti seçim zaferinden sonra iktidar-medya meselesini de bitirmiştir. Artık siyaseti dizayn etmeye kalkan, iktidarlara külhanbeylik, düşmanlık yapan/yapacak olan medya dönemi bitmiştir. Aynı zamanda, radyoları, televizyon kanalları ve gazeteleri ile Gülenist cemaat gibi ülke yönetimine yön vermeye, el koymaya kalkanların da dönemi bitmiştir. İster medya, ister sosyal medya üzerinden, artık ülkeyi yönetenlere küfür edilemeyecek, hakaret yağdırılamayacaktır. Bundan böyle medya, basın meslek ilkelerine dönecek, medyayı silah gibi kullanmaya kalkan cemaatler de sivil toplum kuruluşu olmaktan bir adım öteye gidemeyecektir. Bu hakikat, vesayetin diğer payandaları için de geçerlidir. Üniversiteler gerçek bir akademi dünyası olacak, emniyet ve yargı, legal görünümlü illegal yapıların at oynattığı zemin olmaktan çıkacak, sendikalar ve büyük iş dünyası da işine bakacaktır...

Türkiye'de taşlar şimdi yerine oturmaya başlıyor. Yeni, sivil, demokrat bir anayasa ile göreceksiniz Türkiye aydınlık ufuklara doğru yol alacaktır.

Hüseyin Gülerce/Star

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

Daha önce bu tür hataları yapan ve yanılan yöneticilerin ve sürücülerin listesini yapmayı deneseydi, herhalde bugünün Rusya'sını böylesine krizlere sürüklemezdi. Gerçekten "Süper Güç" olan Amerika'yı önce Vietnam bataklığına sürükleyen Başkan Johnson'u, sonra da bu ülkeyi Irak ve Afganistan kaosuna taşıyan Başkan Bush'u hatırlasaydı... Ya da "Brejnev Doktrini"nin sonunun Afganistan fiyaskosu ile nasıl geldiğini ve "Demir Perde"nin Berlin Duvarı'nın taşları ile birlikte nasıl yıkıldığını tahlil edebilseydi...
Rusya ekonomik potansiyeli ve eğitimli insan birikimi ile hem tüm dünya ülkeleri hem de komşuları için, onunla işbirliğinin sayısız yararlar sağlayacağı bir ülkedir. Nitekim son dönemde Türkiye ile Rusya'nın her alandaki işbirliği, iki ülke için de çok olumlu sonuçlar üretmiştir.
Ama şimdi Putin Suriye'nin yarını belli olmayan Esed'ini ayakta tutmak için ülkesini sürüklediği serüvende, Türkiye'yi düşman ilan etmek konumundadır.
Tüm Avrupa'yı ve Amerika'yı karşısına aldığı "Ukrayna Serüveni"nin ülkesinin ekonomisini hangi noktaya taşıdığını görmezmiş gibi, şimdi de Türkiye ile ülkesi arasındaki ilişkileri tahrip etmeyi seçmiştir. Ve hem Esed'le hem de İran'la ittifak kurarak, hiç gereksiz yere Rusya'yı Ortadoğu'nun Sünni-Şii çatışmasına karıştırmıştır.
Bu noktada Rus halkına sabır ve Putin'e de itidal ve akıl dilemekten başka bir şey yapamayız...

Mehmet Barlas/Sabah

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

Kürtlerin yakın tarihi, onları bir şekilde gaza getiren güçlerin, sonrasında hep yüzüstü bırakmasının örnekleri ile dolu değil midir?.. Böyle değilse, mesele yok. Ama böyle ise, ki böyledir; şu anda ittifak kurulduğu varsayılan güçlerin, herhangi bir şekilde konjonktür değiştiğinde kendilerini satmayacaklarının garantisi nedir?..
Bir hayal uğruna, bölgenin kendi ayakları üzerinde durabilen tek gücü olan Türkiye'yi köşeye sıkıştırmaya yönelik girişimlere destek olmak, birilerine göre anlamlı bir tercih olabilir. Ancak bunun yerine; bin yıldır beraber yaşanan bu toprakları 'Ortak Vatan' kabul ederek, ülkede yaşayan herkesin kendisini de temsil ettiğine inanacağı bir sistem oluşturulması için çalışmak, daha tercihe şayan bir hal değil midir?..
Böylesi bir tercih, sadece Türkiye'nin değil bölgenin de kendi ayakları üzerinde doğrulabilmesi demektir. Dışarıda yapılan hesaplarla bölündük, parçalandık ve yutulduk...
Bu hesapların revize edilmiş şekli de, daha fazla bölünmemizi ve daha fazla parçalanmamızı hedefliyor. Son 100 senedir yaşadıklarımız, bir ve beraber olmamız gerektiğini gösteriyor oysa...


Ekrem Kızıltaş/Takvim

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından...

Silahlı gruplar, Öcalan'ın emriyle ve iki yıl önce dağlardan çekilmeye başladığında dağa çıkan bir adam, şimdi de 'barikatlardan ve hendeklerden bildiren' yazılar yazıyor! Kendi nefretinin ve kininin bedelini ödeyemeyecek kadar korkak bir adam, kendi kininin ve nefretinin bedelini, Kürt ve Türk gençlerinin kanıyla bedeniyle ödemesini istiyor! 21. Yüzyılın Neo-İttihatçısı bir adam, bir zamanlar Paşa dedesinin oluk oluk kan akıttığı topraklara barış gelmesin diye canını dişine takmış dolaşıp duruyor ve yalan bilgilerle herkesi aldatmaya çalışıyor. Kürtlere, özgürlük ve eşitlik hendeklerle, barikatlarla gelecek yalanına hepimizi ortak etmek istiyor! Paşa dedesi yaşasaydı, Kürt gençlerinin bugün kazdığı o hendeklere bomba yağdırıp katliam yapacak olan bu adam, devlet güçleri, savcılar dahil, hiçbir gazetecinin bile yanına yaklaşamadığı o barikat ve hendeklerin önünde verdiği pozlar eşliğinde, bütün Kürt gençlerini o barikat ve hendeklerin içine davet eden, kin, nefret ve öfke dolu yazılar yazmaya devam ediyor.

Tahir Elçi, 90'lı yılları yaşamış bir mağdurdu. O kadar ki, Cizre'de kalamadı, Diyarbakır'a taşındı. Ama Tahir Elçi, hayatı boyunca hem devletin hem PKK'nın şiddetine ve terörüne karşı çıktı. Şiddetin esir aldığı şehirlerin özgürleşmesi mücadelesinde en ön safta yer aldı. Bedelini de hayatıyla ödedi. Şimdi, Ya kanlı bir oyunun seyircisi olacağız, ya da Tahir Elçi gibi, can vermeyi göze alıp, Kürt gençlerine özgürlüğün ve eşitliğin asla o barikatlar ve hendeklerle gelmeyeceğini yorulmadan bıkmadan ve cesaretle anlatmaya devam edeceğiz! Tahir Elçi'nin karşı çıktığı gibi, barikatlara, hendeklere ve operasyonlara karşı çıkacağız! İnsanlığın mirası şehirlerimizin hendek ve barikatlarla, çatışmalarla, operasyonlarla yakılıp yıkılmasına, tahrip edilmesine razı olmayacağız! Bunu yaparken, barikat ve hendeklerin arasında bir kabus gibi dolaşan adamları, ittihatçıları tanıyacak ve onları unutmamak için tarihe kayıt düşmeye devam edeceğiz!

Orhan Miroğlu/Star