Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

    Giriş Tarihi: 10.12.2015 10:14 Güncelleme Tarihi: 10.12.2015 11:13
    • Aslında 17 Aralık darbe girişiminden sonra bu mücadele hiç durmadı ama yavaş yürüdü. Bunun da iki önemli nedeni vardı. Birincisi Türkiye dünyada örneği olmayan bir şebekeyle karşı karşıyaydı. Devleti ele geçirme planları yapan, dini bir cemaat örneği sanıyorum dünyada yok. Her yerde dini cemaatler vardı ama böylesine kirli yöntemlerle herkesi dinleyen, kumpas kuran, şantajla insanları susturan, içeri atan ve bunu da 40 yıldır yapan bir yapı söz konusu değildi.
      İkincisi bu yapıyla mücadeleyi yürütenler, bizzat o yapının çok güçlü olduğu polis ve yargıdaki kadrolardı. Eski kadroları etkisiz kıldıkları için geriye kalan kadroların içinde de cemaate bulaşmamış, hatta kripto olmayanları bulmak hiç kolay değildi.
      İşe öncelikle HSYK'nın çeşitlenmesiyle başlanması önemli bir adımdı. HSYK, FETÖ ile mücadelede kritik bir rol oynadı. Arkasından polis teşkilatındaki değişimler geldi. Ancak bu konu kolay aşılmadı. Çünkü paralel yapıyla poliste mücadele edecek yeni kadrolar çok azdı.
      İşte bu sıkıntılar nedeniyle neredeyse iki yıldır AK Parti hükümetine, 17 Aralık 2013'te darbe düzenleyen cemaatçi polislere yönelik işlem yapılamadı. Nihayet, önceki gün başta İstanbul ve Ankara olmak üzere 13 ilde, aralarında üst düzey polis müdürlerinin de olduğu ve 50 şüphelinin yer aldığı dosyayla ilgili operasyon başladı ve 27 kişi gözaltına alındı.
      Böylece ilk kez FETÖ'nün, dönemin başbakanını, eşini, bakanları ve çok sayıda insanı yasadışı dinleyen, izleyen darbeci ekibi, yargı önüne çıkacaktı. Bu noktada akla takılan soru şu: Neden 17 Aralık darbecilerine karşı operasyon bu kadar geç kaldı? Sorunun cevabı, yukarıda altını çizdiğimiz emniyet içinde cemaatin etkinliğinin sürmesi ve cemaatçi olmayanların da bu mücadelede "siyaset mi cemaat mi kazanacak" beklentisi içinde olmalarında saklı.

      Mahmut Övür/Sabah