Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

HDP iç siyasetteki AK Parti- Erdoğan karşıtlığını kullanarak Kürt milliyetçilerine "altın bir dönem" yaşattı. Suruç katliamının peşinden başlayan terör ve AK Parti'nin 1 Kasım başarısı Erdoğan karşıtlığı malzemesinin de cazibesini söndürdü.
"Kobani düşecek" karalaması yerini yakılan camilerin, tahrip edilen tarihi eserlerin üzüntüsüne bıraktı. Böylece AK Parti de PKKHDP çizgisini Çözüm Süreci'ni istismar eden taraf olarak resmedebildi. Elbette PKK'nın kendi hırsı sebebiyle.
İkincisi, PKK içeride "barışçıl siyaset" ayağını kaybedince Türkiye- Irak- Suriye üçgeninde kurduğu "verimli" denge de yıkıldı. Geriye şiddet, değişen ittifaklar ve örgüt çıkarları kaldı.
PKK- PYD'nin ABD, Rusya, İran ve Esed rejimi ile yürüttüğü ilişkiler mazeret bulunmadan sorgulanır hale geldi. "Kürtlerin menfaati" tanımındaki Türkiye merkezliliği vurgusu kayboldu. Kürt milliyetçilerinin, yakınlarda vefat eden Benedict Anderson'un deyimiyle, "muhayyel cemaatindeki" Türkiye içeriği Suriye'deki kanton hırsının malzemesine dönüştü. İşte tam bu noktada Kürtlerin menfaati ile PKK'nın kendi çıkarlarının farklı olduğu fikri öne çıkıyor. Osman Öcalan'ın PKK'yı "Ortadoğu'nun haritası yeniden çizilirken Türkiye'nin saf dışı" bırakılması için savaşmakla eleştirmesi bu algıya bir örnek. Dış güçlerin Erdoğan, Barzani ve Abdullah Öcalan'ı hedef aldığını öne süren Osman Öcalan bu savaşın "Kürtlerin savaşı" olmadığı görüşünde.
Özetle, içeride gündelik hayatı yaşanmaz kılan PKK Suriye'de elde edeceği yeni bölgelerle Kürt milliyetçiliğinin iç hissiyatına da hitap etmekte zorlanmakta.

Burhanettin Duran/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Doğu Akdeniz'de bulunan doğal gaz ve henüz tam çıkartılmayan Kuzey Irak petrolleri öylesine zengin ki, herkes bulunan hazineden pay sahibi olmak için savaş gemilerini, uçaklarını, askerlerini bu bölgeye gönderdi. Mesele, Suriye iç savaşındaki IŞİD, EL Nusra, Şiiler, Sünniler meselesi değil. Mesele bu petrol ve gazın çıkarılması, pay sahibi olunması, taşımak için yeni boru hatları, tesislerin yapılması ve tüm bunları yapacak şirketlerin hangi ülke şirketleri olacağına karar verilmesidir.

Bulunan petrol ve gaz, Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınırsa gücümüz ve stratejik önemimiz çok artacak, ve para da kazanacağız. Bunu hangi ülke istemez? İşte onlarla uğraşıyoruz şimdi.Türkiye'nin ve petrole sahip olan Kuzey Irak'ın (Barzani), devre dışı bırakılması, az pay alması, istenilen tavizleri vermesi için her türlü operasyon yapılıyor. Düşen uçak da bunun bir parçası, Musul'daki asker krizi de, PKK terörü de, Rojava'daki PYD de, Paralel Örgüt meselesi de, diktatörlük iddiaları da bunun bir parçası inanın.

Bitmedi. Lazkiye'ki Bayır Bucak Türkmenleri, keşfedilen gaz sahasının, karadaki en stratejik tepesinde oturuyor. Herkes şaşırıyor, Rusya burayı neden bombaladı diye. Sebebi, Esed için kurulması planlanan ve geleceğin enerji merkezi olacak Lazkiye'deki yeni minik devlet içinde, Türkmenler söz sahibi olmaması için göçe zorlanıyorlar. Meseleyi doğru anlayalım, adını da doğru koyalım. Yaşadığımız şey, Akdeniz Savaşı'dır. Sebebi yeni bulunan gaz ve petrol rezervleridir. Tüm stratejiler bunun üzerinedir. PKK'ya, IŞİD'e, Paralel Örgüt'e, kazılan hendeklere takılıp kalmayın. Fotoğrafın ve haritanın bütününe bakın.

Kemal Öztürk/Yeni Şafak

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkmenistan dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamalarda en altı çizilmesi gereken yerlerden biri FETÖ ile ilgili söyledikleriydi. Şunu herkes kabul ediyor ki eğer Recep Tayyip Erdoğan olmasaydı FETÖ ile mücadele asla bu noktalara gelemezdi. Geçen hafta çarşamba bu köşede tam da buna örnek bir olay aktardım hatırlayacaksınız. Cumhurbaşkanımızın net talimatıyla o olaya müdahale edilmişti. FETÖ'nün merkezi olan İzmir'de Emniyet ve savcılık tarafından soruşturulmakta olan FETÖ'nün bir finansörüne kol kanat germeye çalışmak gibi yasadışı bir işe kalkan işadamının İzmir'de görevli üst düzey bir devlet yetkilisince uyarıldığını geçen hafta yazmıştım. FETÖ'nin İzmir soruşturmasına hem Emniyet hem MİT hem Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı hem de Cumhurbaşkanımız çok büyük önem veriyor. Ama sanırım bazı kalın kafalı yerel İzmir eşrafı ve hatta yerel İzmir medyası bu gerçeği anlamıyor.İzmir'in üst düzey yetkilisinin bu uyarısı üzerine o işadamı ismi geçen FETÖ üyesi işadamından desteğini çekeceğine o yetkiliye söz vermişti. Hukuka uygun olan tavır da buydu. Çünkü İzmir Emniyeti'nin net uyarısına rağmen paralel yapıya hâlâ destek olmaya çalışmak TCK'ya göre suçtu. Sonrasında o işadamının devletten yana mı yoksa paralel yapıdan yana mı tavır aldığı da ilgili devlet birimlerince izlenmekte.

Rasim Ozan Kütahyalı/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bir süre önce Ankara'da Hacettepe Üniversitesi'nden birkaç görevliyle tanıştım. Henüz operasyon ortada yokken anlattıkları karşısında donup kaldım. Anlatılanların odağındaki isim Prof. Dr. Tuncay Delibaş...
Son operasyonda gözaltına alınacaklar arasında onun da adı geçiyor. Ve firar ettiği söyleniyor. Doğrusu bana anlatılanlardan sonra, hakkında bugüne kadar hiçbir soruşturma açılmamasına da şaşırmıştım. Çünkü hem yaptıkları hem de pozisyonu önemli biri. Çevresinde Fethullah Gülen'in özel doktoru olarak biliniyor. Hatta Hacettepe camiasında onun, uzun zamandan beri, 2 haftada bir, yanlış duymadınız iki haftada bir Pensilvanya'ya gittiğini bilmeyen yok. Yolculukların bir kısmını da üniversitenin parasıyla yaptığı söyleniyor.
Bu işin sadece basit bir yanı. Ama Delibaş hocayı asıl etkili kılan, Hacettepe gibi devasa bir üniversitenin olanaklarını cemaatin hizmetine sunması. Tabii tek başına değil, arkasında Rektör Prof. Dr. Murat Tuncer, Genel Sekreter Mehtap Tatar ve Strateji Daire Başkanı Bayram Şahin gibi güçlü isimlerin de olduğu söyleniyor.
Bu yapının hareket üssü ise Hacettepe Üniversitesi'nde Teknokent A.Ş. Bu şirketin başından beri cemaate parasal kaynak aktarmanın bir aracı olarak kullanıldığı söyleniyor. Teknoloji üreten bir şirket ama aslında her şeyi yapıyor. Konut bile yapmış.
Teknokent A.Ş bünyesinde 15 civarında şirket var. Bu şirketin Yönetim Kurulu Başkanı olan Prof. Dr. Tuncay Delibaş, aynı zamanda o 15 şirketin de yönetim kurulu üyesi. Burada sadece usulsüzlüklerden söz edilmiyor, başka enteresan işler de yapılıyor. Mesela Vendeka diye bir yazılım şirketi var ama konut da yapıyor. Milyon dolarların bu yolla cemaate aktarıldığı iddia ediliyor. Bir başkası Natek. Bu, Hacettepe'nin bilişim altyapısını yapan şirket. Ortaklarından Tolga Erpolat adının daha önce cemaatçi polislerin Başbakanı dinlemelerinde geçtiği bilindiği halde ilişkisi sürüyor.
Son bir bilgi, hakkında YÖK ve SPK soruşturması da sürüyor. Rektör seçimlerinde 4 milyonluk bir çekten, yurt yapımında 320 milyonluk yasadışı bir teminattan söz ediliyor. Kısaca Hacettepe Üniversitesi deyim yerindeyse cemaatin Ankara'daki üssü gibi. Son operasyonun önemli isimlerinden birinin Prof. Dr. Delibaş olması da bunu işaret ediyor. Anlayacağınız, şimdiye kadar bildiklerimiz sadece buzdağının görünen kısmı, soruşturma derinleştikçe daha neler çıkacak birlikte izleyeceğiz.

Mahmut Övür/Sabah

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

HDP'nin 80 milletvekiliyle meclise gelmesinin hemen arkasından, 'devrimci halka savaşı' deyip yeniden çatışma yıllarına dönmenin başka bir izahı yok. PKK, geleceği, Türkiye'de değil, Ortadoğu'da arıyor, Türkiye'deki stratejisi, asıl olarak Ortadoğu'da olduğuna inandığı bu geleceğe katkı sunacağına kanaat getirdiği bir stratejiden ibaret.. Nusaybin'de şurada burada hendek kazıp elde silah o hendekleri koruyan genç insanlar, hatta çocuklar, Kürdistan petrollerinin Akdeniz'e ulaşması için hendek kazdığına inanıyor.

O halde hendek deyip işi basite almanın imkanı yok. PKK, hendek siyaseti yoluyla bir vesayet savaşı sürdürüyor. Bu savaştan vazgeçebilir mi? O kadar zor ki.. Vazgeçerse, onu bu vesayet savaşının içine çekenlerin, düşmanlığını bir anda kazanması işten bile değildir. PKK'yı bu kadar açık destekleyen güçler, bu durumda işe yaramayan bir PKK'yı ne yaparlar, ipini çekerler muhtemelen ve işe yarayacak bir başka PKK inşasına girişirler.

Hendek savaşı, PKK için bir güç ispatı, savaşı dağlardan şehirlere taşıma stratejisi.. Şu anda birkaç il ve şehir merkezinde yüzlerce dağ kadrosuna bağlı kişi, şehirlere sığınmış durumda.

PKK'yı bu vesayet savaşının içinde tutmayı başaranlar, avuçlarını keyifle ovup duruyorlardır.. Hendek siyaseti, onlar için, Türkiye'nin Ortadoğu'daki itibarını sarsmak, taciz etmek anlamına geliyor. Dikkat ederseniz, sonbahardan bu yana, milli birlik ve kardeşlik projesi bağlamında konuştuğumuz en önemli konu, güvenlik, kamu güvenliği..

Türkiye'yi bu zeminde tutmayı başardılar gibi görünüyor. Milli birlik ve kardeşlik bağlamında başka bir şeyi neredeyse konuşmuyorsa, konuşamıyorsa bu ülke, PKK'yı vesayet savaşına sokanların keyif içinde olup bitenlerden memnuniyet duyduklarını düşünmek zor değil. Türkiye bu kadar çaresiz mi? Masaya yeniden ve hangi koşullarda dönülebilir ya da dönülebilir mi?

Öcalan'ı yeniden hatırlamanın zamanı gelmedi mi? Öcalan hatırlanacaksa, bu noktada HDP'ye nasıl bir görev düşüyor? Soruların cevabına önümüzdeki günlerde, başka yazılarla cevap aramaya çalışalım, çünkü herkesin kabul ettiği gibi bu hal hal değil ve bu şekilde de devam edemez..

Orhan Miroğlu-Star

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Yine dün, Diyarbakır'da da, her seferinde "halkımız" diye ağzını doldura doldura konuşan HDP'liler, halklarının barış içinde yaşama hakkına değil, Kandil'in hendek savaşına cephane taşımakla meşguldüler. HDP ve DBP çağrısıyla yapılan kontak ve kepenk kapatma eylemi sayesinde hayat felç oldu. HDP'li belediyeye ait araçlar çalışmayınca toplu taşıma nerdeyse yapılamadı. Aileler çocuklarını okula gönderemedi.
Bağlar ve Yenişehir gibi ilçelerde bir araya gelerek, uyarılara rağmen izinsiz yürüyüş düzenleyen, güvenlik güçlerine taş, molotofkokteyli ve ses bombalarıyla saldıran gruplara biber gazıyla müdahale edildi. Bazı göstericiler gözaltına alındı.
O sırada, 'sivil siyasetçi' olan HDP'li vekil Pervin Buldan, aynen şu cümleleri yazdı ve sosyal medyada paylaştı : "Bırakıp gitmeyeceksin. Terk etmeyeceksin. Bir gün geri dönmek istersen yüz bulamayabilirsin..."
"Ya sev, ya terk et"in PKK'cası olan bu sözlerle, Kürtler başta olmak üzere bölgede yaşayan herkese açıkça gözdağı verildi. HDP, kendisine oy veren seçmeninin yaşam hakkını, mülkiyet hakkını, eğitim ve çalışma hakkını elinden alan Kandil'e tek bir söz söylemeyip, evini ocağını bırakıp gitmekten başka çıkar yol bulamayanları da bu şekilde tehdit ediyor.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Derken, CHP'li Sezgin Tanrıkulu'nun demeci düşüyor ekrana... Sezgin Bey kaygılı...Çok kaygılı hem de... "Bölge Suriyeleşecek, Lübnanlaşacak, Diyarbakır Beyrutlaşacak" diyor.

Tuhaftır, bunu bir müjde gibi söylüyor... Ve ekliyor: "Bir yol ayrımına gelmiş Türkiye... Türkiye Kürt meselesinde yakın tarihinin en ağır krizini yaşıyor ama hükümet maalesef bunun farkında değil..." Kendi partisi çok mu farkında bu krizin? Hangi konuda yol ayrımına gelmiş Türkiye? Bize hangi "zorlu seçenekleri" işaret ediyor Sezgin Bey?

Bunca yıllık tecrübesi (yıllarca PKK'lıların avukatlığını yaptı, Kürt siyasal hareketinin gayrı resmi sözcüsü gibi davrandı, yeri geldi aktivist oldu, yeri "insan hakları sözcüsü" oldu, solcu oldu, sosyalist oldu, PKK'cı oldu, CHP'li oldu, Avrupacı oldu, Amerikancı oldu, usulüyle her bir şey oldu) ona, "Yaşadığımız krizin Kürt meselesiyle bir alakası yok... Adlı adınca terörün yol açtığı bir krizi yaşıyoruz..." dedirtemiyorsa, konuşacak fazla bir şey yok...

Bugün PKK terörüyle (ve elbette iç savaşla) tehdit edilenler Kürt meselesini çözmek için gövdelerini taşın altına koyarken, Sezgin Bey'in partisi tuhaf bir ulusalcılıkla, "Bu AKP ne yapmaya çalışıyor? Hak iadesi Türkiye'yi böler" diye feveran ediyordu. Kürtçe yasağının kaldırılmasına en büyük tepki CHP'den gelmişti.

Sezgin Bey, "Ana dilde savunma hakkı" Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşülürken hangi partinin rezalet çıkardığını da çok iyi bilir. Bilir ama söylemez. Tıpkı, Diyarbakır'ın hangi güçler tarafından Beyrutlaştırılmak istendiğini bildiği ve bu konuda hiç ağzını açmadığı gibi... Biz, CHP'den (ve elbette Sezgin Tanrıkulu'ndan), "hendek siyasetine" karşı ciddi bir duruş, kuvvetli bir itiraz bekliyoruz... Öyle "hendek kazan arkadaşlar" türünden laubali bir itiraz değil.

Ciddi bir itiraz... Madem Diyarbakır'ın Beyrutlaşmasından müştekisiniz, "Bu eli roketatarlı, yüzü maskeli Vandallar da nerden çıktı? Niye insan öldürüyorlar? Niye etrafı yakıp yıkıyorlar?" diye soracaksınız...

Ahmet Kekeç/Star