Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Türkiye ile kavga da, Rusya ve İran'la ittifak da bu iki hat üzerinde şekilleniyor. Bu yüzden ne Selahattin Demirtaş'ın tavrı, ne de Kandil'in ilçeleri insansızlaştıran "hendek operasyonu" tesadüf değil. Kürt coğrafyasında dünden bugüne uzanan derin bir kavganın ürünü.
Dikkat edin, Kandil veya Demirtaş sadece Türkiye ile kavga etmiyor, aynı zamanda Barzani'yle de kavga ediyor. O zaman şu sorunun cevabı önemli: PKK neden Barzani'yle kavga ediyor? Kürtlerin bundan nasıl bir çıkarı var?
Bu soruya verilecek cevap, Demirtaş'ın niçin Rusya'ya gittiğini de, Kandil'in neden Rusya- İran- Esed ittifakının payandası olduğunu da açıklar. Çünkü Kandil, İran ve Esed'e göbekten bağımlı. Aksi halde o bölgede yaşayamaz.
Ayrıca onları bu kirli ilişkilere sürükleyen bir başka genetik kod daha var; PKKHDP hattı, demokratik zeminin ürünleri değil, demokratik koşullarda yarış istemezler, seçimlerdeki başarıyı nasıl heba ettiklerini yaşayarak gördük. Tercihleri, kirli ilişkilerin hüküm sürdüğü, şiddetten beslenen tek parti rejimi...
İşte bu sistemi hayata geçiremedikleri için çılgınlaşıyorlar; çünkü karşılarında Türkiye- Barzani ittifakı var. Bu, bin yıl önce, Alpaslan ve Selahattin Eyyubi'yle başlayan, İdris Bitlisi ve Kurtuluş Savaşı'yla devam eden Türk- Kürt ittifakının yeni versiyonu. Küresel ve bölgesel güçlerin Türkiye karşıtlığıyla, PKK'nın Türkiye ve Barzani karşıtlığının buluşma noktası da bu. Hepsi elbirliğiyle bunu engellemeye çalışıyor. PKK'nın Barzani'yle asıl derdi de bu ittifak. Kürtlerin lideri "Barzani mi Öcalan mı?" tartışması bu açıdan anlamsız ve suni bir tartışma.

Mahmut Övür/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Hükümet, şehirlerde "hendek" operasyonlarını sürdürüyor. PKK, kesin sonuçlu bir çatışmaya girmesinin mümkün olmadığını biliyor. Bu nedenle hükümeti geri adım atmaya zorlamak, provoke etmek için terör eylemlerini derinleştirmeye, geniş alanlara yaymaya çalışıyor. Tam bu noktada olup bitenler bize 1992-93 yıllarını hatırlatıyor. Soğuk Savaş'ın sona erdiği, Türkiye karşıtı, Rusya, İran, Suriye ve Ermenistan ekseninin inşa edildiği günlerden söz ediyoruz. Hatırlatmak gerekirse, o yıllarda boru hatları/enerji politikaları yeniden şekilleniyor, bağımsızlığını kazanan Azerbaycan Ermenistan'la savaşıyor, Türkiye Kafkasya ve Orta Asya'da etkinlik kazanmaya çalışıyordu. Suriye ise tereddütlü politikaların ardından 1992 Eylül'ünde Rusya ve İran blokunu tercih ediyordu.

PKK, 1992 Eylül'ünde Kuzey Irak'ta giriştiği "köylü savaşının" ağır sonuçlarından Talabani'nin yardımıyla kurtulmuştu. Aldığı hasarı telafi etmek için, geleneksel "ateşkes"lerinden birini ilan etti. Ancak 1993 Mayıs'ında Bingöl'de otuz üç erin şehit edilmesiyle yeniden eylemlere başladı. Bunu Sivas ve Başbağlar saldırıları, Gazi olayları, Kırıkkale patlamaları takip etti. Hiçbir askeri gereklilik yokken, PKK saldırılarını Kuzey Doğu Anadolu'ya taşıdı.

Türkiye içeride bu konuyla "meşgul" edilirken, dışarıda da ilginç gelişmeler yaşandı. Ermenistan, Rusya'nın yardımıyla Azerbaycan topraklarını işgal etti. Yine Rusya, Mavi Akımı inşa ederken, İran doğal gazını uygun koşullarda Türkiye'ye pazarlamıştı. Bakü-Ceyhan boru hattı ise on yıl ötelenirken, güzergâhı muhayyel "Kürdistan'ın" dışına çıkarılmıştı. Suriye eski günlerdeki gibi, Rusya ve İran ekseninde kalmıştı.

Bu günlerde yine Azerbaycan-Ermenistan arasında tansiyon yükseliyor, Rusya bölgede askeri varlığını tahkim ediyor. Tıpkı 1990'larda olduğu gibi. Yine Rusya, İran, Suriye, Ermenistan,Kıbrıs Rum Yönetimi ekseni güçleniyor. Türkiye ise içeride "hendek savaşları" ile meşgul. Resmi tamamlamak için geriye çökertilecek "boru hattı" ve ülkenin çeşitli yerlerinin yangın yerine çevrilmesi kalıyor. Tarihi hafıza, PKK'nın eylem çağrısının ardındaki nedenin bu olduğunu söylüyor.

Nihat Ali Özcan/Milliyet

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Geçtiğimiz günlerde, ODTÜ hazırlık bölümü mescidinde yer olmaması sebebiyle mescid dışında öğle namazını kılmaya çalışan öğrencilere bir grup solcu genç tarafından engelleme yapıldı. Engellemelere rağmen namazın kılınmasını hazmedemeyen radikal sol grup saldırılarına ODTÜ Kütüphane Mescidi'nde de devam etti.
Başlangıçta beş kişi olarak ODTÜ Kütüphane mescidinin önünde beklemeye başlayan sol grup bir saat sonrasında 40 kişiye ulaşmıştı. Olay yerinde bulunan özel güvenlik görevlilerine rağmen mescidden çıkanlara sopalarla saldıran grup, ondan fazla öğrenciyi darp etti.
Olayların büyümesi sonrası olay yerine gelen ODTÜ Rektörü olayları yatıştırmaya çalışsa da grup nerdeyse dört saat boyunca mescid önündeki saldırılarına devam etti.
Ertesi gün YÖK Başkanı, ODTÜ Rektörü'nü çağırıp izahat istedi. Sonrasında ise ne olduğunu bilmiyoruz. Saldırganların kim olduğunu tesbit etmek de cezalandırmak da çok kolay. O halde soruyorum ve cevap bekliyorum: ODTÜ Rektörü ne yapıyor? ODTÜ'lü öğrencilerin faillerin cezalandırılmasını talep eden www.change.org sitesindeki imza kampanyasına siz de destek verin.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Türkiye, çözüm süreciyle birlikte yeni bir kardeşlik sayfası açma kararlılığındaydı. Silahlar bırakılacak, terör son bulacak, Kürtlerin mağduriyetleri giderilecek ve demokratik siyasetin kanalları açılarak iç barışımız daha da güçlenecekti. Ne var ki, hükümet böyle iyi niyetli bir süreci başlattığı sıralarda PKK, bunu fırsat bilerek iç savaş hazırlığı yapmaya başlamış. PKK'nın son aylarda tırmandırdığı teröre bakarak söyleyebiliriz ki; Kandil, çözüm sürecini, şehirlerden başlayarak Türkiye'ye yayılacak bir iç savaş hazırlığı olarak değerlendirmiş.
PKK, 2013'te başlayan çözüm sürecini dağdan şehirlere inmek için bir fırsat olarak kullandı. Diyarbakır Sur başta olmak üzere "özyönetim" ilan edilen tüm ilçelerde önceden hazırlık yapıldı. YDG-H adı verilen şehir çeteleri, bu dönemde eğitilip örgütlendirildi. Şehirlere bomba, roket ve silahlar yığıldı.
Diyarbakır, Ankara ve Suruç saldırılarını, PKK'nın iç savaş hazırlığıyla bağlantılı değerlendirmek gerekiyor; bu katliamların amacı, seçim sonuçlarını etkilemekten daha çok Kürtlerin canını yakarak, onları PKK'nın çıkaracağı iç savaşa dâhil etmekti. Selahattin Demirtaş, Diyarbakır-Suruç-Ankara saldırılarının hemen ardından "Katil devlet" derken, aslında Kürtleri, PKK'nın çıkaracağı iç savaşa ikna etmeye çalışıyordu. Diyarbakır, Suruç ve Ankara saldırıları, PKK'nın Türkiye'yi Suriyelileştirmesi için gerçekleştirildi. Kandil, hazırlıklarını tamamladığında çözüm sürecini bozarak iç savaş çıkarmaya girişti. Sonuçta halkı arkalarına alamadılar ama bölgedeki etkinlikleri de sürüyor. Ankara, PKK'nın iç savaş çıkarma girişimini bastırdı ancak bu tehlikeyi tümden ortadan kaldırmış da değil.

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Haberi görünce internete baktım. Bir sürü fotoğraf var. Kızlı erkekli İslamcı gençler pankart açmış: "Müslüman, Noel Kutlamaz" yazıyor.
Gülünç bir slogan... Şu yaşıma geldim, "Müslümanım" diyen herhangi bir kişinin, Noel'i kutladığını görmedim. Aslında "Yahudiyim" ya da "Budistim" diyeni de görmedim Noel'i kutlarken.
Zaten niye kutlasınlar? "Noel" dediğimiz olay İsa Peygamberin doğumu. O da 24 Aralıkakşamı kiliselerde yapılan ayinlerle başlıyor ve 25 Aralık günü sürüyor. Üstelik bazı Ortodoks kiliseleri onu da yapmıyor, 6 Ocak'ta kutluyor.
Olan şu: İnansın-inanmasın milyarlarca insan, 31 Aralık akşamı yeni yılın gelişini kutluyor. Hem eğlenmeye bahane, hem de umut gecesi.
"Peki ya Noel Baba ne oluyor" diyeceksiniz. O da aslında Alışveriş Babası.
Olayın dini kökeni kimsenin umurunda değil.
Geçen akşam İstiklal Caddesi'ndeydik. Yürürken kendimizi Sent Antuan kilisesinin önünde bulduk. Bahçesine girdik. Sol tarafta İsa'nın doğumunu simgeleyen bir sahne-vitrin kurmuşlar.
Ama o da ne? Meryem'in üstünde koyu kavuniçi renginde, pislenmiş bir şeyler vardı. Vitrinin dışında, sol tarafta ise patlamış bir deniz botu duruyordu. Hani çocukların denizde oynadığı türden... İlk bakışta komik bir görüntüydü.
Bir görevliye sordum: Meğer Suriye'den göç ederken canını zor kurtaran Hıristiyan aileler getirip bırakmış can yeleğini ve botu.
Böylece 2015 yıl önce "insanlığı kurtarmaya geldiğine inandıkları" Hz. İsa ile göçmenlerin kurtulması arasında bağ kurmuşlar.
Yüzümdeki gülümseme, yerini çaresizlik ifadesine bıraktı o anda.

Emre Aköz/Sabah

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Selahattin Demirtaş, birkaç ay öncesine dek hep Türkiyelileşmekten söz etti; ama kazara Türkiye bir ülkeyle sorun mu yaşadı; hemen o ülkeye koştu. Bahanesi de hep hazırdı; "Barış Süreci".
Aslında, Demirtaş'ın Türk yetkililerle görüşmediği barış fikrini neden çeşitli yabancı ülke yetkilileriyle görüştüğü de; uçak krizi patlar patlamaz neden hemen Türkiye'yi PKK'yı desteklemekle tehdit eden Moskova'ya gittiği da açık.
Tıpkı, en başından bu yana, Türkiye'yi DEAŞ'a destek vermek suçlamasıyla savunmasız bırakmaya çalışmasının nedeninin açık olduğu gibi. Tıpkı, gittiği yerlerden her geri döndüğünde yaşadığı sebebi belirsiz özgüven patlamasıyla iç savaş tehdidi savurmasının sebebinin belli olduğu gibi… Terör örgütleri, tarihin her döneminde birer maşa olmuştur. PKK da kurulduğu günden bu yana, Türkiye'ye karşı yürütülen "kulak çekme" stratejilerinde sürekli masada bulunan bir karttır, hizaya getirilmek istendiğinde bu kart çıkarılır, ilişkiler iyiyken kınına geri koyulur.
Terör örgütleri de bu "kullanıma" çıkarları öyle gerektirdiği için gönüllü olur. Amaç, "savaştığı" ülkeyi zor durumda bırakmak, taviz vermeye zorlamaktır. Hiçbir ülkenin buna boyun eğmeyeceği de; terör örgütlerinin ise kullanıldıktan sonra paçavra gibi atılacağı ise ayrı konudur. Bunu geçelim.
Demirtaş'ın bütün Türkiye'nin gözünün içine baka baka yaptığı şey, PKK'nın da denklemde bulunduğu bir dış ilişki ağı kurarak, bu ilişkilerden temsil ettiğini söylediği kitle adına çıkar devşirme çabasından ibarettir. Bu, asla Türkiyelileşmek değil; olsa olsa Sur'da, Cizre'de, Silopi'de açılan hendekleri Türkiye'nin dış ilişkilerine yayma çabasıdır.
Öyle olmasaydı; Demirtaş, Rusya'ya gidip "Türkiye'nin dış politikasını yanlış buluyoruz, uçağın düşürülmesini yanlış buluyoruz" diye gerilimden fayda tahkimi çabasına girişmez; içinde yaşadığı, nefes aldığı, çocuklarını büyüttüğü ülkeye ihanet noktasına gelmezdi.

Özlem Albayrak/Yeni Şafak

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Rusya bize karşı çok düşmanca işler yapıyor. Suriye'deki varlığı gaddar. Bütün hamleleri Esad'a çalışıyor.. Yani Putin'e öfkelenmeyeceğiz de neye öfkeleneceğiz? Bu öfkede yerden göğe haklıyız.
Hele aramızdan bazılarının Putinci olup çıkmasını nasıl içimize sindirebiliriz? Fakat merak ediyorum... Suriye'ye Rusya müdahalesinin aslında ABD'nin bölgede elini rahatlattığını ve iki ülkenin PYD stratejisinin ortak olduğunu daha ne kadar görmezden geleceğiz? Batı, sanki bölgedeki (bizim asabımızı bozacak) kirli işleri Rusya'ya yaptırıyor. Daha da önemlisi şu ki, Rusya iki yıldır "küresel merkez" tarafından göz göre göre nerede bataklık varsa, oraya doğru çekiliyor. Bunu inkâr edebilir miyiz?

Bu gerçeği uzun uzun anlatmak yerine... 2013 sonbaharına gidip Kiev'de patlak veren olaylar ve sonrasına bakmak yetebilir. "Ukrayna'da Batı yanlısı halk ayaklanması" diyordu ajanslar.
Tabii bu türden "halk" kavramının ne tür manipülasyonlara açık olduğunu biz "Gezi"nin jargonundan iyi tanıyoruz. Ama hâlâ YouTube'u açıp bakanlar o sırada meydandaBlackwater şirketinin paralı askerlerini görebilirler.
Böyle bir "halk"tan bahsediyoruz!
Sonrasını biliyoruz... Devrilen iktidar, parçalanan Ukrayna, bizzat Obama'nın deyişiyle Rusya'nın "spontane biçimde" Kırım'ı topraklarına katma hamlesi ve ardından gelen ambargo... Daha da beteri petrol fiyatlarının durmak bilmeyen düşüşü sonucu Putin'in köşeye sıkıştırılışı... Bir köşe yazısının boyutları fazlasını anlatmaya izin vermiyor. Fakat nükleer anlaşmanın hemen ardından İran'ın Ortadoğu'daki yürüyüşünü nasıl hızlandırdığını da bu çerçevede değerlendirebilirsiniz. Sonuç?.. Olup bitenlere bakıp analiz ederken "Küresel merkez"in (Batı'nın neo-kolonyal güçleri) hesaplarını yok saymak ölümcül hata olur!

Haşmet Babaoğlu/Sabah