Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Murat Karayalçın tarihe karışıyor.
Aslında çoktan karışmıştı da, "belki kaçınılmaz seçim yenilgilerinden sonra partinin başına beni getirirler" diye bir kenarda durmaya bakıyordu.
Hani, başka bir tarihe karışanın, Mesut Yılmaz'ın da, "günün birinde tarafsız cumhurbaşkanı lazım olursa belki akıllarına ben gelirim" umuduyla kendini bağımsız milletvekili olarak meclise atması ama 2007 dönemecinden sonra işinin bitmesi gibi... Kendisine artık ancak "Ankara bürokrat eşrafının" cenazelerinde rastlayabiliyoruz.
Kılıçdaroğlu, Karayalçın'ı mebus yapmadı.
Karayalçın hayal kırıklığını ve burukluğunu saklamıyor. "Görev olarak bu verilmişti, yine görev verilirse gereğini yerine getiririm" falan diye lafı yuvarlıyor ama belli ki çok bozuk. İl başkanlığını bırakıyor, bir daha da istemiyor. Kurultaya rapor sunacakmış, raporda "sosyaldemokrat belediyecilik ve kentsel dönüşüm" ya da "yeniden örgütlenmenin gereği" gibi genelgeçer, bildik lagalugalar yer alıyor.
Karayalçın bitti, tıpkı Mustafa Sarıgül'ün bittiği gibi. Bu adamlar düşmediler, "fade out" ettiler, söndüler.
Ben en çok eski dostum Ünal Çeviköz'e üzüldüm. İstanbul il başkanlığının dış politika danışmanıydı! Bir partinin herhangi bir il yönetiminin dış politikada ne gibi bir "dahli" olabilirdi ve kendisine ne danışılacaktı?
Yok yahu, Karayalçın partinin başına geçip çıkmaz ayın son çarşambasında iktidara da gelince bunu da dışişleri bakanı yapacaktı!
Yanlış ata oynadı. Kendisine altılı ganyan bile danışılmaz artık.

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Eğer Türkiye'nin kimlikleri yeterince büyük bir insan topluluğunu içeriyor ve sosyolojik olarak da kalıcı ise kimlikler arası iktidar mücadelesinin demokrasinin sınırları içinde yapılması zorunluluk. Aksi durumda, bir iç çatışma, sürekli bir siyasal gerilim kaçınılmaz. Çünkü, demokrasi hem iktidar mücadelesinin yöntemini belirliyor hem de siyasal gerilimi azaltıcı imkanlara sahip. Üstelik azınlıktaki kimlik gruplarının haklarını koruyabilecek mekanizmaları da var.

Siyasal kimliklerden bağımsız bir siyasal parti olmamakla beraber, kimlik halini geniş, yumuşak, içeren ve çoklu olarak tanımlamak mümkün. Bir de hizmet siyaseti bu geniş kimliğin önüne konulduğunda, siyasal gerilim azalabilir. Geleneksel olarak merkez partileri bu eğilimde olurlar. Hizmet siyasetini kimliğin önüne geçirmek gerçekten de siyasal gerilimi azaltabilir. Türkiye gibi kimlik gruplarının yeterince büyük ve kalıcı olduğu toplumlarda, hizmet partileri siyasal gerilimi yönetmede büyük bir imkan olabilir.

Bir grup siyasal düzeni demokrasi dışı yöntemle ele geçirmeye çalışıyor izlenimi oluştuğunda diğer grupların benzer yöntemlerle karşı harekete geçmesi neredeyse kaçınılmaz. Varlığını tehdit altında hisseden kimlik grubu, içerlerinden çıkan radikal elitlerin peşine takılabiliyor.

Bu sebeple, çatışma kısırdöngüsünden çıkabilmenin tek yolu, iktidar mücadelesini demokratik yönteme, hedefleri de ülkeyi geçici yönetme hakkını kazanmaya indirgemek gerekiyor. Aksi durumda, bitmeyen çatışma hali kaçınılmaz. İktidarı demokratik yolla elde eden ve yönetme hakkı olanı tehdit eder, beka endişesine sokarsan o da karşı sert siyasetler üretir. Etki tepki meselesi.

Türkiye'nin siyasal hayatındaki gerilimi azaltıp, inşa faaliyetine yönelmesi gerekiyor. İç mücadele için harcanan enerji ülkenin büyümesini engelliyor. Ülkeyi dış manipülasyona açık hale getiriyor. Ülkenin bu zor zamanlarında, iç gerilimi azaltıp, inşa sürecine geçmekten başka çare yok. Yeni anayasa ise bu süreci gerçekleştirebilmenin ana yolu.

Medaim Yanık/Star

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Dün 25 Aralık darbe girişiminin yıldönümüydü. 2 yıl önce darbeciler, Türkiye'yi 2023 hedeflerine taşıyacak mega projeleri hayata geçiren işadamları gözaltına alınıyor, başta yeni havalimanı olmak üzere 3. Köprü, Kanal İstanbul ve benzeri yatırımların faaliyeti durduruluyordu. Önceki gün, Gezi Parkı platformu ve 25 Aralık darbecilerinin hedefindeki yeni havalimanı inşaatındaydık. Havadan helikopterle inşaat alanını gezdik, proje hakkında brifing aldık.... Öncelikle müteahhitleri gözaltına alınarak sabote edilmek istenen yeni havalimanına ilk uçağın ne zaman ineceğini öğrendik; 26 Şubat 2018. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın doğum gününde, yeni havalimanının ilk etabı bitmiş ve resmi tarifeli ilk uçuş başlamış olacak. Böylelikle İstanbul, havayolu ulaşımında dengeleri değiştirecek ve Türkiye'yi dünyanın tam ortasına yerleştirmiş olacak.

Kuzeyde yer alan yeni havaalanı, kentin ağırlık merkezine daha yakın konumda. 3'üncü Köprü bağlantıları dahil bütün yollar, buraya çıkacak. Dev proje İstanbul'un trafik sorununa ilave yük getirmek yerine, sorunu hafifletecek. Metro, yeni havalimanının olmazsa olmazlarından... Gayrettepe'ye 25 dakikada ulaşmak söz konusu ve 3 katlı boğaz geçiş tüneli ile bağlantı sağlanacak. Havaalanı dev boyutları yüzünden çok fazla enerjiye ihtiyaç duyuyor. Afyon şehri kadar elektrik tüketimi söz konusu. Projeye 250 MV'lik trafo inşa edilecek.

Şeref Oğuz/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Türkiye'yi ayağa kaldıran soru da haklı: Bütün bunlar olurken öz anne nerede? Çocukların ellerinde gördüğü morluklara ve ifadelerinden rahatlıkla süzülebilecek korkuya nasıl bigâne kalabilmiş? Şüphelendiği için eve kamera tertibatı koyan baba, neden harekete geçmek için bir müddet daha bekledi?

Baba Akif A. avukatın öyle yönlendirdiğini, şiddetin devamlı olup olmadığını belgelemek ve suçüstü prosedürünü işletebilmek için 3. görüntünün gelmesini beklediklerini söylüyor. Yasaya göre öyle bir zorunluluk yok ama kâğıt üzerindeki hesabın mahkemedeki tabloya, yargıdaki usule uymadığını hepimiz biliyoruz.

Şunu da biliyoruz: Bunları yapan kadın, bunları yapmadan önce sert biçimde durdurulsaydı ya da başına gelecekleri hissedip "şiddet gördüğü" şikâyetiyle ilgili makamlara başvuru yaparak ön alsaydı çoğumuz "Kadına şiddeeet!" diye bağıracak, bir kısmımız da Songül A.'ya hukuk yardımı için bakanlardan randevu sırasına girecektik.

Nitekim hepimizin içini burkan, ayarlarımızı bozan olaya kimilerinin açıkça, kimilerinin içinden geçirdiği bir soru eşlik ediyor: "Bir kadın nasıl bu kadar kötü olabilir?"

Çünkü modern toplumun ön kabulleri arasına da girmiş, yer yer feminizmle de perdahlanmış bazı sabitelerimiz var: Erkek Mars'tan, kadın Venüs'ten önkabulleri. Kadın genel olarak iyidir, erkek genel olarak kötüdür önyargısı. Kadın şiddet uygulamaz, genellikle şiddet görür; bir yerde şiddet varsa o erkekten kaynaklanır masalı... Kadın doğası gereği medeni ve sorunlarını şefkat, dayanışma ve iletişimle çözer, ama erkek öyle mi muhabbetleri.

Gelgelelim işin aslı bu değil. Erkeğe ya da kadına özgü zannettiğimiz çoğu nitelik, savunma mekanizmasından ibaret. Kadınlar bazen sahiden öyle oldukları için, bazen de içine doğdukları toplumsal rolle başa çıkabilmek, zayıflığı daha değerli bir şeyle ikame edebilmek için "iyi, nezih, sevecen" resimler veriyor. Erkekler de bazen sahiden kaba, savaşçı ve teflon oldukları, bazen de başlarına geçirilmiş "iktidar" tacının hakkını verebilmek için şekilden şekile giriyor.

Kadınlar melek değil. İçinden ağır şekilde cezalandırılmayı gerektiren bir canavar, bir yaratık çıkabiliyor.

Nihal Bengisu Karaca/Habertürk

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Yukarıdaki üç hususa gelince...
1- Yeni Anayasa... Kılıçdaroğlu, sivil ve yeni anayasa yazılabileceğine dair güçlü umut vermedi. Geçen yasama döneminde netice alınamayan Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nu canlandırmayı, üzerinde uzlaşılan 60 küsur maddeye yargı ile ilgili hükümlerin eklenmesini vaat etti, o kadar. İlk 4 madde için "kırmızı çizgi" vurgusunu yinelemeyi de ihmal etmedi.
2- Başkanlık Sistemi... Bu başlık altında duyduğumuz net cümle, CHP'nin başkanlık sistemine kökten karşı çıkışını sürdürdüğü oldu. Kılıçdaroğlu'na göre başkanlık sistemi tartışması ile Türkiye gereksiz kavganın içine itilmemeli, zaman kaybetmemeli! Ancak karşıtlık gerekçeleri ileri sürerken çelişkileri de ortaya çıktı. Önce dedi ki "Sn. Davutoğlu'na 'Nedir başkanlık sisteminden kastettiğiniz?' diye soracağım." Sonra devam etti, "Nedir o model? Aslında hepimiz biliyoruz!" Bu beyanın içine de alışılmış "saray polemiğini" ekledi ve özünde Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik malum negatif tutumunu tekrarladı. "200 yıllık parlamenter tecrübenin darbe hukuku ile dejenere edildiğini, bunun düzeltilebileceğini" söyledi. Ama görünür gelecekte Erdoğan'ın "başkan olabileceğini", CHP veya diğer partilerin "başkan seçtiremeyeceğini" de örtülü şekilde kabul etti.
3- Kürt Sorunu... Çözümün adresi olarak Meclis'i gösterdi. "Toplumsal Uzlaşma Komisyonu" önerdi. Anayasal bazda, ana dil noktasında, özerklik ve af boyutunda yorum yapmadı. "Komisyona havale mantığı" ile yetindi.
Sonuç olarak... CHP, sözde "uzlaşma kültüründen" yana özde ise "ezberini yineleme"çizgisinde. Umarım yanılırız!

Okan Müderisoğlu/Sabah

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Devlet, her kademesiyle bunun için hazır. Ancak, terör örgütü ve onunla iç içe geçmiş HDP cenahında böyle bir istek görünmüyor. Onlar silahın, kanın, acının ve hendeklerin gölgesinde yaşamaktan oldukça memnun görünüyor. Ne istediklerini anlamak mümkün değil.

Bakın, geçtiğimiz hafta içindeki bir görüntüyü sizlere hatırlatmak istiyorum. Yer; Türkiye Büyük Millet Meclisi. Meclis Genel Kurulu toplanmış. Meclis'in başkanlığını ise HDP'li Pervin Buldan yapıyor.

Böyle bir tablo karşısında insanın; 'Daha ne istiyorsunuz?' diye gırtlağı yırtılıncasına bağırası geliyor. Türkiye'de son 10 yılda o kadar büyük demokratikleşme adımları atıldı ki, sayfalarca yazsanız yetiştiremezsiniz. 'Ne istediniz de masada alamadınız?' Diye sorarlar adama! Şimdi herkes, bölgedeki sorun 'nasıl çözülür' diye, kafa patlatıyor. Kendi bakış açılarından çözüm önerileri sunuyor.

Benim önerim ise şu; Proje oldukları su götürmez bir gerçek olan HDP eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ tasfiye edilmedikçe bu sorun çözülmez. Demirtaş'ın, 'Erdoğan seviciler' dediği ve Kürt hareketinin önde gelen isimleri, bu iki ismi bu partiden uzaklaştırmalı. 7 Haziran sonrası Demirtaş'ın yaptıkları ortada. Son olarak Türkiye'nin milli meselesi haline gelmesine rağmen, Rusya'daki girişimleri de herkesçe malum. Yüksekdağ ise zaten bir diğer terör örgütü MLKP'nin ablası. Bu iki ismin de Kürt halkının haklarıyla, Kürt halkının kalkınmasıyla uzaktan yakından alakadar olmadığı kanıtlarıyla ortada. Demirtaş ve Yüksekdağ tasfiye edillmeden ne silahlar susar ne de tekrar masaya oturulur.

Murat Kelkitlioğlu/Akşam

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Doğu Akdeniz havzasına ilişkin DERİNLİĞİ OLAN KÜRESEL 4 PLAN STRATEJİ konuşuluyor.
Birincisi İsrail'in, Akdeniz'i Ölüdeniz'e ve Kızıldeniz'e bağlama projesi.
Gelelim ikincisine... Türkiye, Suriye, Gazze (Filistin), İsrail, Mısır ve Kıbrıs'ın çevrelediği alanda, Avrupa'ya 100 yıl yetecek doğal gaz rezervleri bulundu.
Üçüncüsü, Amerika ve Rusya'nın peşinde dolaştığı, Erbil-Kerkük-Musul petrol ve gazının, Kuzey Irak-Kuzey Suriye üzerinden Doğu Akdeniz'e çıkmasını sağlayacak koridor. Dördüncüsü, Doğu Akdeniz petrol/gazının akıtılacağı nokta. Ceyhan mı? Mısır mı? Kıbrıs mı? Bütün planların dayandığı nokta, İngiltere-Fransa'nın 100 yıl önce Osmanlı'yı parçalayan, günümüzde paçavraya dönen, Sykes-Picot yerine yeni bir Ortadoğu Haritası'nın konmasına çıkıyor. AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk'le, DOĞU AKDENİZ DANSLARINI konuştuk. Değerli Külünk, "Yeni Türkiye'nin lideri Tayyip Erdoğan da, Doğu Akdeniz satrancında ülkemizin stratejik hamlelerini yaparken, Küresel Güçlerin hedefi haline geldi" diyerek analizine başladı: Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan İsrail ile uluslararası hukuku hiçe sayarak, bölgede bir takım karşılıklı anlaşmalara gitmiştir. Türkiye'nin menfaatlerini temelden sarsacak olan bu hamleler Doğu Akdeniz'e Türkiye'nin en büyük savaş gemisini göndermesine neden olmuştur. Türkiye de MİLLİ EGEMENLİK HAKLARINI işleterek BÖLGEDE SONDAJ ÇALIŞMALARI BAŞLATMIŞTIR. TÜRKİYE'NİN 2008 YILINDAN İTİBAREN AKDENİZ'DE ASKERİ VE SİYASİ OLARAK VARLIĞINI HİSSETTİRMESİ ve RUM KESİMİNİN YAPTIĞI ENERJİ ANLAŞMALARINI TANIMAMASI, TÜRKİYE'NİN BÖLGEDE HEGEMONİK BİR TAVIR TAKINDIĞINI GÖSTERMEKTEDİR. TÜRKİYE'NİN GÜCÜ KÜRESEL GÜÇLERİN KİMYASINI BOZDU.
Krizdeki Avrupa'nın en çok ihtiyaç duyduğu şey ucuz ve arz güvenliği olan enerjidir. Bu enerji ise Doğu Akdeniz'dedir. Mısır, Suriye ve Lübnan'da yaşananlara bu açıdan bakarsak, Batı'nın neden Mursi'yi değil de Sisi'yi seçtiğini, 7 Haziran sürecinde Kuzey Irak-Türkiye enerji ittifakını bloke edecek İran- Esed ittifakını desteklediğini anlayabiliriz.

Bülent Erandaç/Takvim