Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

    Giriş Tarihi: 29.12.2015 09:45
    • 14 Temmuz 2011'de, derme çatma bir sahnede, buruşuk bir afişin önünde, aceleye getirildiği her halinden belli olan bir organizasyonla Aysel Tuğluk şu şekilde özerklik ilan ettiklerini açıklamıştı:
      "Uluslararası insan hakları belgelerinin tanımladığı haklar ışığında ortak vatan anlayışı temelinde toprak bütünlüğüne ve demokratik ulus perspektifi temelindeTürkiye halklarının ulusal bütünlüğüne bağlı kalarak, Kürt halkı olarak Demokratik Özerkliğimizi ilan ediyoruz."
      Bu ilandan iki saat önce ise, 13 askerin PKK tarafından pusu kurularak şehit edildiği haberi gelmişti. Oysa BDP, bir ay önceki seçimlerde oylarını 3 milyona artırmış, 35 milletvekili ve 101 belediyesi olan bir siyasî güce sahipti. Özerklik meclise getirilip, yeni anayasa çerçevesinde tartışılabilirdi. Ancak PKK savaş kararı almıştı ve buna 'siyasî' bahane gerekiyordu. DTK ve BDP işbirliği ile o bahane sunuldu. Özerklik namına hiçbir şey başarılamadı ama o günden Ocak 2013'te başlayan çözüm sürecine dek 2.000 kişi öldü.
      Çözüm sürecinin başlarında ise, 'Seni Başkan yaptırmayacağız' diyen Demirtaş'tan eser yoktu. Demirtaş, yeni anayasa konusunda, 'Birebir örtüşmüyoruz ama en yakın olduğumuz parti AKP'dir' açıklamasını yapmıştı. Bunun üzerine Başbakan Erdoğan da 'Anayasa değişikliğini referanduma götürmek için BDP'yle 330'u yakalamak için müşterek adım atabiliriz' demişti.
      PKK'nın 2014'te yeniden çatışmaya bahane olması için çiğnemeye başladığı 'devrimci halk savaşı' sakızıyla beraber yine her şey güme gitti. 6-8 Ekim Katliamı, Erdoğan'ı düşman ilan ettikleri seçim çalışmaları, PKK'nın ateşkesi bitirmesi ve hendeklere, bombalara, barikatlara mahkûm edilen bölge halkı...

      Hilal Kaplan/Sabah