Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Devletin, uzun zaman alsa da teröristle vatandaşı ayırt ederek mücadele ediyor olması, üstelik bunu 2 yıl boyunca sulh yolunu aradıktan sonra PKK'nın ateşkesi bitirmesi üzerine yapması başka bir paradigmanın kapısını araladı. Çözüm süreci nasıl ki daha önce denenmemiş bir yöntemdi, şu anki mücadelenin biçimi de öyle. Ayrıca yine devletin hendek terörü yüzünden göç etmek zorunda kalan vatandaşlara kira, çocuk bezi, yemek, vb. yardımları sunuyor olması, sırf Sur'daki esnafa özel 1 milyon 753 bin 500 lira yardım bütçesi ayrılması gibi örnekler de bu yeni mücadele paradigmasını güçlendiren yönler. Kandil'in tatlı dille de tehdit diliyle de hendek terörüne destek vermesini sağlayamadığı halkın yönünü ısrarla "Ankara'ya" çevirmesini sağlayan etkenler bunlar...
Ancak HDP'lilerin hendek terörünü savunan sözleri her gelişmiş demokraside yargılanmayı gerektirse de, dokunulmazlıklarının kaldırılması bu dalgayı tersine çevirme etkisi yapabilir. Muhtemelen HDP de dokunulmazlıklar kaldırılır kaldırılmaz, Meclis'i terk edip, "Artık Ankara'da siyaset yapmamızın yolları kapanmıştır" diyerek Diyarbekir'de, 2011'de olduğu gibi "kendi meclislerini" kurup özerklik tartışmasını bambaşka bir boyuta taşımaya, siyaseti daha da şiddetli davranmaya zorlamaya kalkışacak. Kandil de, yüzünü kendine değil, Ankara'ya dönen Kürtleri, bu propagandayla tekrar kazanmaya çabalayacaktır. Dokunulmazlıkların kaldırılması tartışmasına bu açıdan da bakmak şarttır. Bir de Demirtaş'ın, "Başkanlık tartıştırmak hak da özerklik tartıştırmak neden suç?" çıkışı var ki akla ziyan. Sizin "tartıştırmanız", hendeklere el yapımı bomba döşeyen "hafif silahlı gençleri" de içerdiğinden olabilir mi acaba? Türkiye'de HAK-PAR gibi federatif yönetimi savunan ve son seçimlerde 100.000'den fazla oy alan siyasî partiler varken, Demirtaş'ın argümanı kof bir retorikten öteye gidemez.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

İran basını, kuşkusuz Tahran siyaset ve diplomasisinin hezeyanlarını sızdırmakta olan bir formatta, Türkiye'ye ama özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan'a saldırmakta beis görmemektedir. Mezhepçi politikaların tırmanışında kendi ülkesinin payını gözardı eden Acem matbuatı, kendi yöneticilerinin Suriye'de yüzbinlerce insanı katleden bir diktatöre verdiği desteği de gündeme getirmemektedir.

Son dönemde Ortadoğu'da Rusya'nın hamlelerine piyonluk yapmaktan öte gitmeyen ve dünyanın gözü önünde Esad zulmüne nefes aldıran mezhepçi siyasetin dengelenmesi için atılan adımlar, belli ki bu cephede önemli bir panik yaratmış.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Riyad ziyaretinde geniş katılımlı bir zeminde terörle mücadele alanında işbirliği yönünde varılan uzlaşının oluşturduğu rahatsızlık da, terörün devamının kimin işine yaradığını göstermesi açısından dikkate değer bir unsur.

Peki İran basını Şeyh Nemr Bakır el Nemr'in Suudi Arabistan'da idamından sonra neden Türkiye'yi hedef alıyor? Çünkü Tahran yönetimi perde arkasında sufle veriyor. Mezhep siyasetini tırmandırmaya devam ediyor.

Peki resmi açıklamalar ne düzeyde? İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü önceki gün gazetecilerin sorusu üzerine yaptığı açıklamada, Türkiye ile ilişkilerle Suudi Arabistan ile yaşadıkları kriz arasına net bir çizgi çekti. Sözcü Hüseyin Cabir Ensari "Farklı konuları birbirine karıştırmamak lazım. Türkiye Cumhurbaşkanı'nın son tutumu İran ile geniş çaplı ve komşuluğa dayalı ilişkileri vurgulamasıydı" şeklinde konuştu.

Suudi-İran gerilimi tırmanıyor. Türkiye'nin bu krize ilişkin duruşu son derece açık. Ama yine de kulağım sosyal medyada... Bekliyorum her an günlük sporu "Ne yapsak da memlekete çaksak" olan arkadaşlardan... Şöyle fiyakalı bir "Hepimiz İran'ız" hashtag'i!

Saadet Oruç/Star

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Ne oldu da birkaç ay önce HDP'ye oy veren seçmeni bile "şerefsizler" (03.08.2015/ Milliyet) sözleriyle yerden yere vuran Bahçeli, bir anda "HDP'siz çıkmam abi" noktasına geldi. Hadi tüm bu sinsi ayak oyunlarını şimdilik unutalım. Görüşmelerde ne gibi somut bir kazanım elde edildi?
Cevap: Her partinin eşit sayıda üye vereceği ve değişikliklerin oy birliğiyle kabul edileceği bir komisyon!
Yok, bir fıkranın girişi değil bu. Daha önce kendilerinin kabul ettikleri 60 maddelik anayasa değişikliğinin bile altına imza atmayan CHP'nin ve MHP'nin yeniden zekâmızla dalga geçmelerinin resmi, o kadar.
Evet, büyük konuşacağım, bu zeminde ve bu tarzla yeni Türkiye'ye değil anayasa, şoförler odasına tüzük bile yapılamaz. "İyi de o halde bu ne gürültü" dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız, daha şimdiden "İşte yeni Türkiye'nin uzlaşı zemini" naraları atanlar var. Aynen, henüz üç dört ay önce seri halinde "Tek yol AKP-CHP ya da HDP koalisyonu" yazıları döşenip "Erdoğan'sız Ak Parti" hedefine bu halkı ikna etmeye çalışanlardan bahsediyorum.
Şimdi muhalefetin ustaca yokuşa sürdüğü sade suya tirit anayasa görüşmelerine işaret edip "bakın işte parlamenter sistemde bir ileri iki geri uzlaşma çıkıyor" algısı peşindeler. Akıllarınca "araba gidiyor başkanlık tartışması bir lüks" mesajıyla bir süre daha idare edecekler, sonrası Allah kerim!

Melih Altınok/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunu Cumhurbaşkanı Erdoğan gündeme getirdi; bu hususta Erdoğan'ın toplumun beklentilerine tercüman olduğunu söyleyebiliriz. Şüphesiz dokunulmazlık meselesi, HDP'lilerin düşünce ve ifade hürriyetlerini kullanmalarından doğan bir rahatsızlığın ürünü değil. HDP'li vekiller, herkes gibi siyasi görüşlerini rahatsız edici bir şekilde de olsa gündeme getirebilir, buna hakları var. "Siyasi beyan", "düşünce" ve "ifade özgürlüğü" baskı altına alınamaz, yargılama konusu yapılamaz. Ancak çoğu HDP'li vekilin durumu "düşünce özgürlüğü" kapsamının çok ötesinde; bazı HDP'li yöneticiler, Türkiye'yi iç savaşa sürükleyecek bir faaliyetin içinde yer aldı. Toplumu iç savaşa kışkırtmak "düşünce suçu" kapsamına girmez; "terör suçu" sayılır. Kandil'in başlattığı iç savaş terörüne toplum desteği sağlamak düşünce faaliyeti değil. Çoğu HDP'li yöneticinin eylemi suç kapsamında. Başta da eşbaşkanların. Hatırlanmalı ki 6-7 Ekim olaylarında yaptıkları çağrıyla 50'den fazla vatandaşın hayatını kaybetmesine neden oldular. Bu yöneticilerin o eylemi "ifade özgürlüğü" kapsamına girmiyor. Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlarının ardından, sistematik olarak Kürt vatandaşları "silahlanmaya" ve "kendi güvenliklerini almaya" davet etmedi mi?
Terörü teşvik eden, terörizm övgüsü yapanları koruyan bir hukuk sistemi olamaz, olmamalı. Hendek terörünü savunan, öven, destekleyen ve bunun da ötesinde gençleri "hendek direnişine" davet eden siyasilerin ölümlerde en az PKK kadar sorumluluğu var. Gençleri teröre, hendeğe davet etmek düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamının dışında görülmeli.
HDP'li belediye başkanlarının "Güneydoğu'dan Türkiye'ye yayılacak şekilde bir iç savaş yürütüyoruz" açıklamaları hâlâ hafızalarda. HDP'nin belediye araçları, güvenlik güçlerine karşı mayın döşeme işlerinde kullanılmadı mı? Daha önceki gün HDP'li belediyeye ait araçta PKK'ya götürülen silah ve mühimmat yakalanmadı mı?

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

A Haber Genel Müdürü Abdülhak Çimen'in, göreve geldiğinde ilk yaptığı iş bazı haber ajanslarıyla yollarını ayırmak oldu. Buna her müdür cesaret edemez! Çimen, bu cesareti gösterdi ve birçok ile kendi muhabirlerini yerleştirdi, bazı illerde bölgeyi iyi tanıyan muhabirlerle anlaştı vs. ve kısa sürede kendi haber ağını kurdu. Bu ağ, sanki bir haber ajansıymışçasına çalıştı. Türkiye'yi ve dünyayı ilgilendiren birçok olayda yurt içi ve yurt dışında a Haber bölgeye ilk giden, o bölgeden ilk seslenen haber kanalı oldu. Günümüzde haberin kalbinde olmak çok önemli; eğer orda yoksanız algı yönetimlerinin, manipülasyonların da kurbanı oluyorsunuz. Şahin'in yayın politikası bu manipülasyonları da önlemiş oldu. Bu durum aslında ayrı bir yazı konusu.
Aldığım duyumlara göre; Abdülhak Çimen, bu haber ağını kurarken öyle büyük bütçelerle de çalışmamış. Çimen, daha önce Turkuvaz Medya Grubu Abonelik Genel Müdürü ve İdari İşler Grup Başkanı görevini üstlenmesinin faydalarını gördü galiba. Hesap kitap işinden iyi anlayan yöneticiler mütevazı bir bütçeyle kendi haber ağını kurar.
A Haber'in bence en büyük şanssızlığı RTÜK'ün kestiği rekor cezalar oldu. A Haber bu cezaların mali yükünün altında ezilirken de büyük habercilik başarılarına imza attı ama hep kesilen cezalarla hafızalara kazındı. Açık konuşmak gerekirse a Haber bu dönemde kendini yalnız da hissetti. Sansür edebiyatı yapan birçok medya grubunun a Haber'e kesilen cezalara sessiz kalması beklenen bir durumdu. Ancak bazı AK Parti'lilerin de RTÜK'ün kestiği cezalara başta reaksiyon gösterememesi, a Haber'cileri üzdü. Neyse ki devlet şimdi kesilen bu haksız cezaların hesabını soruyor.
Bu kadar çok ceza kesilmesine rağmen a Haber, Kantar Media Aralık ayı ölçümlerine göre; Tüm Kişiler Tüm Gün, Tüm Gün +20 ABC1, Tüm Gün M+20 ve Tüm Gün F+20 kategorilerinde birinci oldu. İşte habere ve haberciye yatırım yapmanın mükafatı bu birinciliktir.

Mevlüt Tezel/Sabah Günaydın eki

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Son 1 hafta içinde ortaya çıktı ki aptal düşmanlarımın başında bir FETÖ karargahı olan RTÜK çetesi geliyor. RTÜK'ün aptal FETÖ bürokratları benim kendileriyle şahsen uğraştığımı sanacak kadar beyinsiz. Hiçbiriniz benim umrum değilsiniz. Siz DEVLET nezdinde meşru değilsiniz. RTÜK üyeleri de bu Fethullahçı terör örgütü üyesi bürokratları tasfiye etmedikçe meşru hale gelemeyeceklerini bilsinler. Özellikle AK Parti kontenjanından olan RTÜK üyeleri dikkatle okusun yazdıklarımı. Bu ülkede Allah'a şükür ki büyük harfle olan bir DEVLET hala var. Bu DEVLET hepinizin FETÖ şeceresini ve yaptıklarını teker teker ortaya döküyor ve dökecek. RTÜK'te başta Muhsin Kılıç ve Hikmet İnce olmak üzere FETÖ ile intisaklı tüm bürokratlar FETÖ soruşturmasında terör örgütü sanığı olarak yargılanacaklar. RTÜK üyeleri eğer FETÖ'ye karşı gereken önlemleri almazlarsa da RTÜK lağvedilecek ve yeni bir kurum ihdas edilecek. Yeni kurum sil baştan vatansever memurlardan oluşacak. Üst Kurul da partilerin TBMM'deki dağılımına göre yeniden yeni üyelerle dizayn edilecek. FETÖ'ye karşı BTK gibi gereken temizliği kendi içinde yapmadıkça RTÜK yok hükmünde bir kurumdur. Eğer RTÜK bu kararlılığı gösterirse de alkışlarız. Aksi halde RTÜK'ün hiçbir DEVLET kurumu nazarında itibarı yoktur. RTÜK istediği an tüm FETÖ kanallarının lisanslarını iptal edebilir ama kasten etmiyor. Bilakis belgelerle ortaya koyduğum gibi FETÖ lisanslarını uzatıyor. Türksat ise hiç beklemeden Canerzincan denilen RTÜK lisanslı FETÖ kanalını banttan çıkarmak zorundadır. Türksat FETÖ'yü soruşturan savcılarımızı ve hakimlerimizi dinlemeli ve daha evvel onurluca yaptığı gibi bu terörist kanalı da iptal etmelidir. Yok hükmünde tipler olan Hikmet İnce ve Muhsin Kılıç gibi FETÖ üyelerinin hiçbir sözüne kıymet vermemelidir Türksat yönetimi. Kılıç ve İnce gibilerin himayesi altında olan Canerzincan gibi terörist kanallara Türksat'ta yer yoktur.

Cem Küçük/Star

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Türkiye'nin yeni anayasa meselesi de biraz böyle. Darbe Anayasası olarak tanımlanan1982 Anayasası'nın değişmesi gerektiği konusunda kimsenin itirazı olmasa da, yeni bir anayasanın yapılabilmesi konusunda, AK Parti dışında kimse elini taşın altına koymaya yanaşmıyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun "Türkiye'nin yeni anayasaya olan ihtiyacı artık tartışılması anlamsız bir konudur. Konuşulması, tartışılması gereken husus, bu anayasanın hangi ilkeler ve değerler üzerinde inşa edileceğidir" şeklindeki sözleri, Yeni bir anayasa ihtiyacının en açık ifadesi. Nasıl bir anayasa olması gerektiği konusunda da, dünkü AK Parti grup toplantısındaki konuşmasında da şunları söyledi Başbakan: "Öyle bir Anayasa yapmalıyız ki insanı esas alsın ve sadece insanı esas alsın. Türkiye'ye yakışan anayasa, temel hak ve hürriyetler konusunda hiçbir kısıtlamanın yer almadığı az, öz, net bir anayasadır." Yeni Anayasa yapımı ile ilgili tartışmalarda, muhalefette bulunan partilerin şimdiye kadar topu hep taca attıklarının herkes farkında.
CHP, MHP ve HDP güya itiraz ettikleri çeşitli noktaları bahane ederek, çalışmalar konusunda gereken katkıyı sağlamaktan hep geri durdular.
Son gelişmeler, yine aynı şekilde davranacakları ve yeni anayasaya ulaşmamızı engellemek için ellerinden geleni yapacaklarını işaret ediyor.

Ekrem Kızıltaş/Takvim