Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

PEKİ SİZ NEDEN HALA GÜLEN ÖRGÜTÜNÜ DESTEKLİYORSUNUZ?

Türkiye siyasi tarihinin en önemli komplolarından biri olan Baykal'a kaset operasyonuna dair CHP yönetiminin ilgisizliği ise kafaların karışmasına neden oluyor.

Tamam, eğer o kaset komplosu olmasaydı Kemal Bey'in Baykal'ı devirme ihtimali bile olmazdı. Dolayısıyla davanın üzerine gitmenin Kılıçdaroğlu'nun içinden gelmediğini tahmin etmek zor değil. Ama insan göstermelik de olsa parti olarak bu davaya sahip çıkmaz mıydı?
Ama nerede? Hatta CHP merkez medyası da mevzu ile ilgilenmiyor.

Aynı dönemde bazı milletvekillerinin seks kasetleri ardı ardına patlatılarak partisi dizayn edilmek istenen Devlet Bahçeli de sessizliğini korumaya devam ediyor.

Peki, incir çekirdeğini doldurmayacak mevzuları günlerce sakız gibi çiğneyen CHP ve MHP liderlerinin bu kör gözüm siyasi operasyonlara yönelik sessizliklerinin gerçek sebebi ne olabilir?
Kimileri söz konusu operasyona partilerin de hâlâ siyaset yapan kimi isimlerin de karışmış olduğunu bildikleri için skandaldan korktuklarını söylüyor.

Ama şu an için sessiz kalmalarının nedeninin, Gülen çetesinin hükümete karşı verdiği savaşta kan kaybına uğramaması kaygısı olduğu açık.

İşte muhalefetin demokrasi anlayışı ve kimlerle ittifaklar kurabileceğinin net bir resmi.
Cemaat yasal ve meşru sınırlar içindeyken ona islamofobik gerekçelerle ve özcü bir yaklaşımla karşı çıkanlar, bu yapının açıkça suç işlemeye başladığı bugünlerde yanında saf tutuyorlar.
Sonra da hep aynı martaval. "Eskiden siz de bu yapıya sessiz kaldınız, hatta desteklediniz. Şimdi düşman ilan ettiniz."

Evet, aynen öyle. Ama bundan daha doğal ne olabilir ki? İnsanlar hukuk sınırları içindeyken sivil toplum faaliyetlerini yoğunlaştıran bu yapıya inandı. Ama her sağlıklı insan gibi bu yapının suça konu olacak faaliyetleri ortaya çıkınca tavırları net şekilde aldılar. Doğru ve ahlaki olanı yapıp özeleştirilerini de verdiler.

İyi de cemaatin ne mal olduğunu daha önce anlamakla övünen muhalefet niçin bugün cemaate fiili destek sunuyor. Bu çetenin argümanlarıyla seçim kampanyası yapmalarını, medyalarının cemaatin delilleriyle manşet belirlemesini nasıl açıklayacağız?

Korkarım memlekette sürülmemiş tarla kalmadığına dair klişe ciddi bir hakikat.

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

DEVLET BAHÇELİ "BEN İSTEDİĞİM ZAMAN GİDERİM" DİYOR!

MHP Genel Başkanı Bahçeli de kesin kararını açıkladı, koltuğunu bırakmayacak, iki yıldan önce kongre yaptırmayacak.

MHP'nin bir süredir ciddi kan kaybettiğini, yeni politikalar üretemediğini tespit edenler MHP'liler. Bu MHP'liler genel başkan seçimli kongre yapılmasını, partinin yönetim kadrosunun değişmesini istiyorlar. Ama kongre yapılması genel başkanın elinde, tüzük buna göre ayarlanmış, kanun da, siyasi partiler kanunu da buna göre düzenlenmiş. Yani genel başkan kendi istediği zaman gider, istemezse gitmez. Her genel başkan da zaten örgütte tedbirini almış olur.

Gelişmiş demokrasilerdeki siyasi geleneklerle bizdeki gelenekleri hep karşılaştırırız ve her zaman uzun bir listeye ulaşırız. Bu listenin başında da liderlerin gitmek bilmemesi gelir. CHP'ye tarihinin en büyük başarısızlığını yaşatmış olan Deniz Baykal gider gibi yaptı, hızla geri döndü. Ancak bir kaset operasyonuyla gitti. Kaset olmasaydı Baykal halen CHP genel başkanıydı, çünkü "örgüt"e hakimiyetini hep sağlam tutmuştu.

CHP'nin bugünkü genel başkanı Kılıçdaroğlu da bunca seçim başarısızlığına rağmen yerinden kımıldamıyor. Onunla birlikte gelen parti yöneticileri de ancak genel başkan isterse yerlerini kaybediyor. Demokratik geleneklerin pek azı siyasi partilerimize ulaşmış durumda. Bunların da ne kadar yerleşmiş olduğu tartışılır.

Hazirandan Kasım'a önemli bir seçim gerilemesi yaşamış olan HDP de, bunun değerlendirmesini halka açık bir şekilde yapmadı. Bunun gerekçesi, zor koşullar altında, saldırı altında zayıflık göstermemek diye bulunur.

Halka açık değerlendirmelerin, kimsenin koltuğa çakılı olmamasının parti içi demokrasiden başlayarak, ülke demokrasisine önemli bir katkı olduğu da geleneksel olarak görmezden gelinir.

Kendileri demokrat olmayan siyasi partilerle demokrasiye ulaşmaya çalışmanın zorluğu ortada. Bunun için "deveye hendek atlamak" gibi sözler var. Ayrıca bir hikayede can havliyle hendeği atlayan deve de var.

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

SÜLEYMAN SEYFİ ÖĞÜN'DEN SAMİMİ BİR İZAHAT BEKLEMEK HAKKIMIZ

Geçtiğimiz günlerde Süleyman Seyfi Öğün'ün, 2000 yılında yazdığı bir dilekçe gündeme geldi. Dilekçe, sınava başörtüsüyle giren bir kız öğrenciye önce başını yarıya kadar açtırıp, sonra yine de hakkında tutanak tutmak isteyen bir asistanı koruyor, ona itiraz edip kıza sahip çıkmaya çalışan diğer asistanı ise şikâyet ediyordu.

Öğün, yazılarını ve konuşmalarını istifade ederek takip ettiğim, şu üç yıllık cinnet ortamına rağmen ahlâkî bulduğunu savunduğu için kendi mahallesine mesafe almasıyla takdir ettiğim bir hoca. Hayal kırıklığı olsa da mesele ettiğim 15 yıl önce yazılmış o dilekçeden çok, kendisinin geçen günkü "Ayıp" yazısında o günkü davranışını olduğu gibi sahiplenmesi, 'bugün olsa yine aynısını yaparım' mesajını vermesi oldu. Çünkü içten içe Öğün'ün böyle düşünmediğini umut etmek istiyorum. Çünkü ilgili bir okuru olarak kendisinin, faşizmi içselleştiren bu tavrı Nürnberg Mahkemeleri- 12 Eylül kıyası üzerinden yakın zamanda şöyle eleştirdiğini biliyorum: "Orta ve alt düzeylere indikçe gelen savunmalar, 'Ne yapsaydım? Emir yukarıdan geliyordu' cümlesiyle başlıyordu. Yargı süreci kısa bir şaşkınlık geçirdi. Ama bunun da üzerine gittiler.
Emir kulu olmak kimseyi kurtarmadı.

Türkiye'de ise bu konuda en küçük bir girişim bile olmadı."

"Böyle gelmiş, böyle gider", "Emir yukarıdan geliyor", "Benim yapabileceğim hiçbir şey yok" deyip gündelik hayatına içinde en küçük bir sızı bile duymadan devam eden, yıllar sonra yüzleşme şansı verildiğinde bile 'yine olsa, yine yaparım' diyen öznelerin zuhur edişine alışığız.
Öğün gibi 'normal, sıradan, herhangi biri' olmayan isimlerin bunlarla kendini eşitlemesine değiliz.
Samimi bir izahat beklemek hakkımız.

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

BAŞKANLIK SİSTEMİ BUGÜN ÇOK DAHA ÖNEMLİ

Bugün siyasete ikili bir yapı söz konusudur: Bir tarafta güç kaybetse de eski alışkanlıklarını, eski çıkar ilişkilerini korumak isteyen siyasal güçler, onların bürokratik siyasal sistemdeki müttefiklerinin parlamenter sistem içinde, devlet üzerinde kurdukları iktidar yapısı; diğer tarafta ise farklılaşan toplumsal ilişkilerin, güçlenen sivil yapıların talepleri ve yeni siyaset anlayışları bulunmaktadır. Şüphesiz toplumsal düzeyde bu ikiliği çözecek olan değişim süreçleridir fakat siyasal planda bunun çözümü 'siyasi aktörlerin sorumluluğuna' girmektedir.
Şu itiraz gelebilir: 'Parlamenter sistem anti-demokratik siyasal düzenin sebebi değildir ki, başkanlık sistemine geçilerek bu sorunlar çözüme kavuşturulsun.' Burada söylenen tam olarak bunun aksi yöndedir. "Parlamenter sistem Türkiye'nin toplumsal/siyasal yapısal unsurları tarafından militarist ideoloji marifetiyle anti demokratik kurumsal yapılarla bütünleştiği için sorunlu bir bünyeye sahip olmuştur."

Başkanlık sistemi neyi çözecektir sorusunun cevabı; 'devletin milli iradeye kapalı kapılarının açılması' olacaktır. "Meclis'i etkisiz kılan dolayısıyla zaten işin başında kuvvetler ayrımına imkan bırakmayan, ideolojik devlet yapılanmasıyla bütün kuvvetleri militarist ideoloji içinde siyasal elitlerin tahakkümünde toplayan, kurumsal bir yapının tasfiyesi söz konusu olacaktır." Esasen cumhurbaşkanını doğrudan halkın seçmesiyle bu yönde ilk önemli adım atılmış, süreç başlamış bulunmaktadır. Şimdi sıra yapısal değişime gelmiştir.

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

BAŞKANLIK ZATEN ŞU ANDA FİİLİ OLARAK UYGULANIYOR

Gerçekleşir mi, gerçekleşmez mi sorusuna verilecek iki yanıt var. Önce pratik olanı: tekrar edeyim, başkanlık, de facto ortaya çıkmış durumdadır. Gerek iktidar partisinin yıllardır yönetimde bulunması ve Erdoğan'la organik ilişkisi bakımından, gerekse Erdoğan'ın yönetim anlayışıyla, başkanlık, Türkiye'de uygulanıyor.

İkincisi şu: halk, Cumhurbaşkanını doğrudan seçmeyi benimsemiştir. Kaçınılmaz biçimde destekleneceğini o dönemde çok yazdım. Nedeni basit. Türkiye'de, 65 yıl önce, insanlar, bireysel hatta toplumsal özne olmadan siyasal özne olmuştur. Caddeye çıkması engellenen halk, oyuyla iktidarı değiştirmiştir. Bu anlayışa sahip olduktan sonra CB'nın kendisi tarafından seçilmesine hayır demeyecekti. Buna, bahsettiğim kitlenin siyasal mobilizasyonunu katın.

Başörtüsü tartışması, İslam'ın görünür olmasını ve serbestçe uygulanmasını ekleyin, bu büyük resim içinde, 'doğrudan seçim' haydi haydi kabul görecekti.

Şimdi soru eğer bu işlerin bugünden ileriye nasıl şekilleneceği ise iki cevap vereyim. Her şeyden önce Türkiye'de bir 'demos' ve 'demokrasi' var. Halkı başıboş, yozlaşmış kitle olarak yani 'okhlo' ('güruh')diye görmek ve yönetimi 'okhlokrasi' saymak vahim bir hatadır. O 'göbeğini kaşıyan adam' yorumu budur, yönetimin demokrasi değil, okhlokrasiolduğunu sanmaktır.

İkinci yanıt buna bağlı: demokrasi Türkiye'ye muhalefetle geldi. Ülke daima muhalefeti iktidar yaptı. DP muhalefetti, Ecevit CHP'si muhalefetti, Akparti büyük bir muhalefetti. Yani, o 'siyasal özne'lik hali muhalefette teşekkül eder, muvafıklıkta değil. Dolayısıyla, başkanlığı eğer (sisteme) muhalefet etme olanağı görürse destekler. Onu sistemle bütünleşme ve sistemi pekiştirme olarak değerlendirirse direnir.

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

MURAT BELGE'NİN İÇİNDEN NUR SERTER ÇIKTI!

Peki, Profesör Murat Belge Cuma namazı izni konusunda ne söylüyor. Profesör Nur Serter ne söylüyorsa (ya da ne söyleyecekse), onları söylüyor. Mesela şunları söylüyor: "İsteyenlerin namaza gidebilmesine cevaz veren yeni bir düzenleme yapılırsa, kısa zaman sonra, namaza gidenlerin gitmeyenlerin çetelesini tuttuğu bir aşamaya da gelebiliriz."

Esasında bir "tehlike"ye dikkat çekiyor. Her an "gerçekleşebilir" bir tehlike bu... Çünkü "gerçekten adım adım İslâmî hayat tarzını bütün topluma empoze etme siyaseti uygulayan bir iktidar sözkonusu. Bu, birilerinin temelsiz korkusu filan değil; gerçekten böyle..."

Böyle diyor Murat Belge. Siz bu satırların ona ait olduğuna inanmayabilirsiniz. Ben de inanmıyorum... Daha doğrusu, inanmak istemiyorum. İnanırsam, zekâma hakaret edilmiş hissedeceğim. Çünkü o zaman "Murat Belge sizin koyduğunuz yerde değil. Ona biçtiğiniz konumdaymış gibi yaparak durumu idare etti. Asıl Murat Belge budur!" diyeceklerdir ve haklı çıkacaklardır.

Hele, "iş"in (yani "mesai" denilen şeyin) en az ibadet kadar önemli olduğunu anlatmaya çalıştığı bir bölüm var ki, gerçekten içler acısı... "Adım adım İslâmî hayat tarzını bütün topluma empoze etme siyaseti uygulayan bir iktidar" Koskoca Murat Belge'ye şunu dedirtiyor: "Cuma iyi de, işler diye bir şey var..." Pekâlâ bu önermeden yola çıkarak, şunu söyleyebilirsiniz:

İşler iyi de, ibadet ihtiyacı diye de bir şey var. Bir "öncelik" tartışması yapmadığımız için, bu itirazın bir anlamı yok. Ama Murat Belge böyle bir cevabı hak ediyor ve ne yazık ki insanı bu "sığlığa" icbar ediyor. İçine Nur Serter kaçmamış Murat Belge'yle bazı konuları konuşabilirsiniz. Konuşabilirdiniz. Başına bu hal geldikten sonra (içindeki Nur Serter'i çıkardıktan sonra), bu zemin tamamen ortadan kalktı.

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

MASKELİ AYŞE ÖĞRETMEN KANAL D'DE BUNLARI DA SÖYLEMELİYDİ!

Ayşe öğretmen, orda yaşananların farkında olduğunu ima ederek konuşuyor ama.. Kafamdaki sorulara, cevap veremiyor.. Öyle ya.. Bu ülkede, dış güçlerin esiri olmuş vatan hainleri dışında kim, "İnsanlar ölsün" diyor ki.. Ayşe öğretmen, "İnsanlar ölmesin" diyor?

Bu ülkede, istismar edeceği için; "çocukların ölmesi"ni isteyenPKK'lılardan başka, kim bebeklerin can vermesini arzuluyor ki.. Ayşe öğretmen, PKK'nın adını ağzına almadan, "Çocuklar ölmesin" diyor?

PKK silaha sarılmasa.. Güvenlik güçleri, hangi teröriste kurşun sıkacak ki.. Ayşe öğretmen, güvenlik güçlerini suçlar tarzda imada bulunarak"Anneler ağlamasın" diyor.. Fotoğraf şu: Hendekler kazılmış.. Güvenlik güçleri geçemesin diye, mayınlar döşenmiş..

Hendeklerin gerisinde, insanların hayat hakları tehlikede.. Böyle bir tabloda, güvenlik güçleri ne yapmalı? Hendekleri ortadan kaldırmalı, değil mi? Hendeklere sessiz kalınırsa, geçen her zaman diliminde, birer-ikişer metre daha ileri gelerek, daha fazla insanın hayat hakkını tehlikeye atmayacaklar mı?

Bu kadar açık, bu kadar tartışmasız bir konuyu.. "Ayşe öğretmen" ve benzeri "Ayşe öğretmen maskeli" kuruluşlar akledemiyorlar mı? Tabii ki aklediyorlar.. Ama sahtekarlıklarından.. Hendek konusuna hiç girmeden.. Hendekler kaldırılmak istenirken yaşananları anlatıyorlar..

Teröristlerin, güvenlik güçlerine sıktıkları kurşunları hatırlatmadan.. Yollara döşenen mayınları belirtmeden.. "İnsanlar ölmesin" diyorlar..

Tabii ki insanlar ölmesin.. İnsanların ölmemesi için de.. Hendekler kazılmasın.. Teröristlere, "Gerilla" denmesin..

Sanki güvenlik güçleri.. Canları sıkılmış.. Cizre'de operasyon yapıyorlar. Keyifleri yerine gelsin diye, Sur'da terörist arıyorlar.. Bu algı oluşturulmaya çalışılıyor.. Yok böyle bir şey..