Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Örgüt son olarak dün İstanbul'da sahnedeydi ve tarihi Sultanahmet Meydanı'nda turistlere saldırdı. On ölü ve pek çok yaralımız var.
Peki DAEŞ'in amacı ne? Bu sorunun cevabı düdüğü kimin çaldığında. Zira DAEŞ pazarlanan imajının aksine, dini ve dünya görüşü ne olursa olsun her devletin istediğini yaptırabildiği kullanışlı bir terör markası.
Türkiye ne zaman bölge ve dünya devlerinin çıkarlarına çomak soksa devreye giriyor. Suruç'ta kafasını kaldırıyor. Ankara'yı kana buluyor, Basika'da askerlerimize saldırıyor. Bir Rusya için vuruyor, bir Esad için...
Şimdi de, Türkiye dış politikada başını bile kaldıramasın diye doğusunda üzerine salınan PKK ile uğraşırken, ekonomisine ve imajına yönelik bir eylemle İstanbul'da ortaya çıkıyor. Evet, saldırı henüz gerçekleşmişken ve insan bedenleri daha yerdeyken Hürriyet'in apar topar sitesine koyduğu "Sultanahmet patlaması bölge turizmini de vurdu" haberinden anlaşıldığı üzere hedef öncelikli olarak ekonomi.
1100 akademisyenin Türkiye'yi dünyaya jurnallemesinin hemen ardına denk getirilen ve hayatını kaybedenlerin tümünün turist olduğu bu terör eylemiyle hem Türkiye'ye hem dünyaya mesajlar veriliyor. Anlıyoruz ki, petrolün varil fiyatının hızla düşmesini savaş çıkartarak durdurmaya çalışan Rusya'nın dibe vuran ekonomisine "ortak" aranıyor.
Hızla bir mezhep kamplaşmasına doğru giden İran- Suudi Arabistan gerginliğinden Ortadoğu'da kimsenin yakasını kolay kolay sıyıramayacağı hissettiriliyor. Suriye'de yanan ateşin çevreye sıçrama potansiyeli deneniyor. Son günlerde Türkiye'nin sırtında sıkça şaklatılan PKK kırbacına, gerekirse başka terör enstrümanları ile soluk aldırılacağı açık ediliyor.

Melih Altınok/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Söz konusu fetvanın 2003 yılına ait olduğu ve bunun hacklenerek siteye konduğu açıklandı. Dün Cumhuriyet gazetesi "Diyanet'ten bir fetva skandalı daha" diye ateşe benzin taşıdı. Kürtajın dini hükmü nedir sorusuna verilen cevabı beğenmemiş Cumhuriyet'in cemaatçi "imamları"...

Fetvaların doktrinsel kısmına son günlerdeki yazılarımın ışığında yarın girmeyi planlıyorum, o yüzden bunu burada kapatalım şimdilik. Çünkü asıl mesele o değil. Sayın Görmez'in İran ve Suudi Arabistan ziyaretlerinden ve yine bu iki ülke arasındaki idam krizinden sonraya gelen bu haberlerin anlamı ne olabilir?

Türkiye kendi iç barışını kurmaya, ekonomisini düzeltmeye, devlet aygıtını demokratik ve fonksiyonel hale getirmeye çalıştığından beri, ülkenin manevi topraklarına gömülmüş mayınları patlatmaya başladılar kendilerince.

Türkiye oyuna döndükçe, oyun içinde oyunlara maruz kaldı. Önce kendisine cemaat diyen bir paralel yapılanma kazan kaldırdı, sonra da diğer bir paralel örgüt PKK hendekler açarak mayınlar patlatmaya başladı.

Türkü Kürde, Sünniyi Aleviye, laikleri muhafazakarlara düşürmek için, Suriye'deki durum bir manivela olarak kullanıldı. Diyanet ve başkanına yapılan bu operasyonun da İran/Suud kapışması ve yine Suriye'den bağımsız değerlendirmek mümkün değil. Türkmenlerin Cerablus'a doğru ilerlemeye başlamasından da…

Daha açık diyelim, bu operasyon Alevileri sözde kışkırtmak için toplumsal altyapıyı ima ediyor. Türkiye'de bir mezhepsel fay hattı yaratmaya çalışıyorlar. Sünnileri şeytanlaştırmak ve Diyanet'i itibarsızlaştırarak, mesela Alevilerin sorunlarını çözmede oynayacağı rolün şimdiden önünü almak, toplumsal barışı zedelemek için.

PKK ve HDP, Kobani ırkçılığı ile dindar Kürtleri dindar Türklerden koparmak istedi. Paralel, Sünnileri bölmek için çabaladı. Paralel, PKK ve beş benzemez ittifak, Suriye, DAEŞ üzerinden ülkede bir Sünni/Alevi, muhafazakar/laik kapışmasını kışkırttı. Diyanet'e dönük operasyon da bunun hamlelerinden birisi gibi gözüküyor.

Markar Esayan/Yeni Şafak

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Sıfatı akademisyen olan 1128 kişiye sesleniyorum. İçinizde FETÖ üyesi, PKK sempatizanı, DHKP-C militanı, DAEŞ sevici ve Esed destekçisi var mı bilmiyorum ama topunuzun bu ülkeyi sevmediğine adım gibi eminim. Diyorsunuz ki; "Bu suça ortak olmayacağız. T.C. Vatandaşlarını Sur'da, Silvan'da, Nusaybin'de, Cizre'de, Silopi'de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkum etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak.... Hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir."

Yani Selahattin Demirtaş'ın, "ağır silah kullanmayın, cici teröristleri öldürmeyin" sözünü akademisyence süsleyerek tekrar ediyorsunuz. Suça ortak olmayacağız derken, asıl en büyük suçu işlediğinizin, teröre ve teröriste yardım ve yataklık yaptığınızın elbette farkındasınız. Teşnesiniz yani. Üstelik işlediğiniz suçu örtmek için bahsedilen ilçelerde başlatılacak ayaklanmanın başarılı olamamasının acısını başlıca görevi, bölge halkını korumak ve teröristleri temizlemek olan hükümetten, güvenlik güçlerinden çıkarmaya çalışıyorsunuz.

Saçmaladığınız metniniz hayli uzun. Hepsini burada alıntılamaya gerek yok ama özetle kendinizi şöyle tanımlıyorsunuz. Aslında bu süslü cümlelerin altında, terörist sever, anti-demokratik, sadece hainleri savunduğunuz ve akademisyen olmanıza rağmen hak ve hukuktan bihaber olduğunuzu biliyoruz.

Vandalları cesaretlendirmek için Gezi'de de böyle davranmış, Londra'daki, Nişantaşı'ndaki, Cihangir'deki kafelerden twitler atmış, hayli komik olmuştunuz.

Size bir tavsiyem var. Bu kez böyle yapmayın. Bahsettiğiniz ilçelerde kadın çocuk öldüren teröristlerinize bizzat sahip çıkın. Gidin mesela... Sur'a gidin, Cizre'ye gidin, Silopi'ye gidin.

Ellerinde çiçek taşıyan (ki bu çiçekleri pek sevdiğiniz uluslar arası uzmanlar, Kalaşnikof, Bixi, RPG, Havan vs şeklinde adlandırıyor) teröristleri, onlara silahla karşılık veren güvenlik güçlerine karşı savunun. Canlı Kalkan olun. "Bu teröristleri öldürmeyin, bunlar bize lazım. Çünkü bunlarla halk devrimi yapacağız, Hükümeti düşüreceğiz, Erdoğan'a bu teröristlerle diz çöktüreceğiz" deyin. Tabi bunu bu kelimelerle değil de yine süslü cümlelerinizle söyleyin, biz anlarız.

Ama yapamazsınız biliyorum. Çünkü hem canınız tatlı, hem de aldığınız talimat o yönde değil. Fişiniz başka ülkelerin hattına bağlı olduğu için ancak oradan aldığınız akımla hareket edebiliyorsunuz. O nedenle sizden bırakın "canlı kalkan"ı "canlı hamsi" bile olmaz. Anca imza atıp durusunuz.

Murat Çiçek/Star

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Sultanahmet'teki terör saldırısı, her terör saldırısı gibi iç ve dış politikamızı dizayna, toplumsal fay hatlarını harekete geçirmeye, ülke ekonomisini baltalamaya yönelik. Fail kim olursa olsun, sabit olan gerçek bu. Fail PKK çıkarsa kulağının üstüne yatıp, DAEŞ çıkarsa 'Saray Gladyosu' yaygarası yapacak şeref yoksunlarından olmayanlar için, fail belli olmadan da söylenecek sözler, alınması gereken tavırlar var.
Bunlardan ilki, şiddeti meşrulaştıran, haklılaştıran, sıradanlaştıran gündelik faşizmin üreticisi öznelere karşı hep beraber karşı durmak olmalı. Örneğin bölge halkının yaşam hakkını, çalışma hakkını, eğitim hakkını, seyahat hakkını ihlal eden PKK'ya tek söz etmeden devleti suçlayan akademisyenlerin bildirisini salt ifade özgürlüğünden ibaret görmemek olmalı. Şiddeti yok saymanın, terörü görünmez kılmanın, bombalı hendeklere siper olmanın ne düşünce ne de ifade özgürlüğü ile açıklanabilecek bir yanı var.
Ya da Sultanahmet'te bombalı saldırı gerçekleşir gerçekleşmez ellerini ovuşturduğu belli olan bir gazeteci müsveddesinin yazdığı şu satırlardaki terör methiyesini tescil etmek olmalı: "Sultanahmet Meydanı'nda patlama... Terör adım adım İstanbul vurulmadıkça Türkiye uyanmaz..."
Ya da PKK'ya 'Batı'yı da vur' davetiyesi çıkaran şu TBMM değil, PKK vekilinin sözlerindeki açık ahlâksızlığı mahkûm etmek olmalı: "Şehirdeki çatışma potansiyelini test etmekle yetinmeyenler, batı şehirleri, kırsal dahil topyekûn savaşın faturasını birlikte görme niyetinde."
Fransa, Paris'teki patlamadan sonra üç ay, ucunu açık bırakarak sıkıyönetim ilan etti. Paris'teki İklim Zirvesi sırasında ana caddelerde bile insan görmek zordu. Aracımız 20 dakika içinde üç ayrı polis noktasında durduruldu ve uzun namlulu silah taşıyan polis ve askerlerce kontrol edildi. Yine o süreçte evlere baskın yapıldı, polise şüpheli gördüğünü vurma ruhsatı verildi, insanları keyfî biçimde vatandaşlıktan çıkarıp sınır dışı etme yetkisi çıkarıldı. Buna rağmen 1100 akademisyen çıkıp, DAEŞ'e toz kondurmayarak devleti suçlamadı. Böyle bir aymazlık olamaz.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Fakat 110 akademisyen toplanıp içinde tek kelime PKK geçmeyen bir savaş karşıtı bildiri yayınlayıp, PKK'ya lojistik destek vermeye çalışsa da bugüne kadar yaşanmamış bir şey de oluyor. Çatışmaların arasında kalmış sivillerin ölümlerine, kötü manzaralara rağmen, PKK kitleleri şehirlerdeki savaşına, direnişine ikna edemiyor bir türlü.

En son Kandil'den çaresizlik içinde şöyle bir çağrı bile geldi:

"Gençler ve kadınlar başta olmak üzere halkımız kuşatılan şehirlere ve ilçelere girerek orada direnen halkımızla birlikte direnişi yürütmelidir. Tüm Amed halkı, tüm Cizre halkı, tüm Silopi halkı ayağa kalkıp kuşatılan ve saldırı yapılan mahallelere yürürse bu kuşatmalar kırılabilir, saldırılar boşa çıkarılabilir."

Yine büyük kalabalıklar yürümedi. PKK'nın bedenen yaşlı ama aklen ergen solcu kanadından Duran Kalkan, epey öfkeyle "Hakkarili, Batmanlı gençlerin niye eylem koymadıklarını anlayamadığını, bunu kabul edemediğini" söyledi.

Anlaşılan PKK, askerî olarak zor durumda. Devletin operasyonları işe yarıyor, şehirlerdeki hendek direnişleri de siyaseten ve askerî açıdan başarısızlığa doğru gidiyor. Ama unutmayalım eski bir Genelkurmay Başkanı devletin PKK'yı 7 kez yok ettiğini açıklamıştı. Haklıydı da.

Ama yok olmadı PKK. Askerî yenilgilere rağmen, siyaseten ve ahlaken Kürtler arasında örgütlenmeye yeni kadrolar bulmaya devam etti. Bunu da sağlayan devletin yanlışları oldu.

O yüzden 1994'te hapse atılan DEP'liler 2004'te AB'yle uyum için çıkarıldı. Sonra yeniden Meclis'e girdiler. Bugün kimse de o tutuklamaları savunmuyor. Ama bu tutuklamalarla 10 yıl boyunca PKK'ya "silahtan başka çare mi var" argümanı verildi. Belki bu argümanla binlerce genç daha dağa çıktı.

İşte bu kısır döngüyü kırmadan PKK'yı yenmek mümkün değil. Öcalan'la görüşüp talimat almak, PKK'lıyı tedavi ettirmek, 94'te de bugün de suç. Dokunulmazlık kaldırmaya yeterli suçlar hatta. Bugün HDP'liler için de benzer suçlar bulunabilir.

Ama eğer 20 yıl sonra yine bu suçları bizzat devlet eliyle Kürt siyasetçilere yaptırmak zorunda kalacaksanız saf hukuki ilkesel değil, siyasi bir projeksiyona ihtiyacınız var demektir.

PKK bugün köşeye sıkışmış durumda. İlk defa sadece devlet karşısında değil, esas Kürtler karşısında. PKK'nın peşine takılmış HDP'nin söyleyecek sözü kalmadı.

Yıldıray Oğur/Türkiye

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Katil ise IŞİD üyesi olduğu anlaşılan Nabil Fadli isimli bir cani. Ama "Suudi Arabistan doğumlu olmak" gibi de bir detayı var.

İlginç değil mi? Çünkü günlerdir Suudi Arabistan- İran arasındaki kriz ya da soğuk savaşın sonu ne olur diye tartışıyoruz. Ve şunu: Allah esirgesin, öyle bir ihtimalde bu türden bir sıcak savaş Türkiye'ye ne kaybettirir? Türkiye ne zamana kadar tarafsız kalabilir?

Böyle birkaç eylem daha olsa bizim yerli "barış savaşçıları" ve devlet içine de sinmiş anti Türkiyeciler, her fırsatta "PKK'nın sadece bir kısmının potansiyelini kullandıklarını, hepsini kullanırlarsa ülkenin yangın yerine döneceğini" söyleyip duran Mustafa Karasu ve benzerlerini; "Siz daha Kürt'ü görmediniz, bekleyin hele" diye tehditler savuran PKK yöneticilerini; allayıp pullayıp devletin PKK'nın "barış şantajını" kabul etmesi adına olmadık dolaplar çevirmeye kalkarlar mı? Kalkarlar.

Dahası siz Suud doğumlu bir IŞİD'linin "dünyanın en değerli varlıkları" olan "bazı Batılı turistlerin" ölümüne yol açmış bir terör faaliyetiyle karşı karşıya iken nasıl olup da ipini koparan her teröristin eylem yaptığı bu atmosfere "İran-Rusya-Esad" koalisyonu ile gelindiğini anlatırsınız? Suudi Arabistan daha yakınlarda 43 El Kaide ve IŞİD üyesini infaz etmiş, ne gam. İdam cezasının hakikati ifade etmek için kullanılacak olumlu bir kanıt ya da referans olmadığı, olamayacağı ortada. Buradan da aldınız mı bir yara? Aldınız.

Evinden uzakta, misafir olduğu yerde hayatını yitirenlerin trajedisi, ailelerinin dramı bir yana eylem Türkiye'nin "güvenli ve güvenilir" olma iddiasına karşı bir saldırı niteliğini taşıyor. Zira birtakım zekâ yoksunları hâlâ Türkiye'nin IŞİD'e yardım ettiğinden dem vurup, Google Earth'ten derledikleri kuru gıda taşıyan TIR görüntülerini müthiş belgeler diye servis etmekten haz alsalar da, Türkiye IŞİD için coğrafi uygunluk dolayısıyla en kolay hedef alınacak hazırlop bir düşman.

İran-Rusya-Esad rejiminin ise bölgeyi ele geçirmek için kullandıkları mazeret. Batı'nın Şii milislerin akıttığı kana ve Esad'ın zulmüne sessiz kalma ruhsatı.

ABD'nin mezhepçi, milliyetçi ve fütursuz İran'ı başımıza şah etme politikalarına kafa tutan ya da kendi lehine fiili durum yaratan Türkiye ve Suudi Arabistan gibi aktörleri terbiye etme sopası.

Nihal Bengisu Karaca/Habertürk

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bu tür bombalı eylemlere daha önce Suruç'ta ve sonra da Ankara'da tanık olmamış mıydık? 20 Temmuz 2015'te Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde düzenlenen bombalı intihar saldırısında 34 kişi ölmüş, 100'den fazla kişi de yaralanmıştı. 10 Ekim 2015'te ise Ankara Garı kavşağında patlatılan bombalarla 97 kişi ölmüş, 160 kişi de yaralanmıştı. Sultanahmet'teki bomba ile de dün 10 kişi öldü, 15 kişi de yaralandı.
Bu eylemlerin toplum psikolojine yansıması ise, kesinlikle "Öfke" şeklinde oluyor... Yakın düne kadar teröre "Terör" demeyenlere bile hoşgörü ile yaklaşan kesimlerde önce "Aldatıldık" diye başlayan duygular, sonunda "Bunlar gerçekten hainmiş" yargısına dönüşüyor. Siyaset yerine şiddeti, eleştiri yerine hakareti ve rekabet yerine kavgayı yeğ tutanlara karşı, geniş halk kesimleri devletin yanında yer alıyor...
Bereket devlet ve yönetenler de, bu tehditlere karşı hazırlıklı ve bilinçliler... Türkiye'yi Irak'a ya da Suriye'ye benzetmeye çalışanların karşısında geçmiş deneyimlerden edinilen birikimler ve eskisinden çok daha iyi donatılmış güvenlik güçleri var... Terörü, şiddeti, bombayı siyasetin meşru araçları olarak görenler, her dönemde olduğu gibi bugün de, marjinal gafiller olmaktan öteye gidemeyecekler.
Geçmişte olduğu gibi bugün ve yarın da Türkiye bu tehditleri etkisiz kılacaktır... Ama bu arada kendilerini terörün destekçisi olarak sunmayı demokratlık zanneden kadroların, Türkiye'nin geleceğinde yerleri ve ağırlıkları olmayacaktır. Suriye uyruklu canlı bombalar da, Türkiye uyruklu sözlü ve yazılı bombalar da, bu ülkenin yarına doğru kararlı gidişini durduramazlar.

Mehmet Barlas/Sabah