Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

  • 1
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

Hurafeler ve gerçekler

Son dönemde medyada yaşananlar bağlamında gerçekler ve hurafeler birbirine karışıyor. Fısıltı gazetesi ve sosyal medya bu hurafelerle dolup taşıyor. Bizzat bildiğim ve şahit olduğum hakikatin dışında yalanların havada uçuştuğunu görüyorum.

Geçtiğimiz hafta içi çok değer verdiğim yazar Gülay Göktürk'ün gazetesiyle yolları ayrıldı.Ben şahsen bir Gülay Göktürk okuru olarak üzüldüm. Gülay Hanım hem 28 Şubat darbesinde, hem 27 Nisan olayında, hem AK Parti'ye açılan kapatma davasında, hem de 17-25 Aralık darbe teşebbüsleri sürecinde demokrasinin ve meşruiyetin tarafında saf tutmuş gerçek bir entelektüel. O zor günlerde tıpkı Etyen Mahçupyangibi cemaatin bir gazetesinde yazdığı halde paralel yapıya karşı sert tavır alabilmiş bir cesur yürek. 17-25 Aralık sürecinde paralel çetenin darbeyle devirip hapse sokmak istediği Recep Tayyip Erdoğan'ın yanında dimdik durmuş bir aydın.

İşte böyle bir kalem olan Gülay Göktürk'ü Tayyip Erdoğan'ın ve Erdoğan'a çok yakın olan Serhat Albayrak'ın kovdurduğu gibi tamamen yalan ve iftira laflar yayıldı geçtiğimiz birkaç gün içinde. Bu şekilde kimilerinin Gülay Hanım'ı da yanlış enformasyonla etkilemeye çalıştıklarını biliyorum. Maalesef bazı gazeteci meslektaşlarımız arasında Erdoğan takıntısının yanında çok ciddi bir Berat ve Serhat Albayrak takıntısı oluşmaya başladı. Daha önce de alakasız olaylara Berat ve Serhat Albayrak'ın ismini karıştırarak kendilerine pozisyon almışlardı.O dönemde bir şey yazmamayı tercih etmiştim ama artık bu son olay bardağı taşırdı.Zira yapılan kara propagandanın tam aksi bir durum söz konusu. Bırakın kovdurmayı, Gülay Göktürk'e sahip çıkan isim Serhat Albayrak. Bildiğiniz gibi, Albayrak Turkuvaz medya grubununCEO'su ve bu medya grubu Cumhurbaşkanı Erdoğan'a tartışmasız en yakın grup. Albayrak da Türk medyasında Cumhurbaşkanı'na en yakın isim.

Birkaç gün önce bu medya grubunun hem televizyon hem gazete ayağından Gülay Göktürk'e iş teklifi gitti ve Göktürk bu grupta çalışmaya davet edildi. Buna rağmen hâlâ bu yalanlar nasıl söylenebiliyor ve iftiralar atılabiliyor anlamıyorum. Hem Recep Tayyip Erdoğan'la hem de Erdoğan'ın ailesiyle ilgili yorumlar ve eleştiriler yapılırken objektif gerçeklere dayanma ilkesini rafa kaldırmak belli çevrelerde kural haline mi geldi?

Öte yandan, Gülay Hanım'ın birkaç ay öncesinden artık yazmaya ve TV'de program yapmaya son verip emekli olmak ve keyif yapmak istediğini biliyorum. Fakat ben bir okuru ve izleyicisi olarak yazmaya ve konuşmaya devam etmesini ve Serhat Albayrak'ın teklifini kabul etmesini çok isterim. Gülay Hanım'ın olmadığı bir Türk medyası eksik kalacaktır.

Nagehan Alçı/Milliyet

  • 2
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

KILIÇDAROĞLU'NUN SEVİYESİZ ÜSLUBU VE ÇİRKİNLEŞEN ERDOĞAN TAKINTISI!

Mayıs 2010'da Kemal Kılıçdaroğlu'nu CHP'nin başına getiren olağanüstü kurultayla, Ocak 2016'daki olağan kurultay arasında da "temel takıntının devam ettiğini" gözlemledik. 5.5 yıl önce Kılıçdaroğlu'na, Erdoğan'ı hedef alması gerektiğini söyleyen üst akıl, "Recep Bey, Recep Bey" diye imalı ve aşağılayıcı üslup benimsemesini önermişti. 5.5 yıl sonra Kılıçdaroğlu'nun geldiği nokta, halkın seçtiği Cumhurbaşkanı'na yönelik seviyesiz üslubun tekrarı oldu. Namus ve şeref kavramlarını kendi ucuz siyasetine malzeme yapan CHP lideri, halkın tercihleri ile kavga edercesine "diktatör bozuntusu!" yakıştırmasında bulunarak yerinde saydığını tescil etti. 5.5 yılda CHP'yi yüzde 25 bandına çakan Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin devam eden güçlü tek başına iktidarı ile halkın adamı Cumhurbaşkanı gerçeği ile bir türlü yüzleşemedi. Kurultay'da, doğrudan Cumhurbaşkanı'na yüklenmesinin arka planında, 7 Haziran'da ucundan tuttuğu koalisyon iktidarını kaybetmenin bilinç altı hırçınlığı da vardı.
CHP Kurultayı'nın ilk günü, "Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı tamam, biz ikinci güne yani Parti Meclisi'ndeki iç iktidara ağırlığımızı koyalım" havasında geçti. Peki ama neden? "Sistem, yüzde 25'lik oy patinajına rağmen niçin Kılıçdaroğlu'nu CHP'nin başında tutmayı sürdürüyor?" Bunu, 7 Haziran Seçimleri'nde bir kısım Alevi oyları ile ayrılıkçı Kürt hareketini ortak paydada buluşturmayı deneyen dinamiklerde aramak gerek. Alevi yurttaşlar bu ülkenin asli unsuru. Kılıçdaroğlu da her şeye rağmen blok oy profilini yörüngede tutabildiği için hâlâ orada!

Okan Müderisoğlu/Sabah

  • 3
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

SIĞINACAKLARI İKİ ÖRGÜT KALDI: PKK VE FETÖ

Kendi mahallelerinde halktan kopuk ve akademiyanın ya da medya patronlarının güvenli kuvözlerinde yaşarlar. Toplumun kendi iç dinamikleri ve sağduyusu ile değil, uzmanların mürebbiyeliği ve mühendislikleri ile tekamül edeceğine içten inanırlar. Bu aslında bildik jakoben/aydınlanmacı tutumdur.
Bu nedenle, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti'nin vasileri reddederek ilerlemesi, başarılı olması, bu kastın (sınıfın) gündem ve politika belirleyici vasfını kaybetmesi ciddi bir bunalım doğurdu. Öyle ki, bu halk hareketinin karşısında en diri duran iki örgüte sarılmak durumunda kaldılar. PKK ve FETÖ...
Tabii, konjonktürel olarak ortaya çıkan diğer aktörler, yani Esed, Putin, Sisi, Merkel, İsrail ve İran da onlara çok sevimli geldi. Merkel ve İsrail pozisyon değiştirince onlara da çok kızdılar.
Küresel boyutta ise, aydının rolü ve gücünde önemli değişimler oluyordu. Artık Olimpos'tan ölümlülere buyuran tanrı aydın devri kapanıyor, asistan aydın tipolojisi ortaya çıkıyordu. Bilgi tekeli kırılmış, enformasyon, ulaşım ve internet devrimleri tüm kurumları değişime zorluyordu. Gündelik hayatın içinde gezinen, halkın içinde olan, özellikle sosyal bilimlerde sekülerleşme tezinin çöküşü ile daha geniş bir evreni kucaklamak durumunda kalan entelektüel süreci nefretle karşılayan eski aydınlar, bugün o eski parlak günleri, Gezi'de, PKK'nın devrimci şiddetinde arıyorlar. Böyle bir kepazeliği kendi ülkelerinde yapamayacak olan Chomsky ve Zizek gibileri de bir zaman makinesine binerek bir tutam teselli peşindeler.
Ama en nihayetinde son iki bildiri, ilk defa bu jiletçi aydınların halkla bu kadar keskin bir şekilde karşı karşıya gelmelerine yol açtı. Bu duruma seppuku demem bundan. Bu bildiğiniz gibi Japon kültüründe olan bir intihar şekli. Onuru zedelenen kişi hayatına bu şekilde son veriyor. Gençlerini bilemem ama, bu listenin ak saçlı isimleri Erdoğan döneminde onurlarını yitirdiklerini hissediyorlar. Bu davranışlarının bir nedeni ideolojik köhnelik ise, diğeri eli çok yükselterek oyuna muhteşem bir dönüş yapmak, olmuyorsa da her şeyi kaybetmek.
Acı olan, aslında her zaman iktidarın yanında olmaları ve bunu muhalif bir tavır olarak yutturabilmeleriydi. Ama artık uyandık. İlk kez kendilerini halka bu kadar açık ettiler. Üstelik kayırdıkları PKK'nın çocuk katliamı ile oldu bu. Hazin bi final...

Markar Esayan/Yeni Şafak

  • 4
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

BU DÜZEYSİZLİK SANA YAKIŞMADI KEMAL BEY!

Kürsüye çıktı ve salı günkü grup toplantılarını aşmayan, hatta tekrar eden bir konuşma yaptı. Baştan sona, bildik ve sıradan bir konuşma... Salonun içinde dolaşırken rastladığım ve siyaset kaygısı taşıyan eski yeni CHP'lilerle konuştum. Birçoğu kaygılıydı. Tecrübeli bir CHP'li şöyle diyordu:
"Yeni yol gösterici hiçbir şey yok. Yine nefessiz kaldık"
Kılıçdaroğlu, kürsüde ağırlıkla 93 yıllık partinin yanlış anlaşılmasından yakınıp durdu. Siyaset üretmesi gereken kurultayda, uzun uzun CHP'ye yöneltilen eleştirilere cevap verdi. Onun üzerinden kendisini anlatmaya çalıştı.
Ve işi ilginç bir noktaya taşıdı:
"Vatandaşlarıma sesleniyorum. CHP'yle ilgili ne şikayetleriniz varsa bizzat beni arayın, bana yazın. Sizin her sorunuza cevap vereceğim..."
Sık sık bunu dile getirmesi hayra alamet değildi. Acaba yakında CHP Genel Merkezi'nde yeni bir hat, "Alo... Kemal Bey..." hattı mı açılacaktı. Bakalım bu yöntemle halk CHP'yi anlayacak mı? Onu da bir dahaki kurultayda göreceğiz.
Aslında Kılıçdaroğlu, niçin halkı kazanamadığının cevabını da yüzde 52 oy alan cumhurbaşkanına yönelik düzeysiz konuşmasıyla verdi. Dinlerken, ülkemizde siyaset düzeyinin bu kadar aşağı çekilmesine üzüldüm. Bu düzeysiz siyaset dili CHP gibi köklü bir parti başkanının ağzından dökülmemeliydi. Kılıçdaroğlu bunu hep yapıyor. Bir yandan kutuplaşmadan şikayet ediyor öte yandan kitlesini kutuplaştıracak bir söylem tutturuyor. Olmadı Kemal Bey...
Kaset operasyonuyla parti başkanlığına geldiğin biliniyor. Siyaseten hiçbir başarın yok. 6 yıldır da bir arpa boyu yol alamadın ve hala halkla ilişki kurmakta zorlanıyorsun. Oysa cumhurbaşkanı Erdoğan girdiği her seçimi kazanan ve yüzde 52'yle cumhurbaşkanı olan bir siyasetçi... En azından halkın tercihine saygılı olmak adına cumhurbaşkanına bu tarzda haksız ithamda bulunmak kimseye bir şey kazandırmaz. Bu sizin sıkıştığınızı gösteriyor.Terörü savunacak kadar savrulmanız da, cumhurbaşkanına saldırmanız da bu düzeysizliğinizin bir sonucu... Halk sizin bu tavrınızı görüyor ve o yüzden iktidar yapmıyor.
CHP'liler önce bu zihniyetle yüzleşmeli...

Mahmut Övür/Sabah

  • 5
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

BUNLAR HAİN DEĞİL RESMEN DÜŞMAN!

Artık Tahran'dan yönetildiğinden hiç şüphe duymadığım Cumhuriyet Gazetesi, teröre destek bildirisini ön sayfadan yayınlayıp altına da imza koymuş..

Neden bu kadar beklediklerini anlamamıştım. Bu kadar millet-memleket düşmanlığı yaptıkları bir ortamda bir bildirgenin lafı mı olur?..

Değerli dostlar, bu adamlar böyle.. Gözleri dönmüş.. Hükümet ve Erdoğan karşıtlığı bu adamları, ne yapacaklarını bilemez hale getirmiş durumda..

Kim varsa Erdoğan'ın karşısında bu kesimle kolkola..

Bakın 'millet-memleket düşmanları' ifadesini bilerek kullandım. Bazıları ısarla 'hain' ya da 'ihanet içinde' falan demeyi tercih ediyor.

Ben bu tanımlamaya katılmıyorum. 'Hain' dediğiniz adam, sizin içinizden biridir. Size aittir. Bu topraklara aittir. İhanet ettiği zaman hayal kırıklığına uğradığınız kişidir hain.

Bu adamlar hain falan değil, düpedüz düşman... Hain içeridedir. Bu adamların baskı tesisleri ve haber merkezi dışında, bu topraklarda hiç bir şeyi yok.

Daha dün Türkiye'yi başyazıyla İtalya'ya şikayet etmiş bir gazeteden söz ediyoruz. Demem o ki, 1128'liklerin bildirisine imza atan bu gazetenin de aralarında olduğu bebek katillerinin hamisi kim varsa, o bu ülkenin düşmanıdır. Karşısındadır. İçerdeyken ihanet etmemiştir yani. Biz yanlış anlamışız sadece.

Ersoy Dede/Star

  • 6
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

ERDOĞAN ŞİMDİ KILIÇDAROĞLU'NA CEVAP VERSE TARAFSIZLIĞINI YİTİRMİŞ Mİ OLACAK?

Kılıçdaroğlu'nun ve Cumhuriyetle yaşıt partisinin yarım A4 kâğıdından ibaret demokrasi pratiklerini ezberledik. Dolayısıyla "Açık oy gizli sayım ilkesi" ve "muhaliflere propagandasız seçim" gibi ilkleri ülkeye armağan eden CHP'nin genel başkanının"diktatör" derken kimleri kastedemediğini biliyoruz. Onun için diktatör cumhurbaşkanlığı seçimlerine de tek aday olarak girip yine de ülkeyi kaybetmeyi başaran siyasi büyükleri değil, halk desteğiyle iktidarı alan demokratlar.
Haklısınız üzerine çok da söz söylemeye gerek yok. Ne var ki Kabotaj Bayramı'nda bile mikrofon görünce Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ağır hakaretler eden ana muhalefet liderine ne söyleseler az olacak birileri var. Evet, tüm AK Parti yönetimi ve tabii ki Sayın Başbakan'dan bahsediyorum.
Kalkıp kendisi ve ailesi hakkında hakaretler duyan Cumhurbaşkanı bizzat cevap verse ki sonuna kadar hakkıdır, başlıyor bir tarafsızlık tartışması.
Bu durumda görev kime düşüyor? Elbette ki Davutoğlu'na. Zira tarafsızlık Cumhurbaşkanı'nı bağlıyor, AK Parti'nin ve Davutoğlu'nun böyle bir yükümlülükleri yok. Ama ne gariptir ki son dönemde bir kısım medyanın telkinleriyle sanki anayasada AK Parti'nin Cumhurbaşkanı'na karşı tarafsız olmasını gerektiren bir madde varmış havası oluşturuldu.
Bu atmosferde kuşkusuz, 7 Haziran sonrası Doğan medyası ile senkronize şekilde "CHP ile koalisyon yapılmazsa AK Parti biter" diye ortalığı ayağa kaldıranların etkisi büyük. Sahi hiç düşündünüz mü bu gargaracıların istediği olsa ve Cumhurbaşkanı'nın 1 Kasım seçimlerine gidelim teklifi kabul edilmese, şimdi elimizde nasıl nur topu gibi bir krizimiz olacaktı?

Melih Altınok/Sabah

  • 7
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

CHP İHANET BİLDİRİSİNE İMZA ATARAK YİNE ŞAŞIRTMADI

Böyle sıkıntılı bir süreçte, birlik ve beraberlik en hayati duruş olmalı iken, CHP ne yapıyor? Karanlık aydınlar bildirgesi yayınlandıktan sonra, 'Bu işin arkasında CHP olacak mı acaba' diye düşünüyordum. Yanılmadım. Karanlık Aydınlar'a Aziz Milletin tepkisi dalga dalga yayılırken, bildirgedeki HAİNLİK içeren cümlelere nefret artarken, CHP destek verdi.Üzüntü duyduk ama tesadüf değildi. Karanlık Aydınlar bildirgesine bırakın imza atmayı, PKK'ya destek çıkan, birlik ve beraberliğimize bomba koyan cümleleri bile düşünmek, tek başına HAİNLİK BELGESİ özelliği taşırken, CHP'nin karanlık adamlara sahip çıkması, şaşırtıcı olmadı.
Konuşan CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin. Karanlık Aydınlar'a 'selam' mesajını açıklarken, yanımda bulunan bazı dostlarımın ağzından, 'CHP'nin neden oy alamadığına bundan daha iyi bir örnek olamaz' sözleri dökülüyordu.
CHP şaşırtmadı. Gürsel Tekin'in açıklamayı yaparken, iç dünyasında rahatsız olup olmadığını merak ediyorum.
Karanlık Aydınlara kucak açan, bağrını siper eden CHP sözcüsünün sözlerini lütfen tekrar tekrar okuyunuz: CHP, Karanlık Aydınlar'ın, bölücü, kan emici, yabancı servislerin taşeronu, Kürt kardeşlerimizin de katilleri PKK-KCK' ya tek laf etmemesini kınayacakları yerde, savcılardan hukuksuz soruşturma, gözaltına alma ve görevden uzaklaştırmaların derhal son bulmasını talep ediyoruz"diyebiliyor.
Sözde, 'Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi'nin açıklaması üzerine, yargının ve bazı üniversite yönetimlerinin harekete geçmesi Türkiye demokrasisine yeni bir leke düşürmüş! CHP sözcüsüne göre, HAİNLİK BELGESİ soruşturması, demokrasi dışı rejimlerde rastlanan, düşünceyi açıklama özgürlüğü ve bağımsız yargıyı hedef alan operasyonmuş, hukuksuz, kabul edilemez ve son derece tehlikeli buluyorlarmış!

Bülent Erandaç/Takvim