Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

    Giriş Tarihi: 19.01.2016 09:38 Güncelleme Tarihi: 19.01.2016 14:28
    • Daha düne kadar Demirtaş'a aşklarıyla etraflarında "ayy ne eksantrik ve demokrat insan!" havasını yükselttikçe yükselten Nişantaşı prens ve prensesleri (!) şimdi arkalarına bakmadan HDP'den uzaklaşmak üzereler. PKK'nın terör örgütü olduğunu hendek stratejisi çıkmaza düşünce fark ettiler.
      Paralel yapıyla ilişkileri de aynı. Sorarsan, "Paralel yapıya hayatları boyunca karşı olmuş"larmış! Sanki her çağrıldığında desteğe giden, paralel tv kanallarında program yapan onlar değilmiş gibi...
      Bu nasıl bir unutkanlıktır! Nasıl pervasız bir pişkinliktir! Hele bu tayfadan öyleleri var ki, sosyal medyada her Allah'ın günü Türkiye'nin yandığını, bittiğini yazıp takipçilerini endişeden endişeye sürüklemekten zevk duyuyorlar. Peki kendi yaşamlarında nasıl bu adamlar diye soracak olursanız, söylemekten utanıyorum: Sürekli vur patlasın, çal oynasın haldeler.
      Biliyorum, âlemi sersem sanıp kendi zekâlarını yere göğe koyamayan bu tiplere öfkeleniyoruz. Buna değerler mi, emin değilim.
      Çünkü bir siyasal tutumdan çok, sınıfsal bir ruh hastalığıyla karşı karşıyayız. Zeytinyağı gibi hep üste çıkmaya alıştırılmışlar, pişmanlık ve sıkılma nedir bilmiyorlar.
      Alabildiğine benmerkezci bir sosyal sınıftan söz ediyoruz nihayetinde. Bence asıl tatsız olan, bu hastalığın başka medyatik çevrelere de yayılması ihtimalidir.
      Emareleri var! Bazılarının 1 Kasım'dan önceki ezik ve uzlaşmacı hallerini hatırlıyorum; bir de 2 Kasım'da hepsini aniden unutup keskin tavırlar takınmalarına bakıyorum da... Şaşkınlıktan ağzım açık kalıyor.

      Haşmet Babaoğlu/Sabah