Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 7
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

MUSTAFA KOÇ'UN VEFATINA HERKES ÜZÜLDÜ ÇÜNKÜ…

Bir ülkede yatırımcı olmanın, istihdam yaratmanın, üretileni dünyaya satmanın ne kadar önemli ve değerli olduğunu insan sonradan öğreniyor. Başka şeyleri de...

Rahmetli Vehbi Koç ismini daha lise yıllarında solla ilk tanıştığım dönemde öğrendim. Bizim gözümüzde büyük olasılıkla da Erol Toy'un "İmparator" kitabındaki tanımıyla"komprador burjuvazi"ydi. O kitap Yeşilçamvari "düşmanlaştıran" bir iş adamı portresi çizmişti... Hayatın garip cilvesi bu ya, aynı dönemde liseyi burslu okuma sınavına girmiş ve ayda sanıyorum 100-150 lira gibi bir burs kazanmıştım. Benim okumama o burs vesile oldu. Bursu vereni de yıllar sonra öğrendim; rahmetli Vehbi Koç'tu...

Yıllar sonra bir şey daha öğrendim; 2008'de bir televizyonun kuruluşunda yer alınca, 100 kişiye istihdam yaratmanın, çalışanların her ay evine maaş götürmesinin ne kadar zor ve anlamlı olduğunu. O günden sonra bir kişiye bile istihdam sağlayana daha çok saygı duydum.
Koç Grubu, bu anlamda önemli bir kurumdu. Son dönemde Mustafa Koç'un öncülüğünde koruma duvarlarının arkasına sığınan yapıdan sıyrılmış, küresel dünyaya uyum sağlayan, daha rekabetçi yapısıyla Türkiye'nin öncü sanayici grubu olmuştu. Bu da daha fazla iş ve aş demekti.
Kurumsallaşan Koç Grubu, sadece sanayi alanında değil, eğitim, kültür ve sanata katkılarıyla da ülkenin gelişmesinde önemli rol oynadı.

Grubun, destek verdiğim "Meslek Lisesi, Memleket Meselesi" kampanyası ise önemsediğim önemli bir çabaydı.

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç'un erken ölümü tam da bu saydıklarım yüzünden sadece ailesini, yakınlarını değil, binlerce çalışanını ve bu ülke insanını derinden üzdü. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine, çalışanlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

  • 2
  • 7
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

ASLINDA DÜNYALI DEĞİLİZ MİSAFİRİZ

Dünya hayatı eksiktir, ölüm tamamlar. Eh, misafir evine yayılmaya çalışanların oldum olası itici görünmesine şaşmamak gerek.

Modern hayat türlü çeşitli sarhoşluklarla şu "derin bilgi"yi zihnimizden silmeye çalışıyor: Ne kadar sevilirsek sevilelim, ihtiyacımıza yetmez. Ne kadar seversek sevelim, tam karşılığını bulmaz. Zamanı ne kadar kovalarsak kovalayalım, bizden önde koşar. Ve her başarı, başarılamayan ne çok şey olduğunu hatırlatır. Yani öyle ya da böyle hep eksiğiz, buralı değiliz, gelip geçeceğiz.

Eksiklikle sürekli kavga etmek (yedi sülalene yetecek kadar zengin olma çabası, vb.) veboşluğu tıka basa doldurmaya çabalamak ( "gayb"ı ortadan kaldıracak kadar ideolojik bakış, vb.) insanın felaketidir.

Bir tanıdığım var. Çevresi el üstünde tutuyor onu. Pırıl pırıl gülümsemesine aldanmamalı, kapkaranlık bir tatminsizlik içinde yüzüyor. Çünkü on parmak yetmiyor ona, daha fazla parmağı olsun istiyor. Şimdi ona Kuzey Amerika yerlilerinin savaşçı olmaya geçiş töreninde bir parmaklarını dipten kesip "Varlıkların varlığı"na kurban ettiklerini anlatsam, anlar mı? Schuon, "on sayısı halkayı tamamlar ve bu kabul edilemez" der. Zekatını(borcunu, kefaretini) vermeden kazanmak arzusu modern insana özgü bir arsızlık ve nihayetinde apaçık bir yenilgidir.
Hayatı tıka basa doldurma arzusu ile mutlak güvenlik arayışı kardeştir. İmkansız hükümdarlık. İkiz sapkınlık.

Daha geniş bir ev, daha da geniş bir ev gerek... Pencere yetmez, balkon asla, bahçe çok küçük. Daha, daha geniş olsunlar... Neden? Çünkü içi daralıyor ve çareyi böyle bulacağını sanıyor. Yola çıkıyor, durmadan yola çıkıyor. Gittikçe "gideceğini" sanıyor. Biraz daha, daha daha ileriye... Çünkü ruhunun çoktan kaskatı kesildiği, yolunu kaybettiği gerçeğiyle yüzleşmekten kaçıyor. Herkes "güvenli bir ilişki" peşinde. Ve tabii bu bakımdan birbirlerine hiç güvenmiyorlar.

  • 3
  • 7
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

BİDEN OKULU BOMBALANAN ÇOCUKLARLA DA KONUŞTU MU?

Şu Amerikan diplomatik misyonuna bakın siz. Kimlerle buluşturmuş-konuşturmuş ABD Başkan Yardımcısını? Türkiye'yi bunlar temsil ediyor değil mi!? Bir de Cizre'ye hendek kazanlarla buluştursaydı değil mi? Ne de olsa hendek kazmanın mantığını da anlatırlardı Başkan Yardımcısına.

Düşünüyor musunuz, şimdi Biden dinledi o kendi ülke yönetimini jurnal eden vatandaşları, gidecek Amerika'ya, başkan Obama'ya "Ben Türkiye'yi dinledim" diyecek!

- Kimi dinledin?

- Kadri Gürsel'i, Aslı Aydıntaşbaş'ı, Ceyda Karan'ı...

- Helal olsun, aferin sana, sen bütün Türkiye'yi dinlemişsin arkadaş, nasıl başardın bunu? Şu Amerikan diplomatik misyonuna bakın siz. Türkiye'yi bildirici akademisyenlerden ibaret sanıyor.

Üstelik, Türkiye gerçeğini de bildirici akademisyenlerin yazdıklarından ibaret sanıyor. "Devlet Kürtlere ve bölge halklarına katliam uyguluyor, bilinçli sürgün gerçekleştiriyor!"

Amerika bunu mu görecek "Türkiye gerçeği" adına? Demek ki boşuna değil Amerika'nın İslam coğrafyası dendiğinde çuvallıyor olması. Demek ki bu yüzden biz Şırnak'ta bir hendekte Amerikan yapımı insansız hava aracının parçalarını buluyoruz. Demek ki bu yüzden Amerika, "PKK'yı terör örgütü olarak nitelerken onun cellat başlarının yönlendirdiği PYD'ye farklı muamele yapma çelişkisi"ni dengeli politika olarak görebiliyor. Amerikan diplomatik misyonu, Türkiye halkının teröre lanet okuyan çok çok büyük çoğunluğunu ıskalamayı diplomasi zannediyorsa çıldırmış demektir.

Karne günü PKK okul bombaladı. Biraz basiret olsaydı Amerikan diplomatik misyonunda, Biden'ı bu okulu bombalanan çocuklardan birisi ile buluştururdu. Ya da hastaneye götürülürken ambulansı kurşunlanan bir Cizreli ile... Ne bileyim ben, PKK terörüne boyun eğmeyip memleketinden göç etmek zorunda kalan Kürtlerle... Eşi Sur'da Kanas'la vurulan bir güvenlik görevlisinin eşi ile, onun babasının cenazesi ardından yaşlı gözlerle bakan bir çocuğu ile...

  • 4
  • 7
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

BİDEN NEYİN PEŞİNDE?

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, İstanbul'da bazı görüşmeler yaptı. Ama görüştükleri isimlerin tamamına yakını, benzer tornadan çıkmış gibiydi. Sanki özel bir çaba sonucu cımbızla çekip çıkarılmış, seçilmişti.
Biden, bu görüşmelerde Akademisyenler Bildirisi'ne destek verip, süslü laflar etti:
-Basın ve ifade özgürlüğü, yalnızca Amerikan değerleri değil, tüm insanların ortak değerleridir.
"Dur bir dakika" diyen olmadı.
Kimse Biden'e, "Bizimle dalga mı geçiyorsun sen?" hatırlatmasında bulunmadı:
-Hatırlar mısın?11 Eylül saldırısından sonra Amerika'da 600 civarında akademisyen, devleti suçlamıştı. Sizin senatonuzun aldığı özel bir kararla hepsi FBI tarafından teker teker sorgulanmıştı.
Ve sormadı:
-Karar parlamentodan alınınca sergilenen tavır demokratik, yargı tarafından yapılınca antidemokratik mi oluyor? Biden, Silivri Cezaevi'ndeki Can Dündar'ın ailesi ile de görüştü. Dündar'ın oğluna "Senin cesur bir baban var" dedi:
-Onunla gurur duy.
Yine bir Allah'ın kulu kalkıp kendisine hatırlatmada bulunmadı:
-Madem devletin gizli belgelerini yayınlamak bir cesaret göstergesidir, WikiLeaks belgeleri için neden aynı tavrı göstermediniz? Niçin Assange hakkında tutuklama kararı çıkardınız?
Evet, bunların hiç biri sorulmadı. Görüşmeye gidenler arasında soracak isim yoktu. Çünkü, hepsi özel seçilmişti!
* * *
Durum bu olunca, Biden hızını alamayıp, süslü laflar etmeye devam etti:
-Bütün ülkelere eleştirebilmenin, özgürce nefes almak kadar önemli olduğunu anlatmaya devam edeceğiz.
Hadi oradan…
Terör örgütüne destek vermek ifade özgürlüğü ise, Amerika'da biri çıksın El Kaide ya da DAEŞ'e methiyeler düzsün de boyunuzu bir görelim! Karşısında el pençe divan duranların sormadıklarını bari Biden'a biz soralım:
-Siz daha geçenlerde okuluna proje götüren bir lise öğrencisini "Arap görünümlü" diye gözaltına almadınız mı?
-Ebu Gureyb'de suçsuz insanlara elektrik verip, üzerlerine işemek de bir ifade özgürlüğü gösterisi mi?
-PKK'ya o insansız hava aracı, özgürce eleştiri yapabilmesi için mi ABD tarafından verildi?
-CIA'nın yıllar boyunca Başkan kararları ile yaptığı infazlar, ABD'nin ifade özgürlüğü anlayışının dışa vurumu mu?
- Amerika, terör örgütü kurmak, kullanmak, sonra da onlara savaş açmak gibi faaliyetleri, eleştiri ve ifade özgürlüğü çerçevesinde mi değerlendiriyor?

  • 5
  • 7
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

EY MUHAFAZAKAR, BİRİNCİ VAZİFEN…

Erbakan Hoca'nın yetiştirdiği yeni nesil siyasiler, Erdoğan gibi, bu süreçlerde artık olgunlaşmış, dünya konjonktürü ABD/SSCB ikili sert yapısını kaybetmiş, iletişim devrimi gerçekleşmiş, ülkedeki elit bürokrasinin ise otoritesi yıpranmıştı. Hadi sosyoloji terminolojisiyle ifade edelim: Devrimci durum ortaya çıkmıştı.

28 Şubat ile bunu önlemeye çalıştılar. Taşrada Anadolu Kaplanları ile devletten bağımsız orta sınıflaşan, dünya ile bağ kuran kitlelerin önünde sonunda siyasi aktör de çıkaracağını öngörmüşler, haklı olarak 28 Şubat'ta aslında bu orta sınıfa saldırmışlardı. Bu kafa mühendislikle çalıştığı için, muhtemelen seksenlerde, muhafazakar kesimi dönüştürmek için Erbakan şeytanlaştırılırken, Gülen hareketi güçlendiriliyordu. Muhafazakar kesimden çıkacak sermayedarlar, STK gönüllüleri, zeki, yetenekli gençler bu cemaat içinde dönüştürülecek, yorgun beyaz Türk oligarşisine monte edilecek, bir yüzyıl daha Türkiye böyle kontrol edilmiş olacaktı.

Milli Görüş okulunun en önemli üç başarısı, 1) Şiddeti dışlamış olması,2) Kimlik inşasının önünü açması, 3) Müntesiplerini milli ve yerli tutup, onu mühendisliklerden korumasıydı. Milli Görüş'teki yenilikçi/gelenekselci ayrışmasını, yaşanan çatışmaları ihmal ediniz; bu asıl hikayede bir teferruattır.

Son 14 yılı ise tekrar anlatmayacağım. Neyin nasıl geliştiğini yakından gördük ve yaşadık. Lakin, Erdoğan döneminin en önemli kazanımı, muhafazakarları, kendileri kalarak dünyaya açması, Milli Görüş'ten Soğuk Savaş konseptinin statükolarını sökmesi, hak mücadelesine şiddeti sokmamayı sürdürürken, İran, Mısır etkilerini aşarak özgün bir politik pratik sergilemesi, bunun da dışında, yüzde maksimum 20'lere çıkabilecek Milli Görüş çizgisini bu devrimle çeşitli, farklı muhafazakar kesimlere açarak onu merkez aktör durumuna getirmesidir. Bugün Hıristiyan Demokrat bir Ermeni de, bir Kürt de, bir Özalcı veya bir liberal Müslüman da kendisine bu harekette görebilmektedir.

Peki kimliğe ne oldu? Mühendislikler ne alemde? AK Parti hala gelip geçici bir politik süreci mi temsil ediyor, yoksa politik, kültürel bir kalıcı/özgün kimlik oluşturabildi mi?

  • 6
  • 7
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

BAKKALLIKTAN TÜRKİYE ZİRVESİNE; KOÇ GRUBU

Koçlar bu ülkenin hem övgü hem yergi olarak en çok konuşulan ailesi olmuşlardır hep.Bu da çok normaldir, zira bu ülkenin en güçlü, en çok merak edilen ailesinden bahsediyoruz. Mustafa Koç'un vefatı bana bir kez daha Vehbi Koç'tan başlayan ve bir anlamda Türkiye'nin tarihine paralel giden öyküyü hatırlattı. Vehbi Bey'in hayatı uzun, çok dönemeçli ve çok ilginç bir hayattı. Benim gözümden bu uzun yolculuğu kendine özgü yapan birkaç noktayı yazmak isterim...

Ne istediğini bilmek ve inat etmek: 1910'ların Ankara'sında zar zor geçinen bir ailenin küçük çocuğu Vehbi, zengin gayrimüslimlere bakıp 'Onlara öyle imreniyordum ki Allah'ım bana da ver, derdim. Onlar gibi olmak için işe atılmam ve işe atılmak için okulu bırakmam gerekiyordu' der yıllar sonra Mehmet Ali Birand'a. Orta 2'de okulu bırakır ve çok net koyduğu hedefine, para kazanmaya doğru yürümeye başlar. Babasıyla 1917'de bakkal dükkânı açar.

İkinci dönüm noktası: Numune Hastanesi'yle birlikte açılan işler 2. Dünya Savaşı'nda sıkıntıya girmiştir. Koç, Almanya ile iş yaptığı için ABD ve İngiltere onu kara listeye alır.O sıralarda Nazilerden kaçan Yahudileri Filistin'e götürmek üzere Romanya'dan çıkan Struma gemisi Sarayburnu'nda beklemeye başlar. İçinde yüzlerce kadın, çocuk, yaşlı... Ancak içlerinden bir ailenin kaderini Vehbi Koç değiştirir. Bu aile Mobil'in Romanya temsilcisidir. Ankara'da Mobil bayii olan Vehbi Bey dönemin İçişleri Bakanı'na kadar çıkar ve o aileyi kurtarır. Bunun üzerine İngiltere ve ABD'den her istediği adeta yağmaya başlar... Geminin geri kalanının kaderini biliyorsunuz, bombalanarak sular altında kalırlar...

Tüccarlıktan sanayiciliğe: 2. Dünya Savaşı'ndan sonra geleceğin ABD'de olduğunu görüp tek kelime İngilizce bilmeden New York'un yolunu tutar. 55 gün süren seyahatinde General Electric'in üst düzey isimlerine ulaşıp onları bir ampul fabrikası kurmaya ikna etmeye çalışır. 48'de fabrikanın temeli atılır.

50'lerde büyüme: Koç Ford üretmeyi kafaya koyar. Bayileri arasında yapılan yarışmayı kazanıp dönemin başbakanı Adnan Menderes'ten de bir referans mektubu alarak ABD'ye gider. 2 ay ABD'de kalır ve dönüşte Ford'un teknik yardımı ile Anadolüretimi başlar. Gerçi CHP üyesi olduğu için zaman zaman baskı görür ama esas yatırımlarını DP döneminde yapar.

Holdingleşme: 1963'te Türk özel sektörünün ilk holdingi kurulur. 73'te holding halka açılır. Ardından vakıf gelir ve eğitim ile nüfus planlama üzerine çalışmalar başlar.

Ve devir teslim: 1984'te görevini oğlu Rahmi Koç'a devreder.

Vehbi Koç 25 Şubat 96'da, hayatı boyunca günde 16 saat çalışmış ve geriye Türkiye'nin en büyük holdingini bırakmış olmanın gururuyla vefat etti. Rahmi Koç dönemi de önemli adımların atıldığı, başka bir yazı konusu olabilecek bir dönemdir. Ardından Mustafa Koç 2003'te holdingin başına geçti ve 13 yılda şirketin istihdamını iki katına çıkarıp, dev yatırımlar yaptı.

  • 7
  • 7
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

MUSTAFA KOÇ'UN BEYİN TAKIMI VE KOÇ HOLDİNG'İN GELECEĞİ

Koç Holding'de Mustafa Koç'un kapısı herkese açıktı. Öyle ki özel ya da iş, bir şekilde Mustafa Koç ile konuşmak isteyen herkes bu amacına zorlanmadan ulaşıyordu. Duvarları olmayan, hiyerarşik bir hava yaratmaktan hoşlanmayan 'iyi' insandı Mustafa Koç. Holding merkezi Nakkaştepe'de grup başkanları hep birlikte Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç'a uğrayıp baş sağlığı dileğinde bulunmuşlar. O toplantı grup başkanları için ama en çok da büyük acı yaşayan Rahmi Koç için çok zor geçmiş.
Holding, geçen yıl emekliye ayrılan CEO Turgay Durak'ın yerine önce Koçtaş'ı başarıyla yöneten ve bu arada Mustafa Koç ile dirsek dirseğe çalışan ardından da Arçelik'te başarılı global operasyonlara imza atan 48 yaşındaki Levent Çakıroğlu'nu atamıştı. Koçtaş'ta İngilizlerle oldukça fazla mesai harcayan, Arçelik gibi bir devi başarıyla yöneten, ardından Arçelik'in de içinde olduğu Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı olan Levent Çakıroğlu, CEO'luk için biçilmiş kaftandı. Koç Grubu'nu daha da global yapmak için Çakıroğlu iyi bir isimdi.
İşte şimdi bu önemli atamanın ve de holdingin şu andaki beyin takımının, Mustafa Koç'un yokluğunda grup için ne kadar önemli olduğu da ortaya çıkıyor. Fortune 500sıralamasındaki tek Türk şirketi olan Koç Holding, geçen yıl Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanlığı'na da Arçelik'in CFO'su Fatih Ebiçlioğlu'nu getirmişti. Ebiçlioğlu bu göreve gelmeden hemen önce Mustafa Koç'un da onayı ile Harvard Business School'da 2 aylık önemli bir yönetim programına gönderilmişti.
Koç Grubu'nda bir diğer önemli değişilik de Enerji Grubu Başkanlığı'nda yaşandı. Uzun yıllar Aygaz'ın genel müdürlüğünü yürüten Yağız Eyüboğlu, vekaleten Enerji Grubu Başkanı oldu. Şubatta yapılacak genel kuruldan itibaren asil olarak bu görevi Eyüboğlu yürütecek ve Erol Memioğlu da emekli olacak. Hali hazırda, Otomotiv Grubu Başkanı Cenk Çimen, Finans Grubu Başkanı Faik Açıkalın, Savunma Sanayi ve Diğer Otomotiv Grubu Başkanı Kudret Önen, Tüketim Grubu Başkanı Tamer Haşimoğlu CFO Ahmet Ashaboğlu, Denetim Grubu Başkanı Ali Tarık Uzun ve Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü Oya Ünlü Kızıl'a emanet.
Mustafa Koç'un yokluğunda Yönetim Kurulu üyeleri olan kardeşleri Ömer ve Ali Koç'a çok daha fazla iş düşecek ve de en yakın olasılıkla başkanlık koltuğuna da Ali Koç oturacak. Dışardan holdingin yönetimine baktığımız zaman grupta bu zorlu dönemin üstesinden gelecek kurumsallaşmanın uzun zaman önce kök saldığını görüyoruz. Bu durum hem aile için hem de şirketler için bir hayli zor ve duygusal geçecek yeni dönemde herkesi rahatlacak. Bugün büyük bir kalabalıkla sonsuzluğa uğurlayacağımız Mustafa Koç'a Allah'tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyorum.