Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Koç ailesinin küresel ölçeği, iş yapma ve planlama biçiminden kaynaklanan duruşu da Ankara'da bir dizi yanlış anlaşılmayı tetikledi. Örneğin, Başbakanlığı sırasında Tayyip Erdoğan'ın muhtelif davetlerine Koç Grubu'nun katılımı "aile" düzeyinden ziyade, "profesyonel yönetici" düzeyinde gerçekleşti. Onlara göre, randevu takvimleri çok öncesinden düzenlenmişti! Oysa siyaset kurumu, son anda bile gelişse önem verdiği toplantılara iştirak edilmemesini yadırgadı. İşte bu noktadan itibaren dört faktör devreye girdi:
1- Merhum Mustafa Koç'un, sonuç almayı önceleyen, çatışmayı değil uzlaşma çerçevesini önceleyen iş insanı kimliği,
2- Ali Koç'un, Ankara'daki devlet dinamikleri ile siyasi dinamikler arasındaki yeni dengeyi gören tarzı ve pozitif iletişim biçimi,
3- Koç Holding'in, yıllar sonra Ankara'da kurumsal ilişkileri yeniden ciddiye alması ve buna uygun isimleri görevlendirmesi,
4- Anadolu'ya en yaygın özel kuruluşlardan biri olarak Koç Grubu'nun bayilerinden yansıyan sinyalleri değerlendirme kapasitesindeki değişim.
Tabii bütün bunlara rağmen Koç Grubu, sermayedar konuşlanma biçimi ve sahiplendiği değerlerle söyleyeceğini söylemekten geri durmadı. Ama bu üslup, karşısındakini suçlayan, peşin hüküm veren, atak yaptıktan sonra kendi dar kulübüne çekilen geleneksel stilden epeyce uzaklaştı. Geniş tabanlı uyumu esas almasa da tanımlı alanda birlikte çalışabilmeyi başaran niteliğe büründü.
Ve son bir husus daha... Milli Tank Projesi: "Altay" Koç Grubu, tank prototipi ve araştırma geliştirme için ciddi çaba sarf etti. Sanırım seri üretim aşamasında, tüm riski üstlenmek istemedi. Projenin devamı için rakip firmalar da yarışa girdi. Öyle anlaşılıyor ki Altay Tankı'nın motor, zırh, atış kontrol sistemleri ile bir paket olarak seri üretime girmesi, ilgiyle izlenmeye değer yeni işbirliklerinin önünü açacak.

Okan Müderisoğlu/Sabah

  • 2
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
  • 3
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Ürünleri ile Türkiye'de hemen her ailede karşılığı olan Koç'lar, mesela Sabancı'lara göre topluma daha mesafeli idi. Ama cenaze farklı oldu. Medya da cenazeyi "işçilerden patronlara hemen herkesin buluştuğu bir fenomen" olarak sundu. Tabutun üzerine serilen ve üzerinde "Lailahe illallahül melikü'l hakki'l mübin - Muhammedün rasulullahi sadıku'l va'di'l emin" yazılı sancak da bu atmosferi daha büyülü hale getirdi.

Atmosferin Koç Ailesi'ni mutlu ettiğini tahmin edebiliriz. Belki de başlangıçta halk ile ve muhafazakar dünya ile mesafe olduğu için içlerinde bir kaygı bile bulunmuş olabilir. Belki bir kısım alakayı, iş aleminin ve medyanın özel duyarlılığı ile izah etmiş olabilirler. Onları da memnun eden hadisenin ortaya çıkan "manevi atmosfer" olduğunu tahmin ediyorum.

Buradan yola çıkarak bir konuyu gündeme getirmek istiyorum:

Koç Ailesi'nin iş yerlerindeki durum. Mesela yönetim kademelerinde başörtülü çalışabilme, cuma namazı izni ve işyerlerinde mescit bulundurma konusu. Bu konuda Koç işyerlerinde çok katı uygulamalar olduğu bugüne kadarki genel kanaat. Cenaze vesilesiyle bunların hiçbiri gündeme getirilmedi. Tamam getirilmesin. Atmosfer korunsun. Ailenin duyguları yaralanmasın. Ama ben diyorum ki, aile de Türkiye'nin atmosferini doğru okusun ve kendi işyerlerindeki problemli yapı değiştirilsin. Müslüman bir ülkeyiz, bakın devlet dairelerinde artık Cuma namazı izni var, bakın okullarda ibadet yeri ayrılıyor artık. Türkiye'nin normali budur. Koç işyerleri de bu normali yakalamalı. Tabutumuzun üzerine serilen sancakta "Allah'tan başka ilah yoktur. Gerçek ve apaçık malik olan odur. Muhammed de sadık, va'dinde güvenilir olan Allah elçisidir" yazıyor. Bunlar, gönüllerde yazılı olanın atlas kumaşlara işlenmiş olduğu Müslümanın yürek kıvamıdır. Bunlar hiç kuşkusuz ötelere yolculuğun başladığı zamanda değil, yaşarken hatırlanması daha güzel, doğru ve fayda verici olan değerlerdir. Ailenin gönlünü rencide etmek istemem ama emin olmak gerekir ki Mustafa Koç Bey'e ebedi alemde lazım olan da bu hassasiyettir.

Ahmet Taşgetiren/Star

  • 4
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Merhum Toktamış Hoca'ya Kemalistler tarafından büyük bir vefasızlık yapılıyor ve hatırası unutturulmak isteniyor. Büyük bir haksızlık bu. Hem de çok büyük...

Toktamış Hoca ile hiç tanışmadım. Kaç defa bir vesile ile tanışayım ya da programlardan birine davet edeyim istedim, hep sonraya kaldı, keşke arasaymışım hocayı. Yazıklanıyorum şimdi...
Toktamış Ateş özellikle 90'ların çok önemli bir figürüydü. Dolayısıyla zihinsel dünyasının şekillenmesi 90'lara dayanan benim de zamanında epey okuduğum ve izlediğim bir adamdı. Bir siyaset bilimi profesörü olmasının ötesinde Kemalist bir aydın olarak da çok popülerdi. Öyle popülerdi ki Levent Kırca taklitlerini yapardı hocanın...
Benim ailem Toktamış Ateş'i çok severdi, onun Atatürk dönemini ve tarihini tatlı tatlı anlatması hoşlarına giderdi. Birçok kitabı bizimkilerin kitaplığında vardı. Kemalizmin en savunulması zor tezlerini savunurken bile ılımlı ve yumuşak bir üslup kullanırdı Toktamış Hoca...
Ben ise görüşlerinin çoğuna katılmazdım hocanın. Dünya görüşümüz apayrıydı ama her zaman sempati besledim kendisine. Öte yandan diğer Kemalist aydınlar 90'larda İslamcı kanallara asla çıkmazken ve dindarları aşağılarken o hem İslamcı medyaya çıkıp görüşlerini yine tatlı tatlı anlatırdı...
Kanal 7'de Nazlı Ilıcak'ın sunduğu Sözün Özü programında Ertuğrul Günay'ın da katıldığı bir bölüm dün gibi aklımda... Günay "1923-50 döneminin savunduğumuz yanı var, savunmadığımız yanı var," deyince "Valla Ertuğrul Bey ben o dönemde yapılan her şeyi savunuyorum, istisna koymuyorum" demişti. Yani aslında özsel olarak Kemalizmden hiç taviz vermedi, ödünsüz bir Atatürkçüydü ama insanları aşağılamak, küçümsemek, hor görmek gibi Kemalist aydınlarda yoğun olan özellikler Toktamış Hoca'da hiç yoktu...

Rasim Ozan Kütahyalı/Sabah

  • 5
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Biden, Can Dündar için "Büyük Kahraman" demiş! ABD'nin Başkan Yardımcısı, "Casusluk" sanığını yere göğe sığdıramıyor! Can Dündar, "ABD'nin Kahramanı" olduğuna göre; yönettiği Cumhuriyet de haliyle Washington Portakalı'dır! Amerikan Devleti'nin "Can" Yoldaşı Mister Dündar'a koltuk çıkanlardan bazıları "Casuslukla suçlanıyor ama hangi ülkenin casusu olduğu bir türlü söylenmiyor?" diye kinayeli konuşuyorlardı. Sorunun cevabını "Can, büyük kahraman" diyen Joe Biden'dan almış oldular!
ABD'nin devlet sırlarını ifşa ettiği için… Julian Assange adlı pek şöhretli medya mensubunu "vatan haini" ve de "terörist" ilan edenler arasında Joe Biden da vardı! Varsayalım, Erdoğan veya Davutoğlu Washington ziyaretinde Julian Assange'dan "Büyük Kahraman" diye söz etmiş olsalardı; Mister Biden ne yapardı?
-Nasıl da köpürürdü!
PKK destekçisi "Hendekçi" akademisyenlere koltuk çıkan Joe Biden; şayet bir grup Amerikalı akademisyen El Kaide'ye destek veren bir bildiri yayınlasaydı, onların da sırtlarını sıvazlar mıydı? "Terörün Mühendisi" ABD'nin, böylesi bir durumda nasıl davranacağını tahmin etmek hiç de zor değil: "11 Eylül saldırısı Amerikan devletinin işidir" diyen 75 akademisyeni cezalandırmış olan Amerika Birleşik Devletleri idi! Başkan Yardımcısı Biden mı, bu örnekteki cezalandırmaya karşı gıkını çıkarmamıştı.
Dahası var… Güncel bir haber… Terör Devleti İsrail'i eleştiren akademisyen Julio Cesar Pino hakkında FBI soruşturma başlattı! Joe Biden itiraz etti mi? Hayır! İtiraz ne kelime? Soruşturmaya desteği tamdır! Mevzubahis olan İsrail ise; Washington'da sadece akan sular değil fikir özgürlüğü de demokrasi de durur, derin buzdolabına konulur!
ABD'nin çifte standartlarını, ikiyüzlülüğünü görmek; sahtekârlığına, düzenbazlığına "cürmümeşhut" yapmak için sadece Joe Biden'ın ağzından çıkanlara bakmak bile yeterlidir. Mister Biden, aynen Ankara'da vazifeli "Küçükelçisi" John Bass gibi "Sömürge Valisi" edasıyla davranıyor!

Tamer Korkmaz/Yeni Şafak

  • 6
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

PKK medyası her gün birkaç yalan haber uydurup Kürt kamuoyunu yönlendirmeye çalışıyor. Buna karşılık resmî makâmların enformasyon akışında aynı hızla davranmadığını görüyoruz. Devletin bunu aşmak için kendi kurumları arasında işbirliğini geliştirip en azından üç günde bir medya mensuplarına brifing vermesi faydalı olabilir. Daha etkili bir iletişim stratejisinin kurulması için koordineli hareket eden bir mekanizmaya ihtiyaç var.
Aslında bu mekanizmayı kurmaya sadece devletin değil, Ak Parti iktidarının da ihtiyacı var. Ak Parti saflarından gelen karışık mesajlar, hem halkta kafa karışıklığı yaratıyor hem de sanki parti içinde farklı yolların denenmesini arzu eden klikleşmelerin olduğu izlenimini veriyor. Bunun aşılması şart.
Ayrıca şunun altı özenle çizilmeli. Devlet özgürlüklerin korunması kadar güvenliğin tesisinde de sorumludur. Bu minvalde bölgede alınan yüksek güvenlik önlemlerinin, bireylerin hak ve özgürlüklerine karşı değil, tam da onları muhafaza için alındığı hem güvenlik güçleri nezdinde hem de kamusal söylem bağlamında sıklıkla vurgulanmalı. Devlet, vatandaşlarının canını ve malını, sokaklarını, eğitim ve çalışma hakkını korumakla yükümlü olduğu için güvenlik tedbirlerini almak ve uygulamak zorundadır.
Yine Ak Parti teşkilatlarının bu noktadaki bir eksikliği de sahada nerdeyse pek görünmemeleridir. Bakanlar nezdinde takip ettiğim kadarıyla birkaç ziyaret gerçekleşti. Ama bölge insanından olan Ak Parti teşkilatlarının da PKK'nın zarar verdiği vatandaşlarımızın yanında olduğunu hissettirmesi çok önemli. Çınar'da ölen Kürt çocuklarının cenazesinde hükümetten ve teşkilattan kimse olmaması gibi fotoğraflar bu eksikliğe işaret ediyor. Ak Parti, şayet PKK'nın kurmaya çalıştığı hâkimiyet politikasını kırmak istiyorsa hem bugün hem de yarın için kalıcı çalışmalara başlamak ve sürdürmek durumundadır.
Yükün ağırlığının farkındayım. Ama siyasetin kolay bir iş olduğunu kim söyledi ki?

Hilal Kaplan/Sabah

  • 7
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Yeni bir anayasa hazırlamak için çalışmalar başladı. Anayasa'nın milletimizin bütününü temsil edecek şekilde hazırlanması ve devleti değil ferdi temel alması, ortak beklentilerden birisi. Bu durumda, önümüzdeki günlerin en önemli konularından birisinin Başkanlık Sistemi olacağı, kesin. Başkanlık Sistemi'nin Türkiye için mutlaka gerekli olduğuna inandığı bilinen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konuyu halka mal etmek için ülke çapında ciddi birtakım çalışmalar yapacağı da biliniyor. Başta Başbakan Ahmet Davutoğlu olmak üzere, Türkiye'ye son 13 senede adeta çağ atlatan AK Parti kadrolarının tamamı, ülkemizin başkanlık sistemine geçmesinin daha uygun olacağı görüşünde. İlginçtir ki, başkanlık sistemine sadece bu sebepten, yani 'Cumhurbaşkanı ve Başbakan başta olmak üzere AK Partililer başkanlık sistemini istiyorsa; biz istemiyoruz'zihniyetiyle karşı çıkanlar var. Bu çevreler ve onlarla beraber hareket eden diğer partiler başkanlık sistemine kesinlikle geçilmemesi gerektiğini savunuyorlar. Başkanlık sistemini istemeyenlerin başlıca argümanları, parlamenter sistemin çok iyi bir şekilde işlediği, dolayısıyla bir sistem değişikliğine gerek olmadığı şeklinde. 1876'dan beri bir şekilde muhatap olduğumuz parlamenter sistemin hakikaten iyi işleyip işlemediği ise ciddi bir tartışma konusu. 1876'da başlayan ve sık sık kesintiye uğrayan parlamenter sistemin, 1923-1950 arasındaki durumu karmaşık. Bu yıllar arasında uygulandığını söyleyenler olsa da, dinleyenlerden bazılarının bıyık altından gülmeleri, düşündürücü.

Ekrem Kızıltaş/Takvim