Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bu yüzden, Yüksek Seçim Kurulu'na sözde "hakaretten" yedi buçuk ay hapis bile yedim. Türkiye, bizim dalga boyumuza 24 yıl sonra nihayet geldi!... Seçim dönemlerinde gerek TRT'nin gerekse özel televizyonların yayınlarına karışılmamasını sağlayacak kanun çıkmak üzere. Türkiye böylece, "siyah-beyaz tek kanallı TRT" devrini bir anlamda daha geride bırakmış olacak.
Yani, televizyon yayınlarına RTÜK karışacak, YSK değil. (Eh, bir 24 yıl sonra da RTÜK kalkar inşallah...)
Böylece, "bu memleketin başbakanını televizyon programına çıkardığı için vahşi cezalar yeme" kepazeliği de sona erecek.
İsteyen başbakanı çıkarır, isteyen en kıytırık partinin başkanını, isteyen anasını danasını, isteyen de göbek dansözü... Şu şu kadar konuştu, bu bu kadar oynadı diye dakika ve saniye hesabı da yapılmaz.
Cumartesi akşamı güneş batana kadar, nasıl her yerde her türlü propaganda serbestse, televizyonda da serbest olur.
RTÜK de, siyasetçilerin konuşmalarında "ahlaka aykırı" bir şey var mı, ona bakar... Örneğin Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanına küfür etmiş mi, bu gibi konuları araştırır.
Hangi kanalın kimin konuşmasına kaç dakika ayırdığının tasası da örneğin Aydın Doğan'ın uşaklarına kalır. Çatlıyorlar.
İsteyen yönetici istediği kadar yer verir politikacılara, istemeyen hiç vermez. Yani, yetmişli yılların o "histerik" havasına da geri dönülmez.
TRT o zamanlar tarafsızlık uğruna her önüne gelene söz veriyor, biri konuşunca ötekiler susamıyor, haberlerden sonra bir "sidik yarışı kuşağı" ortaya çıkıyor, kafa ütülüyor, yayınlar ruh sağlığımıza ciddi bir tehdit oluşturuyordu...
Şimdi bu gelişmeyi hiç beğenmeyen muhalif arkadaşlar çıktı tabii: "Cumhurbaşkanı çok konuşacakmış" kısıtlama olmazsa...
Kısıtlama olmazsa "seninki" de çok konuşabilecek bre ahmak!
Ciddiye alıp fazla konuşturmuyorlarsa, kabahatı televizyonda değil seninkinde arayacaksın. Cumhurbaşkanlığını senin adamın kazanamamışsa da, derdine yanacaksın. "Bürokrasinin görsel basının kafasında kılıç sallaması" gibi faşizan bir uygulamaya da ortak olmayacaksın. Ama bir daha da, öğlene doğru paşanızın çıkıp "koruma ve kollama görevini yerine getiren..." diye lafa başladığını göremeyeceksin.
Hani babacan olmaya çalışan bir edayla, yabancı muhabirlere "two weeks, two weeks" demişti, iki parmağıyla da göstermişti... TRT çok tarafsızdı canım o zamanlar!

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Dinimiz israf haramdır diyor. İsraftan kaçınmayı emrediyor. Yalnızca dini kurumlar mı; neredeyse bütün STK'lar "israfın" maliyetinden söz ediyor. Ancak bir sorun var: %99'u Müslüman bir ülkede yaşıyoruz fakat Türkiye, dinen haram olsa da OECD ülkeleri içinde en müsrifler arasında yer alıyor. Genel ezber, israfı "ekmek" üzerinden örneklendirir. Her üç ekmekten biri çöpe gidiyor diyoruz. Değer üretmeyen iş süreçleri yüzünden milli gelirin %8'inin israf edildiğini duyuyoruz. Bu alanda kapsamlı bir çalışma yok, olsa iyi olur. Ölçebiliyorsak, önleyebilme yolunda adım atma şansımız olabilir.
Kentsel dönüşüm gündemde... Halen üçüncü sürüm konutlarda oturuyoruz ve kötü yalıtım yüzünden enerji israfı, akıl almaz boyutlara varabiliyor. Enerji verimliliği, bu kaynakları israf etmemeyi tanımlıyor. Sonuçta dışa bağımlı fosil enerjiden söz ediyoruz ve bu alandaki israfın doğrudan yansıması cari açık üzerine yoğunlaşıyor.
Damlayan musluk dahi yılda 20 milyon lirayı israf ediyor. Zaman israfı ise akla hayale gelmez maliyet sunuyor bizlere. İşin tuhafı, israfı genelde kamu kurumları yapıyor ezberi var. Ben aynı kanaatte değilim. İsraf söz konusu olduğunda özel sektörün, kamudan aşağı kalır tarafı yok.
Petrolü, gazı olmayan uluslara enerjisizlik, daha da büyük dert... Ya yeni kuyu keşfedecek, ya yeni gaz kaynağı bulacak veya elindeki enerjiyi daha verimli keşfedecek ama enerjisinin 3'te birini, "verimlilikten" kazanacak. Türkiye'de kaynak sorunu yok, idrak sorunu var... Enerjiyi verimli kullanarak, aslında yeni ve bedava enerji kaynağı ürettiğimizi idrak ettiğimizde cari açığı daha kolay yönetecek, israftan uzaklaşıp rahat edeceğiz.
Bana göre enerji verimliliğini topluma anlatmada işe yarar yeni nesil STK'lar oluşturmakgerekiyor. Mevcutlar işe yaramıyorsa, enerjimizi daha verimli çalışacaklara yoğunlaştırmalıyız.

Şeref Oğuz/Sabah

  • 3
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Cenevre manevrası tutmadı. PKK'nın Suriye kolu PYD, görüşmelere davet edilmedi. Gelişmeler, Rusya, İran ve Esad rejimi açısından hayal kırıklığı oldu.
Aslında, temsil ve adalet açısından bakıldığında PYD'nin, Cenevre'de bulunmasının hiçbir anlamı yok. Çünkü temsil ediliyor zaten…
Toplantıya katılacak olan Demokratik Suriye Konseyi'nin içinde PYD de var. ABD, bu grubu 3-4 ay önce kurdurdu. Başkanı Heysem Menna. İçinde bazı Sünni aşiretlerle birlikte Ezidiler ile PYD'liler de yer alıyor. Hatta yüzde 70-80'ini PYD'lilerin oluştuğu değerlendirmesini yapmak mümkün.
Bir diğer grup da Suriye Ulusal Koalisyonu. Başkanı Halid Hoca. Başta Araplar, Türkmenler, Kürtler ve Ezidiler olmak üzere, Suriye'deki bütün kesimleri bünyesinde barındırıyor.
Rusya ve İran destekli PYD ise bastırıyor:
-Kürtleri ben temsil etmeliyim.
Tıpkı, Türkiye'deki gibi. PKK Terör Örgütü'nün de iddiası aynı değil mi? PKK da kendisini Kürtlerin temsilcisi gibi göstermeye çalışmıyor mu?
Dahası da var. PYD, Suriye'de silah zoruyla işgaller gerçekleştiriyor. ÖSO ile çatışıyor. Türkmenler ve Araplarla adeta bir savaş halinde. Yetmiyor, işgal ettiği yerlerdeki kendisinden olmayan Kürtleri de sürüyor. Sonra da ezip yok etmeye çalıştığı grupların temsilciliğine soyunmaya çalışıyor.
PKK da Türkiye'de aynısını yapmıyor mu? İnim inim inlettiği Kürtlerin temsilcisi olduğunu iddia etmiyor mu?
Türkiye'de de, Suriye'de de tablo aynı! Buna bir de PYD'nin zaman zaman Esad Rejimi ile giriştiği işbirliklerini eklemek lazım. Hem lazım olduğunda Esad'a taşeronluk yapıyor, hem de Esad karşıtı muhaliflerin arasında kendisine sandalye arıyor. PYD, bölgenin dansözü gibi… Kim alnına parayı yapıştırırsa, onun önünde kıvırıyor. ABD ile de Rusya ile de ilişkileri var; onlardan silah yardımı alıyor. İran'la dirsek temasında. Gerektiğinde Esad adına da taşeronluk yapıyor. PYD masaya oturmak istiyor istemesine de… Hangi sıfatla, ne olarak ve kimin adına bayrak sallamak için?

Emin Pazarcı/Akşam

  • 4
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Kim ne derse desin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, genel siyaset için bir şey diyemem ama "parti içi siyaseti" iyi biliyor ve gereğini de yapıyor.
Bunu görmek için kurultay gündemine ve sonrasına bakmak bile yetiyor. Kılıçdaroğlu, boşuna siyaset üretilmesi gereken kurultayı Cumhurbaşkanı Erdoğan'a saldırıya dönüştürmedi. Böylece hem CHP'de "tek adam" olduğunu tescilledi, hem de Merkez Yönetim Kurulu'nu istediği gibi dizayn etti. Aslında Kılıçdaroğlu, genel başkan olduğu 2010 Mayıs'ından bu yana hep aynı şeyi yaptı. Şu satırları 16 Nisan 2013'te kaleme aldık:
"Bürokratik zihniyetten gelen Kemal Kılıçdaroğlu, CHP içindeki stratejisini 'usta- ca'hayata geçiriyor.
Biraz geriye dönüp, 3 yıl önceyi, Mayıs 2010'u hatırlayalım ve Kılıçdaroğlu'nun siyasi yükselişine bakalım.
O hızlı yükselişin ilk kurbanı 'kurt siyasetçi' Deniz Baykal oldu. Kılıçdaroğlu tam bir siyasi operasyon yürüttü ve en güçlü rakibini güçlü bir medya desteğiyle devreden çıkarttı.
Çıkartırken de bir başka 'kurt siyasetçi' Önder Sav'la ittifak yaptı. 'Siyaseti bilmiyor, nefesi yetmez' denilen Kılıçdaroğlu, bir süre sonra Önder Sav'ı da ekarte ederek siyaseten emekli etti."
O yazıdan neredeyse bir yıl önce sıranın Gürsel Tekin'e geleceğini de yazmıştım. Biraz gecikmeyle de olsa o da şimdi gerçekleşti. Gecikmeyle diyorum çünkü geçen kurultayda olması beklenen bu hamle, bir biçimde ertelenmişti. Son operasyonu ilginç kılansa, "halk adamı" Gürsel Tekin'in bizzat halk eliyle çizilmesi oldu.

Mahmut Övür/Sabah

  • 5
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Yeni bir önerim olacak. Cenevre görüşmeleri istediğimiz şekilde gelişmez ise… Özellikle PKK/PYD koridoru konusunda Türkiye'nin tezleri ve çekinceleri kabul görmez ise Suriye'ye askeri harekat öneriyorum.

Çünkü PYD, Türkiye'nin haklı itirazı sonucunda doğrudan değil ama bir hülle maharetiyle Cenevre'ye dahil edildi. Demokratik Suriye Meclisi masada olacak. Demokratik Suriye Meclisi'nin içinde PYD'de de var.

PYD fiziki olarak masada yok ancak ruhu orada!

O halde, o masadan Türkiye aleyhi bir karar çıkma olasılığı var. O zaman önerimi tekrarlıyorum. Türkiye garantörlük kapsamında Bayır Bucak'a harekat düzenleyebilir. Rusya'yı karşımızda bulabiliriz.

Müttefikimiz Amerika bize silah ambargosu uygulayabilir. Birleşmiş Milletler'de aleyhimize karar çıkartılabilir… Lakin "göbeğimizi kendimiz kesmemiz gerekiyorsa" bunu da yapmaktan geri durmamalıyız.

Türkiye tezlerinin özellikle güney sınırımız ile ilgili kısmı kabul görmezse bu kriz çok güçlü bir şeklide sınırlarımızın içine yansıyacaktır... Zaten kısmen yansımaktadır da! Türkiye sınırları içindeki terörle mücadelesinde büyük bir başarıya imza atmıştır. "Şehir savaşı" konseptine göre hendek, çukur, dehliz, snaypır ve bubi tuzakları üzerinden başlatılan terör, güvenlik güçlerinin muazzam başarısı ile sona gelmiştir. Yoksa, HDP'lilerin daha önce şımarıkça tutumlarının bugün Başbakan Davutoğlu'nun Meclis koridorunda önünü kesmeye varan cüretkarlığı evrilmesi mümkün müydü?

Şimdi sıra, sınırımızın öbür tarafındaki terörle mücadelededir. Türkiye, Kıbrıs Barış Harekatı'ndaki gibi kendi göbeğini kendi kesmek durumunda kaldığında, "ekipman eksiğim var" endişesi ile müdahaleden geri durmamalıdır. Aksi takdirde uzun vadede çok daha büyük kayıplar yaşayacağımız muhakkaktır.

Hasan Öztürk/Star

  • 6
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bağdat Caddesi'nde 19 yaşındaki bir genç kızın cinsel saldırıya uğraması, Özgecan sendromunu atlatamamış toplumumuz için bazı konuların yeniden tartışılmaya başlanmasına neden oldu.. Tartışma, suçun cezasına dair.. Hakim önünde, 'şeytana uydum' diyen sanığın alacağı hangi ceza yürekleri soğutabilecek? Olay duyulduğundan beri bu sorgulanıyor. Özellikle kız babaları sanırım bu konuda taraf..
Bütün kız babaları davaya 'müdahil' müracaatı yapsa yeridir.. Sokaklarda kol gezen bu sapkın zihniyetin hakkıyla cezalandırılmamasının, yeni hadiselere kapı aralayacağı konuşuluyor..
Yanlış mı? Elimizde böyle bir veri yok.. Yani cezası caydırıcı olan suça, ilginin azaldığına dair, yakınlarda yapılmış bir istatistik okumadım. Suçun kriminal kıymetini azaltmak adına söylemiyorum ama sanıyorum bu vahşi saldırıyı yapan adam bir sapık olsa gerek..
Yani sağlıklı bir ruh haline sahip birinin yapacağı iş midir bu? Peki o vakit, rasyonel zekası tatile çıkmış, hastalıklı bir zihni, misal, idam cezasıyla korkutabilecek miyiz? Bu, cevabını bildiğimiz bir soru değil..
Yanlış anlaşılmasın.. Sadece profesyoneller bu soruyu yüksek sesle sorsunlar diye yazıyorum.. Ağır cezalar, ağır cezalık suçlar bakımından caydırıcı olabiliyor mu?
Değerli dostlar.. Bu tip hadiseler yaşandığı andan itibaren idam cezası yeniden tartışılmaya başlanıyor.. Size tartışmayı bırakacağımız takvimi de vereyim isterseniz.. Ortalama bir hafta kadar gürültüsü sürer..
Sonra bir daha benzer bir olay yaşanana kadar unutulur gider.. O halde bu tartışmayı toplumsal bir mesele olmaktan öteye yasa değişikliği teklifine dönüştürmek için ne bekliyoruz? Madem ki alışkanlığımız bu...
Yani konuşup konuşup unutacağız. O halde cidden esaslı biçimde ele alınacağı mecraya, TBMM'ye taşımanın tam vaktidir.. Herkes eteğindeki taşı döksün..
İtirazı olan varsa itirazını söylesin.. Geri gelmesi gerektiğine inanan varsa, gerekçelerini açıklasın.. Bu iş bir kez konuşulsun..
Her boyutuyla konuşulsun.. Olacaksa olsun.. Olmayacaksa ortadan kalksın.. Her cinsel saldırı haberinin peşinden de"Getireceksin idamı geri, sallandıracaksın böylelerini" diyenler, kim istemiş idamı, kim reddetmiş hatırlasın..

Ersoy Dede/aktüel.com.tr

  • 7
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Açıkçası Sayın Kılıçdaroğlu'nun hafife alındığını, üstlendiği işlevin sadece "beceriksizlik", "küfürbazlık", "politik niteliksizlik" veya "koltuk sevdası" gibi dar tanımlarla geçiştirilemeyeceğini düşünüyorum. Sayın Kılıçdaroğlu'nun rolü gerçekten de "tarihi" bir öneme sahip ve geçiştirilemez. Ancak bu rolü doğru tanımlamalıyız. Kılıçdaroğlu inandığı/adandığı bir dava/ideoloji için mücadele veren organik bir siyasi mi, yoksa kollektif bir mühendisliğin CHP'nin liderlik makamına atadığı bir "emekçi" mi?
Evet, Sayın Kılıçdaroğlu'nun çok fazlaca boş vakti var. Çünkü demokratik usullerle seçilmiş Cumhurbaşkanı ve hükümete karşı, şüpheli, gölgede kalan, meşru olmayan aktörlerin verdiği göreve evet denmişse, sadece bilgilendirilirsiniz. Ülkenin karmaşık sorunları için kapsamlı, hükümeti bir yandan eleştirirken, ona vizyon da sağlayacak projeler üzerinde emek vermenize gerek yoktur. Seçmenlerinizi önemli süreçlerde aktörleştirmek gibi bir yükümlülükten de kurtulmuşsunuzdur. Bilakis, kasti olarak seçmenlerinizi itibarlı/etkili şekilde temsil etmekten imtina etmek görevinizin bir parçası haline gelir. Onları retoriğe, küfüre ve öfkeye boğarak, antidemokratik bir girişime her an hazır olsunlar diye debelenmeye bırakırsınız.
İşte bu nedenle, bu süreçte aslında bir ideolojik içeriksizleştirme operasyonuna tabi tutulmuştur CHP. Tüm sorunlarına rağmen, Sayın Deniz Baykal dönemindeki duruş tasfiye edilmiş, CHP içine uygun görülen her şeyi eklektik olarak doldurabileceğiniz bir kap haline getirilmiştir.
Nitekim bugün, Kılıçdaroğlu bu operasyonu gizlemek, seçmenlerinin dikkatini asıl dönüşümden uzaklaştırmak için, işi Sayın Erdoğan'a şiddeti her gün artan, pespayeleşen bir şekilde küfür etmeye vardırmıştır. Bu bilinçli bir tercihtir, sıradan bir piar çalışması değildir.
Bu nedenle, bir "karın ağrısı" polemiği başladı. Sayın Erdoğan'ın "Ben onun asıl karın ağrısını biliyorum" sözüne karşı Kılıçdaroğlu'nun "Açıklasın, yoksa ben Salı günü onunkini açıklayacağım" dediğini biliyoruz. Ne oldu? Kılıçdaroğlu hiçbir şey açıklamadı. Cevaben sadece hakaretin dozunu arttırdı. Çünkü muhtemelen Sayın Erdoğan önemli bir şeyi ima etmişti. Ve o da biliyordu ki, Cumhurbaşkanı'na hakaretin dozunu arttırırsa, sihirli değnek kullanmak gibi, kimse ona verdiği ve tutmadığı sözü hatırlatmayacaktı.
Acaba, "karın ağrısının" ima ettiği şey, Sayın Baykal üzerinden CHP'nin ele geçirilmesi operasyonunda Sayın Kılıçdaroğlu'nun rolü müydü?
Bir bilgiye sahip değilim. Ama benim aklıma ilk bu geldi. Ben bunu bilmek istiyorum. Baykal'a yapılan kumpastan Kılıçdaroğlu'nun önceden haberi var mıydı mesela? Varsa, söyleyecek bir söz kalmıyor. Başımız ciddi belada demektir ve bu bir ulusal sorun olur. Umarım yanılırım ve Kılıçdaroğlu sadece kötü, ağzıbozuk, yeteneksiz bir liderdir.

Markar Esayan/Yeni Şafak