Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Ara ara hatırlamak gerek...
AK Parti'nin yakın çevresinden pek entelektüel, pek barışçı, pek liberal ve hatta bazıları pek İslamcı kişilerden oluşan bir kesim...
Kılıçdaroğlu'yla koalisyon istiyordu. Gerekçeyi de şöyle açıklıyorlardı: "Bizzat kendisini ve imajını yönetmekte yetersiz kalanAKP'nin global meşruiyetini kazanması için..." Burada "global meşruiyet" deyimine özellikle dikkatinizi çekerim. Sandıktan çıkan sonucun meşruiyetini tartışmalı hale getirmenin bu kadar sinsi fakat çekici bir ifadesi olabilir mi? Yine hatırlamak gerekir; bu furyaya "el ele verelim, uzlaşalım" diyerek hem Kılıçdaroğlu'na, hem de paralel yapıya selam çakanlar da katılmıştı.

Tabii bu çevreler 1 Kasım'dan sonra bambaşka havalara girdiler. Fakat Türkiye'nin Kılıçdaroğlu sorunu sürüyor. "Nihayetinde ezeli muhalefetin lideri, üzerinde çok da durmak gerekmez" diyenler,Kılıçdaroğlu'nu hafife alanlar yanılıyor. Madem özellikle şu konjonktürde ayakları yere sağlam basan ve "milli" bir muhalefete demokrasimizin çok ihtiyacı olduğu konusunda herkes hemfikir... O halde böyle bir muhalefetin oluşmasına engel olanın adını net biçimde koymalıyız.

Engel Kılıçdaroğlu'dur.
…Oysa liderliğe seçildiği günden beri yazıp çizdiğim gibi Kılıçdaroğlu çark etmek, tutarsız olmak, müzmin kriz halini sürdürmek için var.
Sosyolojik bakımdan güçlü iktidarın karşısında bir "siyasal anafor" aktörüne ihtiyaç oluşmuştu. Kaset komplosuyla bu aktörü sahneye ittiler.
Bu durum siyasetten tutarlılık ve ilkeyi, dolayısıyla hakiki bir müzakere zeminini silip attı.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

On senesi içerisinde olan ABD Başkanı Obama, freni patlamış bir kamyon gibi etrafa çarpa çarpa başkanlığını bitirirken, başta Ortadoğu olmak üzere etrafımız, Obama'nın dönemi dolup hayatını golf oynayarak geçirdiği günlere kadar devam edecek bir ateş çemberi içerisinde kalıyor. Obama İran'ı bölgeye, Rusya'yı da dünyaya birer kabadayı olarak bırakıp gidecek. Bush'tan sonra Bush'un darmadağın ettiği coğrafyaları toplamaya çalışanlar, yakında Obama'nın darmadağın ettiği coğrafyaları toplamaya çalışacak. Çünkü birisi savaşla yok ederken, diğer savaşa karşı üç maymunu oynamakla etrafımızı yok ediyor.

Örneğin ABD'nin Suriye'de ne yapmaya çalıştığını anlamak zor. Aslında ne yaptığını ortada şüphe bırakmaksızın görüyoruz da yaptıklarını neden yaptığı veya yaptıklarının uzun dönemde sadece bölge değil ABD'nin çıkarlarına ne ölçüde hizmet edeceği büyük soru işareti. Bu sebepten soru ne yaptığı değil, ne yapmaya çalıştığı.
ABD Suriye'de açık bir şekilde Rusya ve İran'ın posta güvercinliğini yapıyor. Rusya ve İran'dan dinlediği orijinal (!) fikirleri Suriyeli muhaliflere satmakla meşgul. An itibarıyla Esed'in akıbeti de dâhil olmak üzere ABD'nin Suriye konusunda Rusya'dan ayrıldığı herhangi bir nokta yok. Muhalifleri masaya oturmaya zorladığı, hatta tehdit ettiği Cenevre görüşmeleri bu haliyle bir Rus-İran planını icbar ederse, ABD Suriye'de veya Ortadoğu'da bundan kazançlı çıkmayı mı umuyor? Rus-İran planına dört elle sarılmalarına bakarsak ya ABD stratejik planlama melekesini tamamen yitirmiş ya da Ruslar Washington'ın karar alma mekanizmasını ele geçirmiş durumda.

Kerry, ki Mısır'daki darbeye 'demokrasinin yeniden inşası' dediği gün ciddiye alınma hakkını kaybetmişti, Suriye konusunda papatya falı açan, döndükçe dönen, bir dediğini ertesi gün yiyen birisi haline dönüştü. Muhalefete 'Cenevre masası sizin yüzünüzden bozulursa size tüm yardımları keserim' dediğinde, 'peki Esed yüzünden bozulursa bize yardım edecek misiniz?' sorusuna net bir 'hayır' cevabı vererek ABD'nin niyetinin muhalefeti teslim almak olduğunu afişe etti. Hal böyleyken ABD'nin Suriye konusunda başta Türkiye olmak üzere Suriye halkını destekleyen aktörlerin pozisyonundan tamamen farklı olduğu bilincinde planlama yapmakta fayda var.

Ufuk Ulutaş/Akşam

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Rojin'in Kürtlere benzettiği Avatar filmindeki Na'vilerin ve savaşçılarının, Diyarbakır Çınar'daki gibi, düşmanlarının çocuklarını anneleriyle uyurken öldürdüğüne dair bir sahne hatırlamıyorum. O "hep duadan ve Tanrıdan medet umanların" camileri yaktığını, cinayet işledikten sonra Sur'da yaptıkları gibi, kiliselere sığındıklarını da hatırlamıyorum. Yoksul Kürtlerin zor koşullarda edindikleri evlerini, işyerlerini yerle bir edip yağmalayan PKK'nın ne çeşit bir "medeniyet" mücadelesi içinde olduğunu ise hiç anlayamadım.
Ha Rojin, Avatar filminde ülkelerini işgal eden düşmanlarına karşı savaşan Navi'leri illa Kürtlere benzeteceğim diyorsa, karne alan çocukların üzerine bomba atan canileri nereye koyuyor? Yoksa Kürtlerin hastaneleri, okulları, sivillerin lojmanlarını bombalayan PKK'nın halkı olduğunu mu sanıyor?
Allah aşkına Rojin, şunun şurasında bir iki yıl önce, 24 saat Kürtçe yayın yapan TRT Şeş'e çıktın diye seni tehdit eden PKK'nın ve bu linçe destek veren HDP'nin boykotunu kaldırmak için bunca saçmalamaya hakikaten gerek yok.
Bağımsızlık kararı arkasında halk desteği varsa demokratik bir taleptir. PKK'nın işgal ettiği mahallelerden apar topar kaçan ve kaçarken de örgüt tarafından üzerlerine ateş açılan "halkını" görmüyor musun? PKK eşittir Kürt demeye, koskoca bir halk adına konuşmaya, PKK'nın talebini tüm Kürtlere mal etmeye ne hakkın var? Ve madem bağımsız bir devletin Kürtlerin hakkı olduğunu düşünüyorsun, senin Avatarların Barzani'nin Kürdistan'ına niye öldüresiye düşman olduğunu hiç düşündün mü?
Üç kuruşluk gelir ve biraz popülerlik uğruna, bu ülkenin çocuklarını karşı karşıya getirmeye, ülkenin takımları arasındaki futbol müsabakalarını milli maça çeviren bir atmosfere gaz vermeye değer mi? Avatarmış... İlahi!

Melih Altınok/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Rus uçağını düşürdüğümüzde 'çok endişeliyiz, kaygıyla izliyoruz, Türkiye'nin yanlış politikası falan filan…' deyip eleştirmişti Kılıçdaroğlu… CHP Başkanı değil, sanırsın Rus haber ajansı!... Türk jeti Akdeniz'de Suriye karasularına yakın bir yerde vurulup düşürüldüğünde yine Türkiye'yi suçlamıştı Kılıçdaroğlu… 'Kaygıyla izliyoruz, sorumlu hükümet..vs,… (Esed bile bundan fazlasını diyemedi…)
Türkiye aleyhinde konuşmak, kara propaganda yapmak CHP için 'vakayı adiye'dir… Bunu hep yapıyorlar zaten… (Türkiye İran ile karşı karşıya kalsa İran safında yer tutacak herif bile var CHP'de.., daha ne olsun!...)
Önceki gün Ruslar yine kaşındı… Sınırımızı ihlal ettiler… Erdoğan da açıklamayı yaptı; 'Sonuçlarına katlanırsınız…' dedi… Ardından da Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve bağlı üslerde "turuncu" alarm, pilotlara ise olası ihlal ve diğer durumlarda emir beklemeden vurma yetkisi verildi. Diyarbakır'a çok sayıda F16 savaş uçağı da takviye gönderildi…
Kılıçdaroğlu da bir açıklama yaptı;
"Kendi ülkemizin sınırlarının bir başka ülkenin savaş uçağı tarafından ihlal edilmesini asla doğru bulmuyoruz. Eğer angajman kurallarına uyulmuyorsa, bunun gereğinin yapılması da bizim beklentimizdir…"
Bunu Almanya'da bir basın toplantısında söyledi üstelik… Çok şaşırdık!... Dün, 'neden düşürdünüz' diyen Kılıçdaroğlu bugün; 'İhlal varsa düşürmek gerek' diyor…
Bitmedi… "Türkiye Cumhuriyeti mülteciler konusunda elinden gelen tüm çabayı göstermiştir. Bütün Avrupa'nın önce bunu bilmesi lazım" diyerek devam etti konuşmasına… Haydaa… Dün, (seçim vaadi) 'mültecileri ülkelerine göndereceğiz…' diyordu?!... N'oldu bu Kılıçdaroğlu'na yahu?... Ne olduysa oldu ama inanmamız için yeterli değil… (Çok tornistanını gördük Kemal abinin!...)

Hikmet Genç/Yeni Şafak

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Rusya'nın ve Suriye politikasıyla nerdeyse onun 'yancısı' haline düşmüş olan ABD'nin DAEŞ'le mücadele perdesi arkasında muhalefeti şeytanlaştırıp zayıflatarak Esed'i güçlendirme planı sahada kısmen işe yarıyor olsa da, müzakere masasında şimdilik aynı hızda ve etkinlikte yol alamamış görünüyorlar.
Aralık ayında, Suudi Arabistan'ın liderliğinde başkent Riyad'da bir araya gelen Suriye Devrimci ve Muhalif Güçler Ulusal Koalisyonu ile sahada mücadele eden silahlı unsurların bazı temsilcileri "Riyad Listesi"ni oluşturmuşlardı. Bu muhalefet içindeki "saha" ile "masa"daki aktörlerinin arasındaki uçurumun nihâyet kapandığına, çok sesli olsa da karar açıklama noktasında tek başlı bir oluşumun ortaya çıktığına dair de umut vermişti. Cenevre-III sürecinde, muhalefetin gösterdiği kararlı tavır da bunu doğrular nitelikte.
Suriye muhalefeti, öne sürdüğü şartlarda garanti almadığı için ilk gün Cenevre'ye dahi gelmedi. Birleşmiş Milletler binasında BM Suriye temsilcisi Staffan de Mistura ve rejim temsilcileri baş başa kaldı. Muhalefet olmadan kurulan masanın anlamsızlığı iyiden iyiye ortaya çıkmış oldu.
Yazıyı yazdığım sıralarda Suriye muhalefeti, De Mistura ile toplantıdaydı. Ancak toplantı Cenevre'deki BM binasında gerçekleşmedi çünkü bu müzakerelere katılım toplantısı değildi. Muhalefetin müzakereye katılım için önşartlarının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini görmek için katıldığı bir toplantıydı.
Bu diplomasi savaşının nereye varacağını bilmiyorum. Bildiğim, muhalefetin şimdiye kadar iyi bir sınav verdiği ve bu önşartları koymadan hareket etmiş olsaydı havlu attıkları şeklinde yorumların gelmesinin kaçınılmaz olduğudur. Fakat sahada zorlamadan, masada mucize beklemek de yanlış olur. Mevcut denklemde Rus agresyonunun biraz önünün alınması ve Cenevre-I'de olduğu gibi geçiş hükümeti şartının deklarasyonda geçmesi sağlanırsa bile kazanç hanesine yazılacaktır.
Suriye'nin hür çocukları direnmeye devam ediyor.

Hilal Kaplan/Sabah