Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Ne kadar saçma sapan konulara takıldığımızı sevgili Murat Bardakçı, CHP'li Selin Sayek'in ailesinin dini üzerindeki tartışmaları hatırlatarak pek güzel vurgulamıştı... Bu tartışmaları İngiliz "The Economist" dergisi, Sayek'in Hıristiyan olduğunu yazarak başlatmış... Türkiye'de birileri meselenin üzerine atlayınca da iş dallanıp budaklanmış ve Selin Hanım "Ailesinin bir kısmının Hıristiyan, bir kısmının da Müslüman" olduğunu açıklamak zorunda kalmış.
Keşke bu derginin yazarlarının vakitleri olsaydı ve Osmanlı padişahların annelerinin ve eşlerinin hangi dinden geldiklerini de inceleselerdi... Bazılarını hatırlatarak bu saçma sapan tartışmaya tarih boyutunda katkıda bulunalım mı? Mesela 1'inci Murat'ın annesi ve Orhan Gazi'nin eşi olan Nilüfer Hatun'a kadar inelim mi? Bu takdirde de Yarhisar Tekfuru Mihal'in kızı Holofira'nın Bilecik Tekfuru'nun oğluyla evlenirken, düğün günü Orhan Gazi tarafından kaçırılıp, Nilüfer Hatun oluşunun öyküsüne takılmaz mıyız?
Fatih Sultan Mehmet'in annesi Mara Despina değil midir? Fatih'in hanım sultanları da Zağanoz Paşa'nın kızı Kornelya, Anna, Helen ve Tamara'dır. Fatih'in oğlu 2'nci Beyazıd'ın annesi Kornelya'dır. Eşlerinin isimleri Beti, Anita, Suzi, Liliana, Katherin, Nina, Martha ve Danilova'dır. Öldürttüğü kardeşi Cem Sultan'ın eşi de Trabzon Kralı Rum David Komnen'in kızı Anna'ydı... Yavuz Sultan Selim'in eşleri ise Polonyalı Helga (Havza Sultan) ve Sırp Aleksandra'ydı (Ayşe Sultan). Yavuz'un oğlu Kanuni Sultan Süleyman Polonyalı Helga'dan doğdu. Eşleri ise bir papazın kızı olan Roksalan (Hürrem Sultan) ve Sicilyalı Rozaline'di. (Gülfem Hatun).
4'üncü Mehmet'in annesi ve 1'inci İbrahim'in eşi Turhan Hatice Valide Sultan, "Ruten" (Ukrayna'da yaşayan bir Doğu Slav etnik grubu) asıllıydı. 12 yaşındayken Kırım Tatarları tarafından esir alınmış ve İstanbul'a getirilip Saray'a hediye edilmişti. Asıl adı Nadya'ydı. Hem 4'üncü Murat'ın hem de 1'inci İbrahim'in anneleri ve 1'inci Ahmet'in eşi olan Kösem (Mahpeyker) Sultan "Bosna" doğumluydu. Asıl adı Anastasya'ydı.
Bu yazıyı Bardakçı'nın şu cümleleri ile noktalıyorum... "Türkiye'de 'üstad' geçinmek ve menfaat elde etmek maksadıyla senelerden bu yana onunbunun diniyle, inancıyla ve etnik kimliği ile uğraşmayı âdet edinmiş, gayrımüslimi durmadan karalamış, gayrımüslimlikle alâkası olmayanlar hakkında da ortaya yalan- yanlış iddialar atmış bir güruh var!"

Mehmet Barlas/Sabah

  • 2
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Türkiye'nin Suriye sınırı, taşmaya başlayan sabrın sonuçlarına sahne oluyor. Ankara, aylardır kırmızı çizgileri konusunda dünya kamuoyuna beyanlarda bulunuyor. Sabır taşı misali gelişmelerin patlama noktasına gelmemesi için çaba harcayan Türk diplomasisi, ABD'nin "sükut ikrardan gelir" formatlı onayıyla hareket eden Rus-İran çizgisinin girişimleri sonucunda çaresiz kaldı.

Ve Türkiye, PKK'nın Suriye kolu PYD'nin daha fazla ilerlemesine engel olmak için düğmeye bastı. "DAEŞ ile mücadele ediyoruz" masalını okuyarak, bir Kürt oluşumunun taşlarını döşeyen PKK/PYD, dikkatlerin Suriye sınırına yoğunlaşmasını engellemek için devreye "hendek" projesini koydu.

Hendek projesine ve ardından yaşanan terör olaylarına bırakın bölge insanının, bizzat HDP'li bazı isimlerin de sıcak bakmadıkları ancak kararları kendileri yerine PKK'nın vermesinden dolayı seslerini çıkaramadıkları yönünde haberler geliyor. Bu topraklara uymayan bir aşı yapılmak istendi hendek masallarıyla. Ve bünye reddetti bu aşıyı...

Bu proje tutmayınca, terör örgütü okul yakmaya başladı. Daha doğrusu, zaten okul, hastane gibi kamu binalarını ateşe veren PKK, bu saldırılarını tırmanışa geçirdi. Hendek kazan ve içine patlayıcı yerleştiren PKK'ya, Türk devleti felsefeci ya da sosyolog mu göndermeliydi, asker yerine? Kürtlerin gündemini ya küresel hegemonyacı güçler ya da kendi ekibine bile kulak asmayan terör örgütleri mi belirleyecek?

Büyük resim deniyor ya... Sınırın dibine başka güçlerin gündem olarak belirlediği tabloyu gerçekleştirmek üzere düşman ve terörist bir oluşum yerleşecek, hatta bu gücün kontrolüne neredeyse bir havaalanını vereceksiniz... Ve Türkiye'den sesini çıkarmamasını bekleyeceksiniz... Champs-Elysees caddesine hendek kazmaya kalkın, bakalım Fransız yönetimi o hendeklere kimi gömüyor! Ya da ABD'nin dibinde DAEŞ bir havaalanını ele geçirmeye kalksın...

Ülkenin aydınlarının da hendekler yerine, sınırları hedef alan mevziler yerine, varlık sebepleri olan "insan ve ülke" unsurlarının çevresinde kenetlenmesi gerekmez mi? Ülkenin kaderi, bireyin de namusu değil midir?

Saadet Oruç/Star

  • 3
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Batılılar söylüyorsa doğrudur mantığı ile konuya bakıyor ve 'ne işimiz var Suriye'de?' ve benzeri 'safça' sorularla güya kamuoyu oluşturmaya da çalışıyorlar. Oysa azıcık kafaları basabilse: 'Diğer ülkelerin ne işleri var Suriye'de?' demeleri gerek...
Dışardakilerin harita bilgisi konusunda şüphemiz yok. Çünkü onlar bu haritaları yüz yıl önce masa üzerinde cetvelle çizenlerin torunları. Dahası kendi menfaatlerine göre yeniden çizmeye de kararlı gözüküyorlar. Ancak içimizdeki 'saf' kesimin Suriye'nin haritadaki yeri, Türkiye ile olan sınırının uzunluğu ve diğer bütün ülkelerin bu ülke ile sınırı olmadığının farkında olup olmadıkları, ciddi bir mesele.
Yine Suriye'deki gelişmeler sebebiyle muhatap olduğumuz yaklaşık üç milyon mülteci ve bu sebeple bütçemizden giden 9 milyar dolar konusu onları ilgilendirmiyor tabii. Çünkü bunun için formülleri açık: 'Almazsın ülkeye, gelenleri de gönderirsin olur biter', diyorlar.Muhacir-Ensar ve 'bereket' konusuna Fransız olmaları yanında, bu kadar uzakta olan Avrupa ülkelerinin telaşına bakıp, mülteci meselesinin öyle 'almazsın' demekle bitmeyeceğini düşünemiyorlar zahir.
Hepsini herkesin bildiği bu hususlar, Türkiye'nin Suriye meselesinde takındığı tavrın önemli parametreleri. 'Suriye sebebiyle bir savaşa girer miyiz?' sorusunun cevabı da buralarda bir yerlerde. Özeti ise şu: Suriye ile ilgili olarak savaşa girseydik, çoktan girerdik... Ve hem 'yaşananlar da bir tür savaş' zaten...

Ekrem Kızıltaş/Takvim

  • 4
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Dış politika uzmanı değilim, ancak bugün yaşananları yorumlamak uzman olmayı gerektirmez diye düşünüyorum. En az 4 yıl var ki; Türkiye, bugün Suriye'de yaşananların olmaması için gereken uyarıları yapmış, çözüm önerilerini de sunmuştu. Şimdi, bunların ayrıntısına girecek değilim. 'Güvenli bölge', 'uçuşa yasak bölge' gibi uyarıları dün gibi hatırlıyoruz. Peki, ne yaptı müttefik dediklerimiz? Bütün bu önerilere kulak tıkayarak, kendi oyunlarını sahnelemek istediler.
Ve durum ortada! Bölge, terör örgütlerinin cirit attığı, koca koca ülkelerin kısa vadeli hesaplarını görmek için her türlü yolu mubah saydıkları bir yer haline geldi. Yaşananları, yapılan kirli hesapları en iyi analiz eden Türkiye ise, kendi çıkarları doğrultusunda harekete geçti.
Ne mi yaptı?
'DAEŞ'le mücadele ediyorum' bahanesiyle, Suriye'nin kuzeyinde oluşturmaya çalıştıkları koridoru PKK'nın Suriye'de kolu olan PYD'ye bırakmak isteyenlere tokat attı! Başından beri, müttefiklerinin gözüne soktuğu 'kırmızı çizgileri'ni bu kez Fırtına obüsleriyle gözlerine soktu!
Yaşananlar bu kadar basit! Bu arada, Türkiye yerine terör örgütleriyle müttefiklik yapmaktan geri durmayan çevreler yine harekete geçti. Önce ABD, ardından Avrupa Birliği, Türkiye'nin bombardımanı derhal durdurması telkininde bulundu.
Önce Avrupa Birliği'ne cevap verelim; Türkiye uluslararası çıkarları söz konusu olduğunda harekete geçmek için kimseden izin almaz. Yıllarca kucak açtığınız, hatta beslediğiniz terör örgütü PKK'nın, maskelemeye çalışıtığınız kolu PYD ile de kararlılıkla mücadele eder. Yani Azez'in, Kandil'e çevrilmesine göz yumamaz. Bölgedeki en önemli oyun kurucu Türkiye'dir. Siz öncelikle mülteciler konusundaki ikiyüzlülüğünüze son verin.
Sonra da müttefikimiz gibi görünen ABD'ye soralım; ne diyor ABD? 'PYD terör örgütü değildir. Bölgede DAEŞ'le mücadele ediyor'. Bu açıklamanın akılla, mantıkla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Terör örgütleri arasında ayrım yapılmaz ve 'benim örgütüm' yaklaşımı, büyük ülkelerin dış politikasına yakışmaz.
Şimdi soruyorum; eğer El Kaide, DAEŞ'le mücadele etseydi, ABD, El Kaide'ye silah yardımı yapar mıydı? Kimseyi aptal yerine koymayın!

Murat Kelkitlioğlu/Akşam

  • 5
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Sonunda beklenen oldu. Türkiye, top atışları ile Azez'e giren PYD- YPG güçlerini vurdu. Minig hava üssü de vurulan hedefler arasındaydı.
Başbakan Davutoğlu, YPG'lilerin Azez'i ve hava üssünü terk etmemeleri halinde topçu ateşinin durmayacağını açıkladı. Elbette, Kuzey Suriye'de Fırat'ın batısına geçmemesi yönünde uyarılan PYD'nin Rus bombardımanları eşliğinde doğudan bastırması Türkiye'yi harekete geçiren sebep oldu. Anlaşılan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Latin Amerika ziyareti dönüşü bahsettiği dar kapsamlı güvenlik toplantısında Azez'de PYD'nin ilerlemesine tepki verilmesi kararına varılmış.
Türkiye için Suriye iç savaşında bıçak kemiğe dayanmış görünüyor. Zira PYD koridorunun tamamlanması uzun vadeli bir ulusal güvenlik krizine tekabül ediyor. Böylece, Türkiye PYD'ye karşı sert güç unsurlarını kullanabileceğini gösterdi. Bu yeni tercihin ucunun nereye kadar gidebileceğini bilmiyoruz.
Özel birliklerin yapacağı ani vur -kaç saldırıları ya da bir kara harekâtı gündeme gelebilir mi bunları önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Rusya'nın yangına körükle gideceği belli. Daha şimdiden Azez'deki muhalifleri sivil, hastane demeden bombalayarak cevap verdi. Bu gidişatı belirlemede ABD'nin rolü daha kritik. Ancak ABD'nin tavrı çatışma sürecini durdurabilecek bir yönde değil. Zira "iki tarafa" tavsiye veren tutumuyla PYD'ye olan desteğini yinelemiş oluyor.
ABD'nin PYD'ye "yeni topraklar elde etmeyi bırakması", Türkiye'ye de "top atışlarını durdurması" yönündeki çağrısının da dinleneceğini beklememeliyiz.
Çözüm sürecini bitiren ve Güneydoğu'nun ilçelerinde "şehir savaşları" yürüten PKK'nın Suriye kolu ile bir anlaşmaya varılması mümkün görünmüyor. Bugün için "dünya savaşı," "soğuk savaş" gibi algı operasyonlarının tesirinde kalmadan Türkiye hem diplomasiyi harekete geçirmeli. Hem de seçmece bir şekilde sert gücünü göstermeye devam etmeli.
Suriye masasında sert gücünü kullanmayan aktör mü kaldı? Bugün mevcut mevzileri koruyarak masaya oturma dönemi. PYD ile anlaşalım diyenler PKK-PYD şartlarına teslimiyet çağrısında bulunuyor. Halbuki Türkiye'nin Kuzey Suriye'deki PKK- PYD koridoru ilişkisi uzun sürecek iniş- çıkışlı bir seyir takip edeceğe benziyor.
Sözgelimi PYD, Esed rejimi ile ters düştüğünde hikâye başka bir safhaya geçecek.

Burhanettin Duran/Sabah

  • 6
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Geçtiğimiz günlerde Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki paralel yapı faaliyetlerine işaret etmiştik. Yazı büyük ilgi çekti. "Paralel Darbe" ihtimalinin sıfır olduğunu söyleyenler de oldu, ciddi bir şekilde üzerine gidilmesi gerektiği görüşünü savunanlar da... Bizimki görüş değil, bilgi! Ahkâm kesmeyi sevmeyiz, bilgi sahibi olmadığımız konularda yorumda bulunmayı haddi aşmak olarak görürüz.

Evet; Türk Silahlı Kuvvetleri'nde gerçekten de çok ciddi bir paralel organizasyon var. Bunlar; vaktinde, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne hakim olan gayet mantıksız, zararlı, "irticayla mücadele" konseptinden faydalanmak suretiyle geniş bir kamuoyu kesiminin desteğini aldılar.

Bizler, YAŞ kararlarıyla uzaklaştırma mekanizmasının yol açtığı haksızlıklara karşı çıkarken, bunlar, kendilerini kamufle ederek belli mekanizmalara yerleştiler. Birçok TSK mensubunun ayağını kaydırırken, toz duman arasında belki de yanlış adamlara çakmışlığımız da olmuştur. Arşivimize döndüğümüzde böyle sıkıntılar görmüyoruz ama belli mi olur, belki de gözden kaçmıştır. Neyse ne, Askeriye'deki bazı ne yaptığını, ne söylediğini bilmez, milli iradeye saygı göstermez, milletin dinine, diyanetine karışır tipler yüzünden bunlar bir sempati alanı oluşturdu ve bu alanı kullanarak yerleşti de yerleşti.

Dün görüştüğüm "uzman" bu konunun önemine dikkat çekerken, "İstihbarat birimleri daha da hassas olmalı" dedi. Türkiye, güvenlik meseleleri ile uğraşırken, birileri "darbe"nin altyapısını hazırlamak için bir şeyler yapıyor olmasın! Evet, olmasın!.. Var mı böyle bir şey; bize gelen "duyumlara" göre birtakım kıpırdanmalar var. TSK yönetimi bu konuda son derece dikkatli.

Öte yandan "Albay" rütbesinin tarihimizde "ne gibi" işlerle yer ettiğini de gözden uzak tutmamak lazım! Birçok albay, emekli albay dostum var; hepsi vatanına, milletine, değerlerine bağlı insanlardır. Birer kahramandır. Amma velâkin her camiada da "emri" komutanlarından değil de "başka yerlerden" alanlar olabilir. Belki de oluyordur! Hiç kimseye haksızlık yapılmamalı, hiç kimse geçmişteki mensubiyetlerinden dolayı sorgulanmamalı ama...

Bu yapı, "Suriye krizi"nin doğrudan ve yan etkilerinden dolayı "güvenlik politikalarına" ağırlık vermek zorunda kaldığımız bu süreçte birtakım işler çevirebilir. Daha doğrusu, çevirme hazırlıkları var!.. Bilgi sağlamdır, kaynak sağlamdır.

Serdar Arseven/Yeni Akit

  • 7
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Ünlü şarkıcı Murat Kekilli, Yeni Yüzyıl gazetesinden Esra Elönü'ne verdiği röpotajda, insanların vicdanına seslenen önemli tespitlerde bulunmuş.
Örneğin, 'Nişantaşı-Cihangir ünlülerinin, muhalif raconları kesip sırf Erdoğan nefreti yüzünden PKK'ya destek vermeleri sence ne manaya geliyor?' sorusuna Kekilli, şu anlamlı yanıtı vermiş:
"Cumhurbaşkanı'nı sevmeyebilirsiniz, fikirlerini benimsemeyebilirsiniz ancak terör olaylarını siyasallaştırıp Cumhurbaşkanı'na isnad etmek; hem şehitlere, hem şehit yakınlarına, hem vatana, hem de milletimize, sanat camiasına, inancımıza ve hatta Cenab-ı Hak'ka varana kadar ihanettir. Burada suçlu aranıyorsa; bu, terörün kendisi ve terörü destekleyenlerdir. Tayyip Erdoğan'ı sevmemek başka bir şey, vatan hainliği başka bir şey."
Kekilli, Nişantaşı-Cihangir ünlülerinin yaşadığı çelişkiyi çok iyi özetlemiş.
Çok kritik günlerden geçiyoruz, savaşın eşğindeyiz. Ben savaşın bir yıkım olduğunu, savaştan kimsenin kazançlı çıkmayacağını düşünenlerdenim. Böylesine kritik bir dönemde ülkece kenetlenmeliyiz. Devletin ve ordunun alacağı kararlara destek olmalıyız. Elbette bu kararlar eleştirilebilir ama ülke menfaatleri her şeyden önce gelmeli. İçimizde PKK'ya bilinçli ya da bilinçsiz destek olan bir kitle var. Bu kitlenin; sanat, medya ve siyaset dünyasında algı yönetimini ve manipülasyonu iyi bilen, çok zeki sözcüleri var. Bu sözcüler, siyasi tercihi AK Parti'den yana olmayanları oyuna getiriyor. Hele AK Parti'ye olan nefretleri yüzünden kafayı sıyırmış öyle vicdansız bir kitle var ki; Rusya bize savaş açsa, Suriye'de batağa saplansak, ekonomik kriz çıksa zil takıp oynayacaklar! Kekilli'nin dediği gibi, bu vatan hainliğidir arkadaşlar. Muhalifliği vatan hainliğine dönüştürmek, bir ülke için en büyük tehlikedir. Böyle kritik dönemlerde birlik olmayan ülkeler, her zaman kaybetmiştir.

Mevlüt Tezel/Günaydın