Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 17
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Terörle mücadelede güvenlik güçlerinin başarılı olmasını dilemekten başka katkınız olmayabilir. Alçakça patlatılan ve sivilleri de hedef alan bombaların neden olduğu facialar karşısında, yüreğiniz kan ağlasa da fazla bir şey yapamazsınız. Kamu görevi olmayan bir vatandaş ya da seçimden seçime sandığa giden bir seçmen olarak terörle mücadelenin sade bugün bu topraklarda yaşayanların değil, gelecek kuşakların da önünü açmak için yapıldığını bilirsiniz.
Acaba hangi dürtü sizi bilgisayar başına geçirir ve son terör saldırısının açtığı yaralar sıcakken, bu saldırıyı planlayanların ve saldırıdan yarar sağlayacak olanların lehinde sosyal medyaya mesajlar gönderirsiniz? Kendinizi "Aydın" olarak görmeniz, kaderini bu ülkenin dirliğine, düzenine, refahına ve güvenliğine bağlamış insanlardan çok mu farklı kılar? Kendi ülkenizi her konuda haksız görmek ve ülkenizi hedef alan komploların haklı olduklarını savunmak, hangi akla ve mantığa sığar ki?
Gerçek ötesi bir dünyada yaşamak ve hiçbir yaşanandan ders almamak da "Aydın" olmanın niteliklerinden biri midir?
Ortada PYD falan yokken kendilerini aydın olarak sunan bu kişiler "Gezi Kalkışması" dolayısıyla da aynı içerikli mesajları ve bildirileri paylaşmıyorlar mıydı? Pensilvanya örgütünün darbe teşebbüslerinde de, bu mesajlar paylaşılmadı mı? Bu aydınlardan bazıları da "Açılım Süreci"nde Kandil'e koşup "Öcalan Kürtleri satıyor" diye kampanyalar açmadılar mı? Sosyalizmle cemaatçiliğin, terörle siyasetin birbirleriyle dans ettikleri absürt bir dünyanın insanlarına bize bazıları "Aydın" diyor. Bunların derinlikleri Güneydoğu kentlerindeki hendeklerin derinlikleri kadar...
"İnsan" olmanın öncelikleri vardır. Terör saldırısında hayatını yitirenlerin yakınları ile acılar paylaşılır. Bu saldırıyı yapanların yakalanması için güvenlik güçlerinin çalışmaları izlenir. Böyle anlarda bir ulusun tek yürek olması gerektiği öncelikle hissedilir. Ama siz kendinizi "Aydın" olarak görüyorsanız, klavyenin başına geçin ve "Hükümet istifa etsin" diye mesajlar, bildiriler yazın. Daha sonra "Yine aldatılmışız" içerikli mesajlarla ağlaşabilirsiniz.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 2
  • 17
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Merkel, Halep ile Türkiye sınırında sivillerin ölmeyeceklerini ve en önemlisi, baskı altında olmayacakları bir alan yaratılmasını öneriyor. İlk bakışta uçuşa yasak bölge gibi görülebilecek bu öneri, aslında daha fazlasını ima ediyor. Zira bir bölgeyi uçuşa yasak kılmak, kendi başına güvenli kılmaya yetmez; bu ancak başlangıç olabilir. Suriye'deki her katliam hava gücüyle olmuyor; ayrıca her katliam da Suriye'de olmuyor. Dolayısıyla öneri, öncelikle hiçbir savaş aracının bölgede kullanılmaması anlamına geliyor. Bu, Rusya, ABD, Esad güçleri, yerel oyuncular ve diğerlerinin silaha başvurmayacağı bir alan yaratılması demek.

Böyle bir bölge bir biçimde olursa, en azından yeni bir göç dalgasıyla karşılaşılmayacağı düşünülüyor olabilir. Ama bu bölgenin tek işlevi, göçü engellemek olduğunda işe yaramaz; çevresine de mesela Türkiye sınırına da güvenlik sağlamalı. Bu durumda, kimsenin silah kullanmamasının garantisini kim verecek?

Merkel'in önerisinde bunun da ipuçları mevcut. Almanya diyor ki, Esad ve müttefikleri ile ABD liderliğindeki koalisyon arasında bir anlaşma imzalansın. Genel bir bakışla bu nihai amaç olarak önerilebilir. Ancak ortada bulunan bazı sorunlar aydınlatılmadığı sürece, bu çıkış yolunun hayata geçmesi zor.Öncelikle açıklık kazanması gereken konu, ABD ile Rusya'nın hangi konularda anlaştıklarının açığa çıkmasıdır; ama bunu bugün için beklemek anlamlı değil.

Güvenli bölge "barış" ile olacaksa taraflarından biri Esad olacak; ancak bunun ne kadarlık bir vade için öngörüldüğünün adının konması gerekecek. Ardından, DAEŞ'i bir yana koyarsak, muhalif güçler ve PYD'nin güvenli bölgenin neresinde ve ne şekilde yer alacağının belirlenmesi gerekecek. Bu konuda üç seçenek olabilir. Ya bu yapılarla birlikte karar alınacak ya hiçbiri dikkate alınmayarak sadece devletler görüşecek ya da devletler yerel grup-örgütlerle savaşacak; kim yenerse onunla görüşülecek.

Galiba, ABD ile Rusya biraz geri çekilip bu konuyu Türkiye ile İran'ın çözmesini deneyecekler. Almanya İran'ı ikna etmiş olmalı ki, İran cumhurbaşkanı Türkiye ile işbirliğinin artırılmasını dillendiriyor. Ancak öte yandan gerek sınırlardan yapılan saldırılarla, gerek Ankara eylemleriyle Türkiye'nin Rusya-İran ekseni ile karşı karşıya gelmesi teşvik ediliyor. Sonuçta, bir bölgenin mıntıka temizliği Türkiye'ye yaptırılmaya çalışılıyor ve Türkiye Rusya'nın önüne sürülüyor ise bunun Türkiye'nin savunduğu güvenli bölge ile alakası olmaz.

Beril Dedeoğlu/Star

  • 3
  • 17
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Fethullahçı basın, ortalığı karıştırmak ve aklı sıra halka "gene mi, öff yeter artık" dedirtmek için (bunu çarçur tirajlarıyla başaracaklar!), iktidarın "yeterli koltuk sayısına ulaşabilmek amacıyla bir erken seçime gideceği" palavrasını ısrarla sıkmayı sürdürüyor... Bu bir balondur. O zaman da kilidi açmak, düğümü çözmek için "başka türlü bir referandum" akla geliyor.
Bir anayasa referandumu değil, hayır. Bir "nabız yoklama" referandumu! Halka bir tek soru sorulmalıdır: "Başkanlık sistemi istiyor musunuz?" Evet ya da hayır. Beyaz oy evet, renkli oy hayır. Ya da şöyle bir soru: "Başkanlık sistemine geçilmesini mi istersiniz, parlamenter sistemin devamını mı?" Beyaz oy başkanlık, renkli oy parlamenter.
Bu referandum için 330 oya gerek yoktur. (Sabih olmaz diyecektir, ona aldırmayın. Sabih TKP'nin kapatılmasını da istemişti, bu emekliyi ciddiye almayın.) Çünkü bu bir anayasa referandumu olmayacaktır.
Çünkü ortada halka sunulan bir anayasa "metni" olmayacaktır bir kere. Bu bir nabız yoklama, bir "temenni araştırması" olacaktır. Dolayısıyla, 276 oyla da kanunlaşabilir.
Meclisin bu yetkisi vardır. Sonbaharı beklemeye de gerek yok, hemen üç ay sonra yapılabilir. Yüksek Seçim Kurulu'na gerekli hazırlık süresi sağlanarak.
Böylece somut bir sonuç alınır.
Halk hayır derse, başkanlık sistemi tartışması uzun süre bir daha açılmamak üzere kapanır. Ortalık mayna olur. İktidarın deyimiyle "eyvallah"... Fakat halk evet derse...
Bunun bir "yaptırım" gücü olmayacaktır tabii. Ama müthiş bir "moral" etkisi olacaktır. Böyle bir sonuca meclis uzun süre direnemez.
Çünkü sonuçta bu adamlar milletin "vekilidirler" ve hukukta esas olan vekilin değil "müvekkilin" beyanıdır.
İşte size "doğrudan" demokrasi, hani İsviçre gibi... Hani Medeni Kanun'unu aldığımız İsviçre var ya, orada böyle yürüyor bu işler. Var mısınız? Yoksa bunun da dikta olduğunu söyleyip kargaları bile güldürecek misiniz?

Engin Ardıç/Sabah

  • 4
  • 17
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Fail YPG'li çıktı. Birileri hemen "PYD niye yapsın ki, dünyada saygınlığı var, bunu neden kaybetsin ki" demeye başladı. Hâlâ böyleleri var. Sizin saygın dediğiniz PYD, Türkiye'de terör eylemleri yapan PKK'ya silah verdi aylarca.

Bazılarının ısrarla anlamadığı ya da anlamazdan geldiği şey şu: Eşofmanla gezen Salih Müslim hayatta kalma mücadelesi veren gariban bir demokrat değil. Ciddi, hedefleri olan kanlı bir Ortadoğu örgütünün eşbaşkanı.

PYD ve PKK da iki ayrı parça gibi görünen, hedefleri olan tek bir organizma. Bu hedefler arasında Türkiye'den şartlara göre küçük ya da oldukça geniş bir coğrafyayı koparmak, kendi egemenlik alanına katmak da var. Eli kanlı Beşar Esad ile beraber hareket ediyor. Bu beraberliğin bedeli var. YPG'yi Azez'e saldırtmasının ilk nedeni, kanton ilan ettiği yerleri Afrin'e bağlamak ise ikinci nedeni Esad'ın ve Rusya'nın talep ettiği şekilde, Azez ile Halep'in kuzeyi arasındaki koridoru kapatmak. Esad karşıtlarını kapana kıstırmak, aralarında Türkmen ve Sünni Arap sivillerin de olduğu grupların ve muhaliflerin katledilmelerini sağlamak.

Mesele bu ve tam da bu nedenlerle Azez-Mare-Cerablus hattının PYD'nin ya da IŞİD'in eline geçmesi olasılığı Türkiye için kabul edilemez sonuçlar doğuruyor.

Bölgede Suriye'deki savaşa katılmayan ama savaştan fazlasıyla etkilenen tek ülke, Türkiye. Ve bir tek talebi var:

O da bahsi geçen Azez-Mare-Cerablus hattının güvenli bölge ilan edilmesi.

"Suriye'ye giriyorlar-Bizi savaşa sokuyorlar" yaygarasına meze olan durum bu. En uç senaryoda kastedilen dahi, ele geçirmek ya da Rusya gibi işgal etmek için değil, "güvenli bölge oluşturmak" için inisiyatif almak. Çünkü bu PYD'nin Türkmen ve Arap sivilleri sürerek ve öldürerek varmaya çalıştığı planları ve sınırlarımız üzerindeki baskıyı azaltacak. Toprak bütünlüğümüz için gerekli bir adım. Çünkü bu IŞİD'i uzak tutacak. Çünkü bu katliamdan kaçan insanları hayatta tutacak. Çünkü bu muhaliflere nefes aldıracak ve Esad rejimini hesap vermeye zorlayacak. Çünkü bu Halep gibi Deniz Baykal'ın bile bigâne kalamadığı bir İslam şehrinin, bir medeniyet sembolünün İran'ın Persleştirilmiş mezhepçiliğinin tecavüzünden koruyacak.

Nihal Bengisu Karaca / Habertürk

  • 5
  • 17
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Kendimizi kandırmayalım, derim... CHP'nin toparlanıp kendine gelmesi; haydi son zamanlarda pek gözde olan deyimle söyleyeyim; "milli bir duruş" kazanması için artık çok geç. Gözümüzün önünde CHP örgütünü "alıp kaçanlar", seçmenini de baştan kurguladılar. İki gündür Baykal'ın sözleri üzerinden yapılan yorumlar bu gerçeği ıskalıyor. Baykal'ın çıkışı Türkiye için çok anlamlı, çok değerlidir. AK Parti ve MHP seçmeni bunu gördü ve hararetle alkışladı. Ama eğriye eğri, doğruya doğru...
CHP örgütü ve seçmeninde Baykal'ın çıkışının pek etkisi olmadı. Olmaz da... Çünkü 2013'ten bu yana tarla itinayla sürüldü. Seçmenin kafası dönüştürüldü.
Cumhurbaşkanlığı seçiminden bu yana seçim manevralarını hatırlayın; öyle bir seçmen ki, kime oy ver dense, veriyor. Dün yanlış bildiğini, bugün onaylıyor.
Dün parti çalışmalarında yıllanmış iki arkadaşıma sordum. Ağzımdan Baykal ismi çıktığı anda, hiç abartmıyorum, karınları ağrıyormuş gibi bir süre kıvranıp durdular.
Yüzleri buruştu. Dilleri tutuldu. Sonra ağızlarındaki baklayı çıkardılar: "Artık bir hatıra Baykal! Kaldı ki, Suriye üzerine sözlerinin kitlemiz gözünde karşılığı kalmadı." Bir ipucu vereyim, siz gerisini öyle düşünün; bu kişiler üstelik birkaç aydır örtülü biçimde Kılıçdaroğlu ekibine muhalefet ediyorlar.
CHP tarlası nasıl sürüldü? Doğan medyası ve ittifaklarının Erdoğan ve partisine muhalefet edişindeki "tilkilikler" hep dikkatimizi çekti de, CHP'nin seçmen kitlesini nasıl dizayn ettiklerini çoğu zaman gözden kaçırdık. Oysa bugün tıpkı örgüt gibi CHP'nin seçmen kitlesi de HDP'lileşmenin eşiğine gelmişse... Bu medya sayesindedir.
Bir noktayı unutuyoruz...
Doğru! AK Parti seçmeni her seferinde medyayı umursamadan, toplumun kılcal iletişim yollarıyla hareket etti. Fakat CHP kitlesi farklıdır. CHP kitlesi medyasına bakar ve bakarken büyülenir. Basit "life style" röportajlarından bile siyaset çıkartır; yorumlarla kendini şekillendirir.


Tam bunları yazmaya oturduğumda... CHP'li ve Egeli eski bir arkadaşımın Ankara'daki terör katliamının ardından attığı tviti gördüm. Beynim bir elektrik devresi olsaydı, bu satırları okuyunca alev alır, yanardı. Zamanında "sevecen, insancıl" biri olarak tanıdığım bu kişi aklı sıra kara mizah yapmaya kalkışmıştı ve "Niran Ünsal, Deniz Baykal ve Şafak Sezer'i aynı tv programında patlamayı değerlendirmeye" çağırmıştı. Şimdi söyleyin bana... Yerlerde sürünen ruhları ayağa kaldırmak kolay mı sanıyorsunuz?

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 6
  • 17
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Genelkurmay personelini taşıyan araca, Genelkurmay Başkanlığı'na 200 metre kala yapılan bombalı saldırı, Türkiye tarihinde bir dönüm noktasına tekabül ediyor olabilir. Saldırıdan birkaç saat sonra İsveç'teki Türk Kültür Merkezi'ne de bombalı saldırı olması, dün PKK'nın Kerkük- Yumurtalık boru hattına saldırması failin kimliğine işaret ediyordu.
Nitekim gelen bilgiler de failin YPG'li Salih Neccar olduğunu gösterdi. Neccar ailesinin Suriye'de Esed'in başında bulunduğu Baas rejiminin askeri istihbaratı Emn ül-Askeri'yle irtibatlı olduğu söyleniyor. Esed rejiminin, Rusya yönlendirmesiyle eylem talimatını PKK'ya verdiği anlaşılıyor. Hedefin Hava Kuvvetleri Komutanlığı'ndan kalkan ve Genelkurmay personelini taşıyan araç olması, Rusya talimatıyla yapıldığını güçlendirir nitelikte. İçerideki Esed'ci/PKK'lı klik de tavırlarıyla teröristleri sevindirmekte gecikmedi. HDP, Meclis'te okunan ve terörü kınayan ortak bildiriye imza atmayarak faile yakınlığını tescil etmiş oldu.
Genel başkanı 'hendeklerdeki arkadaşlar' diyen, Genel Başkan Yardımcısı 'YPG, terör örgütü değil' diyen CHP'nin milletvekili Özgür Özel, 'Sorumlu Cumhurbaşkanı ve devleti yöneten herkestir' diyerek katili özenle gözlerden sakladı. Zaman ve paralellerin 'yeni Taraf'ı Cumhuriyet, 'Devletin kalbine bomba' ifadesiyle teröristlere tercüman olan aynı manşetle çıktı. Paralel'in Nazlı ablası, "İlk adım hükümetin istifası. AKP-CHP koalisyonuyla tek adam keyfiliğinin son bulması" diyerek teröristlere bir de 'hükümet düşürme' payesi vermemizi teklif etti. Esed'in basın sözcüsü gibi çalışanlardan biri, 'Keşke yurtta ve bölgede barış siyaseti izleyebilseydiniz. O zaman birlikten söz etme hakkına sahip olurdunuz' diyerek katillerden yana olduğunu ortaya koydu. KCK içindeki MİT elemanlarını 7 Şubat sürecinde ifşa eden paralel yapının medya mensupları utanmadan MİT'i ve devleti hedefe koyan açıklamalar yaptı. PKK'nın yayın organlarından biri patlamayı kutlayan mesaj attı. PKK'lı Cemil Bayık saldırıyı YPG'nin 'misilleme' olarak yapmış olabileceğini söyledi.
Yani Suriye'ye girsek de girmesek de savaştayız ve mücadele veriyoruz. En önemli nokta, 'içteki mücadele'yi daha etkin seviyeye çıkarmadan bunu yapmamamız gerektiğidir.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 7
  • 17
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Terör örgütü PKK ile alt örgütleri YDG-H, TAK, Suriye'de PYD, YPG, YPJ ve çocuk militanlara kadar uzanan çeşitli kısaltmalarla anılan alt örgütlerine kadar bütün terör ağı KCK tarafından yönetiliyor. KCK'nın Kandil'deki yöneticilerinden Cemil Bayık, Ankara saldırısı için "Kim yaptı bilmiyoruz. Ama Kürdistan'daki katliamlara bir misilleme eylemi olabilir" açıklamasını yaptı. Yani Bayık, saldırının DAEŞ tarafından yapılmadığından emin.

Aynı Bayık, 28 Aralık'ta Le Monde'a "Türkiye'deki Kürt kentlerine ek savaşçılar gönderme hakkını saklı tutuyoruz. Türkiye'nin içinden ve dışından gelen başka örgütlerle birlikte yakında bir devrimci direniş cephesinin kuruluşunu ilan etmeyi öngörüyoruz. Adını veremeyeceğim bu örgütler, Erdoğan rejimine karşı bizimle aynı mücadeleyi paylaşıyorlar ve bizimle birlikte mücadele edecekler. Soğuk Savaş bitti, birbirine karşıt gibi görünen güçlerle çıkarlarımız buluşabilir" demişti.

"Türkiye'ye ek savaşçılar gönderildiği" Ankara saldırısıyla ortaya çıktı. Ayrıca, örgüt, Suruç saldırısının ardından iki polisin uyurken şehit edilmesinde olduğu gibi, 'üstlenilmiş' eylemleri bile kendi tabanı veya Batı'da tepki gelirse sonradan reddediyor; çoğunlukla da sorumluluğu TAK adlı örgüte atıyor.

Oysa TAK da PKK'nın alt kollarından biri...Ayrıca, Bayık'ın açıklamalarından anlaşıldığı gibi, terör saldırıları artık sadece PKK/KCK değil, PYD/YPG ve alt örgütleri ile 'koalisyon örgütleri' adına yapılabilir. Bu yüzden 'bizden değildir' diyor olabilirler de. Zira, PYD bölgesinde 'Rojava Enternasyonalist Özgürlük Taburu'nun kuruluşu geçtiğimiz günlerde örgüte yakın yayınlarda ilan edildi. 'Terör koalisyonu'nun üyeleri tanıdık: "MLKP ve TKP-ML/TİKKO, İspanya Yeniden İnşa Örgütü, Birleşik Özgürlük Güçleri (BÖG) ve MLSPB, Yunan, Türk, Alman ve Ermeni devrimciler."

Saldırının bir başka enteresan tarafı da, Sultanahmet'teki DAEŞ canlı bomba saldırısıyla benzerliği. Bu da PKK'nın tüm 'Ortadoğu terör yöntemlerini' kullandığını, işbirliği yaptığı örgütlerin de benzer yöntemleri kullanabileceğini gösteriyor. Bayık'ın sözleri ve bunun uygulamaya konulduğunun kanıtı olan Ankara saldırısı, gelecek günlerde PKK/KCK'nın karşımıza TAK ve YDG-H dışında PYD, YPG, YPJ olarak çıkabileceği gibi, 'terör koalisyonu' üyesi 'yerli-yabancı' örgütlere de ihale verebilir. Ve daha enteresan olanı; ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner'in 'itiraf ettiği' gibi; "ABD'nin iyi adamlara verdiği silahlar, bazen kötü adamların eline geçebiliyor."

Mustafa Kartoğlu/Star