Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Gündeme dair kısa kısa söylemek istediğim şeyler var. Birbirinden kopuk gibi görünebilirler ama öyle olmadığını biliyorsunuz. Şimdi böyle söyleyeyim, sonra belki başka yazılarda derdimi ve bakışımı ayrıntılı ifade edebilirim.
1- Sürekli Putin'in mantıksızlığından dem vurmak doğru değil. Medya nedense gelişmelerin "görünen" yüzüne takıldı kaldı. Oysa hiçbir devlet uzun süre ve kararlı biçimde mantıksız hareket etmez. Hep bir mantık vardır. Asıl olan Putin'in yeni politika ve hamlelerinin arkasında mantığı okumaktır.
2- "Rusya Suriye'ye neden girdi?" sorusunu yalnızca bölünen Suriye'de ve daha da karışacak Ortadoğu'da "yer kapmak" olarak açıklayanlar var. Bu durumun "Küresel merkez"in Rusya'yı belalara bulaştırarak hızla çökertme planının bir parçası olduğunu iddia edenler var. Yorumlardan, analizlerden geçilmiyor... Fakat aşırı dikkat hallerinden korkarım. Çünkü bir tür körlük de üretirler. Rusya, sadece Suriye için mi Suriye'de? Birileri Rusya'yı hızla Türkiye'yle açık kapışmaya itiyor olamaz mı? Hem Rusya'yı, hem Türkiye'yi tekrar küresel sisteme bağımlı kılmanın (terbiye etmenin) yolu olarak böyle bir hesap yapılmış olamaz mı?
3- ABD'nin Suriye'de B Planı varmış. Bu da Suriye'nin bölünmesiymiş... Bazen diplomasi denilen şey acı gerçeklerin insanlıkla dalga geçen bir dile tercüme edilmesidir. ABD'nin "Suriye Devrimi"nden yana tavır koymadığı zamandan bu tarafa zaten başka bir planı yok.Bölünmüş Suriye ABD'nin A Planı. Gerisi hikâye.
4- New York Times'ın son başyazısı tam bir rezalet, doğru! Fakat bilmemiz gerekiyordu:Diplomasi sadece diplomatların işi değil. Diplomasi medyadır. Uluslararası medya. Bunu yıllarca önemsememiş olmamızın bir anlamı vardı. Nasıl olsa, büyük müttefiklerimiz ne diyorsa, onu yapıyorduk. Başımızı dik tutmaya karar verdiğimiz şu dönemde ise bu gerçeği anlamazdan gelmek kabul edilecek bir şey değil. Eski Türkiye Ankara'sının uluslararası medya bakışını Yeni Türkiye'ye taşıyınca böyle oluyor.
5- ABD ve Rusya'nın kirli hesapları ve anlaşma görüntüleri, İngiltere'nin devreye girme çabaları... Hiç şüpheniz olmasın ki, bütün bunlar tutmayacak. Bizim yapacağımız eski diplomasi mantığıyla bu süreçte onları "idare etmeye" çalışmak değil, sıkı durmak ve kendimizi idare etmektir. (Kapalı mı oldu? Açarım sonra...)

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 2
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

CHP kendi içinde teşkilatını, kadrolarını, ideoloji ve programını bu istikamette yenileyemedi. Hal böyle olunca kolay oy alabileceklerini düşündüğü kesimlere yönelik sembolik ve inandırıcı olmayan açılımlar yapıldı. Mesela bir yandan çarşaflı hanımlara CHP rozeti takıldı, diğer yandan CHP'nin bazı teşkilatları çarşaf aleyhinde gösteri yapıp, çarşafları çiğneyebildi. CHP'nin kendini yenileyememesi, bürokrasinin bıraktığı boşluğun doldurulamaması demekti. Bu boşluk, zamanla CHP'li belediyeler, mezhep dayanışması içinde olan kanat ve medyanın popüler isimleri tarafından doldurulmaya çalışıldı. CHP ve kamuoyu, bu gelişmeleri popülizm ve parti içi demokrasi olarak süslemeye çalışsa da, durumun hizipleşme olduğu kısa zamanda anlaşıldı. CHP, bu hizipleşme dalgası yüzünden bürokrasiden ve akademiden gelebilecek nitelikli kadroları da kaybetti. Son Kurultay'da ortaya çıkan parti meclisi, bu gelişmelerin somutlaşması olarak alarm zillerinin çalmasına yol açtı.

CHP'de söylem düzeyinde yenileşmenin taşıyıcı aktörü olan akademisyenlerin yer aldığı 'Bilim Kurulu' adeta tasfiye edildi. Nitelikli bürokratik isimler, parti vitrininden yer bulamadı. Ancak CHP'deki alarm hali, parti içi iktidar mücadelesini gündeme getireceği için, bunu örtmek üzere Kılıçdaroğlu ve parti meclisi Erdoğan karşıtlığı üzerinden siyasi gerginliği arttıracak tartışmalar başlattı. Deniz Baykal'ın eleştirileri ise, Yeni CHP'nin değil, eski CHP'nin hassasiyetlerini dile getirdiğinden, CHP'nin derdine derman olabilecek türde değildi. CHP bu durumda terör ekseninde gelişen yeni saflaşmada, Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı üzerinden hem devletçi eski CHP'nin hem demokratik Yeni CHP'nin taşıyamayacağı savrulmalar yaşıyor. Terörle mücadeleyi, Erdoğan'ın ve AK Parti hükümetinin siyasi tasarrufu gibi değerlendiren ve "akıttıkları kanda boğulacaklar" türünden söylemler, son tahlilde CHP'nin taşıyamayacağı söylemlerdir.

CHP ve Kılıçdaroğlu, Erdoğan ve AK Parti karşıtlığının ötesine geçecek bir politika ve terörle mücadele perspektifi geliştiremedikleri sürece, ciddi bir meşruiyet sorununa ve parti içi tartışmaya gebe görünüyor. CHP bu haliyle Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı şartlanmışlığı içinde, Türkiye'ye yönelik şiddet kampanyası açan örgütlere açıkça tavır al(a)mayan bir pozisyona savruluyor. PKK / HDP hattı bu savrulmayı suistimal ederek, CHP'yi Erdoğan ve AK Parti karşısında kendileriyle ittifak kuracak bir ortak olarak takdim edebiliyor. Özgür Gündem'de Hüseyin Ali takma adıyla yazan PKK yöneticilerinden Mustafa Karasu'nun, CHP'yi, HDP/ PKK hattıyla ortaklığa çağıran 23 Şubat tarihli yazısı bu bakımdan kayda değerdir. PKK, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki şiddeti Batıdaki sokak hareketleri ve muhalefet partileriyle destekleyerek terörle mücadeleyi zorlaştırmak ve Türkiye'nin yönetilemez olduğunu göstermek istiyor. Bu bağlamda PKK, CHP'ye herkesin görebileceği şekilde "ahlaksız" bir stratejik ortaklık teklif edebiliyor. CHP'nin bu teklifi kabul etmeyeceği açık ama bu teklife muhatap olması dahi, CHP'de kriz anlamına gelebilir.

Murat Yılmaz/Yeni Yüzyıl

  • 3
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Trump ne kadar faşistliği ile oy aldıysa, Sanders da o kadar özgürlükçülüğü ile oy alıyor. ABD seçimlerinde öne çıkan ve adayı oldukları Cumhuriyetçi ve Demokrat partinin 'gelenekçileri' (establishment) tarafından desteklenmeyen bu uçlardaki iki isim, ABD halkının yerleşik politik sisteme isyanını temsil ediyor.
Sanders, CIA'in rejim değiştirmeye yönelik politikalarını yerden yere vuruyor. Hatta Musaddık'ın devrilmesinde ve Molla rejiminin kurulmasında bir numaralı suçlunun CIA olduğunu söylüyor. Polisin siyahlara ve diğer azınlıklara yönelik politikalarını yerden yere vuruyor. Tütün, ilaç ve silah endüstrisi gibi büyük sermayeye karşı açıktan mücadele edeceğinin, Wall Street düzenini alt üst edeceğinin sözünü veriyor.
Sanders'ın bu hususlardaki vaadini en inandırıcı kılan şey ise, bağışçılarının içinde, Clinton'ın aksine nerdeyse hiçbir büyük şirket olmaması. En çok sendikalar, emekçiler ve öğrenciler,"sıradan vatandaş" dediğimiz kesimler kampanyasına bağışta bulunuyor ve onu hiç beklenmedik yerlere taşıyor.
"Dünyadaki en pahalı ilaçlar bizim ülkemizde satılıyor, gelişmiş ülkeler içinde sağlık sigortası olmayan milyonların yaşadığı tek ülke biziz ve bunu değiştirmeliyiz", "Wall Street'e getirilen düzenlemeler yetersiz, yeni bir vergi düzenlemesiyle sistemdeki açıkları kapatıp yüzbinlerce dolar borç altında üniversite okumak zorunda kalan gençlere bedava üniversite imkânı sunmalıyız", "Bu ülke milyarderlere değil, bize aittir. Batmayacak kadar büyük banka, hapse atmayacak kadar büyük bankacı yoktur" gibi sosyal devleti savunan argüman ve sloganlarla, hükümeti genişletip zenginleri sıkıştırma sözü veren Sanders heyecan uyandırıyor.
Ayrıca Sanders, Clinton'ın aksine izolasyonist bir dış politikayı savunuyor. Örneğin Esed rejiminin değiştirilmesine, 'müdahaleci liberalizm' fikrinden farklı olarak kategorik bir karşıtlık sergiliyor. Obama'nın 'kararsız müdahaleciliği'nden sonra Sanders'ın izolasyonist dış politikası Suriye'de daha berbat günlerin de habercisi olabilir.
Kampanya boyunca Türkiye'den bir kez bahsettiğini duyduğum Sanders'ın, onda da Türkiye'deki mülteci kamplarını ziyaret ettiğini ve Türkiye'nin çok iyi bir iş başardığını söylediğini not düşelim. Birbirleriyle taban tabana zıt olan Trump ve Sanders, Amerikan siyasetine göre 'sağ ve sol' uçtan gelerek Amerikan halkının yerleşik siyasî ve ekonomik sisteme karşı çıkışını temsil ediyorlar. Şimdilik Trump kendi kampında liderliği göğüslemiş olsa da, kazanma şansları nedir, göreceğiz.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 4
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Var mıdır dünyada intihar bombacısının cenazesine katılan vekil, parlamenter, siyasetçi?!... Şimdiye kadar duymadık… Örneğin Paris'te 120'den fazla insanın ölümüyle sonuçlanan saldırıyı gerçekleştiren teröristlerin cenazesine katılan, taziye ziyaretinde bulunan bir Fransız vekile n'aparlar Fransızlar?!... Bir de Türkiye'de demokrasi yok diyorlar… Evet, 'Yok böyle bir demokrasi!...' Türkiye demokrasinin Nirvanası'na ermiş, Batı'nın haberi yok!...
Lakin bu kadar demokrasi bizim çakma Nişantaşılı'ya da fazla gelmiş... Canlı bombacının cenazesine giden HDP'lilere seslenmiş;
"Madem canlı bomba olup kendini patlatmak, kutsanacak bir mücadele yöntemidir. Ne diye bu yöntemi sadece birkaç garibana bırakıyorsunuz ki?... Parlamentoda ballı maaşlar alıp gel keyfim gel diyeceğinize... Gidip kendinizi patlatsanıza... Alçaksınız anladık, bari 'hem korkak hem alçak' olmayın…" Aboov... Ulan bunlar kavgada söylenmez!...
N'oldu yahu iyiydiniz… Hani HDP Türkiyelileşiyordu?... Nişantaşı ahalisi ayakta alkışlıyordu Demirtaş'ı? N'oldu yahu Ahmet Hakan Coşkun? Daha dün 'Gel bizim kanala bir türkü patlat' diyordun, bugün ise 'git hendeklerde kendini patlat' diyorsun?!... Ama HDP'liler de oldukça kırılmış 'kendini patlat' çağrısı yapan Çakma Nişantaşılı'ya… HDP'li Pervin Buldan twit atmış;
"Ahmet Hakan saldırıya uğradığında evine geçmiş olsuna gitmiştim. Şimdiye kadar yaptığım hiçbir şeyden bu derece pişmanlık duymamıştım…" Bu arada HDP de Ahmet Hakan Coşkun'un yazısıyla ilgili bir açıklama yaptı… ("Gidin kendinizi patlatın" teklifi HDP'li vekillere çok dokunmuş zâhir…) Bunun bir siyasal linç kampanyası olduğunu söylüyor HDP ve devam ediyor;
""HDP, başladığı zorlu yolculuğu, tam da halklarımıza verdiğimiz sözün gereğini, yani özgür bir ülkeyi ve barış içinde kardeşçe yaşayacağımız bir ortamı var edinceye kadar ısrarla sürdürecektir…"
"Özgürce.., Barış içinde.., Kardeşçe..," yaşamak için çalışmalarını sürdürecekmiş HDP!... Ve bunu; Molotof atarak, sıkarak, çatışarak, çoluk çocuğun olduğu lojmanları bombalayarak, hendek kazarak, ve dahi "canlı bombalarla" başaracaklar!... Yani ne kadar hendek, çatışma, canlı bomba, o kadar çok barış ve demokrasi ha?...
Sonunda bizim Çakma Nişantaşılı bile buna dayanamadı ve patladı!... Aferin sana AHC…

Hikmet Genç/Yeni Şafak

  • 5
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Kayseri'de lise öğrencisi Cansel Buse K.'nın intiharını yazıyoruz, konuşuyoruz günlerdir. Cansel'in, evli ve iki çocuk babası matematik öğretmeni Bayram Ö.'nün cinsel istismarına maruz kaldıktan sonra intihar etmesi şok etkisi yarattı. Cansel'le ilgili yazıma e-posta atan Sinem Dönmez adlı okurum şöyle yazmış: "Konuyla alakalı 'Paramparça' dizisi geldi aklımıza. 'Hazal', özel ders aldığı evli matematik hocasına aşık oluyor. Dizi bu bıçaksırtı konuda, üstelik gündemde böyle bir skandal varken nasıl bir yol çizecek acaba?" Bu e-posta'dan sonra diziyi biraz izledim. 'Hazal, matematik hocası 'Mert'i baştan çıkarmaya çalışıyor. 'Mert' ise başta Hazal'a karşı seviyeli yaklaşıyor; öğretmen olmanın sorumluluğuna sahip. Ancak 'Hazal', hocasını oyuna getirip onunla bir restoranda baş başa pizza yiyor. 'Hazal'ın bakışları, 'Mert'i elde etmek istemesi ve teselli ediyor olsa da öğretmenin onun elini tutması vs. bu sahneler yayınlanırken hiç Cansel'in intiharı akla gelmedi mi? Her şey reyting mi? Keşke yapımcı ve yayıncı kanal daha duyarlı olsaydı. Şimdi diziye ilgi çektikleri için çok mu keyifliler acaba?
Twitter'da 'Paramparça' ile ilgili çıkan yorumlar ise Star TV ve dizinin yapımcısının nasıl bir hata yaptıklarını, toplumu nasıl kötü etkilediklerini özetliyor:
'Bu matematik öğretmeni beni kandırdı #Paramparça'
'Dizilerde de bu duruma özendirme var. 'Paramparça' dizisindeki 'Hazal'ın evli matematik hocasına aşık olması vs.'
'Dün 'Paramparça' dizisinde matematik öğretmenini ayartmaya çalışan arkadaşımız rolünden memnun muydu acaba?'
'#paramparca 'Hazal'ın matematik hocasını baştan çıkarmaya çalıştığı sahnelere daha dikkat etmek zorunda artık #calselicinsusma olayı sonrası'
'Benim de dizideki gibi matematik hocam 'Mert' olsaydı, şu an matematik kurdu olurdum #paramparça'
'Paramparça'da matematik hocası kıza ders vermek yerine kendine aşık etmeye çalışıyor. Medyanın hatası büyük'
'Hazal' da şu an matematik mühendisi hocanın fiziğini çözüyor #Paramparça
'Eğer matematik hocam şu 'Paramparça' dizisindeki 'Hazal'ın hocası olsaydı, profesör olurdum.'
'Öyle matematik hocam olsaydı değil türev, beş katlı integral çözerdim #paramparça' Evet, zavallı Cansel'in intiharı üzerine 'Paramparça' dizisinde Hazal'ın evli matematik öğretmenine aşık olması, onu ayartmaya çalışması vs. kötü pişti oldular. Evet, senaryo önceden yazılıyor ama Star TV yöneticileri; Cansel Buse K.'nin, evli ve çocuklu matematik öğretmeninin tecavüzüne uğrayıp intihar etmesinden haberdar değiller miydi? Keşke diziden o bölümler çıkartılsaydı. Reyting her şey değil; TV kanalları daha duyarlı olmalı, toplumda infial yaratan olayları yakından takip etmeli! Hatanın neresinden dönülürse kârdır; Star TV umarım senaryoyu değiştirir, sonraki bölümlerde Mert hoca, Hazal'a gerekli dersi verir ve Hazal genç kızlarımıza kötü örnek olmaz.

Mevlüt Tezel/Sabah

  • 6
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

HDP'nin tepkisini merak ediyordum... "Canlı bombacı" için taziyede bulunan milletvekillerinin bu davranışını nasıl karşılayacaklar diye... "Yanlışlık oldu" filan mı diyecekler? Bir yaptırım mı uygulayacaklar? Kınama cezasıyla mı geçiştirecekler? Saldırıda hayatını kaybedenlerin yakınlarından özür mü dileyecekler? Ne yapacaklarını gerçekten de çok merak ediyordum. Meğer açıklama yapmışlar. Kaçırmışım... PKK ve "paralel örgüt"ün savunuculuğuna koşulmuş Cumhuriyet gazetesi yazınca öğrendim.

Parti adına, "sözcü" Ayhan Bilgen efendi konuşmuş... Bu zat için bir parantez açmam lazım... Ülkesini "iç savaş"la tehdit eden bu zat (hükümet mevcut tutumunu sürdürürse, iç savaşı tartışabilirlermiş), bir zamanlar "Mazlumder"in başkanlığını yapıyordu. Bir kez karşılaştık... Daha doğrusu, yönettiği derneğin yemeğinde bir araya geldik... İnsan hakları konusunda basın mensuplarını bilgilendirecekmiş. 2000'li yılların başı olmalı... Yusuf Kaplan'la birlikte gitmiştik. Başka gazetelerden de temsilciler vardı. Yemeğimizi yedik, çayımızı içtik... Ayhan Bilgen efendi sazı aldı eline. Kürtçü mülahazalarla süslediği konuşması boyunca yüzlerce kez "Kürt" dedi. Onlarca kez "Kürt siyasal hakları"ndan söz etti. Bir an kendimizi HADEP toplantısında sandık. (Bugünkü HDP'nin ismi HADEP'ti yanlış hatırlamıyorsam. DEHAP da olabilir. O kadar çok kılık değiştirdiler ki...) Konuşma bitti. Soru-cevap faslına geçildi. Sıra bana gelince, "Bu toplantıdan çok rahatsız oldum" dedim. Ayhan Bilgen efendi nedenini sordu. Şuna benzer şeyler söylediğimi hatırlıyorum: "Biz mazluma ırkını ve dinini sormuyoruz. Siz de sormayın. O kadar çok Kürt dediniz ki, şaşırdık... Bir insan hakları sözcüsü gibi değil, bir Kürtçü militan gibi konuşuyorsunuz..." Sıra Yusuf Kaplan'a geldi. O da bu mealde şeyler söyledi. Hatta biraz fırçaladı... Toplantı bitti ve "şaşırmış" bir vaziyette dağıldık.

İlk ve son temasım bu oldu Ayhan Bilgen efendiyle... O zamanki hissiyatımı söyleyeyim: Hiç sevmedim bu efendiyi Bir kez de, özel bir televizyon kanalında, bir tartışma programında rastladım. "İslamcı" kontenjanından konuşuyordu. Öyle itici, öyle tahammülfersa bir tutumu (ve üslubu) vardı ki, "Sevmediğim kadar varmış" dedim. Daha sonra mahallenin İslamcı ağabeylerine sordum: "Kimdir bu Ayhan Bilgen? İslamcılığı nereden geliyor?" Doğru dürüst bir cevap alamadım... Sormaya devam edeceğim. Gerçekten de kimdir Ayhan Bilgen? Müktesebatı nedir? Nasıl bir geçmişten gelmektedir? Kimin referansıyla mahalleye duhul etmiştir? Bir zamanlar kendisini "İslamcı" diye pazarlıyordu, "İslamcılık davası" için kadar ne yapmıştır? Sorularıma tatmin edici bir cevap bulabilirsem, bu köşede paylaşacağım.

Ahmet Kekeç/Star

  • 7
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

ABD'nin Suriye'ye baktığında gördüğü tek şey büyümesine çok katkıda bulundukları DAİŞ. Ne Suriye halkının perişan durumu ne de Esed'in katliamları ABD'nin veya ABD kamuoyunun dikkatini çekiyor. Varsa yoksa DAİŞ. Yönetim de halkına karşı kendisini sadece DAİŞ'le mücadele konusunda sorumlu hissediyor. Bu sebepten göstermelik de olsa DAİŞ'le mücadele konusu yönetimin Suriye'deki tek gündemi.
DAİŞ'le mücadele konusunda şimdiye kadar yarım yamalak yatırım yaptıkları ve önemli bir kısmı "at hırsızlarından" oluşan Suriyeli çetelerden aradıklarını bulamayınca (gerçi ne aradıkları da belli değildi), tüm yatırımlarını Suriye'deki terör örgütlerinden birisi olan YPG'ye yapmaya başladılar. DAİŞ'in Kobani saldırı sonrasında kamuoyuna da satabilecekleri bir meşruiyet zemini bulan ABD, ırkçı bir projeye sahip YPG terör örgütüne destek vermeye başladı. YPG'nin işlediği savaş suçları etrafa saçılınca kozmetik bir değişikliğe gidip Suriye Demokratik Güçleri adında bir paravan grup üzerinden YPG'ye destek vermeye başladılar. ABD ve genel olarak Batı basınının desteğiyle bu yardımı iyi pazarladılar ve tüm sorun ve çelişkilerine rağmen sattılar.
Fakat işler hiç de ABD'nin planladığı gibi gitmedi. Özellikle Türkiye'nin Rus uçağını düşürmesinden sonra şirazeden çıkan Rusya'nın Türkiye düşmanı gruplara destek yağdırması ile birlikte YPG de bu destek yağmurundan nasibine düşeni almaya başladı. Yani ABD'nin fiiliyatta müttefiki olan YPG, aynı zamanda Rusya'nın da uydusu haline dönüştü. Şu sıralar ABD'nin YPG'ye karşı şüpheyle yaklaşmaya başlamasının en büyük sebebi YPG'nin ABD ile aşk ilişkisi yaşarken aynı zamanda da Rusya ile flörtleşmesi. İlginçtir ki ABD, bu açık flörtleşmeye hala "N'ayır n'olamaz" seviyesinde yaklaşarak bir türlü açıkça kabul etmeye yanaşmıyor. Oysa YPG, Rusya'nın hava desteğini ve silah yardımını tepe tepe kullanıyor.
ABD için bir başka sorun da YPG'nin saldırgan eylemlerinin ABD'yi içerisine soktuğu absürd durum. ABD an itibariyle Azez çevresinde kendi kendiyle vekaletler savaşı yürütüyor. Yani desteklediği iki grup birbiriyle savaşıyor. Amerikan silahları taşıyan gruplar birbirini öldürmeye çalışıyor. Bu da doğal olarak ABD'de ciddi tartışmalara sebep oluyor.
Tabii ABD'nin YPG'ye verdiği desteğin en sorunlu yönü, bir terör örgütüne açık açık destek verildiği gerçeği. DAİŞ, YPG terörünün üstünü örtemez. ABD'de bazı çevreler oynadıkları ateşin farkında. Hele bu terör örgütünün NATO müttefiki Türkiye'ye karşı eylemlerdeki rolü, ABD desteğini içinden çıkılmaz bir mecraya sürüklüyor. ABD'nin YPG'yle ittifakı nereden bakarsanız bakın sorunlu. ABD er ya da geç bu ilişkinin ürettiği maliyetle yüzleşmek zorunda kalacak.

Ufuk Ulutaş/Akşam