Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

    Giriş Tarihi: 29.02.2016 10:19
    • Bu topraklar da "28 Şubat Süreci" olarak tanımlayabileceğimiz İslam ile mücadele sürecini 1997 tarihine hapsetmek ciddi hata olur. 28 Şubat Süreci olarak ifade edebileceğimiz bu topraklardan İslam'ı sürme, pasifize etme, kamusal alandan dışlama, Müslümanları dönüştürme, hayatın dışına itme gitme arzuların temeli aslında İstiklâl Mahkemeleri ile başlamıştı. 28 Şubat 1997 ise bu sürecin doruk noktalarından biriydi. Türkiye'de İstiklâl Mahkemeleri ile başlayan, 28 Şubat 1997'de doruk noktasını gören sürecin ruhunu, geriye doğru gittiğimizde Hz. İbrahim'in iman etmeyen kavminde, Hz. Nuh'un isyan eden evladında, Nasıralı İsa'yı çarmıha gerenlerde, Hz. Musa vahiy almaya gittiğinde buzağıya taparak cevap verenlerde, sebt yasağını delenlerde, Hz. Salih'in devesinin ayağını kesenlerde, İsa'nın öğretisini bırakıp Pavlus'u rehber edinenlerde, Hz. Yusuf'a iftira atanlarda, Hz. Muhammed'i namazdan alıkoymaya kalkanlarda görüyoruz. Dünya ölçeğinde mevcut 28 Şubat ruhunu, İhvan-ı Müslimin'i darbe ile devirmek isteyen Sisi, Mısırlı Selefiler, Suudi Arabistan, Amerika, İran gibi ülkelerde görüyoruz. 28 Şubat ruhunu, Irak'ı işgal edenlerde görüyoruz.

      28 Şubat ruhunu YPG'ye silah verenlerde görüyoruz. 28 Şubat ruhunu Müslüman kadınların başörtüsüne "Pasif Terörizm" diyen Amerika'da görüyoruz. Aynı ruhu ABD Meclisi'ne İhvan'ın terör listesine alınmasını teklif edenlerde görüyoruz. Suriyeli mazlumları bombalamak üzere gönderilen Rus uçaklarını kutsal su ile kutsayan Hristiyan din adamlarında biz o 28 Şubat ruhunu görüyoruz. Filistinli çocukların parmaklarını taşlarla kıran İsrail askerlerinde o ruhu görüyoruz. Biz, hem yerel hem de uluslararası arenada dünya var olduğundan bu yana bu ruhu görüyor ve o ruhla mücadele ediyoruz. O ruh bazen "Biz, siyasal İslam'la mücadele ediyoruz" diyen Paralel Örgüt üyelerinde hortluyor, bazen aynı sloganı atan YPG'de hortluyor. Biz tarihin üzerinde, bir coğrafyanın üzerinde bir düzlemde o ruhla "Elestü bi-Rabbiküm": "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna "Kâlu belâ" dediğimizden bu yana mücadele ediyoruz. Son nefesimizi vermeden de o mücadelenin bitmeyeceğini gayet iyi biliyoruz. Arada unutursak, aradan asırlar geçer de kolektif hafızamız bize ihanet ederse diye 28 Şubatçılar da boş durmuyor, kendilerini hatırlatıyor, uzak tarihi bir kenara bırakın, yakın tarih, 14 yıllık süreçte yaşadıklarımız bize bunu gösteriyor, Twitter'den RKopar kısaca özetlemiş: 2003: Rektörlerin YÖK aleyhine yürüyüşünde açılan ''Ordu Göreve'' pankartları AK Partiye darbe yapılmasını istiyordu.

      2006: Danıştay saldırısı bu ülkenin o dönemki sahiplerine göre tüm Müslümanların suçuydu. Nisan 2007: Yüzbinlerce kişi Ak Parti ve onun seçmenine hakaret etmek için Ankara ve İstanbul'da sokaklara döküldü. Nisan 2007: Genelkurmay tarafından Ak Parti'ye E-Muhtıra verildi, laiklik vurgusu yapıldı. Mayıs 2007: AYM'nin verdiği 367 (Sabih Kanadoğlu) kararı ile, 357 oy alan Abdullah Gül meclis tarafından cumhurbaşkanı seçilemedi. Mart 2008: Abdurrahman Yalçınkaya, laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği için Ak Parti'ye kapatma davası açtı.

      Bitti mi? Hayır. Gezi darbe kalkışması ile Ak Parti'nin önü kesilmek istendi. 17/25 Aralık darbe kalkışmasında yine hedef Ak Parti ve onun nezdinde bu ülkedeki Müslümanlardı. 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP ve CHP ülkeyi sallarken hedeflerinde bu ülke ve bu ülkenin nezdinde Ak Parti vardı. Çünkü Ak Parti hem yerel hem de uluslararası arenada İslam'ın bayraktarıdır. Çünkü dünya üzerinde bu bayrağı hakkıyla taşıyacak başka bir lider yoktur, başka bir hareket yoktur, başka bir ülke yoktur. İşte bu yüzden o lider ve o parti mütemadiyen 28 Şubatçılarca hedef alınmaktadır. Unutmazsın belki ama unutursan hatırla, sana başörtünden dolayı, dininden dolayı savaş açanlar seni Ak Parti nezdinde hedef alıyor, bunun için kendimizi savunur gibi o hareketi, o lideri savunuyoruz. Unutursan hatırla hatırlamazsan bir daha yaşatırlar, gözünün yaşına bakmadan bir daha, bir daha…

      Cemile Bayraktar/aktüel.com.tr