Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Niye sokaktaki insandan bu kadar nefret ediyorlar? Çünkü onlardaki eğretiliği gözlerinden anlayıveriyor sokaktaki insan. Bir "iç"i olmayan içtenliklerini; "insansız" hümanizmlerini, bitmez tükenmez kibirlerini şıp diye çözüveriyor. Neden "halk" dendiğinde, "millet" dendiğinde asapları bozuluyor? Çünkü halkın birikimi var. Gelenek, tecrübe, vd. İçsel ve durmaksızın hayatla hesaplaşan bir özellik. Çünkü "millet" demek her şeyden önce inanç demek, derin bir birlik demek.
Onların varlığı ise üst üste koyarak biriktirdiklerinden oluşuyor. Statü, para, eşya, malumat, güç, vd. Dışsal. Derinlik yok. Bilançolar var. Kâr, zarar hesapları. Mali ve kültürel bilanço, statü (davetli) listesi, vs. Sahip oldukları tek derin şey, muazzam bir "eziklik" duygusu ve onun yol açtığısaldırganlık.
Yavuz Sultan Selim köprüsünün tabliyelerinin yerleştirilmesi tamamlandı; boğazın iki yakası deniz üzerinden üçüncü kez birleştirildi ya... Baktım, yine harekete geçmiş hepsi... Sosyal medyaya hiç utanıp sıkılmadan "tek istediğim bu ülkede bir cahil soykırımı" diye yazan zırtapoz şimdi köprüye veryansın ediyor, emeği geçenleri yerden yere vuruyor. Küfür kıyamet!
Ne için? İnsanlığın ve doğanın zararına olacakmış! Özellikle de köprünün yapıldığı yerde oturan insanlara büyük zarar verecekmiş! Peh, peh! Diyelim ki öyle olacak... Ama o insanları gerçekten umursuyormuş gibi yapmadan, direkt "karşıyım!" deyin. Kırk yılda bir hafta sonu kahvaltısı yapmak için gidip de etrafı bir nevi terörize ettiğinizboğaz köylerinin derdini, taleplerini, hayallerini anlıyormuş gibi yapmayın, ciğerimi yiyin!
Dün gazeteye gelince Melih'in (Altınok) odaya uğradım. Müthiş bir şey yapmış, ATV Kahvaltı Haberleri'nde yayını dışarıya; Üçüncü Köprü ayağındaki Garipçe köyüne taşımıştı. İzlenimlerini merak ettim. Giderken, "aman terslik falan olmasın sakın, ne de olsa dış yayın!" diyenler olmuş. "Elbette hiçbir terslik olmadı, sokaktaki insan yayınımızı coşkuyla karşıladı" diye anlattı Melih; "hepsi köprüyle gurur duyuyor."
Şimdi bunları yazdım diye popülizm patırtısı yapacaklar, biliyorum. Tamam! Öyle olsun! Popülizm kötüyse bile, sizin liberalizminizden, sosyalizminizden, kabız ideolojileriniz ve oligarşik siyaset kafanızdan daha kötü değil! Ama iyi yanları apaçık!

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 2
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Avrupa Merkez Bankası ne yaparsa yapsın bu şartlarda krizin üstesinden gelemeyecek, çünkü bir önceki sermaye birikim döneminin politikalarını ve çözüm yollarını deniyor; yani birlik olduğunu iddia ediyor ama ulusal ekonomiler üzerinden düzenleme yapıyor, küresel pazarların karşılıklı dinamiğini, entegrasyonunu hesap etmiyor, yalnız euro bölgesi ulusal pazarlarında işler iyi giderse durumu idare edeceğini sanıyor. Bugün üç temel büyük pazar dinamiği birbirine entegre çalışmak zorunda: Avrupa, Asya ve Amerika; hatta buna çok yakında Afrika'da eklenecek. Çin başta olmak üzere, Afrika'ya Asya'dan gerçekleşen sermaye ihracı Batı'nın daha önceki yüzyıllarda yaptığından çok farklı bir dinamiği harekete geçiriyor.
Türkiye, geçen hafta sonu 3. Boğaz Köprüsü'nün son tabliyesini monte edip, Asya ile Avrupa'yı üçüncü kez birleştirdi ama bu sefer çok farklı idi bu birleşme... Çünkü 3. Boğaz Köprüsü,Marmaray'la birlikte, Yüksek Hızlı Tren (YHT) hatlarını entegre edecek. Halkalı-Kapıkule YHThattı, Marmaray ile, 3. havaalanı ve köprü esasında aynı projenin parçaları...
M.S. 8-15. yüzyıl arasında Çin'in eski başkenti Xi'an'dan Atlas Okyanusu'na kadar olan geniş alanda emek, mal, sermaye, bilgi ve teknolojinin serbestçe dolaştığı bir piyasa oluşmuştu. İslammedeniyetinin de etkisiyle bu coğrafyada insanlık tarihin en büyük entegrasyonu gerçekleştirilmişti. Bu "eski" İpek Yolu güzergâhı, bir bakıma uygarlaşma güzergâhı işlevini yerine getirmişti.
Türkiye coğrafyası, o zaman da bu uygarlık yolunun merkeziydi; şimdi de krizden çıkışın ve yeni İpek Yolu ile yeni bir kalkınma yolunun merkez üssü.
Yeni İpek Yolu'nun hangi güzergâhı öne çıkarsa çıksın kilit ülkesi Türkiye'dir. Bundan dolayı, Türkiye'deki istikrarsızlık bütün dünyaya kriz ve felaket olarak döner. Yeni İpek Yolu ve orta-güney koridorlar aynı zamanda Rusya dışında yeni enerji kaynaklarını Avrupa'ya ulaştıracak yegâne seçeneklerdir. Yeni İpek Yolu ile Güney Gaz Koridoru bu anlamda kardeştir ve burada da Türkiye kilit ülkedir. Yeni İpek Yolu güzergâhları, AB genişlemesi ve krizi için tek alternatiftir ve dünya barışı için de tek alternatiftir. Bu açıdan AMB'nin atacağı adımlar krize çare değildir, ancak 3. köprü çaredir. Ve "eskiye" esaslı bir meydan okumadır.

Cemil Ertem/Milliyet

  • 3
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bu olayı daha önce de yazmıştım. Şimdi bir kez daha hatırlatmamın nedeni sadece 8 Mart Dünya Kadınlar Günü değil... Özen gösterilmediği takdirde, kadın haklarında ve kadın emeğinin değerlendirilmesinde ne kadar kolay gerilere düşeceğimizin altını çizmek. Kadınların eğitim görerek yönetici pozisyonlara gelmesi niye önemli? Bunun iki temel nedeni var.
İlk nokta İnsan Haklarıyla ilgili: Kadınların gelişmesini engellemeye kimsenin hakkı bulunmuyor.
Geçenlerde cübbelinin teki, "kız çocukları okutmayın" diyordu. Bu tipleri ikna etmeye çalışmanın manası yok. Zaten Osmanlı hayranı da oldukları için, falakaya çekmek en iyisi. Belki o zaman bir insanın elinden haklarını almanın ne olduğunu biraz olsun anlarlar. Geçelim...
İkinci nokta kadın becerileriyle ilgili... Erkeklerle kıyaslandığında, kadın beyninin farklı çalıştığını biliyoruz. Cinslerin görece üstünlükleri var. (Tabii istatistiki bir durumdan bahsediyorum.)
Hemen bir örnek vereyim... Araştırmalar kadınların, diğer insanların duygularını anlamada, yani empati kurmada, erkeklerden çok daha iyi olduğunu gösteriyor.
İş dünyasındaki bazı pozisyonlar, matematik- mantık becerisi yüksek insanları gerektirirken... Bazı pozisyonlarda empati kurma becerisi yüksek olanlar başarı gösteriyor.
Yine araştırmaların ortaya koyduğu bir gerçek daha var: Kadınların aynı anda birkaç işi birden yapma kabiliyeti, erkeklerden daha yüksek.
Bu iki özelliği bir araya getirdiğinizde ortaya şu çıkıyor: Şirket, bakanlık, askeriye, sivil toplum kuruluşu gibi organizasyonlardaki... "İletişim", "insanlardan kaynaklanan sorunları çözme", "farklı süreçleri takip etme" gibi görevlerin başına, kadın yöneticileri getirmek, daha yerinde bir tercih olabilir. "Kadınlar sadece bu tip işler yapsın" demiyorum. Anlatmak istediğim, bazı erkeklerin güçsüz ve yetersiz gördüğü kadınların, aslında birçok alanda erkelerden daha güçlü, daha becerikli olduğu... Kadınlara ve ailelere yönelik bunca ürünün olduğu piyasalara mal sunan şirketlerin, sadece erkekler tarafından yönetilmesi, mantıksızlık değildir de nedir? Bu örnekler yöneticilikle ilgi... Hayatın diğer birçok alanında kadınlar topluma çok önemli katkılarda bulunuyor. Tabii erkekler, hem de genellikle tanıdıkları, sevdikleri, saygı gösterdikleri erkekler tarafından engellenmedikleri sürece...

Emre Aköz/Sabah

  • 4
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Ankara Adliyesi'nin önüne gittim. İçeride Yasin Börü davasının dördüncü duruşması görülüyor. Diyarbakır'da 6-7 Ekim 2014'te Kobani bahanesiyle HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın çağrısıyla coşan kalabalığın linç ettiği 16 yaşındaki çocuğun davası. Elbette kapıda ne bir yabancı ajans, ne de bir büyükelçilik görevlisi bulunmuyor. Çünkü Yasin Börü, bir proje için sokakta değildi. Katledenlerin projesi, Batılı kamuoyu yönlendiricilerinin daha çok işine geliyor belli ki. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri ya da İngiltere Büyükelçisi ya da ABD'li diplomatlar...

Yasin Börü davasından ekmek çıkmayacağını düşünüyorlar demek ki! Nerede bir mazlum varsa onun yanına koşan avukat Gülden Sönmez, saldırıda 30'dan fazla bıçak yarası alarak mucizevi bir şekilde kurtulan 20 yaşındaki Yusuf Er ve Yasin'in babası Fikri Börü ile konuştum. Davada bir "gizli tanık" tiyatrosu sergileniyordu. "Tiyatro" diyorum. Zira içeriden çıkan herkes, milletvekili, avukat ve en önemlisi de olayın mağduru Yusuf Er, gizli tanık organizasyonun örgüt senaryosunu sahnelemek üzere tertiplenmiş bir kurgu olduğu kanısındaydı. Davayı yakından izleyen isimlere göre birkaç kişinin ceza almasını sağlayıp, olayın asıl arkasında yer alan failleri kurtarmaya dönük, ustaca hazırlanmış bir plan.

Diyarbakır'da delillerin toparlanmasından, mağdurların sokakta yürürken şiddete uğramalarına kadar pek çok noktada Diyarbakır Emniyeti'nin yetersiz kaldığının altını çizelim. Hem avukatlar, hem de bizzat Yusuf Er, Diyarbakır'dan Ankara'ya intikal eden dava bulgularındaki ciddiyetsiz hazırlığa dikkat çekiyorlar. Yasin'in babası, duruşmaya ara verildiğinde yanımıza geldi. "Asıl sorumlulara dava açılmadıkça ne yapayım ben" dedi. Fikri Börü, Selahattin Demirtaş'ın yaptığı isyan çağrısını hatırlatıyor. Adına dava denen kurgudan pek beklentisi yok Börü Ailesi'nin. Hele Yusuf Er. Vücudundaki 30'a yakın bıçak darbesine karşı hayata tutunmuş olan genç... Adalete ve emniyet güçlerinin kendisini koruyup kollayacağına dair tereddütleri var. Davaya ilişkin yargılamanın Ankara ayağının da yetersizliği yine not edilmeli.

Saadet Oruç/Star

  • 5
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne, (MGSB) "legal görünümlü illegal yapı" olarak yansıyan Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile mücadelede ciddi zorluklar söz konusu. MGSB'de tehdit unsuru olarak tanımlanan bu tür oluşumların, suç örgütü olarak ete kemiğe büründürülmesi kolay olmadığı gibi açık veya kripto unsurlarınca sürecin sabote edildiği bir gerçek. Meselenin, Cumhurbaşkanı tarafından ele alındığı ciddiyetle siyaset kurumu ve bürokrasi tarafından da aynı kararlılık ve dikkatle değerlendirildiğini söylemek hâlâ güç! Bunun nedenleri ise çok açık...
1- PDY'nin varlığına ve organize suç işleme kapasitesine ikna olan kesimler bile meselenin operasyon boyutu başlayınca tuhaf şekilde sütre gerisine çekiliveriyorlar.
2- Hukuki süreç, kritik adımlar atmayı gerektirdi mi ya "sermaye güvenliği" ya da "medya özgürlüğü" tartışması alevlendiriliyor.
3- PDY ile mücadele, az sayıda yargı ve emniyet mensubunun çabası ile ilerliyor.
4- PDY ana davası açılıp, yargılama süreci başlayıp, deliller, tanıklar konuşmadıkça, tekil operasyonlar resmin bütününün görülmesini engelliyor.
5- Uluslararası toplum ya enstrüman olarak kullandığı ya da tam anlamlandıramadığı için PDY'yi bir türlü terör örgütü gibi görmeye yanaşmıyor...
PDY konusunun suçla bağlantılı kritik bölümünden bahsederken,
Sembolik isimler dışındaki yargı ayağına neşter vurulamadığını,
TSK'daki yaygınlığı ile ilgili kanaat ve hatta bilgilerle orantılı tasfiyeler yapılmadığını,
Mali kurumlardaki örgütlülüğünün tam olarak çökertilemediğini,
Finans kaynakları ile Pensilvanya ve ülke imamları arasındaki para trafiğinin arzu edilen düzeyde çözülemediğini de göz ardı etmemek gerekiyor.
PDY'yi zinde tutan yanı ise bir dönem bu yapılanmanın mağduru olan kişi ve kuruluşların, bir merkezden düğmeye basılmışçasına dayanışma içine girebilmeleri!
Ayrıca, operasyon aşamasında "mağduriyet görüntüsü" yaratılması bir risk. Sosyal medya manipülasyonları sürmekte. Etkili ve yetkili konumdaki bireylerin bilinçaltı korkuları da geçerliliğini korumakta.
Gelinen noktanın kazanımları da yok değil...
1- Görüntünün, "toplumsal hizmet yapan gönül hareketi" olduğu, gerçeğin ise inanç hassasiyetini kullanan, devlet içinde yerleşik, kapalı devre çalışan, talimatla hareket eden, birbirini tanımasa bile aynı amaç doğrultusunda davranabilen, dış ayağı bulunan, lobi faaliyetinde etkin, karanlık bir yapılanma olduğu artık kabul ediliyor.
2- Yapıya mensup dar kitle dışında, toplumun geneli bu gruptan soğudu, maddi ve manevi desteğini çekti.
3- Parça parça mücadele yerine, devletin geleceğini teminat altına almak üzere Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, farklı uzmanlık alanlarına sahip özel ekiple kapsamlı bir çalışma başlattı.

Okan Müderisoğlu/Sabah

  • 6
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

'Paralel örgüt'ün Pensilvanya'daki liderinin sesi olduğu su götürmez gerçek olan, 17-25 Aralık sivil darbe girişiminin mimarlarından Zaman gazetesine kayyum atanıyor, malum çevreler aynı hizaya geçerek tepki gösteriyor. ABD, AB, Rusya, Yahudi lobisi, HDP, CHP ve Cumhuriyet gazetesinden aynı ses yükseliyor. Öncelikle; bu ittifakın oluşması, Zaman operasyonunun ne kadar doğru bir hamle olduğunun en önemli göstergesi sayılır.
Konunun bir de ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken bir yönü var. Cumhuriyet gazetesinin bu işten neden rahatsız olduğunu anlarım; çünkü o da 'paralel örgüt'ün kontrolünde. ABD, AB, Rusya, Yahudi lobisi ve HDP'yi de anlamak mümkün. Örgütle, İsrail arasındaki vazgeçilmez ilişkiyi anlatacak çok örnek var. ABD ve AB'nin, ota çiçeğe karşı, kendilerinde yaşananlara bakmadan, 'endişeliyiz' açıklamalarına alıştık diyebiliriz. HDP-PKK-paralel örgüt ittifakına artık şaşırmıyoruz bile.
Ancak, ayrı bir paragrafta değerlendirilmesi gereken anamuhalefet partisi CHP. Eski genel başkanı kaset komplosuna uğramış, savunduğunu iddia ettiği değerler için yıllarca mücadele veren ve şu anda kendi partilerinde milletvekili olan Mustafa Balbay'a kan kusturmuş bu örgüte verilen destek niye? Başta Gürsel Tekin olmak üzere CHP'liler seferber olmuş Ankara ve İstanbul'da 'paralel örgüt'e destek eylemleri yapıyor.
Yahu bunlar sizi CHP olmaktan çıkardı, farkında değil misiniz? Bunlar partinizi yeniden dizayn etti, aklınız başınıza gelmedi mi?
Bir çift söz de Gürsel Tekin'e! Senin bu tür operasyonlara alışık ve hazırlıklı olman gerekmiyor mu? Zira, 7 Haziran'dan önce, seçmenine en büyük vaadin, iktidar olursanız bizim gazetelere el koymaktı!

Murat Kelkitlioğlu/Akşam

  • 7
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Hüseyin Gülerce paralel yapıyı içeriden çözümlemek konusunda Türkiye'deki en önemli isim. Biliyorsunuz Gülerce bu konuda çok önemli bir kitap yazdı. Kitabın ismi Kirli Hesaplar Çarşısı. Yaşadıklarını bire bir aktardığı bu kitap başlı başına bir iddianame gibi. Elbette bu kitapta Gülerce'nin bir dönem yönettiği Zaman gazetesi ile ilgili de çok çarpıcı satırlar var. Bu konu dışında da çok önemli bilgiler de var kitapta. Tüm okurlarıma bu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum. Ama şu an Zaman olayı gündemde olduğu için o bağlamdan uzaklaşmayalım. Gülerce'nin satırları aslında her şeyi ortaya koyuyor...
...Zaman Gazetesi'nin bütün sayfaları her gün Fethullah Gülen'e fakslanır. Türkiye'de iken Altunizade'ye fakslanırdı. Pensilvanya'ya gidince oraya fakslandı. Türkiye saatiyle 18.30-19.00 arası, Amerika saatiyle 11.30-12.00 arası Amerika'ya faks ediliyor. Ve Fethullah Gülen bunları teker teker kontrol ediyor. Değiştirilmesi gereken yerleri değiştiriyor. Kendine göre büyütülmesi küçültülmesi gereken haberlere müdahale ediyor. Ayrıca köşe yazarlarını dikkatlice okuyor. Çıkarılması gereken yer varsa çıkartıyor. Yazının tümden konmaması gerekiyorsa o yazı konmuyor.
...Kendi yazılarımdan biliyorum. Yazımı öğlen civarında gönderiyorum. Ama saat 19.00'a kadar içim rahat olmuyor. Bu saatten sonra aranmaz isem yazım kondu demektir. Demek ki, yazıların konup konmaması konusunda yetkili E. Dumanlı değil. Öyle olsaydı saat 19.00'dan önce, en azından konmayan yazının yerine bir yazı yazacak kadar süre tanınırdı. Benim de sansürlenen yazılarım oldu. Saat 19.00'dan sonra da ikinci bir yazıyı genellikle yazmazdım.
...Bir Müslüman'a, hem de Cemaat içinde herkesin bildiği bir konuda yalan söylemesi yakışmıyor. Ekrem Dumanlı'nın benim Hürriyet'e söylediğimi söylemesi lazımdı. 'Evet, hizmete zarar gelmemesi adına Gülen'in gazeteyi görmesi lazım' demeliydi. Ama niye yalan söylüyor? Çünkü şeffaf değiller. Fırıldak çevirmeye alışmışlar. Tedbir adı altında kendi karakterlerini değiştirmişler. Hizmet'i kutsallaştırmışlar ve her şeyi mubah görmüşler. Pensilvanya'da devamlı bulunan herkes, Gülen'in o sayfaları okuduğuna şahit olmuştur. Türkiye'den hiç şahit olmadıysa yüzlerce kişi şahit olmuştur. Bu arkadaşlar, yapıp yapıp yapmadık demeyi, tevil ve inkâr etmeyi huy edinmişler. Bu öyle bir karakter ki, tedbir adı altında hayatın normal akışını anormal hale getirip, kendi kendilerine problem üretiyorlar.
...Gülen'in avukatları tarafından yapılan açıklamada da, "Sayın Gülen gazeteye nasıl baksın? Gazete gece 12'de basılıyor, saat farkından dolayı Amerika'da o zaman saat kaç?" diyor. Yani "12'den yedi saat geriye gelirseniz sabahın 5'i" diyor. Bu da başka bir yalan... Bir gün hiç unutmuyorum Altunizade'ye yayındaki arkadaşlarla Gülen'in sohbetine gitmiştik. Gülen aynen şöyle dedi: "Ben dikkat ediyorum, beni gazeteden uzak tutmaya, bana mesafeli durmaya çalışıyorsunuz..." Sonra espri yaptı, "Benden kurtulamazsınız" dedi.


Rasim Ozan Kütahyalı/Sabah