Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

37 insanın yaşamını yitirdiği bir terör saldırısının ardından Cumhurbaşkanı'nın çıkıp"Ülkemizdeki ve dünyadaki birtakım çevreler bir yol ayrımında. Ya bizim yanımızda olacaklar ya da teröristlerin yanında" demesini 'çok tehlikeli' buluyorlarmış.
Kimler mi? İnanın hiç önemi yok, akademiğin biri işte. Kaldı ki, Paris saldırısının ardından Fransa Cumhurbaşkanı Hollande'ın verdiği katbekat sert mesajı alkışlayıp, teröre karşı birlik mesajını memleketinde lüks sayan ikbal pervanelerinin binibirpara.
Peki, niye rahatsızlarmış? "Çünküm" bu sözler kutuplaşmaya neden oluyormuş! Bak sen! Kutuplaşma tehlikesi nedir yahu? Sivillerin arasında bombalar patlatılıyor. Diyarbakır'daki Kürtler PKK'nın girdiği mahallelerindeki evlerini terk edip kaçıyor. İnsanlar korku içinde. Yetmiyor, iki gün önce 37 sivilin ölüm emrini veren bir PKK'lı çıkıp kanlı eylemlerini"Erdoğan'ı ve AKP'yi devirmek istiyoruz" diye gerekçelendiriyor.
Tüm bunlardan kaygılanmıyorlar. Oturup ülkenin Cumhurbaşkanının verdiği birlik ve kararlılık mesajının uzun vadedeki etkilerini tartışıyorlar. Türkiye halkını ve parlamentosunu yeniden tehdit eden bir teröristin sözlerini değil, ülkenin en meşru siyasi aktörü Cumhurbaşkanı'nın görevini yapıp teröre karşı verdiği mesajı tehlikeli buluyorlar.
Hep saf olduklarına dair şüphelerim vardı, şimdi ise eminim, sadece kötüler. Çünkü ikamet, eş durumu, kariyer vs. gibi türlü çeşitli nedenlerle dile getiremedikleri gerçeklere"yalan" demelerinin hakikaten vicdani bir izahı yok.
Evet, sivilleri katletmeyi meşru bir siyaset aracı olarak kullandıklarını itiraf edenler ve onlara örtülü ya da açık destek verenlerle, teröre karşı olanların saflarının netleştiği günlerdir.

Melih Altınok/Sabah

  • 2
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Roosevelt ve Stalin Yalta'da bir araya geldiklerinde 1. Dünya Savaşı'ndan arta kalan bölüşümü tamamlamıştı. Şimdi Obama ve Putin 2. Dünya Savaşı'ndan arta kalan işleri tamamlamaya, bölgede kimin ölüp kimin ayakta kalması gerektiğine karar veriyor. O yüzden oluyor. ABD ve Rusya, Suriye'yi Müslümanlığından arınmış ultra laik bir iktidara teslim edene kadar "azaltma" kararında ittifak ettikleri için oluyor. Türkiye'nin"Saçmalamayın, bu haksızlıktır. Esad sonrası iktidar profili halkın tercihiyle belirlenmezse bu coğrafyada kavga bitmez, daha büyük sorunlar çıkar ve biz bunlara göz yumamayız" demesi can sıktığı için oluyor.

Türkiye, içerideki vesayet odaklarını yendi; küresel ve bölgesel vesayet odaklarının vesayet tahtını da sallıyor. Emperyalistlerin ayakçılığını yapmayı bırakıp rüşdünü kazanmaya çalışan bir ülke olmakta ısrar ettiği için saldırıya uğruyor.

Kâh ABD ve Rusya, kâh ABD ve İran, IŞİD ile mücadele ediyor mazeretiyle PYD'ye "meşru aktör" muamelesi yaptığı, o PYD de PKK'yı desteklediği için oluyor.

Türkiye dış destekli iç kaos yaratma denemelerine karşı direnebildiği,"yenilmediği" için oluyor, yenilmediği için cezalandırılıyor.

17 Şubat ve 14 Mart saldırılarının ikisi de Azerbaycan ziyareti öncesinde oldu. Suriye'de karşı karşıya geldiğimiz için gövde gösterisi fırsatı kollayan Rusya, uyarıları takmayan uçağını düşürmüş olmamıza mal bulmuş mağribi gibi atladı. Ve bütün bunlar biraz da Azerbaycan'la imzalayacağımız olası anlaşmalar enerji bağımlılığımızı azaltacağı için oluyor.

Sıkıştıkça olmadık ittifaklar kuran, iç savaş için bahara; darbe için de kışlada açacak defnelere yatırım yapan, temennilerini gerçek gibi lanse edenler pişkin, rahat ve özgüven içinde terör yaltakçılığı yapabildiği için oluyor. Çizdikleri bölünmüş Türkiye manzarasıyla bölgesel ve Batılı "tayin edici"lere "Bir ayrışma- bölünme potansiyeli var, kullanın" mesajı verenler; "Terörü lanetliyorum"dedikten sonra "Erdoğan'la istikrar da olmaz, barış da!" diyerek PKK'nın akıttığı kanı alıp Erdoğan'ın ellerine monte edenler yüzünden oluyor.

Ama aynı zamanda; artık Türkiye'ye hizmetten çok KCK hiyerarşisi içindeki rolüne göre davranan, Kürtlere eziyet ederken kılı kıpırdamamış bir örgüte kamusal görünürlük kazandırmak için konumlandırılmış HDP, hiç ama hiç bedel ödemediği için oluyor. Tuğba Hezer gibi milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması hâlâ tartışılabildiği, bu konularda ipe un serildiği için oluyor. Her şey gereğinden fazla(!) büyüdüğümüz, gereğinden fazla(!) önemli hale geldiğimiz ama büyümemizi ve etkinliğimizi eşgüdümlü çalışan bir güvenlik bürokrasisiyle tamamlayamadığımız, etkin güvenlik politikalarıyla koruma altına alamadığımız için oluyor.

Nihal Bengisu Karaca/Habertürk

  • 3
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Devlet yapımız kurulurken pek çok açıdan örnek alınan 'muasır medeniyet', Fransa'nın başkenti Paris'in göbeğinde terör saldırıları olduğunda, devlet olağanüstü hal (OHAL) ilan etti. Parlamento kararıyla OHAL, Mayıs 2016'ya kadar uzatıldı. Polisin yetkileri artırıldı. Savcılık ya da mahkeme emri olmaksızın 3.289 yere baskın yapıldı ve bu süreçte 400 kişi ev hapsine konuldu.
Saldırganlara sahip çıktığını ima eden bir espri yaptığı için komedyen Dieudonne, 7 yıla kadar hapis cezası ve 100.000 Avro'ya kadar para cezası ile yargılandı. Hüküm, askıya alınmış 2 aylık bir hapis cezası oldu. Dieudonne'in başına gelenler, yaşanan en ekstrem örnek de değildi. Hebdo saldırısı kurbanları için okuldaki saygı duruşunda ayağa kalkmayan 8 yaşındaki Ahmed'i bile sorgulayacak kadar ileri gidilmişti.
Türkiye ise devamlı terör tehdidi altında olmasına rağmen, çok daha yumuşak yöntemlerle bu süreci yönetmeye çalışıyor. Elbette kimse ülke çapında sıkıyönetim ilan edilmesini talep etmiyor. Sur'da, Cizre'de ve şimdi Yüksekova ve Nusaybin'de, yine sivilleri ayırt etmeye özen göstererek operasyonlar sürüyor.
Espri yapan bir komedyenle, saygı duruşuna kalkmayan 8 yaşındaki çocukla uğraşacak bir zihniyetle hareket edelim diyen de yok. Ama geçtiğimiz ay, yine Ankara'da, 28 canımıza kast eden canlı bombanın taziyesine giden HDP vekili Tuğba Hezer'in fezlekesinin neden Adalet Bakanlığı'nda bekletildiğinin de bir açıklaması yok. Dünyanın her yerinde canlı bombanın taziyesine gitmek, yapılan fiilin sahiplenilmesiyle eşdeğerdir. O taziye çadırının kendisi bile başlı başına suç unsurudur, kaldı ki katılan bir vekil ise suç daha da vahim bir boyuta ulaşmış demektir.
Dediğim gibi modern demokratik ülkelerde böyle bir örnek yok, olamaz da. O çadır kurulmadan, başlarına yıkarlar; kaldı ki bir vekil oraya gitmeye cüret edebilsin... Evimizi başımıza yıkmak isteyenlere karşı, bir taziye çadırının hesabını soramamak nasıl bir acziyettir?
Sadece Ak Partili vekiller için değil, CHP ve MHP için de bu dosya bir namus sözüdür. Öyle görülmelidir. Bu ülke hâlâ bir hukuk devleti ise, canlı bomba övmenin bir özgürlük olmadığı gösterilmek zorundadır. Ülkenin ayarlarıyla oynamak isteyen teröristlere izin vermemek için bu adım, meclisin üzerine vazifedir. Aksi takdirde lideri Demirtaş'ın ve HDP Parti Sözcüsü Bilgen'in tam desteğini alan Hezer, bu canlı bombanın da cenazesine neden gitmesin?!

Hilal Kaplan/Sabah

  • 4
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Berna Yılmaz'ın yanında "siyasi faydacılık" devşirirken görülen ama onu terör örgütlerinin elinden çekip almayan CHP'li vekiller Gürsel Tekin, Şafak Pavey, Mahmut Tanal, Sezgin Tanrıkulu mesela. İşte taze yaramız Ankara'daki terör saldırısı. PKK'nın 35 masumu katledip yüzlerce insanımızı yaraladığı saatlerde CHP genel başkan yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, PKK medyasında boy göstermekte hiç bir beis görmüyor mesela.

Tanrıkulu'nun daha önce Gamze İlgezdi ile birlikte terörist taziyesine gitmiş olması bir yana, Savcı Mehmet Kiraz'ı şehit eden iki terörist "devletle pazarlık yapması için kendisini aracı kılmak" istediklerinde lütfedip devreye girmemiş olması, ortalık yıkılırken telefonuna saatlerce ulaşılmaması da apayrı bir hikayedir. Ya da Gürsel Tekin ile birlikte gittiği Londra'da "PYD terör örgütü değil, Türkiye devleti bölgede katliam yapıyor" diye kendi ülkesini yalanla iftirayla şikayet etmiş olması da öyle.

Keza bir diğer CHP milletvekili İlhan Cihaner. Önceki akşam bir televizyon kanalında, yüzlerce insan terörde hayatını, binlerce sevdiklerini, insan kolunu bacağını kaybetmişken, 80 milyon Türkiyeli evinde acı çekerken ve oy verip TBMM'ye gönderdiği vekilleri kendilerinin "güvende olma ve hayatını vücut ve ruh bütünlünü koruyarak, huzur işinde yaşama hakkını" savunsun diye beklerken CHP'li Cihaner ne diye "teröristlerin haklarını" savunmaktadır? Hele de eski bir savcı olarak!

İşte bu noktada baştakine bakmak gerek. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kandil'den Cemil Bayık, Mustafa Karasu, Sabri Ok düzeyinde defalarca gelen "CHP ile işbirliği" tekliflerine neden "hadi oradan terörist, sen kimsin ki Atatürk'ün partisine böyle ahlaksız bir teklifte bulunabiliyorsun" demiyor? Neden sadece muğlak bir "terör nereden gelirse gelsin lanetliyoruz" türünden cümleyle bu hayati durumu geçiştiriyor? Terör failini meçhulleştirirken "Saldırının sorumlusu siyasi iktidardır" gibi bir cümleyi nasıl Kurabiliyor? Saldırının Türkiye'ye yönelik olduğunu mu görmüyor, işine mi gelmiyor? Bu sorulara cevap vermeli CHP. Türkiye devletiyle toplumuyla teröre karşı zor ama haklı bir mücadele yürütürken CHP ülkesinin yanında mı, teröristlerin yanında mı olacağına karar vermeli.

Fadime Özkan/Star

  • 5
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Çok uzağa değil, bundan 20 gün öncesine, 25 Şubat'a gidelim. PKK'nın elebaşlarından Duran Kalkan, o gün bir açıklama yaptı. Kendince "Martta büyük bir direniş"in başlayacağını, "zafer ve başarının çok yakın" olduğunu ve "2016 baharının Kürdün baharı olacağı"nı müjdeledi. Bu sözümona "müjdeli haber" bütün gayrı milli unsurları heyecana boğdu. Aynı günlerde Anayasa Mahkemesi'nin Can Dündar ve Erdem Gül'ün tutukluluğunun sonlandırılmasına hükmetmesi bu heyecanı katladı.
Bu kararı PKK'lılar da, Paralel Devlet Yapılanması mensupları da, müstemleke yazar-çizer takımı da alkışladılar.
"Erdoğan'ın ilk yenilgisi" olarak niteledikleri bu kararı "Surda açılan ilk gedik" diye tarif ettiler. Bu ortam, "hava da tam darbe havası ha!" propagandası olmasa eksik kalırdı. Nitekim Cengiz Çandar'ından Metin Münir'ine "askeri müdahalelerin önemi"ne dikkat çeken yazılar yazdılar. Adam "generalleri özlediniz mi" diye yazı yazdı, daha ne olsun! 4 Mart'ta Emre Uslu sosyal medya hesabından "Ey havuz ve saray tetikçileri ne kadar çırpınırsanız çırpınınBahar Gelecek. Cemre düştü artık" diye bir mesaj paylaştı. 5 Mart'ta Mehmet Altan bir kâhin edasıyla yazdı: "Hava dönüyor, bunlar kasırga ekiyor, siklon biçecekler!" 7 Mart'ta KCK elebaşları Bese Hozat ve Cemil Bayık bir ara gazı verip, "birlik, beraberlik vurgusu" yaptılar. "Bahar mesajları"nı verip, "kararlılık"larını yinelediler!
Üç gün sonra paralel yapı medyasının önde gelen ismi Abdullah Aymaz, Fetullah Gülen'in 1980'de yazdığı "Nevbahar Mesajı" isimli yazıyı taşıdı köşesine. O yazı, Safvet Senih takma adıyla, 12 Eylül darbesinden tam 2 ay önce yazılmıştı. Aymaz, bir "müjdeli zaman"dan, bir başka "müjdeli zaman"a taşıdı o yazıyı. Bu gerekçeyle yazının sonuna "şimdi de 36 sene sonra, diyorum ki: Yusuflara müjdeler olsun" ifadesini ekledi. Kime, ne mesaj verdi acaba? Bu yazıdan bir gün sonra HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, "çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini durduramazsınız" diye bir başka "nevbahar mesajı" verdi. PKK'ya destek veren HDP'lilerin dokunulmazlıkları meselesi tartışılırken bu sözü sarfetti Yüksekdağ.
Peki bu saldırı sonrasında PKK'ya güvenip "bahar edebiyatı" yapan ve PKK'ya "elverişli bir terör ortamı" sunmak için elinden geleni ardına koymayanlar ne yaptılar?
"Yaşanan katliamların kökeninde savaş politikalarında ısrar eden Cumhurbaşkanı ve Hükümetin yer aldığı" propagandasını yaptılar. "Ülkede yönetim zafiyeti olduğu"tezviratını yaymaya çabaladılar. Hiçbir sonuç elde edemedikleri "iç savaş" söyleminin yerine, "askeri darbenin koşullarının oluştuğu" argümanını ikame etmeye gayret ettiler. Ne var ki bütün bu gayretleri süresince, çok ama çok büyük kayıplar verdiler. Tarihin ve milletin nazarında kaybettiler. Daha da kaybedecekler....

Fahrettin Altun/Sabah

  • 6
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bu hesabı yaparken kuşkusuz dışarıdan ve içeriden alacakları desteğe güveniyorlar. PKK gelip Ankara'da hükümet kuramayacağına göre onun yerine bu işi üstlenecek güçler olacaktır. Kaldı ki, bu noktada gönüllü sayısı da az değil; CHP lideri ve HDP Eşbaşkanı'nın, PKK'nın Ankara katliamına verdiği ilk tepki "Hükümet istifa etsin" oldu. Her iki parti lideri de katliamı gerçekleştiren PKK'ya tek laf etmedi. Türkiye henüz cenazelerini kaldırırken CHP ve HDP, hükümeti gönderme derdindeydi. Peki canlı bombanın hiç mi suçu yok?
Bu tavır ve durum, PKK-CHP-HDP'nin aynı hizada durduğunu açıkça gösteriyor. PKK'nın canlı bombası için CHP ve HDP'nin Erdoğan'ı ve hükümeti hedef almasının başka bir açıklaması yoktur. Canlı bombayı patlatanlara karşı sözlü ve fiili tavır alabilseler, hükümeti eleştirmeleri makul ve anlamlı telakki edilebilir; fakat ne yazık ki, Meclis'in iki büyük partisi de terör örgütünün açtığı yolda ilerleyerek PKK'yı siyasi alanda tamamlamaya çalışıyor.
Kandil'in patlattığı canlı bombaların suçunu Ankara'da arayanlar veya terör saldırılarını Erdoğan'a bağlayanlar, PKK'nın taşeronluğunu yaptığı oyunun birer figüranı olmaktan öteye gidemezler. İngiliz Times'a röportaj veren PKK'nın 1 numaralı ismi Cemil Bayık, hedeflerinin Erdoğan'ı devirmek ve AK Parti hükümetini iktidardan indirmek olduğunu ve bunun için de her türlü terör eylemine başvuracaklarını açıkladı. Hal böyleyken canlı bombalı saldırıların ardından, zaman yitirmeden Erdoğan'ı hedefe koyanların masum ve iyi niyetli olduğu ileri sürülemez. PKK'nın adını anmadan, örgütü lanetlemeden edilecek sözlerin hiçbir anlamı yoktur.
Ne var ki göründüğü gibi hedefte ne sadece Erdoğan ne de AK Parti hükümeti var; terörün hedefinde bütün olarak Türkiye var. Daha düne kadar "HDP'ye oy verin barış gelsin" diye kandırdıkları insanları bugün de "Amacımız Erdoğan'ı devirmek, Türk demokrasisini kurtarmak" sözleriyle kandırmaya çalışıyorlar. Oysa Meclis'e 80 milletvekili sokmayı başardıkları gün terörü daha da büyüttüler. Bu kandırmacanın sonu yok; PKK bir terör örgütüdür, dizginleri dışarıda olan bir yapıdır; hedefinde de kişiler yoktur; devlet ve millet bir bütün olarak terörün hedefindedir.
Terörle bu ülkeye diz çöktürtmek istiyorlar. Seçtiğimiz liderleri korkutarak, sindirerek teslim almak istiyorlar. "Erdoğan gitsin, hükümet istifa etsin" diyenler aslında terörün vermek istediği mesajı kısa yoldan iletmiş oluyorlar. Toplum bu gerçeğin artık farkında; PKK'ya yataklık eden CHP ve HDP'ye önerim tez elden bu yoldan dönmeleri. Çünkü gittikleri yol yol değil.

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 7
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Günün sorusu "Putin neden Suriye'deki Rus askeri varlığını geri çekme kararı aldı"şeklindedir. Bu soruya Amerikalı Senatör McCain'in dediği gibi cevap vermek biraz acelecilik olabilir. McCain'e göre bu çekilme "Ukrayna'daki kanlı bir bahar"ın habercisi olabilirmiş...
Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığı şu ana kadar sadece Beşar Esad'ın işine yaradı. Bu açıdan bakıldığında geri çekilme kararı, Cenevre'deki barış görüşmelerinde Esad'a karşı olanların elini kuvvetlendirecektir.
Ama bu çekilme ile Suriye'deki fiili durumun dondurulacağını varsayarsak, IŞİD'in de bir parçası olduğu bölünmüşlük kalıcı hale gelecektir. Yani IŞİD teröristleri ile mücadele etmek için Suriye'ye asker gönderdiğini ileri süren Putin, bu mücadelenin sonucunu alamayacağını bir anlamda kabul etmiştir. IŞİD'in Irak'ta da varlığını sürdürdüğünü hatırlarsak, demek ki IŞİD'i de Ortadoğu'nun gerçeklerinden biri olarak kabul etmek durumundadır dış dünya...
Rusya'nın Suriye'den çekilmesi eğer gerçekten Cenevre'deki Suriye barış görüşmelerine olumlu katkıda bulunacaksa, bu Türkiye açısından olumlu bir gelişmedir. Şu anda Suriye krizinin terörist sızmalar şeklinde yansıdığı ülkemiz, Suriye'de bir barışçı çözümden en fazla yarar göreceklerin başında gelmektedir.
Ama Türkiye'nin bütünlüğünü, güvenliğini ve istikrarını hedef alan terör saldırılarının sadece dış kaynaklı olmadıklarını da bilmemiz gerekiyor. Varlık sebeplerini terörizme dayayan kesimler dışında, ne yazık ki "Muhalefet etmek"le, "Terörizme dolaylı destek vermek"i karıştıranların sayıları da az değildir. Örneğin Ankara'daki son kanlı terör eylemini bile siyasi tartışmaların odağına taşımaya çalışanları görmüyor muyuz?
Neticede bütün bu gerçekler tüm kamuoyunun önünde sahneleniyor. Devletin teröre karşı verdiği mücadeleyi halkın ezici çoğunluğunun dikkatle izlediği ve desteklediği de, bir diğer gerçektir. Kısacası Türkiye'nin yarınlara dönük heyecanı, atılımları kesintisiz sürecektir. Kaderini bu ülkenin geleceği ile eş tutan ulusal bilinç, çarpıtılmış siyaset anlayışının üstesinden gelecektir.

Mehmet Barlas/Sabah