Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

    Giriş Tarihi: 17.03.2016 11:51
    • Türkiye Cumhuriyeti'ni "teröre göz yummamakla" suçlayanlar. Barış istiyorlarmış. Bunun için de devletin "kurtarılmış bölgelere" ses çıkarmaması, "özyönetim" ilan edenlere boyun eğmesi, hendekleri doldurup barikatları yıkmaması, hele hele ateş eden PKK militanlarına asla kurşun sıkmaması, yanıt vermemesi gerekiyormuş. "Otokrat" yapıyormuş bütün bunları. Otokratın günahı, devlete sahip çıkmak... Türkiye için barıştan başka çıkar yol yokmuş.
      Yani hükümet devrilecek, yerine Kılıçdaroğlu mu Fethullah mı artık kim gelecekse gelecek, hemen General de Gaulle'ün Cezayir Kurtuluş Örgütü FLN ile yürüttüğü ünlü "Evian görüşmeleri" gibi bir pazarlığa oturacak ve sonunda bağımsızlık verecek... Ülkesinden ve halkından nefret eden kibirli enteller de Jean-Paul Sartre havalarına kavuşmuş olacaklar... Bu bağlamda barış demek, Türkiye Cumhuriyeti'nin "PKK'ya yenildiğini" ayan beyan kabul etmesi demektir.
      Cumhurbaşkanının düşmanları bunu istiyorlar. "İsterse güneydoğu gitsin, yeter ki Tayyip de gitsin" diyorlar.
      Hiçbir güç, hiçbir merci, hiçbir yetkili, Türkiye sınırları içinde silahla korunan, hem de ağır silahlarla korunan özerk kantonlara izin veremez. Verirse haindir. Asıl işte o zaman yargılanır! Hiçbir güç, çiftlik bağışlar gibi, tek karış toprak bile bağışlayamaz. Barış görüşmeleri masasından kaçanların, masaya tekme atanların sonra dönüp "bizi eziyorlar" diye ağlamaya hakları yoktur. Savaşı siz istediniz, sonuçlarına da katlanacaksınız. Misli görülmemiş bir nankörlük ettiniz, size cumhuriyet tarihi boyunca misli görülmemiş özgürlükler sağlayan adamı yemeye kalktınız, sızlanmaya hakkınız yoktur.
      Bizi eşek yerine koydunuz, oyaladınız, kandırdınız. Barış marış istemiyorsunuz, bağımsızlık istiyorsunuz, o kadar. Bu arada birkaç yaşlı adam, birkaç hamile kadın, birkaç gencecik kız, birkaç fidan gibi delikanlı daha öldüreceksiniz tabii ama TC pes etmeyecektir. Haa, bir de zavallılar var tabii... "Yurtta sulh cihanda sulh" diye ezbere laf geveleyenler. "Gel ulan, geç otur benim yerime şu koltuğa, hallet bakalım meseleyi" dense apışıp kalacak olanlar.

      Engin Ardıç/Sabah