Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Yarına dönük projeleri olan siyasetçiler, ölseler de unutulmazlar... Cumhuriyetin 10'uncu kuruluş yıldönümünde Atatürk "Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfıve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır" demişti. Atatürk'ten 60 yıl sonra Turgut Özal da "21'inci yüzyıl Türk asrı olacaktır" dedi. Şimdi de Cumhurbaşkanı Erdoğan " 2023'te Türkiye dünyanın en büyük 10 ekonomisine sahip ülkeler arasında yer alacak" diyor. Maktul ABD Başkanı John F. Kennedy "Aya gideceğiz" dediğinde, "Siyasetçiler hep böyle konuşurlar" diyenler, Kennedy öldürüldükten sonra Amerikan astronotları aya ayak bastıklarında "Meğer bazı siyasetçiler inanılması zor vaatleri bile gerçek kılabilirlermiş"demek zorunda kalmışlardı.
Dünkü Zeytinburnu konuşmasında Erdoğan bunca kargaşa arasında yine projelerini anlattı... "Avrasya Tüneli, bu yıl sonuna kadar bitiriliyor. İki katlı bir tünel. Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün 26 Ağustos'a kadar bitirilip açılışı yapılması hedefleniyor. Yeni havalimanının inşaatı devam ediyor. İnşaallah, en büyük 3. olacak dünyada. İlk etabı 2018'de açılacak"
Ama siyasetçilerin geleceğe bakış açılarını yansıtan projeleri hep böyle değildir. Mesela bazıları "Gerekirse şeytanla bile işbirliği yapıp iktidarı ele geçireceğim"çizgisinden giderek, geleceğe dönük hayal ufkunu şekillendirir. Onlar için gelecek daha müreffeh, daha özgür bir toplum yaratmak projesi içinde şekillenmez. Bazıları kandan, şiddetten, kargaşadan ilham alır.
Çok partili demokrasiye geçtiğimiz 1946'dan bu yana hangi siyasetçilerin ne tür projelerle Türkiye'nin yarınına baktıklarını, acı deneyler de yaşayarak öğrendik. Kimlerin"Köprü yapılmasın", Otoyollar lükstür", "Televizyon israftır" diyerek, yarına dönük projeleri olan siyasetçilere karşı çıktıklarını gördük. İktidarı ele geçirmek için halka proje sunmak yerine, polise, adliyeye ve hatta orduya sızan örgütlerle kanka olan siyasetçilerin kimler olduklarını da biliyoruz... Nihai değerlendirmede tarih en gerçekçi değerlendirme aracıdır... Ve unutmayalım ki yaşadığımız günler de yakında tarih olacaktır.

  • 2
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Dövenin de senden olanı olur mu? Bu ülkede oluyor. Tıpkı hakaret edenin senden olanı olduğu gibi. Nasıl ki Kemal Kılıçdaroğlu'nun Aile Bakanı Sema Ramazanoğlu'na yönelik çirkin sözlerini, Kılıçdaroğlu başta olmak üzere CHP'liler ve medyada birçok yazar savunmaya giriştiyse, Can Dündar ve Erdem Gül'ün mahkeme kapısında yumruk yiyen Sabah gazetesi muhabiri Dilek Yaman'ın Murat Sabuncu ve Erkin Acarer'den gördüğü zulmü de Dündar ve Gül taraftarları meşrulaştırmaya kalktılar. Görüntüleri defalarca izledim. Murat Sabuncu büyük bir hışımla Dilek Yaman'ın üzerine adeta koşarak geliyor ve yumruk sallıyor, Birgün gazetesi yazarı Erk Acarer de bu şiddete dahil oluyor. Üstelik hadise, Gürsel Tekin başta olmak üzere birçok kişinin gözlerinin önünde yaşanıyor!
Bu apaçık bir şiddet! Kadına karşı şiddet! Gazeteciye karşı şiddet! İnsana karşı şiddet! Ve bu şiddeti "Türkiye'de ifade özgürlüğü elden gidiyor" diye haykıranlar üretiyor. İfade özgürlüğü hoşuna gitmeyen şeyleri dinlemeyi de içerir! Varsayalım Dilek Yaman oradakilerin hoşuna gitmeyen bir şey sormuş olsun, bu şiddeti meşrulaştırır mı? O zaman bu tavrın "Hak ettiği için karımı dövdüm" diyen erkeklerinkinden ne farkı var?
Maalesef ilkeler üzerinden hiçbir meseleye yaklaşamıyoruz. Bu hastalık tek bir kesime özgü değil, her kesimde mevcut. Utanç verici hakikaten!

  • 3
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
  • 4
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Ama bunları yazmak "prim" yapmıyor. İki yüz yılın biriktirdiği aşağılık duygusu ve "mazoşizm" ha deyince aşılamıyor. Üstelik iyi şeyleri yazınca muhalif basının iti köpeği "hükümet yandaşı" diye üstüne saldırabilir...
Yakınmayı çok seviyoruz. Sürekli ağlayacaksın. Durumunun iyi olduğunu çaktırmayacaksın, ya borç isterler ya nazar değer. Hani Alman'a rakı içirmişler de, iki kadehten sonra "ne olacak bu Almanya'nın hali" diye ağlamaya başlamış ya... Biz de Ankaraİstanbul yolunu bir buçuk saate, İstanbul İzmir yolunu üç saate indirir, sonra da "battık bittik mahvolduk" diye ağlarız. Huyumuz kurusun. Dilenciyi silkelersin, dört apartman dairesinin tapusu dökülür.
Kitap okunmuyor deriz, dandik romanın satışı yüz elli bine vurur. Tiyatro öldü deriz, tiyatrolar her akşam lebalep. Sinemamız yok deriz, Cannes'da birinci oluruz. Cahil halk oy vermeyi bilmiyor deriz, halk partisini on dört yıl kesintisiz iktidarda tutar. Emekçi halkın parası yoktur, komedi filmine beş milyon bilet kesilir. Devrimci çuf çuf dumanlar salan "kara trenini" özler, beş milyon köylü uçakla tanışır.
Bize Nobel vermiyorlar deriz, üç kişi birden alır. Donumuza kadar herşeyi Amerika veriyor derler, tank yaparlar, uçak yaparlar. Bir arkadaşım var, on dört yıldır "az kaldı, Tayyip gidiyor" diye bekliyor. Cem Uzan da bana"halk uyandı, bu sefer AKP gidiyor" demişti. Bunu 2003 yılında söylemişti. Sonunda Tayyip köşke, o da Fransa'ya gitti.
Genç Parti'nin bir milletvekili adayı da, meclise giremeyince "bu millet adam olmaz"demişti, ismi lazım değildir. Adam olmayanlar şimdi de "kapsüllü Türk kahvesi makinesi" yapmışlar. Nespresso gibi, Türkpresso. Ocak başında köpük kabarması beklemeye gerek kalmıyor, kahveci güzelinin işini makine yapıyor. Şimdi bakalım hangi hamşo "caanım bakır cezve tarihe karıştı, ayrıca hani nerede o güzelim kömürlü mangallar" diye ağlar? Sol basından bu konuda bir yazı bekleriz.

  • 5
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bugün nüfusu 8-9 milyon civarı olan Azerbaycan'da bir milyondan fazla mülteci bulunuyor. Ermenistan'ın işgali sırasında Dağlık-Karabağ bölgesinden kaçan bu mültecilere 'kaçkınlar' deniyor. Bu mülteciler, yıllardır gözlerden kaçan, unutulmuş ve 'donmuş' bir başka mülteci sorunu olarak kaderini beklerken, devletler arası ilişkilerin ötesinde, Azeri ve Ermeni halkları arasında da birbirine karşı 'donmuş' bir husumetin olduğunu söylemek mümkün. "Bu böyle gitmez, bir yerde çözülmesi gerekiyor" denirken yaşananlar da unutulamıyor, böylece çözümün "nasıl"ına ve "ne zaman"ına sıra gelmiyor. Zaten Şubat 1992'de Ermeni birliklerinin Dağlık-Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşayan Azeri sivilleri katlettiği Hocalı Katliamı gibi yakın tarihin kanlı ve korkunç olayları, henüz hafızalarda tazeyken normale dönüş pek de kolay gözükmüyor.
24 yıl önce AGİT bünyesinde sorunun çözümü için kurulan Minsk Grubu, ateşkesi uzlaşmaya çeviremediği gibi, o günden bugüne meselenin uluslararası boyut kazanmasının ötesinde hiçbir gelişme kaydedemedi. Minsk Grubu'nun eş başkanlığını Fransa, ABD ve Rusya yapıyor; üyeleriyse Türkiye, Almanya, Hollanda, İtalya, Portekiz, Belarus, İsveç ve Finlandiya. Fransa'nın, Ermeni meselesine yaklaşımı malum, çok da tarafsız olduğu söylenemez; dolayısıyla sadece eşbaşkanlara bakarak dahi grubun neden bir arpa boyu yol kat edemediğini, dahası Ermenistan'ı işgal ettiği topraklardan geri çekilmeye davet etmek gibi bir amacı olmadığını anlamak mümkün. ABD, bu konuda tarafsız gibi görünse de içeride Ermeni lobisinin baskısı, dışarıda ipleri tamamen Rusya'nın eline bırakma kaygısı arasında denge arıyor. Rusya ise, her iki ülke ile de yakın ilişkilerini sürdürse de Ermenistan'a daha yakın duruyor. Bunun ötesinde her iki ülkeye de yoğun silah satışı gerçekleştiriyor. Öte yandan, zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip Azerbaycan'la gerilimi tırmandırıp Bakü'nün Kafkasya'da kendi kontrolü dışında bir oyuncuya dönüşme riskini göze alamıyor. Azerbaycan-İsrail arasında petrol ve doğal gaz girişimleri temelinde süregelen yakınlık, Rusya için bu riski artırıyor. Azerbaycan'ın bir başka silah tedarikçisinin de İsrail olduğu biliniyor.
İki ülke arasında artan tansiyonun ardından tek taraflı olarak varılan ateşkes kararı birçok kez ihlal edilirken, Erivan'ın ardından Cuma günü Bakü'ye geçen Rusya Başbakanı Dmitri Medvedev bir yandan arabuluculuk vaadinde bulundu, öte yandan Ermenistan'a doğal gaz indirimi ve Azerbaycan'a toprak bütünlüğünün korunması vaadinde bulunarak inci boncuk dağıttı. Yani Rusya, Kafkasya'daki nüfuzunu hatırlatma fırsatını ıskalamadı. Şimdilik tansiyonun düşmesiyle yetinecek gibi görünen Rusya'nın, bununla bölgedeki diğer yerlerde karşı karşıya olduğu ülkelere bir mesaj verdiğini, ve satranç tahtasının ne kadar geniş olduğunu hatırlatmaya çalıştığını söyleyebiliriz.

  • 6
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Yakın Coğrafyamızda çağımızın en önemli olayı, hiç kuşkusuz sürekli değişimin neden olduğu yeni haritalar, yeni devletçikler ve toplum yapılarıdır. Bu gelişmeler içinde üzerinde oynanan oyunlardan en çok muzdarip olan maalesef Müslüman ülkeler olmaktadır. Emperyalist ülkelerin stratejik beyinlerince kurgulanan yeni haritalara ve sömürgeciliğine karşı Müslüman ülkelerde stratejik liderlik boyutu karşımıza çıkmaktadır. Bilindiği gibi stratejik lider; değişim zamanlarını öngören, belirleyen ve yöneten kişidir. Aziz Milletimizin tarihi okumalarıyla 2002'den bu yana Yeni Türkiye, yeni yüzyılda stratejik lider Tayyip Erdoğan'la bir kutlu yürüyüşü başlattı. Tayyip Erdoğan'ın Stratejik Liderliğiyle "Vizyon oluşturabilme, durum analizi yapma, belirsizliklere karşı hazırlıklı olma, baş edebilme, cesur kararlar alabilme, öngörüye sahip olabilme, değişen şartlara cevap verebilme, esnek olabilme, karar alma, uygulatma, takım ruhu oluşturma" gibi yeniçağa uygun sıçramalar yapıyoruz.
Erdoğan'ın stratejik liderliğinde ortaya koyulan milli ve yerli duruş, sadece ülkemizin değil, aynı zamanda dağınık Müslüman ülkelerin bütünleşmesi açısından da çok anlamlı gelişmelere işaret ediyor. İslam coğrafyası olağanüstü bir dönemden geçiyor. İslam dünyasının üzerinde ciddi operasyonlar yapılıyor.
Müslümanlar birbirine kırdırılıyor. İşte bu noktada "Dünya beşten büyük. Bu beşin içinde bir tane İslam ülkesi var mı? Yok. Böyle bir adalet olabilir mi? Artık yeni bir dünyadayız. BM'nin üçte birini İslam ülkeleri temsil ediyor. Fakat 5 ülke karşısında nefessiz bırakılıyor" diyerek yola koyulan Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan'ın çıkışları giderek yeni dalgalanmalara yol açıyor. Yeni dalgalanmalarda, geçen yıl yapılan İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesinde konuşan Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın sözleri tsunami etkisi yaratmış görünüyor: Hatırlayalım: "Farklı dilleri konuşabiliriz, mezheplerimiz birbirinden farklı olabilir.
Hepimiz Kuran mesajları altında bir olmuş, birbirine kardeş olmuş bir ümmetin mensuplarıyız. Biz neden sorunlarımızı yabancılara bırakıyoruz, kendi aramızda çözmüyoruz. Bir elin parmakları gibi kenetlenirsek bölgemizde tüm sorunları kolayca aşabiliriz. Bunun için yeterli güce, akla sahibiz. Bizim birbirimizle konuşmak için tercümanlara ihtiyacımız yok. Biz zaten gönül diliyle konuşuyoruz. Aynı kıbleye dönen bizler her türlü mücadeleyi birlikte verebiliriz. Tarihte kurduğumuz parlak medeniyetleri yeniden kurabiliriz."

  • 7
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Orada gök ekin biçilmiş gibi toprağa düşenler, "Bir hilal uğruna batan güneşler", şehitler için... Anadolu'nun yüreği yanıyor, kavruluyor. Her gün bir, iki, beş, on şehit haberi düşüyor anaların, babaların, eşlerin, evlatların yüreğine. Şehirlerin yüreği yangın yeri. Maraş'ın, Kayseri'nin, Van'ın, Nevşehir'in, Adana'nın, Osmaniye'nin... Bir evladı daha düşmüş toprağa. Onbinlerce insan, bayrağa sarılı tabutun arkasında saf tutup "Helal olsun" diye sesleniyor içinden kopan çığ gibi bir sesle. Sonra tekbirlerle uğurlanıyor ebediyyete. 24 Temmuz 2015'ten bu yana başka bir "terörle mücadele" süreci başladı bu topraklarda.
Şunu söyleyeyim: - Terör örgütünün hiç şansı yok. Orada yüreği çalınmış Kürt çocuklarını ölüm makinesi haline getirenler, bu toprağın insanını hiç tanımamış. Bu öyle kötü bir oyun ki, Kürt çocuğunu, askerdeki ana-baba bir kardeşini öldürmeye yöneltiyorsun. Bu öyle kötü bir oyun ki, kurguladığın militanını, otobüs durağında bekleyen teyzesini, halasını, kuzenini öldürmeye yöneltiyorsun. Ölüyorsun, öldürüyorsun, bütün varlığın ölüme ayarlanmış durumda. O çığırın mutlak sonu ölümdür, bunda şüphe yok. Ama şehitler veriyoruz. Dal gibi çocuklarımız düşüyor toprağa.
Bunlar oldu bu toprakların bin yıllık tarihinde. Bu toprakların Malazgirt'i de var, Çanakkale'si de... Bu son "terörle mücadele"nin seyrine bakıyorum, orada görev alan korucu, emniyet görevlisi ve asker... her çevreden çocuklarımız, bir başka ruh ikliminde yaşıyorlar. Bunun adı şehadet iklimidir. Çanakkale'den ruh nakli yapıp da gelmişler gibi. Hani bazen gazetelerin üçüncü sayfalarına baktığımızda çürüme emareleri görünen toplumsal zeminden, bu veli ruhlu çocuklar nasıl çıktı da geldi, orada bir hilal uğruna canını ortaya koydu. Bakıyorum çoğu, kimbilir belki tamamı fakir fukara çocukları. Hamurları sade Anadolu yumağı.
Şehit cenazelerinin helallik için gittiği, bayrak asılan evlere bakıyorum, sıvasız, boyasız gariban yuvaları. Oralardan çıktı bu çocuklar ve mukaddes tanıdığımız her şeyi savunmak için canlarını ortaya koydular. Evet, bu zamanın evliyasıdır onlar. Ne yapabiliriz onlar için. Öncelikle onları içimizde taşımamız lazım. Şehidini, gazisini, cephede olanı. Kürt kardeşlerime seslenmek istiyorum:
Onlar en çok sizin için canını ortaya koyuyor, inanın buna. Eğer o kalleş çete o bölgelere hakim olsaydı, en büyük zulmü siz yaşayacaktınız. İnsaf yok onlarda, iz'an yok, iman yok. "Örgüt içi infaz" denen sistemle, dağa çıkan çocuklarınızı bile katlettiler. Ölüm tarlaları üretir o yapı. Çocuklarınızın yanağını okşayan o genç kadın teğmene bakın. Çocuklarınızla top oynayan o genç uzman çavuşa bakın. Yaşlı ana babanızı sırtında taşıyan o emniyet görevlisine bakın. Anası babası gibi sahip çıktı onlar o yaşlı insanlara, kendi çocuklarını sever gibi sevdiler çocuklarınızı. Sizin için canlarını ortaya koydular.
Siz, biz, hepimiz yüreklerimizden düşürmememiz lazım onları. Asla bir, iki, beş... devam eden şehadetlerine alışmamamız lazım. Medyacı dostlar, tek sütuna indirmememiz lazım şehadetleri. Ey devlet, toprağa düşen her canda, sensin yere düşen... Şehitlerle varsın. Şehitler için ayrı bir defter aç yüreğinde.