Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 16
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bildiğiniz gibi MHP içinde bir iktidar mücadelesi var. Meral Akşener, Sinan Oğan, Ümit Özdağ ve Koray Aydın, Devlet Bahçeli'yi devirmek istiyorlar. Eee, bundan bize ne? Bu adayların her biri öncelikle bir "kişilik mücadelesi" yapıyor ama bu arada en güçlü aday Meral Akşener de "ya başbakan olacağım ya babaanne" gibi laflarıyla, saçmalama vadisinde bir başka muhaliften, Kemal Kılıçdaroğlu'ndan hiç de geri kalmadığını kanıtladı! Bu hanım acaba torununu da kendisi mi doğuracaktı da "başbakanlık çalışmaları" çok vaktini aldığı için hayırlı haberi engelledi?
MHP'nin alıp alacağı oy, görüp göreceği rahmet yüzde 12-15 arası bir şey... Eti nedir budu nedir? Bahçeli gitse de yeni bir başkan gelse bu partinin "oy patlaması" yapabileceği yönünde hiçbir belirti yok. Çünkü farklı ve dişe dokunur bir programları yok. Adaylardan biri, Sinan Oğan, "genel merkez binamızın sıvaları dökülmüş, başkan olursak ilk icraatımız tadilat ve partiye bir balkon yaptırmak, çünkü iktidara hazırlanıyoruz" demiş. Çaplar ve ufuklar bu merkezde yani...
Kılıçdaroğlu'nun, hiç olmazsa, Orta Anadolu'ya paketleme kenti kurmak gibi manyak projeleri vardı, bunlarda ne var? Bunlar kongreye gitseler (herhalde diğer adaylar en güçlü aday lehine ortalıktan çekileceklerdir) ve diyelim Akşener kazansa bize ne? Bize şu: Sonbaharda anayasa oylaması var. İktidarın, 330'u bulmak ve anayasayı referanduma götürmek için en az 14 oya daha ihtiyacı olacak. Bunların "MHP içinden" çıkacağı tahmin ediliyor. Muhalif basın da, kör bir umutla, "Akşener kazanırsa partiyi sıkılar, bu 14 oyun kaçmasınıengeller" diye bekliyor! Gizli oylamada Meral Abla'nın kimin evet ya da hayır oyu verdiğini nasıl kontrol edeceği ayrı bir merak konusudur.
"Kullanmadığın oy pusulasını getir göreyim" gibi yöntemler var olmasına var da... Bir de bakarsınız, "ya iktidara gelelim ya da torun torba sahibi olalım" derken 14 MHP mebusu pat diye AKP'ye geçivermiş, MHP koltukları 40'tan 26'ya düşüvermiş! "Transfer" yoluyla değil, "sıkıştırılma" nedeniyle, kovulma tehdidiyle. Gönül rızasıyla. Haaa, MHP'nin parti içi muhalefetini destekleyen bir de Fethullahçılar var tabii. Herkes 'bayram değil seyran değil, Hocaefendi Meral Abla'yı niçin öptü" diye merak ediyor. Akşener "bütün Fethullahçı polisleri görevlerine iade edeceğini" açık seçik belirtti. Fakat bunun için parti başkanı olması yetmiyor, ülke iktidarına gelmesi gerekiyor! Yani 2019 seçimlerini ya MHP tek başına kazanacak, ya da en azından CHP ile koalisyon yapacak! İşte bütün bu enayice umutlarla hem Aydın Doğan basını, hem CHP sevdalısı emekli memur gazeteleri, hem de gizlice Fethullah'a yazılmış çarçur mevkuteler, MHP içinde olup bitenleri köpürtüyorlar da köpürtüyorlar...

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 16
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Siyasetin dil ve üslubu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile vahim bir kırılma yaşıyor. Kılıçdaroğlu, daha seçildiği anda "Recep Bey" diyerek kendince tahkir edici bir dil kullanmaya başladı; girilmemesi gereken mahrem alanlara girdi. Son olarak da seviyeyi, kadın bir bakana cinsel içerikli hakarete kadar indirdi. Kendisinden özür beklenen Kılıçdaroğlu, hakaretinin ve seviyesizliğinin arkasında durdu, hatta kendisine destekçi bile buldu. Kılıçdaroğlu, kullandığı bu seviyesiz dilin kendisine çıkar sağladığını görüyor. Öyle ya da böyle, bu dilin kendisini gündemde tuttuğunu, tartışmaların odağına yerleştirdiğini biliyor.
"Reklamın iyisi kötüsü olmaz" sözü, her türlü ahlaksızlığı, edepsizliği ve seviyesizliği meşrulaştıran bir sözdür. Belli ki reklamcı dostları Kılıçdaroğlu'nu bu çukura çekiyor. Kılıçdaroğlu, AK Parti kadrolarının bu seviyesiz üsluba aynı seviyesizlikle cevap veremeyeceğini de biliyor. Rakibinin edebini bir zaaf olarak görüyor ve kendi edebinin sınırlarını daha da zorluyor.
Bu edep ve ahlak dışı üslup, Gezi'den tanıdığımız üsluptur. Millet o üsluba tepkisini Gezi olaylarından sonraki 4 seçimde zaten verdi. Gezicilerin hoşuna gitse de, bu yeni dil ve üsluptan CHP'liler de rahatsızlar. Ne var ki, Kılıçdaroğlu'nu CHP'ye Genel Başkan yapanın CHP'liler olduğunu söylemek çok zor. Kılıçdaroğlu'nu CHP'ye kasetle Genel Başkan yapanlar, şimdilik bu dil ve üsluptan gayet memnunlar. Tesellimiz şu ki, siyasette hiç bir iz bırakamayan Kılıçdaroğlu, siyasetin dili ve üslubunda da hiç bir iz bırakmayacaktır. Kazanan inşallah yine "illa edep, illa edep" olacaktır.

Aydın Ünal/Yeni Şafak

  • 3
  • 16
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Konuya ortasından gireyim, uzatmadan... Ülkece başımıza musallat melanetlerin arkasında sadece örgütler, çeteler, devlet olmaya çalışan yapılar olsaydı pek de sorun olmazdı. Devlet isterse hepsini tepeler. Eski dönemlerde değiliz... Diyelim ki, devlet ayak sürüdü, eski tip "derin" tarafları yan çizdi. O zaman da, vallahi millet tepeler. Bu kadar açık! O halde nerede tökezliyor, nasıl çelme yiyoruz? İşte bu sorunun cevabı önemli! Çünkü tam o nokta psikolojik harekât alanı... Çünkü sistemin merkezi ekonomiyle göbekten bağlı bir mekanizma kötülük üretiyor. İşin açıkçası... Yaşadığımız kötülüklerin kökleri oligarşik sermaye ve onun medyasıyla doğrudan bağlantılı.

Kaset komplosunun ardından insanları aptal yerine koyarak (alışmışlar buna!) Kılıçdaroğlu'nu Gandi Kemal diye pazarlayan... Selahattin Demirtaş'a saz çaldırıp bütün kültürel ittifak mesajlarını bir çırpıda veren; çözüm sürecine hiç ilgi göstermeyip Demirtaş'ın kanlı barışını(!) yüceltip duran medya ve tetikçileri... Şimdi de "Asena'nın topuk sesleri" diye Meral Akşener'li bir MHP planına destek çıkıyor. Biliyorum, nasıl olsa geniş kalabalıkları etkileyemiyorlar, iktidarı zerre sarsamıyorlar, diye düşünenler var. Fakat zihinleri altüst ettiklerini, her uğursuzluğa destek çıkıp huzuru yok ettiklerini inkâr edebilir miyiz? Bunu hiç mi durup düşünmeyeceğiz?

Hiç bıkmıyorlar. Türkiye'yi sürekli dizayn etmek, halkın siyasi tecessümünü sindirmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Niye inkâr ediyoruz? Gerçekten bir "paralel yapı" varsa, o da oligarşik medyanın amiral gemisi ve uydularıdır. Önümüze çıkartılan birkaç "patolojik vaka"nın "cemaat" olduğu tablosuyla bizi oyalamak istiyorlar; bazen fena yutuyoruz. Ha! Büyük sermayeye... Siyasi, sosyal hedeflerine... Cumhurbaşkanı'nın ve genel olarak da iktidarın yüzüne gülüp arkadan iş çevirişlerini vurgulamaya sıra gelmedi. Belki başka yazıya... Zaten halk biliyor. Eski ve yeni elitizm meraklıları ise bilmiyormuş gibi yapıyor.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 4
  • 16
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Sözü dolaştırmadan ifade edelim. Bunun için yapılması gereken 'devletin yeniden inşası'dır. Bu inşa faaliyetinin ana aktörü de Cumhurbaşkanı Erdoğan'dır. Önce neden Erdoğan sorusunun cevabı. Çok açık. Mevcut büyük tehditleri en erken farkeden, devlet aklını mücadele için harekete geçiren ve siyaseten en büyük tecrübeye sahip isim Erdoğan. Ancak bundan fazlası var ve daha da önemli. Çünkü mevcut sistemin artık Türkiye'yi taşıyamadığını, bürokratik vesayetin yeniden ağırlık kazandığını gören ve asıl büyük tehdidin bu vesayet olduğunu en açık biçimde ortaya koyan da Erdoğan.

Burada esasen pek de şaşırtıcı olmayan gelişmeler yaşanıyor. Mesela, geçmişte yargı vesayetinden en çok şikayet eden isimler, ki bunların bir bölümü Tayyip Erdoğan'ın yol arkadaşıydı, şimdi yüksek mahkemelerin ardına sığınarak kendilerine güç devşirmenin derdindeler. Bürokrasiyle uzlaşıp, kendisini garantiye almaya çalışan siyasetçi modeline bu ülke yabancı değil yazık ki. Erdoğan'ın farkı burada ortaya çıkıyor. Bu vesayete teslim olmadı. Belediye başkanlığını bıraktı, teslim olmadı. Kendi kurduğu ve genel başkanı olduğu partide liste dışı kaldı, yine teslim olmadı. Kapatma davasına, MİT Müsteşarı üzerinden kendisini hedef alanlara, Gezi ayaklanmasına, 17-25 darbe girişimine direndi, teslim olmadı. Hem de çoğu kez yalnız bırakılmasına ve çıkıp tek laf etmekten korkan yol arkadaşlarına rağmen!

O yüzden 'devletin yeniden inşası' Erdoğan'ın liderliğinde gerçekleşecek. Bir daha herhangi bir yapının devleti ele geçirmesine izin vermeyecek, terör gibi belaları her anlamda kaynağında çözecek; sadece siyasi sınırlarında değil, gönül coğrafyasında bir büyük barışı ve kucaklaşmayı sağlayacak bir değişim ve inşa faaliyeti bu. Türkiye'deki bürokratik vesayeti, sıradan bir bakışla küçümseyenleri uyaralım. Bu vesayetin ucu, Ankara'daki koyu renkli binalarda olsaydı bir yere kadar anlamak mümkün olabilirdi. Ama bu vesayet, milletle siyaset arasında duvar örenlerin, nerede ne kadar kirli odak varsa onunla işbirliği yaptığı bir büyük tehdit. Bu yüzden kırılmalı, bu yüzden herkesin kendi sınırlarına çekildiği ve siyasetle millet arasında doğrudan ilişkinin başladığı bir sistem kurulmalı. En güzeli de şu. Bizim anlatmakta zorlandığımızı, milletimiz öylesine sade ve derin görüp anlıyor ki. İşte bu yüzden Tayyip Erdoğan'ı yalnız bırakanların akıbeti, millet tarafından terkedilmek olacak.

Nasuhi Güngör/Star

  • 5
  • 16
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Dün Beşiktaş'ın muhteşem stadyumu Vodafone Arena'nın açılışı vardı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın katıldığı açılışta konuşan Kulüp Başkanı Fikret Orman stadyuma katkısı olanlara teşekkür ediyordu. "Kıymetli Cumhurbaşkanımız! Siz olmasaydınız, sizin destek ve yardımınız olmasaydı, yolumuzu açmasaydınız bu mutluluğu yaşayamazdık. KaraKartal'ın eve dönüşünün gizli kahramanı sizsiniz. Bu taraftar sizi sonsuza dek minnetle anacaktır!" Merak ediyorum, Orman'ın baskılara boyun eğmeden yaptığı hakkaniyetli konuşmanın ardından, taraftara utanmadan sıkılmadan "Erdoğan stadyuma karşı,yapılmasını istemiyor" yalanına inandırmaya çalışanlar hangi deliğe girecekler.
Evet, muhtemelen her iş yapana sardıkları gibi yine "yandaş Orman" diyecekler.
Komik duruma düşecekler. Zira Beşiktaş'ın muhteşem stadyumu kapı gibi orada duruyor işte! İsteyen o kapıdan girer isteyen...

Melih Altınok/Sabah