Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 15
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Solcu olup ülkücü Mansur Yavaş'a oy verirler, laikçi olup Ekmeleddin İhsanoğlu'na basıp geçerler, barışsever olup PKK'yı överler. Erdoğan'ı zayıflatma ihtimali olan herkese ve her şeye sorgusuz biat ederler. Örneğin yıllarca "Erdoğan stadyuma karşı, yapılmasınıistemiyor" yalanını çiğneyip, Fikret Orman'ın 50 milyon TL'lik hükümet teşviki dahilErdoğan'ın desteğine teşekkür etmesi üzerine bu sefer de söyledikleri yalandan mahcup olmak yerine, Orman'ı linç etmeye kalkarlar. Çok tutarlılık aramayın. Örneğin Ensar Vakfı'na yapılan itibar suikastını Turkcell gibi markaları boykot etmeye -nerden bağladığı bilinmese de-, bağlayabilirler. Herkesi Vodafone'a geçmeye çağırdıktan iki gün sonra, Cumhurbaşkanı Erdoğan Vodafone Arena'da 'krallar gibi' ağırlanınca bu sefer de Vodafone düşmanı kesilirler. Şaşırmayın, normal davranın ki "ani sinirlenme" moduna geçmesin.
Aşırı hayal gücü: Bir gün hiçbir şey tüketmezse ülke ekonomisini çökerteceğini düşünmekten, ABD'li bir savcının Erdoğan'ı tutuklayabileceğine kadar değişen bir spektrumda hayaller kurar. Bu aşırı hayalciliğin, 48 saat #Erdoganİstifa'yı TT'de tutabilirlerse hükümetin düşeceği, NATO'nun Türkiye'ye müdahale edeceği, paralellerin darbe yapacağı gibi çeşitleri de vardır. Her defasında yanılsa da yine de Fuat Avni gibi bir trolün peşine takılıp her katılmadığı kişiye "Aktrol" der. Kendine yazık eder. Korku nöbetleri: Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanı seçildiğinden bu yana süren, kimilerinin 22 yıldır yaşadığı Erdoğanfobi rahatsızlığıdır. İçki yasaklanacaktır, kadınların başları zorla kapatılacaktır, şeriat getirilecektir, vs. Çok pozitivist, en ampirist bireyler olmalarına rağmen rasyonel insanlar gibi verilere bakmak pek akıllarına gelmez. Ak Parti iktidarında içki tüketiminin zirveye ulaşmış olmasını, kimseye başörtüsü baskısı yapılmamış olmasını ya da Erdoğan'ın Mısır gibi Şeriat ülkelerinde dahi laikliği tavsiye ediyor olmasını umursamazlar. Histeri teşhisinin en can alıcı noktası ise, kişinin histerik olduğunun farkında olmamasıdır. Acil şifalar diliyoruz.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 2
  • 15
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

G20 Zirvesi'ne başarılı bir şekilde ev sahipliği yapan Türkiye, şimdi de İslam İşbirliği Teşkilatı 13. İslam Zirvesi'ni topluyor. İİT'nin 2 yıl boyunca dönem başkanlığını üstlenecek olan Türkiye, iki yıl boyunca önemli bir görev yürütmüş olacak. Dünyada, özellikle Batı dünyasında terörle İslam dininin bir arada telaffuz edilmesi cüreti ön plana çıkıyor. Birbiri ardına gerçekleşen terör saldırıları nedeniyle, dünyanın karşı karşıya bulunduğu güvenlik riskine dair faturanın tamamının İslam ülkelerinin önüne konulması günümüzün en önemli sorunlarından birisi. Batı dünyası, kendi elleriyle ürettiği bir DAEŞ belasını, yine Müslüman coğrafyalardaki zulümlere sessiz kalmanın bahanesi olarak kullanıyor. Es geçmeyelim. Evet, DAEŞ bir Batı projesidir. Her türlü stratejik hedefi gerçekleştirmek için bahane olarak kullandıkları bir araçtır DAEŞ, Batı için. Ve DAEŞ'in ortaya çıkardığı ortamın hesabı da yine Müslüman ülkelere sorulmakta.

Bu olgunun yanına eklememiz gereken bir başka önemli unsur, Batı dünyasın mülteci krizine verdiği yanıttır. Yaşanan insani dramlara sessiz kalan Batı, yükselen İslam düşmanlığı ve tahammülsüzleşen Avrupa toplumları... Önde gelen Avrupa ülkelerinden birinin Bakanı daha geçen hafta başörtülü kadınları kölelik yanlısı "zencilere" benzetti... İslam düşmanlığından oy devşirmek, Avrupalı siyasetçilerin ilgi alanı haline geldi. İslam ülkelerine önemli bir sorumluluk düşüyor mevcut tablodan çıkış için. 30'dan fazla devlet ve hükümet başkanı, İslam Zirvesi için bir araya gelecek. Pek çok ülke de bakan düzeyinde temsil edilecek.

Terörle mücadele, DAEŞ, Suriye krizindeki kördüğüm ve mülteci krizi İstanbul'da önce üst düzey memurlar formatında başlayıp, bakanlar düzeyinde devam edecek ve liderler tarafından tamamlanacak olan İslam ülkeleri buluşmasının gündem maddeleri. Kritik ülkelerle yaşanan ve son yıllara damgasını vuran iletişimsizlik krizlerinin çözülmeye başladığı bir süreçteyiz... İsrail ile müzakereler sürüyor. Mısır İİT Zirvesi'ne bakan düzeyinde katılıyor... İslam zirvesi işte böyle bir ortamda toplanıyor. Suudi Arabistan Kralı Selman, zirve öncesi temaslar için Ankara'ya geldi. İran lideri Hasan Ruhani de Türkiye yolcusu... Yoğun görüşmeler, diplomatik temaslar... Ağır bir dünya gündemi... Zirve sonuçlarının İslam coğrafyasına hayır getirmesini ve insani krizlere merhem olmasını dileyelim...

Saadet Oruç/Star

  • 3
  • 15
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Dün Haliç Kongre Merkezinde yapılan "Kentsel Dönüşüm ve Akıllı Şehirler Kurultayı"nda konuşmacıları dinlerken Türkiye Cumhuriyeti'nin sahipsiz ve başıboş bir ülke olmadığını yine hissettim. TOKİ Başkanı M. Ergün Turan ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı, sorumluluk alanlarındaki konulara çok hâkimdiler... Ama en önemlisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan kentleşme sorunlarına ve Türkiye'nin bu alandaki hedeflerine "Bunların tümüne ben kefilim" vurgusu yapan bir üslup içinde, tribünden maç izleyen seyirci bir Cumhurbaşkanı olmadığını her cümlesi ile vurgulamaktaydı. Erdoğan'ın terörle mücadele konusunda da aynı sorumluluğu taşıdığını her konuşmasında hissetmiyor muyuz? Bunun gibi Türkiye'nin büyük alt yapı tesislerinin tamamlanması konusunda da nasıl bir takipçi olduğunu biliyoruz.
Erdoğan'ı dinlerken "Başkanlık Sistemi"nin Türkiye için kaçınılmaz bir gerek olduğunu düşünmemek imkânsızdı...Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiğinde, kentin dörtte üçünün imar tekniği anlamında kaçak olduğunu hatırlattı. Erdoğan, İstanbul, Ankara, İzmir gibi nüfusu hızla artan şehirlerin çevrelerini saran, adeta bulduğu her boşlukta yayılan imarsız yapıların, dönemin plansızlığının, projesizliğinin, vizyonsuzluğunun bir ürünü olduğunu söyledi. Düşünün ki Türkiye'de şu anda deprem riskinden ötürü yıkılıp yeniden yapılması gereken 6 milyondan fazla konut var. Bugüne kadar 48 ilimizde 179 alan riskli bölge ilan edilerek kentsel dönüşüm kapsamına alınmış durumda. Sadece bu sorun bile kısır siyasi kavgaların ve kişilere dönük takıntıların ne kadar anlamsız olduğunun kanıtı değil mi?

Mehmet Barlas/Sabah

  • 4
  • 15
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Kemal Kılıçdaroğlu gazetecilerin "Kürt meselesini nasıl çözeceksiniz?" yönündeki soruya cevap vermiş. Kısaca alıntılayalım… "Türkiye'nin 35 yıldır çözülemeyen sorunu. Dört siyasi partinin lideriyle samimi olarak masaya oturmak gerek. Bunu sağlamak için TBMM Başkanı'na mektup verdim. 'Bu konuda genel başkanların görüşünü alalım' dedim. Meclis başkanı 'Peki' dedi. Ama siyasi parti liderlerini davet etmedi. Yukarıdan izin alamadığı için."
"Yukarısı" dediği, tabii ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan… Hani bu sorunu çözmek için "Baldıran zehri dahi içerim" ve "Bu yola kefenimizi giyerek çıktık" diyen kişiden bahsediyor, Kılıçdaroğlu. Mayıs 2013 tarihine geri gidelim. Kılıçdaroğlu'nun kaset operasyonuyla CHP'nin tepesine indirilmesi üzerinden iki yıl geçmiş; aynı ay PKK Kandil'de tüm dünya ajanslarının bulunduğu basın toplantısında geri çekilmeye başladığını ilan etmiş.
O gün, Çözüm Süreci'ne Meclis'i dahil etmek üzere AK Parti'nin kurmak istediği komisyon oylaması da var. Ne yapmış CHP? MHP ile el ele verip "hayır" oyu kullanmış. Sürece dair bir sürü tezvirat ve "vatana ihanet" nidaları eşliğinde…
Aynı günlerde, Kılıçdaroğlu dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e de süreci şikâyete çıkmış. Meclis'te komisyonu reddederken, "Bu iş devletin bilgisi dahlinde olmuyor" diyecek olmuş. Ama Gül "Çocuk oyuncağı mı bu işler, tabii ki MGK kararlarıyla yol alınıyor" deyince kös kös geri dönmüş.
Şöyle devam etmiş son açıklamasında. "Vatandaşın desteğini almak gerek. İngiltere, İspanya nasıl çözdü? Bu sorunu CHP dışında kimse çözemez. Bizim genlerimizde Kuvayi Milliye ruhu vardır." Bu sözler bana Aysel Tuğluk'un 29 Ekim 2014 tarihinde "ünlü" T24 sitesinde yazdığı şu cümleleri hatırlattı:
"AKP kesin bir şekilde partner olmaktan çıkmıştır. Zira, IŞİD kartı ile sürece karşı en büyük komployu kurdu. Bu açıdan süreç konusunda devletin geleceğini düşünenler ve seküler güçler hızla sorumluluk almalıdır."
Daha sonra açığa çıkacak ittifakın dışavurumunu ifade ediyordu bu sözler. Çünkü Kürtlerin içinde yer almadığı bir darbe mekaniği asla başarılı olmazdı ve yolunda giden bir Çözüm Süreci Kürtlerin bilançonun negatif bölümünde yer almasını önlüyordu. Süreci zehirlemek için gizli/açık bir şekilde İslamofobi'den yararlandılar. "Kobani'ye saldıran DAEŞ'e AK Parti yardım ediyor" iftiralarının bu anlamda kötücül bir zekâyla devreye sokulduğunu gördük.
Hatırlayalım; Kobani'yi kurtaracak olan ağır silahlı Peşmerge'ye yol verecek tezkereye HDP "hayır" oyu vermişti. Sürece "Vatandaş desteği" ise, CHP, MHP ve HDP'nin tüm çabasına rağmen muazzam hızla yükselmişti. Meclis'te işbirliğinden kaçan, sürekli sürecin altını oyan da Kılıçdaroğlu'ydu.

Markar Esayan/Akşam

  • 5
  • 15
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Dün Haliç Kongre Merkezi'nde bir araya gelenler, kentinin ve kendinin yarınına dair fikirlerini paylaştılar. Sabah Gazetesi'nin Kentsel Dönüşüm ve Akıllı Şehirler Kurultayı'nda devletin en tepesinden sektörün çiçeği burnundaki çalışanına dek, daha iyi bir yarını, konut üzerinden Yeni Türkiye'yi nasıl inşa ediyor olduğumuzu konuştuk. Kentsel dönüşümün stratejisi dönüşüyor, parçacıl büyüme yerine bütüncül yaklaşımlargündeme gelmiş durumda... Zaten böyle bir strateji barındırmadıkça kentsel dönüşümün şantiyeden farkı kalmayacağı yönünde sektörün bütün aktörleri fikir birliğine varmış...
Yeni bir medeniyet hafızası oluşturmak için siyasi aklın, devlet aklının ve toplumsal aklın işbirliği yapması şarttı. İşbirliği de yetmez, işbölümüyle herkesin her kesimin sürece aktif katılımı gerekiyordu. Dünkü kurultaydaki konuşmacılar, bu zihin yapısına ulaştığımızınçok net resmini çizdiler. Ekonomiyi dışarıda bırakan hiçbir kentsel dönüşümün sürdürülebilir olmayacağınıbiliyoruz artık. İnsanı buna göre eğiteceğimizi, sosyal hayatı bu yönde tanzim ve kent kültürünü yeniden inşa etmenin zaruretini gördük. Zira kültür insanın zihnidir ve mekânsal planlamayı buna göre yapmak şarttır.
Bu noktaya gelene dek neler denemedik ki... Azıcık aşım kaygusuz başım dedik, tek başına davrandık, nimeti alıp külfeti öteledik, işbirliğinden ziyade tek olmak yolunda ısrar ettik. Fakat gördük ki bu cesur ve yeni dünya, işbirliği olmadan, işbölümü olmadan "baş edilesi" değil. Sabah'ın bir araya getirdiği sektör temsilcilerinin ortak mesajından benim çıkardığım şudur: Zaten zamanı gelmiş düşünce, şimdi güce dönüşüyor. Dönüşüm de zaten, daha iyibir yarın uğruna dünü geride bırakmak değil midir? Dün biz dünü geride bıraktık ve işbirliği- işbölümü çağına hoş geldik.

Şeref Oğuz/Sabah

  • 6
  • 15
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Görüldüğü gibi, endişeye gerek yokmuş; Türkiye'nin en köklü kurumlarından olan Merkez Bankası'ndaki değişim, bu kuruma yakışır bir şekilde gerçekleşiyor. Merkez Bankası başkanının kim olacağı tartışması, belli çevrelerin beklediği gibi, Türkiye ekonomisi üzerine belirsizlik bulutlarını getiren bir karmaşa olarak yaşanmadı. Kurum, çözümü kendi içinde üretti. Bu sürpriz olmayan sonucu, Türkiye'nin köklü kurumlarının değişime hazır olmalarına bağlayabiliriz. Ancak bundan daha da önemlisi, Türkiye'nin, eskisinden farklı olarak, ülkenin refahı ve geleceğiyle ilgili bir konuda, kendisine dayatılan "çözümler" dışında çözüm üretme yeteneğini geliştirmesi ve bunu kamuoyu önünde tartışmasıdır.
Bu varılan noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çok büyük payı vardır. Cumhurbaşkanı, başından beri, Türkiye'de ekonominin sağlam temeller üzerine oturmasını savunduğu gibi, bu ekonominin milletin bütününün çıkarlarıyla örtüşmesi ve adil olması gerektiği üzerinde durmuştur. 2008 yılında IMF ile 20. Stand-By'ın yapılmaması, hükümetin ve ilgili kurumların bağımsız karar alma yetisini kazanmaya başlamasının başlangıç tarihidir. Türkiye, "Sizde ekonomiyi düze çıkartacak bilgi ve beceri yok, biz size buradan bakan yollayalım" teklifi yapılacak ve bu teklifi koşulsuz kabul edecek bir ülkeydi bundan 15 yıl önce... Bırakın Merkez Bankası başkan ve kadrolarını, ülkenin güvenlikle ilgili stratejik kurumlarının yöneticileri bile dışarıya bakmadan atanamıyordu.
Şimdi ise, bu ülkenin seçilmiş yöneticileri, devletin stratejik kurumlarının tepesindeki yöneticileri kamuoyu önünde tartışarak, milletin çıkarları gereği değiştiriyor, kamuoyuna özgürce tartıştırıyor.
Biz Merkez Bankası'ndaki bu değişim sürecinde, önemli bir koltuğa kimin oturacağını tartışmadık; Türkiye'nin iktisat politikasının iki önemli ayağından biri olan para politikasını ve ülkenin buna bağlı refahını, gelirin adil olarak nasıl bölüşebileceğini de tartıştık ve daha da tartışacağız.
Merkez Bankası'nın mevcut para politikasını öven de oldu, yeren de... Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, mevcut para politikasını kamuoyu önünde eleştirirken, yaptıkları dezenformasyona, yalana kendilerini hayli kaptıranlar, Merkez Bankası'nın "bağımsız" olmadığını savunabiliyorlardı. Biz ise ısrarla bütün merkez bankalarının yalnız araç bağımsızlığı olduğunu, amaç bağımsızlığının zaten tartışılmaması gerektiğini, TCMB'nin ise, dünyada araç bağımsızlığına sahip ender merkez bankalarından biri olduğunu söylüyorduk.
Daha önceki yıllarda Türkiye'de Merkez Bankası başkanları nasıl ve hangi dengelerin sonucu olarak belirleniyordu, Merkez Bankası başkanlarının ve politikalarının, ülke kalkınması ve gelirin adil paylaşımındaki rolü ne yöndeydi, lütfen bu soruya herkes samimi olarak cevap versin. Şimdi ise bırakın başkanı, başkanın hangi para politikasını uygulayacağını, araçlarını tartışıyoruz ve buraya, oy verdiğimiz siyasi erke bağlı olarak da müdahale ediyoruz. Gerçek anlamda demokrasinin bu olduğunu ve bu ayrıcalığa sahip olan ender ülkelerden biri olduğumuzu düşünüyorum.

Cemil Ertem/Milliyet

  • 7
  • 15
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Ya da hem tabanın hem de teşkilatın istediği gibi AK Parti ile hükümet olacaktı. Bu da iktidarda iken tabanını yavaş yavaş ama geri dönmeyecek şekilde AK Parti'ye kaybetmekti. Bahçeli iki tercihi de reddederek söz konusu kaybet- kaybet yaman çelişkisinden çıkabileceğini düşündü. Ancak Bahçeli, MHP seçmenine hükümette olmamayı açıklayamadığı için kaybettiği oylar sebebiyle bugün partide ayakta kalma savaşı veriyor.

Dört adayın (Meral Akşener, Koray Aydın, Sinan Oğan ve Ümit Özdağ) Genel Başkan Bahçeli'ye bayrak açtığı bu sürecin nasıl sonuçlanacağını şimdiden kestirmek güç. Konuyu Yargıtay'a taşıyan Bahçeli'nin delege üzerindeki hâkimiyetini koruması da mümkün, kongrede ikinci turda kaybetmesi de olası.
Sonuç ne olursa olsun bu kriz sonuçlandığında MHP artık farklı bir MHP olacak. Bahçeli dışındaki seçeneklerde "yeni bir siyaset" arayışı dillere dolanacak. Ancak Türkiye siyasetinin bugünkü sıkışıklığı içinde yeni bir alan açmak, yeni teklifler getirmek çok zor. Yine MHP gençliğini PKK aleyhtarı bir kampanya ile radikalleştirmek isteyenlere karşı müteyakkız olunması gerekecek. Yeni genel başkanın, Bahçeli'nin zaten tükettiği Erdoğan karşıtlığına sarılması da nafile çaba olur.

MHP'nin krizinden bu partiyi 2011'den beri ele geçirmeye çalışan paralel yapı istifade edemeyecek. Zira AK Parti karşıtlarına sağladığı söylem ve diğer lojistik desteklerin hiçbiri ne içte ne de dışta paralel yapıyı aktör konumuna taşımıyor. Bahçeli dışında bir aday genel başkan seçilse bile MHP tabanının önceliklerine tamamen zıt bir yerde olan paralel yapının orta- uzun vadede kalıcı etkide bulunması ihtimal dışı.
Böylesi bir durumda paralel yapının hedefi, terörle mücadelenin AK Parti- MHP ve hatta CHP tabanının bir kısmında bulduğu desteği erozyona uğratmak olacak. Ancak bunun için MHP tabanının milli- yerli karşılıklarının tümüyle tasfiye edilmesi lazım. Yeni bir genel başkanın partiyi ve tabanı bir arada tutması ise çok zor. Bu da MHP'nin siyasi-ideolojik krizini derinleştirmek ve partiyi bölünmeye açmak demek. Bu durum kime mi yarar, belki kısa vadede operasyon yapanlara. Orta-uzun vadede siyaset gemisini fırtınalı denizde götürebilen siyaset ustasına.

Burhanettin Duran/Sabah