Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

    Giriş Tarihi: 14.04.2016 10:56
    • Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı değil de Türk Dil Kurumu Genel Yazmanı olsaydı, önüne veya altına "Yatmak" kavramı üzerinde yaptığı çeşitlemeler Türkçemizin gelişmesine katkı sağlardı. Ama genel başkan konumunda "Yatmak" kavramına böylesine takılması, sadece siyaseti yozlaştırmaya yarıyor. Aslında sorun yalnızca Kılıçdaroğlu'nun içinde bulunduğu ruh haletinden kaynaklanmıyor ki... Onun gibi ezikliğini öfkeye ve hatta kural ve ahlak dışı söylemlere dayandıranların sayısı hiç de az değil... Bu güzelim ülkeye böylesine öfkeyle yaklaşanlara bazı soruları sormak gerekmiyor mu?
      - Bu topraklar, sizin ona verdiğinizden daha fazlasını size vermedi mi? Gerçekten dünün bugünden daha ileri, daha özgür, daha müreffeh olduğunu mu düşünüyorsunuz?
      - Ailenizin içindeki dayanılması zor farklılıklara, kavgalara "Olur böyle şeyler" diye tahammül ederken, 80 milyonluk çok renkli ve çok sesli bir toplumda herkesin sizin gibi düşünmesini hangi akla dayalı olarak bekliyorsunuz?
      - İçinde bulunduğunuz Ortadoğu coğrafyasında toprağın altındaki doğal kaynaklara değil, toprağın üzerindeki insan gücüne ve aklına güvenerek sanayileşmeyi ve demokratikleşmeyi başaran tek ülke olduğumuzu görmüyor musunuz?
      - Çok partili demokrasiye geçtiğimiz 1946'dan bu yana "Seçilmişler"in, ülkeye ne tür hizmetler getirdiğini, onca kavga ve darbe arasında nelere sahip olduğumuzu görmezden mi geliyorsunuz? Otoyollarımız mı, boğaz köprülerimiz mi, otomotiv sanayimiz mi, dijital iletişimimiz mi, ihracatımız mı, turizmimiz mi vardı? Gölet ölçüsündeki Çubuk Barajı'ndan başka baraj mı bilirdik? "Yerli Malı Haftaları"nda, fındık, fıstık, kuru incir ve pestilden başka ne getirebilirdik okulumuza?
      - Yargıda haksızlığa uğradığımız zaman, kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyi'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde hakkımızı mı arayabilirdik? Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkımız mı vardı? Farklı düşündüğümüz veya ana dilimiz farklı olduğu için susturulduğumuzda, bunu kime duyurabilirdik ki? Şimdi kutsadığımız, kendilerine övgüler düzdüğümüz şairlerin, yazarların, düşünürlerin hayatlarının kaç yılını adliye ile cezaevi arasında geçirdiklerini unuttuk mu?

      Mehmet Barlas/Sabah