Editörün seçtiği köşe yazılarından...

    Giriş Tarihi: 09.05.2016 12:07
    • Her ayrılış hüzünlüdür. Her kopuş kırgınlık yaratır, içimizi çizer. Bunları neden yazıyorum ki, bilmeyen mi var! Ama her kopuş, kopuştur. O kadar!
      Mutlaka bir gereği, anlamı ve neredeyse kaçınılmazlaşmış bir tarihi vardır. İlle de apaçık hale getirilmesi gerekmeyen bir arka planı ve sonucu böyle olduğuna göre "tatsız" bir tarafı vardır. Eh bunları da yazmam gereksiz elbette. Nihayetinde halk çocuk değil, anlıyor, anladı! Fakat sosyal ve geleneksel medyadaki bazı sivri akıllılara gel de anlat!

      Neden oldu, nasıl oldu, ne oldu? Hiç detaylara girmeden sadece "dünya içinde Türkiye, Türkiye içinde dünya" tablosuna baksak, anlarız. Her şeyi geçelim... Küçük ve uçuk paralelle mücadele ederken, "büyük paralel"le mücadeleyi savsaklama konusunu da geçelim... Sadece Avrupa parlamentosu Başkanı Martin Schulz üzerinden çıkan çelişki ve anlaşmazlığa bakalım yeter. Schulz, açık açık... Erdoğan'ı mülteciler anlaşması konusunda muhatap almadıklarını söyledi.
      Yetmedi, "Ona demokrasi ve fikir özgürlüğünü öğretmeliyiz" dedi; "bir adım ileride olmamasını" söyledi. "Anlaşma yapıyoruz diye Cumhurbaşkanınızın tutumlarına sessiz kalamayız" dedi. Dedi mi, dedi. Haftalarca Schulz'a sessiz kalındı mı? Kalındı. Schulz bundan cesaret alıp aynı minvalde tv'lere, radyolara konuşmaya devam etti mi? Etti.

      Sonra yeni süreç başladı. Yolların ayrılmasının ardından Cumhurbaşkanı ilk halk konuşmasında çıktı, Schulz ve benzerlerine "Kusura bakma, hadi bakalım biz yolumuza gidiyoruz, sen de yoluna git" dedi. Bu işte! Bu kadar yalın! İster özde deyin, ister biçimde. Fakat net bir fark var, değil mi? Ve anlaşılmayacak bir şey de yok! E, o zaman uzatmaya ne gerek var?

      Haşmet Babaoğlu/Sabah