Editörün seçtiği köşe yazılarından…

  • 1
  • 14
Editörün seçtiği köşe yazılarından…
Editörün seçtiği köşe yazılarından…

15 Temmuzcular bir başka dosyayı daha incelemişler, Talat Aydemir dosyasını.Rahmetli amcam albaydı, 1962 yılının şubat ayı başlarında sanırım özlük işlerini takip için Ankara'ya gidip gelmişti, bir gün babama anlatıyordu, ben de bacak kadar boyumla kulak misafiri olmuştum:

"Bu Talat delirmiş," diyordu, "mahfelde rakı içerken (Ankara Orduevi) İsmet Paşa'yı nasıl asıp keseceğini bağıra çağıra anlatıyor, yan masada da askeri istihbarat harıl harıl not tutuyor!"
Yıllar sonra aynı yanlışı Meserret Kıraathanesi'nde bilardo oynarken Yakup Cemil'in de yapmış olduğunu okuyup öğrenecektim.

Talat Aydemir'in hastalık derecesinde "İnönü takıntısı" vardı, bunların da "Erdoğan takıntısı" olduğu gibi.

Ve de anlı şanlı "cumhuriyet kızları" arasında, Talat Aydemir'i sırf "her gün tıraş olduğu, kolonya sürdüğü ve ayakkabılarını da boyattığı" için beğenen, destekleyen vardı. İsim vermeyelim de torunu torbası utanmasın.

Darbenin iki numaralı adamı Fethi Gürcan komutanına telefon ediyor: "İsmet Paşa'yı tutukladım, ne yapayım?" "Bırak gitsin" demiş Aydemir...

Aydemir deliydi ama bu deyyuslar gibi kan emici değildi. Onca nefret ettiği İnönü'yü öldürmeye kıyamadı. İnönü de onu önce emekli etti, ancak ikinci kere aynı haltı yemeye kalkınca hatasından ders almaya niyetli olmadığını, "uslanmayacağını" gördü ve astırdı. Aydemir canıyla ödedi. Bunlar iki yüz kırk kişi öldürdüler, biraz yatıp çıkacaklar. Gel de sinirlenme bakalım.

  • 2
  • 14
Editörün seçtiği köşe yazılarından…
Editörün seçtiği köşe yazılarından…

Rusya'nın siyasi hamleleri ABD'yi köşeye sıkıştırmakta şimdilik. Dolayısı ile ABD için Ukrayna kozunu, savaş motifiyle devreye sokması aşikardır. Poroşenko'yu her fırsatta sivri hareketlere tetikleyen ABD, şunu söylemekte. Giderek Rusya konusunda Avrupa'yı ikna konusunda zorlanmaktayız. Joe Biden'ın son beyanında bu net gözüktü. Nitekim Almanya, "Rusya'ya yönelik olan son yaptırım kaldırılmalı" çağrısı yaptı. Demek ki; ABD, Rusya meselesinde bayağı elinin zayıfladığını anlamakta. Lakin bu dengenin Kafkasya ayağını da gözönünde bulundurmalıyız.

Nasıl ki; Ukrayna savaşı Rusya'nın soluğu Suriye'de almasına kapı açtı, bu ortam da Rusya'nın Kafkaslardaki konumunu daha sert biçimde pekişmesine yardım edecektir. Ermenistan'ın İskender M roketlerine sahip olduğunu göstermesi, Rusya'nın bu görüntüye şimdilik sessiz kalması esasında, yeni oyunun işareti olarak okunmalı. Rusya, Avrupa ülkeleri özellikle Almanya'yı yanına çekme gayretinde. Almanya'nın Rusya'ya ihtiyacı olduğunu hesaba katarak, Rusya ABD'nin merkezleşme gücünü parçalayarak dağıtma taktiğini takip etmekte.

Ukrayna meselesi ise yumuşak karnı gibi. Ve sadece Rusya için değil, ABD için de aynı tablo. Rusya'yı, Ukrayna eliyle köşeye sıkıştırma operasyonu devam edecek gibi. ABD'nin esas korktuğu, Ukrayna içerisinde giderek artan ABD hayal kırıklığı söz konusudur. Kafkasya'daki dengeyi, Ermenistan'ın elindeki veya arazisindeki mühimmatların siyasi boyutunu da bu denklemde okumak lazım. Bölgenin ciddi sıkıntısı gelecek. ABD - Rusya hesaplaşması, bu sıkıntının içeriğini giderek daha vahim halkaya sokmakta.

Bu arada ilgimi çeken bir paragrafı da aktarayım size. Putin, Fransız Le Monde'a röportaj veriyor. "İran'a saldırı olursa, ne yapacaksınız" sorusuna ilginç cevap vermekte. "İran'ın toprak bütününün yanındayız" cümlesinin yanısıra ilginç bir yaklaşım sergilemiş. "İran'da neredeyse 20 milyon Azerbaycan Türkleri yaşamakta. Rusya'da da 1 milyonu yaşamakta. Azerbaycan'la ilişkilerimiz öyle ki; böyle bir saldırı olursa biz Azerbaycan Türklerini savunacağız" demiş. Kaygıya ve dikkate değer bir yorum değil mi?

  • 3
  • 14
Editörün seçtiği köşe yazılarından…
Editörün seçtiği köşe yazılarından…

Çabuk parlayıp ani tepkiler veren insanlarız. Pek çok Akdenizli gibi, genel olarak öfkemizin çekiciliği, eylemlerimizin sonuçlarını düşünme zahmetine baskın geliyor.
Ama sonunda "bedele" ortak bizden başkası olmadığından herkesten çok kendimiz için "sakin olmayı" öğrenmek zorundayız. "Patlama anından önceki son çıkışta" kendimize 3-4 saniye bile olsa zaman kazandıracak"derin nefes alma alışkanlığını" edinirsek pişman olacağımız pek çok felaketin kıyısından dönebiliriz.
İnanın cezaevleri "o anı" bir daha yaşamak için varını yoğunu feda edecek insanlarla dolu.

Hakikaten işleri zor Evet, hareket saatindeki aksamalara ya da beklediğimiz kadar kibar davranmayan şoförlere kızmakta bazen haklıyız.
Ama en zor işler sıralamasında şoförlüğün ilk sıralarda geldiğini de akıldan çıkartmamak gerek. Hele hele gün içinde aynı güzergâhta defalarca gidip gelen üstüne üstlük bir de trafikle boğuşanları düşününce... Kötü çalışma koşulları, düşük ücretler vs. gibi etkenleri saymıyorum bile.
Haklısınız, hepimizin hayatı yeterince zor. Ancak karşılıklı olarak daha da zorlaştırmamızın kimseye faydası yok değil mi? Birazcık empati ve anlayış emin olun dünyayı hepimiz için daha katlanılır kılar.

  • 4
  • 14
Editörün seçtiği köşe yazılarından…
Editörün seçtiği köşe yazılarından…

Aslında yaşanan bir tarih tartışması değil; 15 Temmuz'un ortaya çıkardığı yeni konjonktürde Erdoğan'ı dövemeyenler, bu işi yüzyıl öncesine giderek yapmaya çalışıyorlar. 15 Temmuz öncesi Erdoğan'a içeriden diklenenler 15 Temmuz sonrasında bunu karnından konuşarak, mırıldanarak sürdürmeye çalışıyor. Laik mahallenin "diktatör Erdoğan" suçlamasını içeriden liberal tezlerle, yumuşatılmış "otoriter lider" eleştirileriyle tamamlamaya çalışanlar; düne kadar Erdoğan'ın "AK Parti üzerindeki elini çekmesini" isteyenler, bu koşullarda Erdoğan'a karşı sadece mırıldanmakla-şimdilik- yetiniyor. 15 Temmuz'un gürültüsü henüz geçmeden bunların mırıldanma sesleri duyulmaya başladı.

Kuşkusuz Erdoğan'ı hedef alan dış kaynaklı algı operasyonlarının da içeriden mırıldanmaların da arkasında Batı sistemi ve finans kapitalin merkezlerinden olan ABD bulunmakta. Asıl mesele Türkiye'nin liderliği meselesidir; asıl mesele Türkiye'nin istikameti meselesidir. Batı sistemi, Erdoğan'ın liderliğini ve Erdoğan'ın istikametini tasfiye etmek istiyor. Erdoğan'ın üzerine düşen şimşeklerin, içeriden yükselen hoşnutsuz mırıldanmaların da kaynağı bu tasfiye dayatması. Erdoğan'ın yerine ikame etmek istedikleri liderlik, Batı sisteminin bölgedeki ihtiyaçlarını "leb demeden leblebiyi anlayacak", ona göre Batı'yla uyum içinde hareket edecek bir liderlik.

Yüzlerce yıl öncesine gitmeleri, tarihi şahsiyetleri gündeme taşımaları; yok felsefeye, olmadı bilime, olmadı dine başvurmalarının altında Erdoğan tarzı liderliği mahkûm etme, gözden düşürme isteği yatıyor. Erdoğan'ı gözden düşüremeyince bu kez onu simgeleyen yahut çağrıştıran ne varsa onu milletin gözünde düşürmeye ve devirmeye koyuldular. Son günlerdeki Abdülhamid tartışmaları bununla ilintili. İçeriden mırıldanarak hatta guruldanarak yapılan hakaretamiz saldırılar, Erdoğan üzerinden millete ve milletin kendi iradesinin inisiyatifini ele alma kararlılığına karşı yapılan saldırılardır. Bu isim dün Abdülhamid iken bugün Erdoğan, yarın bir başkası olacaktır.

  • 5
  • 14
Editörün seçtiği köşe yazılarından…
Editörün seçtiği köşe yazılarından…

Zaman daralıyor. Ülkemizin 15 Temmuz'da, şehitlerin canıyla, gazilerin kanıyla ve milletin kıyamıyla kazandığı zamandan bahsediyorum. Türkiye'nin yerli ve milli aktörleri devletin inşası ve yeniden yapılanması için devasa bir fırsat yakaladı. Evet, 15 Temmuz'la birlikte, Türkiye'yi çok daha güçlü, istikrarlı, huzurlu ve müreffeh bir ülke haline getirmek için çabalayanların önüne muazzam bir hareket alanı açıldı.
3 yıldır dışarıdaki sömürgeciler ve onların yerli işbirlikçileri bu ülkeye karşı yoğun bir taarruza girişmişlerdi. Amaçları ülkeyi teslim almak, onu yeniden istedikleri gibi yönetmekti.
Bu yoğun taarruz altında bu ülkenin yerli ve milli insanlarının "katma değer" üretme imkânları son derece kısıtlıydı. Sadece "pozitif siyaset"ten, siyasal alanda üretilecek "katma değer"den bahsetmiyorum.
Aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve kültürel alanlardaki "katma değer"lerden de söz ediyorum. Millet her fırsatta sömürgecilerin ve onların yerli işbirlikçilerinin oyunlarını bozdu ise de, bu şer odaklarına asıl kayıp 15 Temmuz'da yaşatıldı. Suçüstü yakalandılar. Millet, bir bütün halinde olaya el koydu. Bir bütün halinde ve bir süreç içinde. Evet, her kim ki bu müdahaleyi sadece 24 saatlik bir müdahale olarak algılarsa çok büyük bir yanılgıya düşer. Millet, hem bir daha böylesi bir alçakça bir saldırıyla karşı karşıya kalmamak, hem de sahici şekilde işleyecek, sorun çözecek, katma değer üretecek yeni bir devlet paradigması talebinde bulunuyor.
Devletin şer odaklarından arınması, kirli sızıntıları temizlemesi bu yeni devlet paradigmasının inşa edilebilmesi için bir zorunluluk. Fakat bu arınma, tek başına katma değer üretecek, milleti merkezine koyacak yeni devlet paradigmasının garantisi değil. Onun için çok daha fazla yol almak gerekiyor. Ve bu yolu hızla almak gerekiyor. Dikkat edin acele etmekten bahsetmiyorum, süratli hareket etmekten bahsediyorum. Çünkü acele başkadır, sürat başka!

  • 6
  • 14
Editörün seçtiği köşe yazılarından…
Editörün seçtiği köşe yazılarından…

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşması BM'nin yapısını da radikal bir biçimde eleştiren ve yeniden daha adil, daha demokratik ve katılımcı bir biçimde yapılandırmayı teklif eden manifesto niteliğinde bir konuşmaydı. BM sistemine muhalif bir duruş sergiledi ve dünyayı daha adil ve demokratik olmaya davet ederek dünyanın 5'ten büyük olduğu tezini en yüksek düzeyde tekrar ifade etti.

Cumhurbaşkanı sonraki konuşmalarında da özel temaslarında da bu tezini ifade etti. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Cumhurbaşkanının verdiği mesajları hiç kimse duymazdan gelmiyor, gelemiyor. Birilerine rahatsızlık verdiği ortada, ama rahatsızlık duyanlar bile bu sözleri dinlemekten geri duramıyor. Çünkü kitabın hak yerinden konuşuyor ve hiç kimsenin söylemeye cesaret edemediğini söylüyor.

Böylece Erdoğan dünyanın büyük bir çoğunluğunun rahatsız olduğu bir düzenin çarpıklığını ifade eden tek lider olarak bir dünya lideri olma vasfını her gün yeniden kazanıyor, hak ediyor.

ABD'nin önemli işadamlarından ve Bloomberg CEO'su Michael Bloomberg'in düzenlediği yuvarlak masa toplantısında ABD'nin üst düzey bir çok işadamı ve siyasetçisiyle görüşmesinde kendisine bu söylemleri sorulduğunda verdiği cevaplar, bu konudaki ısrarını ve tezlerindeki kendine güveni de anlamlı bir biçimde ortaya koyuyordu. Bu toplantıda eski efsane Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, örneğin, Erdoğan'a "dünyanın 5'ten büyük olduğu" yönündeki söylemlerini bir diplomasi konusu haline getirmesiyle ilgili düşüncesini sorunca Erdoğan ona yazmış olduğu meşhur Diplomasi kitabını hatırlattı ve "epey kalın bir kitaptı, ama o kitabı yazdığınız esnada BM'nin ve yapısını bu şekilde eleştiren kimse yoktu. Eminim böyle bir şey söyleyen olsaydı o zaman, o kitaba önemli bir bölüm daha eklemek durumunda kalırdınız" diyerek bu konudaki gerekçelerini tekrar izah etti.

Aynı toplantıda Blackstone Başkanı Hamilton E. Jones ilginç bir biçimde bu söylemlerine de işaret ederek "İslam Dünyasının dağınıklığına ve temsil sorununa bakıldığında, siz şu anda fiilen İslam dünyasının ihtiyaç duyduğu sesi temsil ediyorsunuz" dedi.

  • 7
  • 14
Editörün seçtiği köşe yazılarından…
Editörün seçtiği köşe yazılarından…

Ankara Obama'nın gidişini ve yeni başkanın gelmesini sabırsızlıkla bekliyor. 15 Temmuz darbe girişimini aşan Türkiye, Fırat Kalkanı operasyonu ile de Suriye'de saha gücünü artırıyor.
DEAŞ ile mücadelede ABD'ye Rakka ve Musul gibi yeni işbirliği alanları önerirken YPG ve FETÖ konusunda baskısını artırıyor. Washington ise Obama'nın başkanlığının son günlerinde kurumsal bir dağınıklığa ve çekişmeye sahne oluyor.
Bunun en sansasyonel örneği Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başkan yardımcısı Biden'a neden Kobani'ye YPG'ye iki uçak silah gönderildiğini sorduğunda "bilgim yok" cevabını almasıydı. Erdoğan ise Biden'ın bilgisizliğini yüzüne vururcasına "ama ben biliyorum" demeyi tercih etti. Dahası, savunma Bakanı Carter YPG'ye silah desteklerini kabul etti ve bu desteğe devam edeceklerini söyledi. İlk bakışta görünen şey Washington'daki kurumsal dağınıklığın Erdoğan tarafından sobelenmesi. Erdoğan, PYD ve FETÖ konusunda ABD'li yöneticileri sıkıştırdıkça kurumlar arasındaki politika farkları ortaya çıkıyor.

Obama'nın birkaç kez değişen Suriye politikasının saha detayları CIA, Pentagon, Dışişleri ve Beyaz Saray koridorlarındaki çelişkiler olarak tebarüz ediyor. Amerikalılar kurumlar arasındaki farkları Türklere göstermekten hoşlanır. Tıpkı "ErmeniSoykırımı" tasarılarında Kongre- Başkan ikilemi gibi. Yine Gülen'in iadesi konusunda hukuki süreç- siyasi süreç ayrımları gibi. Şimdi de YPG'ye silah desteği hakkında benzer bir kurumsal farklılaşma söylemi oluşuyor.
Ankara ise bunun kurumlar arası "danışıklı dövüş" olmasından şüpheleniyor. Bu şüpheyi korumakta fayda var... Ancak yine de Washington'daki kurumların bu seçim dönemindeki çatlakları arasından sızacak bilgilere ve önerilere kulak kesilmek gerekir. Sözgelimi Gülen'in yük olduğunu düşünen kurumlar olabilir.
Ya da FBI'ın FETÖ soruşturmalarının son durumunu biliyor muyuz? FETÖ mensuplarını kara para aklama gündemi ile sıkıştıracak detayların kurum koridorlarından sızması da mümkün olabilir. Ya da Dışişleri ile Pentagon'un YPG'ye destek konusundaki farklarını bilmek Türkiye'ye yeni argüman kolaylığı sağlayabilir. Ezcümle, Washington'u gündemde tutmanın ideolojik değil pratik faydalarına odaklanılmalı.