X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Arafat yok, artık Gazze'ye dönemem
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Arafat yok, artık Gazze'ye dönemem

  • Giriş Tarihi: 9.2.2013

2000'de ikinci intifada başladığında Arafat'ın evinin yanında bomba patladı. Arafat, eşinden 5 yaşındaki kızını da alıp gitmesini istedi. Süha Arafat direndi ancak, ısrarlar karşısında ülkesini terk etti

O işgaldeyken Süha neredeydi?
7 Kasım 2007... Yüzyıllardır çan seslerinin ezana karıştığı Kudus'ü geride bırakıp sekiz şeritli ışıl ışıl otobana girdik. İki yanda yükselen dev beton duvarın ucu bucağı gözükmüyordu. Filistinli şöforüm "Duvarların uzunluğu 250 kilometreyi buldu. Hala inşa ediyorlar" diye yakındı. Gazze'de bir milyon, Batı Şeria'da ise birbuçuk milyon Filistinli açık hava hapishanesinde yaşıyordu artık.. Yarım saatlik bir yolculuktan sonra bu kez Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'la görüşmek için Ramallah'taydım. İlk gelişimin üzerinden 20 yıl sonra..

***
En son 1994'de Yaser Arafat'la görüşmek için Gazze'ye gidişimi hatırlıyorum. O günden bu yana da köprülerin altından öyle sular aktı ki. Otobanın iki yanında yükselen dev duvarlar, Arafat'la ele ele verip Filistin Devletinin temellerine ilk çimentoyu koyan İzak Rabin'in 1994'de fanatik bir İsrailli tarafından öldürülmesiyle yok olan barış umutlarının da simgesiydi aslında. Sonra ikinci İntifada... Daha fazla kan. Daha fazla acı, kin ve öfke. Abbas'la görüşmeye gittiğimde efsanevi lider Abu Ammar yoktu artık. Filistinliler kanlı bir iç savaş sonucunda yine paramparçaydı.
***
Dar ve karanlık sokaklardan geçip Yaser Arafat'ın son iki yılını kuşatma altında geçirdiği karargahı Mukata'ya geldik. Karargâhın etrafını çeviren yüksek duvarları içindeki geniş avluya girince ilk dikkati çeken Yaser Arafat'ın anıt mezarı oldu. Beyaz taşlarla yapılmış sade bir anıt mezar. Büyük direnişinin faturasını hayatıyla ödeyen Arafat 2 yıl kuşatma altında kaldığı yerde yatıyordu Peki, Arafat tarihi restiyle hayatıyla kumar oynarken genç karısı neden Paris'teydi? Bunları da konuştum Süha Arafat'la.

Süha Arafat'la Malta'da konuşarak geçirdiğim ikinci uzun günün akşamında Filistin'in Malta'daki Büyükelçisi olan Jubran Tawil ve eşi de bize katıldı. İki gündür konuşuyorduk ama Süha hâlâ öylesine doluydu ki. Galiba anlattıkça da zaman tünelinin karanlık koridorlarına daha fazla daldı. Bazen daha hüzünlendi.. Zaman zaman da kızgınlıkları yeniden alevlendi. Bir ara anılar tünelinde dolaşırken birden Gazze'ye tarihi dönüşün ardından yaşadıkları kavgalı günlere dönüverdi Süha Arafat. Şimdiye kadar kimseye anlatmadığı ve sır kalan kavgalarına. Anlatmaya başladı: "Ben Gazze'li değildim Ramallah'a alışıktım. Gazze'de çok zordu. Çok kavga ettik. 'Gazze'ye gidiyoruz. Benazir Butto gibi örtün' dedi. Ben 'Hayır örtünmem 'dedim. Bunun Hıristiyan kökenimle de alakası yoktu. İsteyen örtünebilir, karışmam. Ama ben birçok Filistinli gibi hem Kuran okurum hem de kiliseye gidip mum dikerim. Türkler gibiyiz. Laikiz." "Peki kendini daha fazla Hıristiyan mı yoksa Müslüman mı hissediyorsun" diye sordum.

MÜSLÜMAN VE HIRİSTİYAN

Duygularını şöyle anlattı: "Bu garip bir duygu. Hem Hıristiyan hem de Müslüman gibi hissediyorum. Müslüman oldum ama 27 yıllık Hıristiyan hayatımı silip atamam. İki dinimle de gurur duyuyorum. Fanatik değiliz. Kızım da Müslüman. Tüm dinlere de açığız. Kilisede vaftiz edildiğimi unutamam. Ama çocukluğumdan beri Kuran'ı da okuduğum için Müslümanlık da kültürümün bir parçasıydı. Okulumda Kuran dersleri vardı. Annem Kuran dersinde dışarıda olmamızı istemedi. Annem Hıristiyan bile olsalar Arapların geleneklerinin Müslümanlığa dayandığını söylerdi. Yaser'le de her Noelde Betlahem'deki kiliseye giderdik. Kültürlü olmak beni insanların acılarına karşı daha duyarlı ve açık yaptı. Kızım da Kuran okur ama kiliseye de gidip mum yakarız. Meryem koruyucumdur."

BENİ SEVİYORDU AMA...

Sonra yine, farelerle dolu evini hatırlayıp "Sağlık koşulları çok kötüydü.. Sıcak su bile yoktu. O alışıktı ama ben değildim" diye yakındı Suha. "Hamile kaldığım zaman hiç olmazsa evimize giden yolun düzeltilmesini istedim. 'Yaser bebeği düşürebilirim' dedim. 'Hayır herkes aynı durumda' diye itiraz etti. Gazze'de daha zor bir adam oldu. Beni çok seviyordu ama fazla ön planda olmamı istemiyordu. Sürekli eğitim ve sosyal hayatın içindeydim. Erkekleri biliyorsun işte." Ya Gazze'den ayrıldığı gün. Devam edelim: "6 yıl sonra başladı ikinci intifada.. 2000 yılıydı. Zahwa beş yaşındaydı. Evimizin yakınındaki binanın bombalandığı gün Yaser aradı, "Süha derhal gitmen gerekiyor" dedi. "Gitmem" dedim." Israr etti. Sonunda Zahwa'yı alıp Gazze'den ayrıldım ve bir daha dönmedim. Herkes İntifada ve kuşatma sırasında onu terk ettiğimi söyledi ama bizi zorla gönderdi." "Süha terk edip Paris'e gitti dediler. Demediklerini bırakmadılar. Paris'te geziyor. Alışveriş yapıyor 'dediler. Paris'te de kiraladığım küçük bir dairede yaşıyordum. Bayan Chirac bile oraya geldi.. Dedikodular dedikodular! İsrail basını bana daha da kötü saldırdı. Allahım ne dedikodular." "Peki sana neden bu kadar çok saldırdılar" diye üsteledim. "Arafat İsraille savaşıyordu. Tabi ki ona çiçek atmayacaklardı Aslında en şiddetli saldırılar intifadadan sonra başladı" diye yanıtladı Süha. Hâlâ kızgındı: "Arafat'a karşı psikolojik savaş da bütün şiddetiyle başlattılar. Tabi hedef karısı ve kızıydı. Paris'te yaşıyordum. Bana odaklandılar. Şahsiyetime saldırıldı. Hakkımda yazılanları okuduğumda inanamıyordum inan bana Nur. Ağladığım zaman Yaser 'Üzülme sen Meryem Ana' olsa yine saldıracaklar diyordu. O alışıktı bense hiç değildim." Süha bir an derin bir nefes alıp Arafat'la telefondaki tartışmalarını yeniden yaşarmış gibi sürdürdü: "Her gün telefonda konuşuyorduk. Ne zaman dönmek için plan yapmaya başlasam bağırıyordu. 'Kimse beni özlediğin için Ramallah'a geldiğini düşünmez. Beni korumaya geldiğini söylerler' diyordu. "Hiçbir zaman bir kadın ve çocuk tarafından korunuyor" dedirtmem. Gelmene izin vermeyeceğim' dedi. 'Seni İsrail'e karşı korunmak için kullanmam. Korkak değilim.. Ölürsem de şehit gibi öleceğim' diyordu." Belli ki içindeki kızgınlık ve kırgınlığı bir türlü aşamıyordu Süha Arafat.. İlk kez dünyaya seslenerek şöyle dedi: "Şimdi herkes, Katar'ın Türkiye'nin Arap Birliği'nin koruması altında Gazze'ye gidiyor. Bu kahramanlık değildir. Arafat yalnız başına ölürken Arap dünyasından kimse gelmedi. Liderler uluslararası güvenlik şemsiyesi altında gelip gidiyorlar. Arafat yalnız başına ölüme terk edildi. Bütün dünya boyun eğdi.. Soruyorum. "Neden Türk Başbakanı ve Dışişleri bakanı neden gelip halkın seçtiği Cumhurbaşkanı neden kuşatma altında neden bombardıman altında" diye sormadılar. Bütün dünyaya soruyorum. Neden kimse gelmedi? Bana kimse şimdi farklı.. Arap baharı demesin. Gelmeyenlerin Arap baharıyla hiç alakası yoktu." Süha 27 Ekim 2004'de yani 3 yıl sonra döndü Ramallah'a. Yaser Arafat'ı almak için. O günü şöyle anlattı: "Her gün telefonda konuşuyorduk. Ben de devlet Başkanlarını arayıp dünyaya kuşatma altında neler olduğunu anlatıyordum. 27 Ekim'de onu almaya Ramallah'a gittiğim zaman kaldığı ev korkunçtu. Kokudan ve pislikten girilecek halde. Yaser kuşatması altında yapayalnız ölüme terk edildi. Şimdi Gazze'yi kurtarmaya gidenler o zaman neredeydi." Süha Arafat Kahire'deki cenazeye katıldı ama Ramallah'dakine gitmedi. "Gazze'ye dönemiyor musun" diye sordum. "Tabii dönebilirim.. " dedi ama sonra buruk bir sesle ekledi: "Evim orada ama Arafat'ın olmadığı Gazze'ye dönmem çok zor."

GÖREMEDİĞİ BABASINI POSTERİNDEN SEVİYORDU
Zahwa Gazze'den ayrıldığı gün 5 yaşındaydı. "O günü nasıl hatırlıyorsun" diye sordum. Zahwa utanırcasına "Hatırlayamıyorum" diye fısıldadı. "Ya Gazze'deki hayatından" dedim. Zahwa "Okulumu, arkadaşlarımla bahçede oynadığımı, sonra babamı hatırlıyorum" diye cevap verdi. 5 yaşına kadar çoğunlukla Gazze sokaklarındaki dev posterlerini görüp "Babam babam" dediği Yaser Arafat'la ilgili fazla anısı yoktu aslında.

YARIN: ARAFAT'IN ÖLDÜĞÜ ZAMAN BANKADA KAÇ PARASI VARDI? KARISI VE KIZINA NE MİRAS BIRAKTI?