X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Gül: AB onay verdiğinde biz de...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Gül: AB onay verdiğinde biz de...

  • Giriş Tarihi: 11.2.2013 14:12 Güncelleme Tarihi: 11.2.2013 14:13

Cumhurbaşkanı Gül, AB bize üyelik için onay verdiğinde, Birliğe üyeliği isteyip istemediğini anlamak için bunu halka götüreceğiz" diyerek AB üyeliğinin Türkiye'de referanduma sunulacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Gül halkın güvenini kazanan partiye başarı notunu yine halkın vereceğini belirterek, "Kimse vatandaşın pusulasını saptıramaz. Diğer taraftan oyların çoğunu alan siyasi parti bilmelidir ki ayakta kalması icraat üslubuna bağlıdır. Siyasi süreçte başarı notunu elde ederek devamlılığı sağlaması, doğru icraat konusunda halka güven vermesine ve vatandaşın isteklerini karşılamasına bağlıdır" dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Mısır'ın Al Vatan gazetesine bir mülakat verdi. Mülakat Cumhurbaşkanlığı'nın internet sitesinde "Cumhurbaşkanı Vatan Gazetesine Verdiği Özel Mülakatta Arap Baharı Ülkelerine İlerleme Dersi Verdi" başlığıyla yer aldı.

"REFAH, FAZİLET, AK PARTİ İSLAMİ PARTİLER DEĞİL"

"Refah Partisi'nden Fazilet Partisi'ne, sonra AK Parti'ye geçişiniz, adına bakmaksızın bir İslami partiden diğerine geçiş şeklinde mi oldu yoksa İslami görünümlü siyasi deneyiminizin olgunlaşmasını sağlayan uyuşmazlık mıydı?" şeklindeki soruyu Cumhurbaşkanı Gül, "Sözünü ettiğiniz partileri İslami parti olarak göremeyiz. Tarihimizde, kültürümüzde ve halk nezdinde İslami fikre önem veririz. Ancak Türkiye kanunlarına ve devletin kuruluş felsefesine saygılıyız" diye yanıtladı.

Millî meselelerde herkesin razı olacağı şekilde özgürlüğünü kullanmasının, halkın tabi hakkı olduğuna inandıklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, "Batı'nın, Hristiyan partilerin siyaset yapmasıyla demokrasiden nasıl istifade ettiği konusundaki deneyimini görüyoruz. İslami hoşgörü fikriyle insan hak ve hürriyetlerini destekleyen demokrasi fikrinin bir arada olduğu partiler kurma konusunda İslamiyet esnektir. Çünkü İslamiyet'in kendisi bireysel hürriyete, kişisel ve toplumsal haklara saygılıdır" dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, o görüşe sahip partiler kanalıyla Türk halkının kendini ifade edebildiğine inandıklarını belirterek, "Ben ve arkadaşlarım Refah Partisi'nin oluşumunda bir deneyim yaşadık. Sonra Fazilet Partisi ve son olarak da AK Parti. Çalıştığımız yıllar süresinde bir görüş oluştu. Yaşadığımız her olaydan kazanım elde ettik. Partinin, halkın bütün katmanlarına yönelmesinin, onun arzu ve beklentilerini ifade etmesinin zaruri olduğu sonucuna vardık" dedi.

Kurucuları ve destekçilerinin inandığı ideolojik temeller üzerine kurulan partilere seçmenin bir yahut en fazla iki kez oy verdiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, "Dolayısıyla sokağın ne istediği ve ne aradığı yönünde temelleri olan partiler etkili olmuştur. Bu araştırmalar çerçevesinde eğitim, sağlık, ulaşım ve temizliğin vatandaşın aradığı unsurlar olduğunu gördük ve bunlara öncelik verdik. Bu noktadan hareketle parti programını hazırladık. Partinin 2002 yılındaki ilk seçimleri yüzde 34 oy alarak kazanması herkesi şaşırttı. Çünkü biz sade vatandaşı muhatap aldık. Güvendi ve bir sonraki seçimlerde yine oyunu bize verdi" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Doğu halklarının ileri demokrasi örneği ortaya koyamayacağı sözlerinin yanlış olduğunu, bunu ispatladıklarını, ileri dünyada olduğu gibi Türkiye'de de demokratik deneyimin başarısının mümkün olduğunu gösterdiklerini bildirdi.

Mısır halkının haysiyet ve hürriyet konusunda meşru hakkını aramak için meydanlara çıktığını kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, "Biz de sizin gibi iflasın eşiğindeydik. Kararlılıkla isabetli, şeffaf politikalar uygulayarak krize karşı koyduk" dedi.

ÖZAL'I DİRİLTTİLER!

Bu arada, yansıtılan mülakatta Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın vefat tarihiyle ilgili bir karışıklık yaşandı. Cumhurbaşkanı Gül'ün sözleri "Çoğunluğu kazanan bir partinin ayakta kalmasının icra metoduna bağlı olduğunu idrak etmesi gerekir. Özal'ın 2002'de Türk halkına hitaben söylediği şu cümleye dikkat edin: "Size bolluk içinde bir hayat vadetmiyorum. Gelecek nesillerin mutluluğu için yorgunluk ve bitkinlik dolu bir hayat vadediyorum' " şeklinde yazıldı.

IMF'YE VERİLECEK 5 MİLYAR DOLAR KREDİ

Cumhurbaşkanı Gül, "AK Partinin yönetime gelmesinden 10 yıl sonra hükûmet IMF'ye 5 milyar dolar kredi verebileceğini açıkladı. Bu kısa sürede nasıl böyle bir gelişme sağlandı açıklar mısınız?" sorusuna 2000'ler başındaki Ecevit hükümetinin yarattığı sorunların şu anda Mısır'ın yaşadıkların çok benzediğini belirtti. Gül, şöyle dedi.

"Ekonominin istikrara kavuşmasıyla kredi alımını durdurduk ve her alanda üretimi artırarak yürüyüşümüzü tamamlama konusunda kendimize itimat ettik. Dolayısıyla 2002'de fiyatları ve bazı mallarda vergileri yükselttik. Bazı mallardan da desteği çektik. Yaklaşık altı ay planlarımızdan sapmadan devam ettik. Bir yıl içinde yaptıklarımızın sonucunu görmeye başladık. Yaptıklarımızın ekonomideki etkileri görülmeye başlandı."

Türkiye'nin 2023 yılında daha fazla çalışma ve üretim ile kişi başı millî geliri 25 bin dolara çıkararak dünyanın 10. büyük ekonomik ve siyasi gücü olması hedefini açıkladıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Gül, "Bu yılı seçtik çünkü Mustafa Kemal Atatürk tarafından Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yılına rastlıyor. Allah'ın izniyle açıkladığımızı gerçekleştirme konusunda gücümüze güveniyoruz" dedi.

"BAZEN ROLLER SİZİ ALIR..."

Gül "Özellikle çevre ülkelerle ilişkiler başta olmak üzere Türkiye'nin uluslararası ilişkilerinde sıfır sorun politikasını ve başka ülkelerin iç işlerine karışmama prensibini ortaya koymanıza rağmen Arap baharı devrimleriyle birlikte bu politika değişti. Neden?" sorusunu ise şöyle yanıtladı:

"Bu, bizim irademiz dışında gerçekleşen bir durum. Evet, sorunları sıfırlama politikası ürettik. Partimizin yönetime gelmesiyle Türkiye'nin herhangi bir başka ülkenin iç işlerine kesinlikle karışmayacağını ilan ettik. Herkesle ilişkileri geliştirdik. Ancak bölgedeki koşullar hiç hesapta olmadığı şekilde değişti. Suriye'de devlet, haklarını arayan muhalefete silah doğrulttu. Aynısı Libya'da, Tunus'ta ve Mısır'da da oldu. Biz rol aramıyoruz, roller bizi arıyor. Ayrıca bazılarının söylediği gibi kahraman yahut liderlik rolü oynama peşinde değiliz. Ancak göz ardı ve ihmal edilemeyecek coğrafi ve tarihî gerçekler var ortada. Çünkü biz bölgenin bir parçasıyız ve bölge ülkeleri bizim stratejik ve tarihî derinliğimizi temsil ediyor. Bu da bize, başka ülkelere görüş dayatmadan veya iç işlerine karışmadan komşuluğun gerektirdiği sorumluluklar yüklüyor."

SORU VE YANITLAR

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e yöneltilen soru ve yanıtlardan bazıları şöyle:

"Soru: 2007 yılında cumhurbaşkanlığına aday olduğunuzda bazı devlet kurumlarının muhalefetiyle karşılaştınız. Ancak parlamento oylarının çoğunluğunu almayı başardınız. Bu nasıl oldu?

Cumhurbaşkanı Gül: Devlet ve siyaset adamı, halkın kendisine yönelik korkularını gidermek için sabır ve hikmet ziynetine sahip olmalı ve inandığı doğrulardan taviz vermemeye özen göstermelidir. Bütün tarafları kucaklamalı, olumlu yaklaşmalı ve onlara vatanı bina etmede sorumlulukları olduğu hissini verebilmelidir. Benim yaptığım da budur. Siyaset icra etmeye başladığım andan itibaren kendimi sadece Partiyi destekleyenlerin değil, bütün milletin temsilcisi olarak görüyorum.

Soru: Cumhurbaşkanlığındaki yardımcılarınız ve danışmanlarınızla ilgili neler söylersiniz? AK Partiye mi mensuplar yoksa değişik kesimleri mi temsil ediyorlar?

Cumhurbaşkanı Gül: İster Cumhurbaşkanlığında olsun ister diğer yerlerde, devlet görevlilerinin seçilmesinde temel prensip yeterliliktir; parti bağı, kişisel yahut fikrî bağ geçerli değildir. Çünkü bizim uygulamak ve gerçekleştirmek zorunda olduğumuz plan ve programlarımız var. Bu da uygun yere uygun şahsiyeti seçmeyi gerektirir. Olaylara bakış açımız farklı ve fikirlerime muhalif olsa da durum değişmez. Sadece bana bağlılığına veya benim fikrini benimsediğim partiye mensup olup olmadığına bakarak devlette görev yapacak sorumluları seçmek mümkün değildir. Yeterlilik her sorumlunun seçilmesinde temel kaidedir.

Soru: Devlet adamlığıyla ilgili siyasi icraat ve demokrasi konusundaki bu görüşler çerçevesinde Mısır, Tunus ve Libya'daki gibi İslami akımlara mensup yönetimlerin icraatlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhurbaşkanı Gül: Bölgenin tamamının, hürriyetlerin verilmesi ve farklı görüşlerin olmasını kabul etmeyen, diktatör görünümlü hükûmetlerden yana sıkıntılı olduğunu anlamamız gerekir. Dolayısıyla geçiş süreci halkın demokrasinin gerçek manasını iyi kavramasını ve siyasi seçilmişlerin de halklarının arzularına karşı nasıl davranılması gerektiğinin idrakine varmalarını gerektirir. Sözlerimizi Orta Doğu üzerine odaklarsak şunu iyi anlamamız gerekir ki hataların, haddi aşmaların olabileceğini düşünerek olaya sıcak bakamayız. Ancak herkes bilsin ki bu halklar; hürriyet, haysiyet ve haklarını istemek için meydanlara çıktılar. Yeni yönetimlerin bunu iyi anlaması gerekir. Çünkü bu, dünyanın her yerinde meşru bir haktır...

Soru: Bir siyasi partinin diğer siyasi güçlere hissettirmeden başarılı bir siyaset izlemesi ve seçmenin çoğunluğunun oyunu alması nasıl mümkün olabilir?

Cumhurbaşkanı Gül: Türkiye'de hangi seçimler olursa olsun seçim zamanı geldiğinde, halkın geçen yıllardaki icraatlara bakarak bütün siyasi güçlere gerekli dersi vereceğini söyledik. Halkın güvenini kazanan partiye başarı notunu yine halk verecektir. Kimse vatandaşın pusulasını saptıramaz. Diğer taraftan oyların çoğunu alan siyasi parti bilmelidir ki ayakta kalması icraat üslubuna bağlıdır. Siyasi süreçte başarı notunu elde ederek devamlılığı sağlaması, doğru icraat konusunda halka güven vermesine ve vatandaşın isteklerini karşılamasına bağlıdır. Ayrıca hangi ülkede olursa olsun toplumsal siyasi desteği artıran kucaklama ve yeterlilik unsurlarını tercih etmelidir.

Soru: Yıllardan beri AB'ye girmeye çalışıyorsunuz. 2005 yılında size Birlik üyeliğine aday ülke sıfatı verildi. Müslüman bir ülkenin Birliğe üyeliği konusunda Avrupa'nın tavrına rağmen neden Birliğe girmekte ısrarcısınız?

Cumhurbaşkanı Gül: Reform ve kalkınma yolunda adımlar atmaya başladığımızda gözümüzü AB'ye katılma fikrine dikmiştik. Aslında hedef olduğu için değil. Fakat üye ülkeler, başarılı ve ileri halklar seviyesindedir. Dolayısıyla Birliğe katılma ısrarımız bu nedenledir. Çünkü uluslararası sıralamada Türkiye'nin aynı konumda olmasını istiyoruz. Sadece ekonomik ve sosyal kalkınma için değil ayrıca siyaset, demokrasi ve insan haklarında da ilerlemek için katılmak istiyoruz. Bu alanlarda AB standartlarına ulaştığımızda ve bize üyelik için onay verdiklerinde, Birliğe üyeliği isteyip istemediğini anlamak için bunu halka götüreceğiz. Dolayısıyla AB üyeliği araçtır, amaç değildir."