X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bülent Arınç'tan tutuklu gazetecilere müjde
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bülent Arınç'tan tutuklu gazetecilere müjde

  • Giriş Tarihi: 7.3.2013 11:25 Güncelleme Tarihi: 7.3.2013 13:17

Arınç, Pazartesi günü Bakanlar Kurulu'nda gündeme gelmesi beklenen yeni kanundan hala cezaevinde bulunan çok sayıda gazetecinin istifade edeceğini söyledi.

Başbakan Yardımcı Bülent Arınç, Berlin'de Konrad Adenauer Vakfı ve Humboldt Üniversitesi'nin ortaklaşa düzenlediği 'Türkiye'nin Değişimi, 2023 Vizyonu ve Avrupa' başlıklı konferansın ardından soruları cevapladı.

Arınç, "Bugünlerde bir kanun gelecek, Pazartesi günü Bakanlar Kurulu var, herhalde orada açıklamasını yapacağız. Eğer bir insan, örgütün açıklamalarını yapsa bile, propagandasını yapsa bile, bu açıklama, bu propaganda kitleleri şiddete, silaha, tehdide yöneltmiyorsa, suç olmaktan çıkarılacak. Sanıyorum ki, o gazeteci olarak, o sıfatla içeride bulunanlardan bu maddeleri ihlal etmiş olanların çoğu da bundan istifade edecek" şeklinde konuştu.

"BAZI GAZETELER ISRARLA SUÇ İŞLEMEYE DEVAM EDİYOR"

Konferansta Alman ve Türk konuklarına tutuklu gazetecilerin durumuna ilişkin bilgi veren Arınç, "Terörle mücadele kanunu bugün çıkmadı, 1991'de çıktı, zaman zaman değişiklikler öngördü. Burada da bir 6. madde var: Örgütün bildirilerini, açıklamalarını yapanlara ceza getiriyor. İkincisi, terör örgütünün propagandasını yapanlara ceza getiriyor. Bir başka maddesinde de terör örgütü lehine, onun yararına eylem yapan, eyleme katılanlara da ceza getiriyor. Türkiye, terörden en çok zararı görmüş bir ülke olarak bu kanunu ayakta tutmak ve uygulamak zorunda. Ama özellikle Türkiye'de örgütle doğrudan bağlantılı çıkan gazeteler var. O gazeteler bu suçu işlemeye devam ediyorlar. Ve çok açık şekilde de söylüyorlar ki, siz ne yaparsanız yapın, bizim işimiz budur, biz bunları yapmaya devam edeceğiz" dedi.

Arınç konuşmasına şöyle devam etti:

"Şimdi diyelim ki, 100 kişiden bahsediyoruz, bu rakam hergün değişebilir çünkü mesela 149 diyen bir kuruluş, sonra yanılmışım 49'muş diyerek sayıyı değiştirdi. Burada şuna dikkat etmemiz lazım, 100 kişinin 20'si adi suçlar deriz, Almanya'da bu tabir var mıdır bilmiyorum, yaralamak gibi, gasp gibi, mesela cinsel suçlar gibi, hırsızlık gibi, trafik kazası gibi, bir gazeteci böyle bir suçu işlemişse, bir doktor da, bir hakim, savcı da işlemiş olabilir, orada gazeteci ayırımı yok, bu suçu işleyen herkes belli bir ceza alır. İkinci grupta olanlar yine Türk Ceza Kanunu'nun bazı maddelerini ihlal ettiği için biz bunlara geçen Temmuz ayında 5 yıllık bir erteleme getirdik, yani basın yayın yoluyla düşüncesini açıklamışsa, soruşturmanın gizliliğini ihlal etmişse, ondan ceza alanların en yukarısına bir erteleme getirdik, 5 yıl onların cezalarını kaldırdık. Ama terörle mücadele kanunundan dolayı mahkum olanlar için şimdilik yapacağımız birşey yok. Terörle Mücadele Kanunu olmasın, bu eylemler de suç sayılmasın derseniz, biz bu düşüncede değiliz. Ne kadar faydası oluyor, olmuyor o ayrı. Ama Türkiye, terörün ateşinde yanan bir ülkeyse, hergün canlarını kaybediyorsa, her ülkenin terörle mücadele yasası varsa, biz bunları uygulamak zorundayız. Ancak birşey daha yapıyoruz, özellikle propaganda unsurunu, propaganda suçunu veya propagandanın suçunun unsurlarını diyelem ki Almanya gibi, diyelim ki İngiltere gibi, diyelim ki İspanya gibi, diyelim ki ABD gibi değiştiriyoruz."

"TERÖRÜN BİTİRİLMESİNDE SÜREÇ DEVAM EDECEK"

Moderatörün "Kürt meselesi"ne yönelik atılan adımlar konusundaki sorusuna üzerine Arınç, "Peki ama bu terör veya en azından Kürt meselesi, o ne olacak, onda nasıl başarılı bir sonuca ulaşacaksınız? Bize Türkiye'nin geliştiğini, sağlıktan, ulaşıma kadar, enerjiden bir başka şeye kadar, gözümüzün önünde çok büyük noktalara geldiğimizi gösterenler bu soruyu sormakta haksız değil" karşılığını verdi.

Arınç cevabının devamında, "Eğer Kürt meselesi ise, yani bir insanın, 'Ben Kürdüm ve Kürt olmanın anayasal haklarını istiyorum'. Bu çok önemlidir. Unutmayın, Türkiye'de bir dönem bunu söylemek yasaktı ve suçtu. Bu yasak ve suç nedeniyle insanlar, hatta siyasetçiler ve bakan olanlar dahil cezaevinde kaldılar. Geçtiğimiz günlerde vefat etti, Şerafettin Elçi, o zamanlar Bayındırlık Bakanı idi. 1979'dan bahsediyorum. Ben Kürdüm ve Türkiye'de 2,5 milyon Kürt var dediği için, darbeden sonra 2,5 yıl sonra cezaevinde kaldı. Biz bu inkar, ret ve asimilasyon politikalarını ret ettik. AK Parti hükümeti olarak, bir insanın varlığını inkar etmenin, insanlık suçu olduğuna inandık. Bu bizim açımızdan çok önemli. İç politikada bunu malzeme yapan partilerin olacağını bile bile, gerçekleri ifade ettik" şeklinde konuştu.

Bir insanın, kendi etnisitesini, kökenini her zaman söyleyebilmesi gerektiğini vurgulayan Arınç, "Onun gerektirdiği her türlü sosyal faaliyeti yapabilmeli, kültürel kimliğini kazanabilmeli. Biz bu yola çıktık. Dolayısıyla Kürt meselesinde bir kimliğin inkarı sözkonusu iken, artık o kimlik ne gerektiriyorsa, bütün haklar, bu süreç içerisinde, 10 yıl içerisinde verildi. Unutmayın Türkiye'de Türkiye Radyo Televizyon kurumunun bir kanalı günde 24 saat Kürtçe yayın yapıyor. Biz bunu devletin bir propaganda aracı olarak değil, bir aile kanalı olarak düşündük. Eğlencesi, folkları, müziği, görüşmeleri, konuşmaları, tartışmaları insanları devletten yana olmaya doğru değil, kendine ait bütün özellikleri ortaya çıkarmasını arzu ettik. Bugün yine benim sorumluluğumda 29 tane yerel televizyon ve radyo Ermenice yayın yapıyor, Arapça yayın yapıyor, Kürtçenin bütün lehçelerinde, Kırmançi, Zazaki ve Sorani dilinde, milyonlarca insan bunu izliyor. Aynı zamanda 24 saat yayın yapan bir Arapça kanalımız var. 5 tane üniversitede Kürtçe'nin bölümleri açıldı, Zazaca'nın bölümleri açıldı. Ve Kürtçe seçmeli dersler ilk okuldan, üniversiteye kadar bugün ulaşılacak noktaya geldi. Aynı zamanda, eski, yani kendi anadillerinin öğrenilmesi konusunda her türlü imkanları hazırlandı. Varsa, köylerin, kasabaların eski isimleri, yani Kürtçe olabilir, Arapça olabilir, bu isimlerin tekrar alınmasına imkan sağlandı, vesaire, vesaire... Çok önemli işler yaptık" dedi.

Arınç, " Kürt meselesi, Kürt kimliği ve diğer kimlikler konusunda Türkiye'de yaşayan herkes birbirini kucaklaşın, bin yıllık berebarliğin, zenginliğin tekrar farkına varsın diye düşündük. Çok şükür bu yaptıklarımızdan dolayı insanlar memnun. Çünkü onların da en az yüzde 50 oyunu almak noktasındayız. Bunu siyasi bir propaganda amacıyla yapmadık, Türkiye'nin bütünlüğü için yaptık ve aldığımız neticelerde çok güzel" ifadelerini kullandı.

"TEMEL AMACIMIZ ARTIK ÖRGÜTÜN SİLAH BIRAKMASI"

Arınç konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Peki terör için ne yapıyoruz? Terör karşımıza silahlı eylem olarak geliyor. Biz de silahlı bir şekilde karşılık veriyoruz. Yeri geldiğinde Kuzey Irak'ta bombalamalar yapılıyor, yeri geldiğinde Türkiye'de mağaralarda, şehir içinde eylem yapanlara karşı da tedbirler alıyoruz. Burada başarı sağladığımızı düşünebiliriz ama kesin bir başarı yok. Kesin bir başarı, sadece silah yoluyla ve sadece onlara karşılık vererek sağlanmıyor. Aynı zamanda bu mücadelenin siyasi boyutu var, ekonomik boyutu var, toplumsal boyutu var. Eğer bu yollara gidemezsek, terör bir sonuç, bu sonuca sebebiyet veren unsurları dikkate almazsak, kesin sonuca ulaşmak mümkün değil. Bu yüzden en son düşünce olarak Milli İstihbarat Teşkilatımız, yani terörle mücadele konusunda istihbarat sağlamayı ve hükümetlere, devlete haber vermeyi, bilgi vermeyi amaçlayan bir kurum, İmralı'da hükümlü olarak bulunan Öcalan'la bir araya geldi. Ve temel amacımız şudur, artık örgüt silah bırakmalıdır, Türkiye içerisindeki eylemlerine son vermelidir, bunu göstermek amacıyla da Türkiye dışına çıkmalıdır. Bunun dışındaki süreç, bu gelişmelere göre tekrar şekillendirilebilecektir. Bu yüzden Öcalan'ın, BDP milletvekilleriyle görüşme arzusu, ailesi ile zaten her zaman görüşebiliyor, gerçekleştirildi. İki milletvekili gitti, daha sonra üç milletvekili gitti. Şu ara bir karmaşa yaşanıyor çünkü görüşmeler bir şekilde gazetelere aksetmiş durumda ama süreç devam edecek. Bunun sonucunda, aldığımız bütün tedbirlerle birlikte, eğer bir sükunet dönemine, çatışmasızlık dönemine, eylemsizlik dönemine kavuşabilirsek bunu Türkiye için büyük bir şans ve imkan olarak görüyoruz."

"ALMAN ASKERLERE KARŞI AKSİ BİR TUTUMUMUZ SÖZKONUSU OLAMAZ, BUNUN TEMİNATINI VERİYORUM"

Alman basınında, Patriotlar'la birlikte Türkiye'ye gelen Alman askerlerine kötü muamelede bulunulduğu yönündeki haberlerin sorulması üzerine Arınç, "Bize düşen iyi bir ev sahipliği yapmaktır. Onları en iyi standartlarda bir çalışma ortamı sağlamaktır. Bu sırada bir rapor konuşulmaya başlandı. Yani oradaki şartların kötü olduğu noktasında veya onlara iyi bir evsahipliği yapılmadığı noktasında daha sonra siyasi şahıslar belki sayın Merkel ve yanındakilerde böyle birşeyolmadığını, aslında şartların Türkiye standartlarında çok iyi olduğunu da ifade ettiler.Bu devam edebilir, çeşitli amaçları da olabilir, ama emin olabilir ki olay sadece bir kötü davranış veya iyi bir standardın ortaya konamayışı değil belki teknik bazı sebeplerle birtakım aksamalar olabilir. Ama kasıtla ve kötü bir niyetle, Almanya'dan ülkemiz için gelmiş ve orada görev yapan askerlere karşı tamamen aksi bir tutumumuz sözkonusu olamaz. Bunun teminatını veriyorum" cevabını verdi.

"ALMAN ASKERLERİ ANTALYA'DA GÜNEŞ, DENİZ, KUM BANYOSU YAPMAYA GELMEDİ"

Arınç, "Askerlik mesleği, kendi içerisinde meşakketli bir iştir. Türkiye'ye gelen Alman askerleri Antalya'da güneş, deniz ve kum banyosu yapmaya gelmediler. Askerlik görevini ifa ediyorlar. Şüphesiz bu görevi ifa ederken de, Türkiye'deki standartlarla Almanya'daki standartlar birbirini tutmamış olabilir. Bu bizim bir eksikliğimiz olabilir.Ama bu eksiklikler süratle tamamlanacak ve istenen seviyeye ye mutlaka getirilmiş olacaktır. Genelkurmay Başkanlığımızın da bu konuda bir açıklaması var, Alman kamuoyu merak etmesin, Türkiye'nin en önemli özelliği, evsahipliği ve konukseverliğidir. Alman askerleri ile de tarihten gelen bir dostuğumuz ve beraberliğimiz var" diye konuştu.

"AB KIBRIS KONUSUNDA ÖNCE RUMLARI İKNA ETSİN"

Kıbrıs meselesine de değinen Başbakan Yardımcısı Arınç, "Kıbrıs konusunda biz ne yaparsak yapalım. Kaldı ki, Annan Planı'na da evet demiş bir KKTC var. Bizi sorumlu tutacak hiçbir sözün konuşulmaması lazım. Onun için, mesela AB'ye üye olan ülkelerin, siz Kıbrıs'ı hala halledemediniz diye bize çıkışmalarının anlamı yok. Çıkışacakları tek yer ver, tek adres var, o da Rum kesimidir, Rumlardır. Eğer onları ikna edebilirlerse, Türkiye doğru şartlar altında, akıllıca bir karara hiçbir zaman hayır demeyecektir" dedi.