X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Akil İnsanlar'dan İskenderun çıkarması
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Akil İnsanlar'dan İskenderun çıkarması

  • Giriş Tarihi: 21.4.2013 20:31

Akil İnsanlar Heyeti Akdeniz Bölgesi Grubu, İskenderun ilçesinde sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi.

Heyet Üyeleri Kadir İnanır, Tarık Çelenk, Hüseyin Yayman, Nihal Bengisu Karaca, Öztürk Türkdoğan, Lale Mansur, Şükrü Karatepe ve Muhsin Kızılkaya, Antakya'da Savon Otel'de basına kapalı olarak yapılan, kadın ve genç girişimcilerin katıldığı toplantının ardından İskenderun ilçesine geldi.

Basına kapalı olduğu belirtilen toplantının yapılacağı İskenderun Yelken Kulübüne geldiklerinde yerel medya temsilcilerinin tepkisiyle karşılaşan heyet üyeleri, bunun üzerine gazetecileri salona aldı.

Heyet Üyesi Lale Mansur, burada yaptığı konuşmada, katılımcıların "basın olduğu zaman fişleniyoruz" duygusu yaşadığı için toplantının basına kapalı yapılmak istendiğini söyledi.

Katılımcıların, basın mensupları olduğu zaman söylemek istediklerini açıkça ifade edemediklerini dile getiren Mansur, "Bu yüzden diğer şehirlerde yaptığımız gibi buradaki toplantıyı da basına kapalı yapıyoruz. Katılımcıların bu toplantıda görüşleri alınacak. Bu toplantı çalıştay usulü ile yapılıyor. Çalışmalarımızı da bu şekilde yürütüyoruz" dedi.

Basın ve kanaat önderleriyle de toplantılar yaptıklarına dikkati çeken Mansur, şöyle konuştu:

"Yaptığımız bu toplantılarda basından insanlar da oluyor ama basına kapalı olarak yapılmasının yararlı olduğu yıllarca yapılan denemelerle ispatlanmıştır. Buraya dinlemek için geldik. Biz buraya gelip, nutuk atacağız, ahkam keseceğiz diye yanlış bir algı var. Bizim görevimiz hepinizi dinlemek. Vatandaşların aklına gelenleri, endişelerini, önerilerini Türkiye'nin ilerisi için hayallerini, bütün bunları dinlemeye geldik. Bunları rapor haline getirip, raporu sadece hükümete değil, diğer partilere, hatta Meclis'te olmayan partilere de sunacağız. Bu çok büyük bir çalışma haline geliyor. Hepinizin ne istediğini, neden endişe duyduğunuzu bilmeleri gerekir. Bu 63 kişi 5 kuruş para almıyor. Sadece ulaşım, konaklama ve korunmamız sağlanıyor."

-"Bu ülkenin başına gelmiş en büyük bela"-

Kadir İnanır ise kendisinin asla hiçbir siyasi organizasyon içinde olmadığını, hiç kimsenin kendisine siyasi söylemi dikte ettiremeyeceğini belirtti.

"Kimsenin, sevmediği hiçbir cümleyi kendisine söyletemeyeceğini" ifade eden İnanır, şunları söyledi:

"Bu olay bana teklif edildiği zaman, bu çalışma içerisinde özgür olup olmadığımı sordum. 'Özgürsün' cevabını aldım. Böyle bir özgürlüğü ele aldıktan sonra son derece önem verdiğim, bu ülkenin başına gelmiş en büyük belanın ortadan kaldırılması için yapılacak olan çalışmalarda, toplumsal sorunlara duyarlı olan bir sanatçının böyle önemli bir konuda kendisini kenara çekerek, bu ülkede ne olursa olsun 'bana ne kardeşim' demeyi doğrusu kendi karakterime yakıştıramadığım için ağır bir rahatsızlık geçirmeme rağmen, doktorlarımın asla müsaade etmemesine rağmen sizinle beraber bu konuyu karşılıklı ve özgürce birbirimize kırılmadan, yüksek sesle konuşmadan bütün sıkıntılarımızı ortaya koyup bunları rapor haline dönüştüreceğiz. Zaten istenen de budur. 'Bana Akdeniz bölgesine gider misiniz? Oradaki insanların süreçle ilgili düşüncelerini bize aktarmakta kolaylık sağlayan bir isminiz var?' diye ricada bulundular. Sizin söylediğinizi rapor edeceğiz. Biz de bu raporu onlara verip, 'Akdeniz halkı böyle düşünüyor' diyeceğiz."

Şükrü Karatepe de ülkenin bütün sorunlarının sakin kafayla kardeşçe aynı masa etrafında tartışılması gerektiğini, bu şekilde halkın birbirini doğru anlayabileceğini dile getirdi.

Doğru anlaşılarak doğru çözümler üretilebileceğini vurgulayan Karatepe, "Burada hepinizin masasını gezeceğim, elinizi sıkmaya çalışacağım. Benim görüşlerimin burada değeri yok. Çünkü ben görüş anlatmaya değil, sizi dinlemeye geldim. Söyleyeceklerinizi rapor haline dönüştüreceğiz. Devletin ilgili yerlerine bu raporu vereceğiz. Dikkate alsınlar ya da almasınlar, onların bileceği iş" dedi.

"Artık ölümler olmasın, akan kan dursun"-

Öztürk Türkdoğan ise insan hakları savunucusu olarak yıllarca barış mücadelesi verdiğini, ülkede çatışmaların sona ermesini istediklerini belirtti.

Yıllarca ağır yaşam hakkı ihlallerini izlediklerini, raporladıklarını ve takip ettiklerini anlatan Türkdoğan, "İlk defa elimize güçlü bir fırsat çıktı. İlk defa güçlü bir siyasi irade var. Bu ülkede artık ölümler olmasın, akan kan dursun. Çatışmanın olduğu yerde demokratik zeminde sorunları tartışamıyorsunuz. Akan kanın durması, çatışmaların tamamen sona ermesi ve bir daha yaşanmaması noktasında bu fırsatı çok iyi değerlendirmeliyiz" görüşünü ifade etti.

Türkdoğan, 30 yıldır devam eden bir soruna daha fazla seyirci kalamayacaklarını, bu nedenle halkın düşüncelerini almaya geldiklerini, kaygılarını paylaşacaklarına dikkati çekti.

Hüseyin Yayman ise Hatay'ın hoşgörü içinde, bütün renklerin, kültürlerin "halkların kardeşliği sözünde olduğu gibi" bir arada yaşadığı bir kent olduğunu kaydederek, şöyle konuştu:

"Bununla iftihar ediyoruz. Bu nutuk ve kompliman değil. Ben Sünni bir aileye mensubum, fakat Alevilerle Kürtlerle bir problemimiz olmadı. Onlarla hısım olduk, kız aldık, kız verdik. Türkiye, bin yıldır beraber yaşadığı kardeşleriyle yeni bir barışın senaryosunu yazmak istiyor. Ve bir de beraber olarak yeni tarih yazılmak isteniyor. Biz de bu anlamda sizi dinlemeye geldik. İkna etmek, izahat getirmek gibi tavrımız yok. Biz anlamaya geldik. Ortak paydamız anaların ağlamaması, akan gözyaşlarının durmasıdır. Anneliğin ideolojisi yok. Hakkari'deki anne ile İskenderun'daki anne çocuğunun başında aynı duayı okuyorsa gözyaşı döküyorsa demek ki bizim bir yerde problemimiz var. Kadir İnanır'ın filmiyle mutlu olmuyor muyuz? Mutlu olurken, hangimiz Kürt-Türk diye bakıyoruz. Aşık Veysel'i, Neşet Ertaş'ı, Şivan Perver'i, Ahmet Kaya'yı dinlerken aynı duyguları yaşamıyor muyuz?"

Muhsin Kızılkaya da 86 günden bu yana şehit haberi gelmediğini, bunun çok önemli olduğuna dikkati çekti.

Devletin yıllarca karar alıp uyguladığını belirten Kızılkaya, "Ama ilk defa paradigmasını değiştirerek, yurttaşına 'ben senin geleceğinle ilgili karar vereceğim, gel buna sen de ortak ol' dedi. Bizi de buna aracı yaptı" ifadesini kullandı.

Kızılkaya, çözüm süreci ile ilgili farklı görüşlerin olabileceğini ancak bunun uygarca tartışılması gerektiğini bildirdi.

Nihal Bengisu Karaca, Akil İnsanlar Heyeti diye adlandırılan kişilerin aslında iz sürücülerden ibaret olduğunu, çözüm arayışının izini sürdüklerini anlattı.

Bu ülkede kan aktığını, evlatların şehit verildiğini, birçok ailenin evini, köyünü terk ettiğini söyleyen Karaca, "Sadece anneler değil, babalar da ağladı. Biz buraya sizlerin fikirlerinizi almaya geldik. Akan kanın durması ve barışın gelmesi konusunda herhalde kimsenin aksine söyleyeceği bir şey yok" değerlendirmesinde bulundu.

Tarık Çelenk de çözüm süreci ile ilgili çalışmayı, vicdani ve insani olarak değerlendirdiğini, salonda bulunanların da politik değil, insani ve vicdani kaygılarını, önerilerini paylaşmaya geldiklerini bildirdi.

Daha sonra toplantı basına kapalı olarak devam etti.